PATTAYA’DAN GÜNEYE “KOH CHANG”

Tekrar Tayland’a uçmak zamanı geldi deyip değerli arkadaşım, opera sanatçısı Gülderen Kazmagil ile THY Bangkok uçağına kendimiz atıyoruz. Uçuş gidişte 9,5 saat kadar. Ama dönüşte bir saat uzun. Uzun yolculukta ilaç alıp en güzeli uyumak, hele birde uçakta yanınız boşsa!

Bangkok Havalimanın en alt katından Pattaya’ya her saat başı otobüs kalkıyor. Salonun ucunda da geniş bir yiyecek ve içecek bölümü bulunuyor. O kadar çeşit, meyveli, baharatlı, kakaolu, hindistan cevizli, kivili, naneli, tarçınlı, zencefilli içecek var ki! Keşke hepsini deneyebilsek, ama bizce en bilinen, en sorunsuz olan galiba “haşlanmış pilav”. Pattaya otobüsüne biniyoruz. Yol boyunca yeşil alanların arasına gecekondular sıralanmış. Yolculuk iki saat kadar. Pattaya’nın rutubetten siyah suratlı çirkin binaları bizi karşılıyor. Tüm kablolar üstten geçirilmiş ve inanın görüntü çok çirkin. Bir zamanlar Türkiye’de öyleydi, hatırlar mısınız,  fotoğraf çekemiyordunuz, Türkiye’nin en ilginç kentlerinden olan Mardin’de bu kabloların kalkması için ben mücadele vermiştim!

Pattaya Bangkok’un 150 kilometre Güneydoğusu’nda beş bin kişilik bir balıkçı kasabası iken Vietnam Savaşı esnasında Amerikan askerlerinin stres atmaları, dinlenmeleri ve ön tedavileri için burası merkez seçilmiş.

Dört kilometrelik uzun sahil şeridi ile gemilerin yanaşmasına uygun konumu, Tayland Körfezinin azgın dalgalarına da kapalı olması bu seçimde önemli bir rol oynamış.

Pattaya hızla gelişmiş ve büyümüş.  Savaş sonrası çok sayıda Amerikalı asker evlenip buraya yerleşmiş ve Pattaya Tayland’ın en önemli turistik merkezlerinden birisi haline gelmiş. Taylandlı kızların eşlerine bağlılığı, hizmet anlayışı, uysallığı, şefkati bu tabloda etkili olmuş.  Ama kentin yapılaşması maalesef “kötü.” Sahilde hemen hemen her yapı bir otel. Çok sayıda otelin bulunması nedeniyle rekabet yüzünden fiyatları düşürüyor. Mevsim dışı oda ücretleri sadece 20-50 dolar kadar.

Pattaya ayrıca uçuk eğlence merkezi olarak da ün yaptı. Maalesef sahil yolu akşamları yüzlerce genç kız ile doluyor. Müşterileri ise çapkın ve yaşlı Avrupa ile Amerikalılar. Ama manzara sahiden çirkin. Çocuklara acıyorsunuz.  Ortaya açıkça bir “et pazarı” sunulmakta. Doksan yaşında şişman bir Alman dede 16 yaşında ufak tefek bir kızla rahatça el ele yürüyor. Kucak kucağa oturuyor, daha ilginci buna devlet hiç ses çıkarmıyor. Hatta kızların aileleri de bu şekilde bir para kazanma yöntemini destekliyormuş!

