Varanasi

HİNDU’LARIN KUTSAL ŞEHRİ; VARANASİ


Dünyadaki bilinen en eski şehirlerden biri Varanasi. Nerdeyse 3000 yıllık tarihi var. Hinduların kutsal şehri ve haç mekanı. Tanrı Shiva’nın şehri. Kimilerine göre ise hüznün şehri.

Birçok gezgin eğer Varanasi’ye gitmemişseniz Hindistan’a gitmiş sayılmazsınız der. Bence bu tespit çok doğru. Burada Hindistan’ın bambaşka bir yüzünü görüyorsunuz. Bir yanda sefalet ve açlık, diğer yanda mistik dünyanın çarpıcı görüntüleri sizi alıp bir başka dünyaya götürüyor. Sanki bir masal aleminin içinde hissettiriyor sizi havadaki atmosfer.

Hindu dinine mensup yüzlerce kişi şehrin içinden geçen Ganj nehri (Hintliler Ganga diyorlar) kıyısındaki Gath ismi verilen basamaklı alanlarda arınma ritüelleri gereği nehirde yıkanıyorlar. Ayrıca Ganj kıyısında sabah gün doğarken ve akşam gün batımından sonra inançları gereği adına “Aarti” denilen törenler düzenleniyor.

Varanasi’de kaldığımız sürede sabah ve akşam düzenlenen “Aarti” Törenleri’ne katıldık. Yerli ve yabancı turistlerin bu törenleri izlemek için dünyanın dört bir yanından akın akın Varanasi’ye geldiğini bilmemize rağmen tören alanındaki kalabalığın çokluğu bizi hayrete düşürdü. “Aarti Töreni”ni kelimelerle anlatmak çok zor. Oradaki atmosferi hissetmek için yaşamak lazım. Mistik müzik eşliğinde söylenen ilahiler, değişik enstrümanlardan yayılan uhrevi müzik ve yakılan tütsülerin dumanları arasında törenler yaklaşık bir saat sürüyor.

Şehir gezisine ayırdığımız gün ilk durağımız şehir merkezinde bulunan “Durga Temple” adlı Hindu tapınağı oldu. Bütün tapınak girişlerinde olduğu gibi buraya girmeden önce ayakkabılar çıkarılıyor. Tapınağın içinde Hinduizm dinindeki tanrıların heykelleri ve yanan tütsülerin dumanları arasında dua etmekte olan ziyaretçilerin arasına karıştık. Küçük bir ücret karşılığı aldığımız meyve sepetini sunaktaki görevliye vermemiz gerekiyormuş. Sunak önündeki kuyruğa girerek teslim ettiğimiz meyve sepeti karşılığında alnımıza kırmızı bir boya sürüldü. Bu boya sürülen kişiye göre değişik anlamlar taşıyormuş. Bizimkinin anlamı ise üçüncü gözün simgesi imiş.

Tapınaktan çıktıktan sonra kısa bir yürüyüş mesafesinde bulunan müzede Hinduizm tarihi ile ilgili öykülerin sembolik olarak anlatımını izledik. Sırada Varanasi’nin ünlü tapınakları arasında yer alan “Sankat Mochan” tapınağı vardı. Kemerli bir kapıdan girilen bahçede etrafta dolaşan maymunların arasından geçerek tapınak binasını gezdik. İnançları gereği tapınağı ziyarete gelen Hinduları izledik.

Bir sonraki durağımız ise “Ramnagar Kalesi” idi. Buraya gitmek için Ganj Nehri üzerindeki bir köprüden geçerek nehrin doğu kıyısına geçiliyordu. Ganj Nehrinin kıyısında inşa edilmiş olan kale, yapılarındaki ince işçilik ve nehir manzarası ile dikkat çekmekteydi. Kale içinde bulunan müzede sömürge döneminden kalan eski model arabalar, tahtırevanlar, giyim eşyaları ve silahlar sergilenmekteydi.

Kale çıkışında verdiğimiz molada küçük bir çömlek kase içinde satılan masala çayı yorgunluğumuzu aldı götürdü. Hindistan seyahatimizde masala denilen baharat karışımının birçok çeşidine şahit olduk. Çeşitli baharatlardan yapılan bu karışım çay olarak içilebildiği gibi yemeklere lezzet katmak için de kullanılmaktaydı. Birçok çeşidi olan ve çay olarak kullanılan masala toz halinde olup sıcak suya karıştırılarak içiliyordu.

Kale gezisinden sonraki durağımız “Banaras Hindu Üniversitesi” nin geniş bahçesi içinde bulunan “Shree Vishwanath Temple” adlı Hintli ve yabancı turistler tarafından yoğun ilgi gören Hindu tapınağı idi. Varanasi, gerek Hindistan içinden, gerekse Asya ülkelerinden üniversite eğitimi almak isteyen gençlerin tercih ettiği bir şehirdi. Gezdiğimiz “Banaras Hindu Üniversitesi” 200.000 öğrenci kapasitesi ile hem Hindistan’ın hem de Asya’nın en büyük üniversitesi idi. Birçok yerli ve yabancı genç bu üniversitede eğitim almak için Varanasi’ye geliyordu.

Tapınaktan ayrıldıktan sonra bir rikşa ile şehrin kalabalık sokaklarına karıştık. Kiraladığımız rikşa şehir merkezinde her yönden gelen bisiklet ve motorların, yollarda salına salına gezinen ineklerin ve alışveriş yapmakta olan yerli halkın arasında güçlükle ilerliyordu. Bütün bu karmaşaya rağmen insanlar günlük hayatlarını son derece sakin ve stressiz bir şekilde sürdürmekteydiler. Asla agresif bir manzaraya, bir tartışma veya kavgaya şahit olmadık.

Akşam olmak üzereydi. Rehberimiz bizi akşam yemeği için yerli halkın gittiği bir restorana götürdü. Bugüne kadar gezdiğimiz şehirlerde kısmen de olsa batı tarzı yemeklerin servis edildiği restoranlara rastlamıştık. Varanasi’de kaldığımız üç gün boyunca böyle bir mekana rastlamadık. Fakat aç da kalmadık. Neyse ki damağımız Asya mutfağına alışkın olduğundan fazla sıkıntı da çekmedik. Yemek sonrası çarşı içinden yürüyerek otelimize ulaştık. Yarın sabah erkenden kalkarak Ganj Nehri kıyısında yapılan “Aarti” Törenini izleyecek, Ganj Nehri’nde gün doğumuna tanıklık edecektik. O güne ait izlenimlerimizi bir sonraki yazımda ayrıntılı olarak anlatacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir