WROCLAW

CÜCELER SİZİ HER YERDE İZLİYOR, WROCLAW

Avrupa’nın çiçeği, Polonya’nın Venedik’i olarak anılan Aşağı Silezya eyaletinin başkenti Polonya’nın dördüncü büyük kenti Wroclaw’ı ziyaret için tam üç günümü ayırdım. Ama doğrusu değdi. Sessiz, şirin ama sonra anlıyorsunuz ki bu kent güzelliğini gizliyor. Kendini tanıtmamış. Unutmayın bu şehrin yüzde 70’i II. Dünya Savaşı’nda tamamen yıkıldı:küllerinden kent tekrar doğdu. Hele ekimin sonunda yaprakların turuncu, kahverengi, kırmızı karışımının doğadaki olağanüstü ahengini saatlerce seyretseniz yeridir.

Wroclaw’da eski ile modern yan yana, bir yanda tapınak şövalyelerinin izlerini takip ederken, Oder Nehri üzerindeki 127 köprünün tadını çıkarıyorsunuz. Tumski Köprüsü’nde âşıkların kilitleyip anahtarlarını nehre attığı yüzlerce irili ufaklı kilit artık ağırlıkları ile köprüde tehlike yaratıyor. Kilitleri sökmeyi düşünüyorlar.

Ünlü Mavi Köprü Most Grunwaldzki’nin mimarı köprünün açılmasına az bir süre kala statik hesaplarını yanlış yapmış olduğunu fark eder, köprü açılır açılmaz hemen yıkılacak diye bunalıma düşüp kendisini köprüsünde asar. Ancak daha sonları hesapların aslında doğru olduğu ortaya çıkar. Köprü bugün bile faal.

Wroclaw’u Almanlar “Breslau” olarak isimlendiriyor. Kentin kuruluşu Prusya Kralı Friedrich II tarafından 1741 yılında gerçekleşmiş. Alman, Prusya ve Çek güçleri sıra ile bu coğrafyaya hâkim olmuş.

Cüceleri var Wroclaw’ın, sayıları belki 150 belki 200, tam olarak kimse bilmiyor. Cüceler her yerde olabilir, direklerde, kaldırımlarda, banklarda, ağaçlarda, pencerelerde, parklarda. Söylentilere göre Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in hikâyesi gerçekte bu coğrafyada yaşanmış.

Wroclaw beş katedrali ile tam bir dinler mozaiği, tüm dinlerin (Katolik, Protestan, Musevi, Ortodoks, Dominik Kilisesi) kesişim noktası. Wroclaw Katedrali’nin kulesinden hava açıksa kentin manzarasını keyifle seyredebilirsiniz. Katedral Adası’nda bulunan 71 gaz lambasını geleneklere sahip çıkan yerel kıyafetli bir görevli, her akşam 1.5 saat içinde tek tek yakıyor. Birkaç kiliseye girdim, bir köşeye oturdum, uzun uzun etrafı seyrettim.

Cemaatinin hemen hemen tamamı yaşlılar. Peki, 15 yıl sonra buradaki onlarca gösterişli mabedi meraklı gezginlerin dışında acaba kim ziyaret edecek?

Raclawice Panorama Müzesi İstanbul’daki Panorama 1453 gibi yuvarlak tek dev bir resim. 1974 yılında Raclawice’de yaşanan Leh – Rus savaşını anlatıyor. Bir anda kendinizi dumanı, tüfek ve top sesleri ile savaşın tam içinde buluyorsunuz.

Szczytnicki Parkı’na kadar uzanmanız gerekir. Burada 500 yıllık meşe ağacı ile 350 çeşit ağaç dışında 1913 yılında kurulan Japon bahçesi de bulunuyor. Suni gölleri, tahtadan köprüleri, kaya parçaları, ağaç çeşitlerinin kompozisyonu ile farklı bir atmosfer oluşturulmuş. Ayrıca park içinde su ile renk ve ses gösterilerinin yapıldığı bir dev havuzun arkasında Max Berg’in bir teknoloji harikası olarak kabul edilip, 20 ayda tamamlanan dönemin en büyük kubbesini taşıyan “Hala Ludowa” (Halk Salonu) da görülmeli. Ama dev binanın önünde dikilen upuzun teneke kuleyi doğrusu çok anlamsız ve çirkin buldum.

Pazar Meydanı’nın (Market Square) ortasına oturtulan bol camlı modern havuz onlarca anıt bina ile sarılmış. Tarihi meydana bu havuz ne kadar yakışmış bilemem! Ama meydanda mezarlığa açılan kapının üstünde aynen şöyle yazıyor. Mors Lanuna Vitaz (Ölüm Hayatın Kapısıdır.)

Wroclaw’da bir yargıç tanık olarak mahkemeye getirilen bir hanıma

–“Hanımefendi, doğru söyleyeceğinize dair İncil üzerine yemin ettiniz. Şimdi söyleyin bakalım kaç yaşındasınız ?”.

-Otuz yaşımı birkaç ay geçtim.