Kanalizasyonların denize verilmesi, yakındaki petro kimya tesisleri sayesinde Pattaya sahilinde denize girmek artık çok zor. Pattaya’dan ancak 30 kilometre kadar uzaklaşırsanız sağlıklı ve temiz bir denize ulaşırsınız. Pattaya aslında iki ana caddeye sahip. Sahildeki “Beach Road” ve paralelindeki “Second Road”. Hintliler bu coğrafyada bilhassa ticarette oldukça önemli bir rol oynuyorlar. Ayrıca, Pattaya Çin, Japon, Rus ve Türkiye  dahil Avrupalı ziyaretçilere kapılarını açmış. Yollarda motosiklet hareketi fazla, buna paralel olarak trafik kazası oranı da yüksek. Alkazar Tiyatrosu’nda günde üç defa Saat 12, 15 ve 17’de uluslararası bir “Gösteri” sergileniyor. En kolay ulaşım aracı motosiklet ile.  Diğer ucuz ulaşımı sağlayan Tuk Tuk’ların güzergahı üstünde tarifesi sadece 10 baht. Ama ana yoldan uzaklaşırsanız işte o zaman taksi tarifesine dönüşüyor.

Tayland’ın her köşesinde 24 saat açık tutulan 7-11 dükkanları bulunuyor. Pattaya’ya yerleşen yüzlerce emekli Türk’ün bulunduğu söyleniyor. Elbette yaşam bu coğrafyada daha ucuz ama Türkiye’den gelen emekli maaşı ile burada konforlu bir hayat sürdürmekte bence hayal. Belki mutfaksız tek odalı bir evde ekonomik bir yaşam seçilebilinir.  Bu arada Pattaya’da Türk lokantaları da mevcut.

Gecelemek için Nautical Inn Otelini seçiyoruz. Sahibi bir amiral olan bu otel Pattaya’nın en popüler iki paralel cadde arasında geniş bir araziye sahip. Ana kapısı sahil yolunda. Güzel ve bakımlı bahçesinde çok sayıda kuş uçuşuyor.

 Gece hayatı dışında da Pattaya’da görülecek yerler elbette var.

  • İlginç bir mimariye sahip Vilharn Thip Çin Budist tapınağı Ang Silla koyu manzarası da sunuyor. Boyları 35 metreyi bulan kırmızı beyaz ejder figürleri doğrusu görülmeye değer.
  • The Sancturacy of Truth, Prasat Satchatham (Doğruluk Tapınağı) 105 metre yüksekliğinde 250 ahşap ustası tarafından yıllar içinde hazırlanmış. Tapınağın içinde yedi yaratıcının ahşap heykelleri yer alıyor. Cennet, dünya, baba, anne, ay, güneş ve yıldızlar.
  • Kültürel gösterilerin gerçekleştiği Nong Nooch Köyü’nde 9 bölümlü bir tropikal bahçe ile suni bir göl var. Ayrıca burada geniş bir orkide bahçesi, fil gösterileri, spor araba koleksiyonu bulunuyor.
  • Pattaya’ya yakın Xoh Lam Mercan Adası beyaz kumlu plajı ile ünlü.
  • Mini Siam Miniatür Parkında Tayland’ın ünlü yapıların 1:25 ölçeğinde maketlerini bulabilirsiniz.
  • Büyük Buda Tepesi’nde 18 metrelik dev buda heykeli ve Konfüçyüs’e adanmış Wat Phra Yol Tapınağı bulunuyor. Bu yükseltiden sahil ve okyanusun manzarası harika doğrusu.
  • Pattaya’nın gece hayatına ortak olmak isterseniz “Walking Street” lokantaları, dükkanları, go-go barları ve konser alanları sizleri bekliyor!

Pattaya’dan artık Güneye doğru yola çıkma zamanı geldi. Maalesef sokaktakiler İngilizce bilmiyorlar. Bilenler de sorduğumuzu pek anlamıyor. Yanlış bilgi verip sizi şaşırtıyorlar.  Bizi doğru Bangkok otobüslerinin kalktığı terminale götürüyorlar. Derdimizi anlatmak için iki saat kaybediyoruz. Sonunda Rayong-Chanthaburi-Trat ve Koh Chang istikametine kalkan minibüslerin bulunduğu ofisi buluyoruz. Minibüs rahat, şoförün eşi de yanında ve sürekli kocasını besliyor. Otoyoldan giderek 4,5 saat sonra Chanthaburi’ye varıyoruz. Hemen otobüs garının yakınındaki daha yeni hizmete giren Chanthaburi Central Otel’e yerleşiyoruz. Gülderen ile dışarı çıkıp seyyar satıcıdan bolca tavuk budu alıp sokak köpeklerini doyuruyoruz. Belediye Binası önünde yer alan kralın fotoğraflı panoları ve heykeli ile sahiden çok gösterişli. Her kente girişte kralın resminin bulunduğu kemerler dikkati çekiyor.

