Zanzibar

HAKUNA MATATA ZANZİBAR

Swahili dilinde “Hiç sorun yok, kafana takma” gibi manalara gelen HakunaMatata’yı Zanzibarlılardan sıkça duyuyorum. Bu kelimeyi zikir gibi o kadar çok söylüyorlar ki, hakikaten hiç sorunları yokmuş gibi kafalarına hiç bir şeyi takmadan yaşıyorlar. Öyle ki “Refiki (Arkadaş) Üçüncü Dünya Savaşı çıkmış diyolar, n’apcaz ?” El cevap “HAKUNA MATATA…”

Tanzanya’nın 45 km doğusunda, Hint Okyanusu’nda bulunan adaya ulaşmak için öncelikle Tanzanya’nın başkenti Dar Es Salaam’a ulaşmanız gerekiyor. THY direk sefer düzenliyor, yaklaşık sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Dar Es Salaam’a ulaşılıyor. Ve sonra ver elini Zanzibar.

Serengeti ovası, Kilimanjero dağı (Bu dağ Afrika da zirvesinde kar bulunan tek dağdır. 0da 10 yıla kalmadan eriyecekmiş haberiniz olsun)Viktorya Gölü (Nil’in bir kolu buradan doğar) ve Koku adası Zanzibar Tanzanya’dadır. Tüm bunları başka sayılarda anlatmak üzere “Jambo” Zanzibar diyelim. Jambo mu dedim ben? Swahili dilinde Merhaba demek. Swahili Tanzanya ve Kenya’da yaygın olarak kullanılan bir dil. İçerisinde bolca Arapça kelimenin bulunduğu dili biraz dikkatli dinlerseniz anlamanız mümkün. Ha “Arapça kelimeler ne arıyor bu Afrika dilinde?” derseniz, oralara girersek çıkamayız derim ama hadi biraz bahsedeyim.

Zanzibar İran’dan gelen Şirazlı göçmenler tarafından kurulmuş ve Farsça’da Zencilerin sahili manasına geliyor. İranlılar neden adaya gelmiş diye sormayın ama aaa! Sonraları Umman Sultanlığı kontrolüne giren ada, daha sonra Portekizlilerin kontrolüne, İngilizlerin sömürüsüne falan filan derken ancak 1964 yılında bugünkü özerklik halini almış. Ada aynı zamanda Afrika’nın ilk köle adası . Afrika’dan toplanan köleler Zanzibar’da toplanır, sonra Avrupa’ya gönderilirlermiş.

Nerede kalmıştık? Ha önce başkente sonra adaya…

Dar Es Salam’dan uçakla yada Feribotla adaya ulaşabilirsiniz. Ben feribotu tercih ediyorum. Yaklaşık iki saat sonra kalbimde heyecan, limanda “Karibu Zanzibar” ( Zanzibar’a Hoşgeldiniz) yazısı görülüyor. Öyle hemen adaya ayak basamıyorsunuz. Zanzibar Tanzanya’ya bağlı ama değil gibi yani özerk bölge. Yeni bir ülkeye giriş yapar gibi form dolduruyorum. Pasaportuma giriş mührü vuruluyor, sonra hadi bakalım gez dolaş deniyor, hızla limandan ayrılıyorum.

Zanzibar’da gezilmesi görülmesi gereken yerler, yapılması gerekenler kafamda “Önce ben, Önce Ben” diye bağrışıyorlar. Rehberim Faruk’la buluşup, Zanzibar beşibiryerdelerini sayıyorum. Baharat turu, Prison Island, Yunus Turu, Stone Town, Kırmızı Maymunlar, söyle Faruk önce hangisi?

Biraz sonra Faruk beni bir tekneye bindirip Prison Island’a doğru uğurluyor. Tekneyle 20 dakika sürecek 5 km yolumuza henüz başlamışken teknenin motoru arızalanıyor. “HakunaMatata” denilip sorun giderildikten sonra yola devam. Etrafımızda irili ufaklı birçok ada var. Üzerinde hiçbir şey olmayan sadece kumdan oluşan adayı teğet geçip yılanlı adayı seyrediyoruz. Derken Prison Island’ın kumsalını görüyorum. Gördüğüm serap mı, rüyadamıyım emin olmak için kendime birkaç hareket çekiyorum ama genede emin olamıyorum. Beynim sürekli “Bu gerçek olamayacak kadar güzel bu gerçek olamaz” diye fısıldıyor. Adaya ayak bastığım anda ayaklarım yerden kesiliyor, sanki yerçekimsiz ortamdayım. Beyaz kumdan sahil, turkuaz renkli deniz, palmiyeler tam bir ıssız ada manzarası. Bu arada ada manzaralarında ki o güzelim ağaçlar Palmiye değil, Hindistan Cevizi ağacı.