– Tam olarak kaç ay

– Doksan altı.

Kısa Kısa Wroclaw

· Wroclaw, 2002 yılında İzmir ile kardeş şehir ilan edilmiş.

· Bu kentin her evinin mutfağında bir çeşit patatesli mantı olan Pierogi pişer ve genellikle de Vodka ile ikram edilir.

· Kentin halkı Slask Wroclaw futbol takımına sahip çıkar. Ama futbola ayrılan bütçe ve futbolculara verilen değer bakımından hiçbir ülke bizimle yarışamaz, maşallah!

· Her yıl, 1 Kasım tarihinde tüm Wroclaw halkı ellerinde çiçek ve mumlarla mezarlıklara koşar. O gün ölülere saygı gösterilir. Mezarlık bir anda festival alanına, bir çiçek ve mum bahçesine dönüşür. Görülesi bir manzaradır. Aralarda tek tek belki de akrabası ve tanıdığı kalmadığı için süslenmemiş, bakımsız mezarları da komşuları sahiplenir. Hele gece mezarlık mum ışıkları ve ilahiler altında ayrı bir atmosfere bürünür.

· İllaki burada da ben AVM isterim onsuz yapamam derseniz, Galeria Dominikanska sizi bekliyor.

· Bu kentin çarşısında da elbette bir kebap dükkânımız var. Burada adı, “KabapKing”.

· Bir gününüzü çevre gezisine ayırabilirseniz, Klodzko Vadisi’ni tavsiye ederim. Bu yöre ortaçağ şatoları, ilginç kaya formasyonları, masa şeklinde dağları ve duvarları 30 yıl Savaşları sırasında (1618 – 1648) ölenlerin kemikleri ile kaplı Kudowa Zdroj Şapeli’ni ziyaret etmeninizi öneririm.

· Wroclaw Teknoloji Üniversitesi, bugün 32 bin öğrencisi ile aralarında kuantum fiziği dalında buluşları ile tanıdığımız Max Berg dâhil 8 Nobel ödülüne imzasını koymuş. XVIII. yüzyılda Avusturya imparatoru I. Leopold’un kurduğu bu saygın eğitim kurumu Avrupa’nın en eskilerinden. Kampüsünü gezdim, bahçesindeki taş anıta tüm profesörlerinin isimleri yıl bazında işlenmiş. Ayrıca bir binanın duvarında çok ilginç bir elektronik saat var. Zaman ikinin kuvvetleri ile hesaplanıyormuş ama doğrusu ben bu işi çözemedim. Belki de çalışma prensibini bana doğru dürüst anlatamadılar.

· Wroclaw aynı zamanda diyalog, tiyatro, opera gibi dallarda bir festivaller coğrafyası.

· Üniversitelerin civarında daha çok öğrencilere hitap eden ve bol geleneksel çeşit içeren açık büfe lokantalar var. Tabağı tartıp ücretlendiriyorlar. Gayet ucuz, bunlardan birisinin adı Bazylia. Ama sadece hafta içi saat 17’ye kadar açıklar. Tavsiye ederim.

· Wroclaw tam anlamı ile bir öğrenci kenti. Nüfusun yarısı nerede ise öğrenci. Tabii gençler çoğunlukta olunca kentte“gençlik ruhuna” sahip oluyor. Her tür müzik, eğlence, konserler, barlar, sergiler, sanat galerileri birbirini takip ediyor. Gençler yemyeşil Malt Adası’nı çok seviyor. Her fırsatta hava güneşli ise oraya koşup ellerinde kahveleri ile kendilerini hemen çimlerin üstlerine atıyorlar.

· Elbette masum hayvanların tutuk evi olan Wroclaw Hayvanat Bahçesi’ne gitmedim.

· Kapalı pazar yeri Targowa’yıda şöyle bir turlayın, yöresel meyve, sebze ve tatları tanıyacaksınız. Ama doğrusu tezgâhlarda sergilenenler ülkemizden pek farklı değil.

· Tarihi bir mekânda 1815 yılında kurulan Ulusal Müzesi, Silisya yöresinin sanatını, heykeli, resmi, grafiği, karikatürü animasyon ile tanıtıyor.

· Perdesini açan çok sayıda tiyatro ve operası Wroclaw halkının sanata olan ilgisinin bir işareti. Operanın Ludowa Salonu’nda ünlü bir operayı izlemeye ne dersiniz?

· Bu kentten alınabilecek en anlamlı hediye bence ufak bir “cüce heykeli”. Ayrıca çok da ucuz. Aslında bu coğrafya sahiden ucuz.

· Hava müsaade ediyorsa Oder Nehri üzerinde bir nehir turu yapmanızı da öneririm.

Uzaktan Polonyalıların sohbetleri bana Türkçe’yi andırdı. Polonya televizyonunda yabancı dildeki tüm film ve programlar anında Lehçe’ye çevrildiğinden anlamıyorsunuz. Alt yazı kavramı pek yok. Elbette böylece halkın İngilizce öğrenmesini de bir bakıma engelliyorlar.