Sabah yine Chanthaburi Otobüs Terminalindeyiz. Bankta oturan fırça saçlı öğrenci ile yanındaki ihtiyar beni dikkatle süzüyorlar. Belki ikisi de diyalog başlasın istiyor. Tropik kuşların ve cırcır böceklerin sesi ortamda dalgalanıyor. Bir köpek sürüsü yaklaşıyor. Belli ki açlar, onlar için kahvaltıdan sosis almıştık, atıyoruz. Bazıları bizden çekinip yanaşmıyor. Siyah olanı diğerlerine hırlıyor. Seyyar satıcı bir köşede onlarca çeşit, paketlenmiş rengarenk yemiş ve kurutulmuş meyve satıyor. Ayçiçeğini bile balla karıştırmışlar.

Kırlangıç gibi özgürüm, çingene ruhlu bir yeryüzü tutkunu olarak hep yolda olmak beni yorulsam da mutlu ediyor!

Trat minibüsü hareket ediyor. Güneye gidildikçe yeşil artıyor. Trat’a giriyoruz ve başka bir tuk-tuk’la bizi Fil Adası’na (Koh Chang) götürecek feribot iskelesine doğru yola çıkıyoruz. Hanım şoför oldukça hızlı gidiyor. İskele çok hareketli. İlk defa  başta Japon ve Rus olmak üzere gezginler görüyoruz. Saat 06.30 ile 19.00 arası her yarım saatte bir feribot adaya hareket ediyor.

Birden yağmur bastırıyor ama hazırlıklılar. Hemen geminin önüne baştan başa naylon geriyorlar. Kırk dakika sonra “Koh Chang Adası” tüm sivri yeşil dağları heybeti ile görünüyor. Sevimli ve sakin bir ada.

İskelede arabalar tek tek adaya iniyor. Birden herkes gidiyor. Sırt çantalı Rus bir çocuk, elinde yeşil bavulu ile bir Japon kız ve biz öyle ortada kalıyoruz. İskelede bekleyen Tuk-Tuk dolmadan kalkmıyor. Yarım saat sonra bizi başka bir Tuk-Tuk’a geçiriyorlar, nihayet yola koyuluyoruz.

İlk durak olan White-Sand Beach’de iniyoruz. Burası adanın ilk kurulmuş en hareketli yerleşim merkezi. Adı üstünde beyaz, uzun bir kumsala sahip. Sahil boyunca oteller, pansiyonlar, barlar, dükkanlar, seyahat acentaları sıralanmış!

Sonrada dernek arkadaşımız Mete Darcan’ın tavsiye ettiği Banpu Tesislerini bulup yerleşiyoruz. Her yerde ahşap kullanılmış, zevkli bir ortam yaratılmış, odalar geniş, lobisi ve bahçesi güzel, sahilinde yüzmek de mümkün! Fiyatı da doğrusu ucuz idi!

Koh Chang, Tayland’ın en büyük ikinci adası ve beş bin kişiyi barındırıyor. Eskiden hippilere hizmet verirken bugün kıyıları lüks otellerle dolmuş ama plaja yakın çok ucuz kulübe ile bungalov tarzı konaklama bulmak mümkün! Özellikle de “Lonely Beach”de.

Koh Chang aslında elliye yakın adalardan oluşan bir adalar topluluğu. Bazılarına göre adanın biri file benzediği için adı “Fil Adası” (Koh Chang) olmuş. Ama adadaki filler buraya sonradan getirilmiş. Maalesef altı farklı kampta bu filler insanları taşımak,  eğlendirmek zorunda. Adanın %70’i bozulmamış yağmur ormanları ile kaplı. Adayı çevreleyen Andaman Denizi’nin mercan kayalıkları ile zengin deniz yaşamı dalış meraklılarını celbediyor.