Ada eskiden kölelerin hapsedildiği yer olduğu için hapis adası adıyla anılıyor. Bugün o hapishane lüks bir otele çevrilmiş. Adadaki ilginç bir diğer şey ise Dev kaplumbağalar. Adanın orta bölümünde bulunan kaplumbağaların boyu 1 metreyi buluyor. Kafalarını kuzu başı okşar gibi okşuyoruz. Senin benim yaşımda ki bir kaplumbağa, orada yeni doğmuş bebek muamelesi görüyor. Yüz yaşında ki kaplumbağaları bakkala çekirdek almaya yolluyorlar. Düşün artık dede denecek yaştakileri.

Halen şimdi bile orası gerçekmiydi değil miydi tereddüt ediyorum? Sonra Fotoğrafları açıp bakınca biraz ikna olur gibi oluyorum. Adadan ayrılmışım, bir taksiye binmişim baharat turuna doğru yola koyulmuşum, mış muş diyorum çünkü taksiye kadarını hatırlamıyorum o kadar büyülenmişim yani.

Ada baharatlarıyla ünlü. Baharat adası olarak da biliniyor zaten ekonomiside öncelikle baharat üretimi sonra turizm.

Tur başlar başlamaz rehber elime Star Fruit’i (Yıldız Meyve) tutuşturuyor, sonra Paissan (Tutku Meyvesi) ikiside ilkkez gördüğüm tropikal meyveler. Zanzibar Tropikal meyveler açısından da çok zengin yüzlerce çeşit meyve ve meyve sularını tatmaya ve içmeye doyamıyorsunuz. Baharat turumun her adımında ilginç bir deneyim yaşıyorum. Rehber ağaçtan bir yaprak koparıp “kokla” diyor. çok bildik tanıdık bir parfümün kokusu, başka bir yaprak başka bir bildik parfümün kokusu. Yerden bir ot koparıyor Kaküla, saçma sapan bir sarmaşık gösteriyor içinde vanilya bitkisi, işte şu karabiber ağacı, bu karanfil ağacı diyor şaşa şaşa izliyorum. Dikenli bir bitkinin içini açıyor kıp kırmızı işte bu ruj hammaddesi diyor. Tarçın fidanı koparıyor kökünü kokluyorum “Viks”. Hep kötü şeyler için söylenir ama ben bu kez iyi bir şey için dillendiriyorum ” Allah ‘ım bu da mı gelecekti başıma, bu ne güzellik böyle…?”

Gelelim adanın başkenti Stone Town’a. Burası ayrı bir güzel. Afrika, Arap, İngiliz mimari karışımından oluşan yapılar, daracık sokaklar özellikle ahşap, dantel gibi işlenmiş devasa kapıları ve tabi ki FreddieMercury. Queen’in solisti FreddieMercury burada doğmuş. Doğduğu ev şuan hediyelik eşyacı.

Şehrin tamamını yürüyerek gezmek mümkün bende öyle yapıyor önüme çıkan her sokağa dalıyorum. daracık sokaklarda oynayan çocuklar, bisikletiyle süt satan mahalle sütçüsü, çamaşır yıkayan yaşlı amca ve tabiki ahşap kapılar. Sırf şehir merkezine bir hafta ayırsanız dayamazsınız deyip çok laf etmekten kurtulayım. Gezerken ara sıra hindistan cevizi, şeker kamışı ve tropik meyve suyu içiyorum. Bardağı yaklaşık 60 krş, 1 tl bile değil yani.

Şehrin aşağısında sahil kenarında ForodhanıGarden parkı var ki akşama doğru orada bir panayır kuruluyor ben diyeyim Marekeş’dekinin aynısı, sen bir sey deme ; )

Tezgahlar kuruluyor. Açık hava lokantası diyebiliriz, tahmin edin işte tezgahlarda özellikle deniz ürünleri, et ve meyveler olmak üzere her türlü yiyecek bulmak mümkün. Sebze hamur işi ve meyve yenilebilir. Ama et ve deniz ürünleri pek taze değil. Yok yok hiç taze değil. Yok direk kokmuş diyelim. Bitireyim mi yazıyı burada ha nedersiniz?

Ama Gerçekten sanatçı insanlar abanoz ağacından el işçiliğiyle yapılmış hediyelik eşyalar ve bizzat kullanılmak üzere üretilmiş meteryalleri tavsiye ederim. Kazıklasalar bile ucuz.

Beyt El Jaip yani House of Wonder yani Harika Ev ulusal müze olarak ForodhanıGarden Meynanı’nın yanında sahile karşı yükseliyor. Gezmenizi tavsiye ederim. Tavsiye edeceklerimin listesi uzayabilir, o nedenle kısa kesmek niyetindeyim. Zanzibar’a özgü helvayı tadın derim sıcak yiyin ama ben getirdim dondu yenmiyor. Yunusları görmek istiyorsanız tura erken saatlerde çıkmalısınız, kırmızı sırtlı maymunları görmek istiyorsanız, uyku saatlerine denk getirmeyin. Son olarak Zanzibar’a ne yapıp ne edip gidin.