Ulusal park statüsünde olan adada yerleşim daha fazla kumsala sahip batı sahilinde, doğu kısmı ise dağlık ve ormanlık. Yollar adanın coğrafyası nedeniyle dar ve kavisli ayrıca lunapark gibi yollar bir alçalıp, birden bire de yükseliyor. Önümüzü göremiyoruz. Kaldırım yok ve yolun kenarları çok yüksek. Motosikletliler ise başka tehlike! Birde en önemlisi trafik akışı bize göre ters! O yüzden çok dikkatli olmak gerekiyor. Hele yağışlı Haziran-Ekim arası ıslak yollarda araba kullanmak daha da zorlaşıyor!

Koh Mak, Koh Wai ve Koh Kood gibi çevre adalarına gerçekleşen günlük tekne turlarına katılmak mümkün. Adada ziyarete açık dört adette şelale var. Ama benzer tropikal adalarda şelale görmüşseniz bunları pek tavsiye etmem. Girişleri de ayrıca ücretli!

Koh Chang Adası 29 farklı memeli türüne sahip. Japon makakisa yaban domuzu, ufak asya kuyruksüreni, havlar gibi ses çıkartan bir geyik türü “barking deer”, gümüş renkli yaprak maymunu gibi. Timsah, fil ve yılan gösterilere katılıp bu hayvanların istismarına ortak olmanızı ve desteklemenizi istemem doğrusu.

Milli park ilan edilen adada ağaç boyunu geçen yapılanmaya izin verilmemesi çok yerinde bir karar! Dilerim hep uygulanır. Para karşılığında göz yumulmaz. Adanın yemek kültürüne elbette ızgara balık ile karides, çorbalar, balık topları, suşi, tavuk dürüm, noodle gibi deniz ürünleri yaygın.

Koh Chang’dan otobüsle 5 saatte Kamboçya’nın Siem Reap Kentine yani ünlü “Angkor Wat Ören Sahası’na” ulaşmak mümkün. Koh Chang’dan Bangkok’a gitmek için ise otobüsle 5-6 saatlik bir yolculuk gerekiyor.

Koh Chang Adası ile İlgili Bazı İzlenimlerim!

  • Dükkanlara girerken bile ayakkabı çıkartılıyor.
  • Adanın her yanında betondan ama renkli sevimli “fil heykelleri” var.
  • Her köşede bir lokanta var ama bir çoğu faal değildi.
  • Bence adanın en güzel tesisi Mercure Hotel. Öyle çok da pahalı değil. Issız bir körfezde ve mimarisi harika. Personeli de özenle seçilmiş. Ama tek mahsuru merkeze uzak oluşu. Tüm gün burada kalıp “Kum – güneş – deniz” üçlüsüne teslim olup keyif yapacaksınız.
  • Tüm sahili dolaşan tuk-tuklar var. Ücreti sabit ve 100 baht (10 TL). (2017 yılı)
  • Atık sular maalesef sokak aralarından denize akıyor.
  • Turistik eşya satan çok sayıda dükkan var. Tişört, filden anahtarlıklar, şapkalar, tahta heykeller gibi… Yine sık sık para bozdurma gişeleri mevcut. (1 USD = 32 Baht idi (2017))
  • Koh Chang’ın iki adet ilginç batığı var. En önemlisi LST-542 Amerika çıkartma gemisi, 22 Kasım 2012’de Koh Chan’ın güney doğusunda batmış. Otuz iki metredeki batık, dalgıçların her an ilgisini çekiyor.
  • Adada kimse sizi rahatsız etmiyor. Dükkan sahipleri üzerinize koşup yoldan çevirmiyor. Peşinizden ısrarla koşturmuyor.
  • Sırt çantalıların ve gençlerin tercih ettiği biraz bohem, biraz döküntü, biraz çılgın sahil “Lonely Beach” olarak biliniyor. Burada yaşam yavaş ve ucuz!

Dönüşümüzü Trat Havaalanı’ndan başkente Bangkok Havayolları ile yapıyoruz. Otelden sizi lüks bir minibüs ile alıyorlar, feribotla anakaraya geçirip havalimanına kadar bırakıyorlar. (Uçak 100 USD, transfer ise 12 USD idi). Bangkok’a günde üç sefer var. Trat Havaalanı çok sempatik, tertemiz. Bekleme salonunda tüm yolculara açık büfe  zengin ikram bile var. İlk defa böyle bir uygulama gördüm. Tüm personeli güler yüzlü. Uçağa kadar elektrikli golf arabaları ile götürüyorlar.

Bir saatlik uçuşta peynirli, tatlılı, meyveli mükemmel bir ikram bile var. Zaten dünyanın en iyi bölgesel havaalanı seçilmiş!

Phuket

Gülüşler Beldesi Tayland’ın Turizm Efsanesi Phuket

Gönlümü çekse de yarin hayali

Aşmaya kudretim yetmez cibali

Yolcuyum bir kuru yaprak misali

Rüzgarın önüne katılmışım ben

(Han Duvarları)

Andamar Denizinin içine uzanan körfezde kurulan Phuket’e 20 yıl önce Gezginler Kulübü üyeleri ile  şöyle bir uğramıştım. Ama doğrusu bu ziyaret fazla iz bırakmamış. Zaten o yıllarda her şehirde sadece iki gece kalınırdı. Mühim olan ayak basmaktı. Birden bire Phuket popüler oldu. THY her gün doğruca bu adaya uçuyor. Katar Havayolları Doha aktarmalı gidiş – dönüş 450 dolar gibi bir fiyat yakaladık.

Üyemiz Göksel Tan’ın önerisi ile aylar önceden ucuz biletimizi aldık. Katar Havayollarında ikram ve servis sahiden güzel. Ama uçakları çok dolu, koltukları rahatsız,  ağlayan bebekler, kusanlar, yerlere fırlatılmış yemekler ! İşte ucuz olunca da  buna katlanacaksınız !

Phuket Havalimanına uçaklar sabah erken saatte iniyor. Bavulumu kapıp dışarı fırlıyorum. Phuket – Town’a giden bir otobüs buluyorum, uykusuzum. Yarı uyanık etrafa bakıyorum. Kırmızı havaalanı otobüsünün 20 kadar yolcusu var. Karşımdaki kız iri siyah gözleri ile arada bir  bana bakıyor, kirpikleri simli rimelle boyanmış. Film yıldızı edası ile çevresine yaramaz bakışlar fırlatıyor. Sıcakta bir yandan sersemletiyor, başım arada bir  önüme düşüyor.

Phuket’in ilk adı Tamil dilinde “Kristal Dağ” anlamına gelen “Manikram”,   Phuket ise Malay dilinde dağ anlamına gelen “bukil” ile Tay dilinde yine dağ demek olan “Phu” ve mücevher anlamlı “ket” kelimelerinden oluşmuş. Yani her dilde Phuket’e “dağ” anlamı yüklenmiş.

İlk yıllarda balıkçılık ve kalay madenciliği ile geçinen Phuket hızla uzakdoğunun bir numaralı turist merkezi olmayı başarmış.

Phuket’i ormanlar ile örtülü tepeleri, etrafındaki cennet adaları, mavinin ve yeşilin her tonunu barındıran denizi, sivri yükselen kayaları, palmiyeleri ile güneş batımında kızıl zeminli bir tuval üzerinde eşsiz renkli figürlerle dolu bir tablo gibi  uzun uzun seyrediyorum.

Phuket’te her köşesinde seyyar standlarda turlar pazarlanır ve ziyaretçilerin çoğu da bunlara katılır.

Bu turların bir tanesi Phi Phi ve Khai Adaları ile  Maya Körfezi’ni kapsar.

Phi Phi Ley Adası’na sadece ufak teknelerin yanaşmasına izin veriliyordu. Ama 2019 yılında fazla ziyaretçi sayısı yüzünden tamamen yasaklanmış. Ada artık lağım kokar olmuş. Denizde de küme küme plastikler yüzüyor.   Bu koy Alex Gorland’ın romanından hareketle Danny Boyle’nin çektiği Leonardo Di Caprio’nun baş rolünü oynadığı “Kumsal” adlı filmle ünlendi.

Ayrıca Phi Phi Don Adası’ndaki maymunlar sahilinde de mola veriliyor. Maymunların bazıları çekingen, bazılar cüretkar, kimisi ise saldırgan. Khai Adası’nda ise yüzülüyor. Mangro ağaçları tuzlu suda yaşayabilen tek ağaç türü.

Viking Mağarasının olduğu sahil açık deniz korsanlarının konaklama yeri imiş. Şu anda kayalıklara binlerce güvercin yuva yapmış.  Ancak kuş yuvası çorbası için maalesef martıların yumurtaları toplanıyor.

Gelelim “James Bond” olarak anılan Khao Ping Kan Adası turuna. Hong veya Talu adasında Kano ile veya yaya olarak yarasa dolu bir mağaraya giriliyor. Yüz metre çaplı gölün yanlarından göğe yükselen çivi gibi dimdik kayalar sahiden etkileyici. Vietnam’daki Halong Körfezi’ni andırıyor.

Müslüman Panyee Köyü 320 metreye 80 metre alana kazıklar üzerinde kurulmuş. Kıyısı yok ve köy daha fazla da genişleyemiyor. XVIII yüzyılda Java’dan buraya gelen iki Müslüman balıkçı köyü sakinleri Siyam kralına arazi vergisi ödememek için inadına kazıklar üzerine yüzen bir köy kurmuşlar. Hatta onlar “Deniz Çingeneleri” olarak adlandırılıyor. Pazarları, okulları, çarşıları, futbol sahaları ve camileri mevcut.

1974 yılında Roger Moore’nin başrolünü oynadığı “Altın Tabancalı Adam” ve ardından “Yarın Asla Olmaz” James Bond filmlerinin çekildiği ada doğrusu bu filmler sayesinde iyi reklam yapmış. Bu turda da Lawa ve Naka Adası’nda birer yüzme molası veriliyor.

Bir de fıkra: Phuket Elektrik İdaresi şikayet masasında çalışmak üzere eleman aramaktadır. Çok müracaat olur fakat sonuçta aralarından sağır olan seçilir.

Kısa Kısa Phuket

  • Bu bölgede halkın hemen hemen tamamı İngilizce konuşamıyor. Oysaki okullarda İngilizce öğretiliyor.  Maalesef yavaş hareket edip anlatılanı da öyle kolayca kavramıyorlar.
  • Çoğu zamanda size yanlış yönlendiriyorlar. Belki de bu  bir eğitim sorunu,  çözemedim.
  • Mavi ceketli numaralı dolmuş motorlar hem hızlı,  hem ucuz ama tehlikeli. Çok kaza oluyormuş artık kararı verecek sizsiniz. Fakat hepsi kask takıyor.
  • Özellikle teras lokantalarını öneririm. Hem tenha oluyor, hem de manzaralı.
  • Phuket denizin her türlü imkanından istifade ediyor. Balık ve deniz ürünleri ülkemizle kıyaslanırsa çok ucuz. Vatos derisinden bile, çanta, kemer ve cüzdan hazırlıyorlar.
  • Bölgenin tanınmış lezzetleri arasında pad thai (kızarmış erişte),  kaho pad (kızarmış pirinç) ve Som tam (papaya salatası) ilk akla gelenler !
  • Phuket’te Çin kökenli nüfus fazla. Hatta bazıları çok zengin ama varlıklıklı çinliler öyle lüks araba ve şoförle gezinmiyor. Hep halkın içindeler.
  • Bence fırsat bulunca Phuket Town’a sadece 13 kilometre uzaktaki “Cape Panwe’ye” doğru uzanın. Karşısında Kohlan Adası bulunan güzel manzaralı bir körfez burası. Şık kahvelerinden birinde bol kremalı yeşil bir çay için emi !
  • Kırkbeş metre yüksekliğindeki Büyük Buda Heykeli adanın güneyindeki Nagazend Dağı zirvesinde. Ayrıca adada 29 budist tapınağı var. En ünlü ve en büyüğü Wat Chalang (Yapılışı,  1837)
  • Tüm Tayland ve Phukette trafik soldan,  aman dikkat !
  • Eğer bankalarda para bozdurursanız muamelesi çok uzun. Pasaportunuzun fotokopisi alınıyor. Otelinizin adı soruluyor. En az 15 dakika öyle bekliyorsunuz.
  • Sumatra Adasındaki 2004 yılı depremi Phuket’te 22 bin  yabancı bir o kadar da yerli halkın ölümüne neden oldu. Tsunami nedeni ile deniz 300 metre geri çekildi. Plajdakiler önce şaşırdı. Açığa çıkan deniz canlılarını incelerken birinci dalga geldi. Birinci dalga çekilince yerli halk oradakilere yardıma koştuğunda ikinci dalga geldi. Sonuç:  Binlerce ölü.  Her yerde Tsunami Anıtlarına rastlanıyor.
  • Balıkçıların kullandığı uzun kuyruklu ahşap teknelere “Rua Hano Hang” deniliyor. Bu teknelerden turizmde de istifade ediliyor.
  • Phuket’in o inanılmaz kalabalık ve gürültüsünden uzaklaşmak aslında çok kolay. Çok uzak olmayan Ao Yon, Mai Khao ve daha nice sessiz koylar size bekliyor.
  • Phuket-town’da somon pembesi, limon sarısı koloni dönemini andıran binalar göreceksiniz. Bunlar Sino Portekiz mimarisinin eserleri. Bugün kahve, lokanta, otel ve sanat galerisi olarak hizmet veriyor.
  • İçinde hayvan istismarı olan gösterilere ben katılmıyorum. Biliyor musunuz, acaba fil niye sahibine niye itaat ediyor. Yavru fili bir çukura atıyorlar, dövüyorlar, haftalarca hayvan can çekişiyor. Yaşayacak kadar besliyorlar.  Sonunda sahibi olacak vicdansız onu oradan kurtarıyor, yemek veriyor ve yavru filin kahramanı oluyor. Filiz’e Tayland’da sormuşlar adının anlamı ne diye “we are all elephants”
  • Muson zamanı Phuket’e gelirseniz tenha ve ucuz bulacaksınız ama sık sık kopan fırtınalar gezi programınızı etkileyecektir.
  • Phuket-Town ile Patong arasında bir dağ var. İki yerleşim arasında çok yoğun bir trafik akıyor, virajlı ve dik bir yol, çok sayıda kaza can ve mal kaybına yol açıyormuş. Hep sordum, niye oraya bir tünel açılmıyor ki ? Meğer üç proje hazırlanmış fakat arazinin kamulaştırılması yerel yönetimlerce sorun olmuş.
  • Her yer birer yemek salonu, mutfak, berber sayısı da fazla.
  • Her sokakta ama her köşede 24 saat açık 7/24 dükkanları var.
  • Patong Plajı adanın en hareketli noktası, plaj kalabalık, deniz dalgalı ama  adanın Thaweewong Caddesi boyunca sıra sıra tur acenteleri, masaj salonları, 24 saatte takım elbise diken maharetli terziler, tropik meyveler, hasır şapkalar, yelpazeler, kol saatleri, tay müzik aletleri, takılar, filden anahtarlıklar, eşarplar ve kısaca her türlü hediyelik eşya satan dükkanlar ile dövmeciler dikkati çekiyor. Bangla Caddesinin sonunda Jing Ceylan AVM size serinlemek ve  modern bir ortamda dolaşma imkanı sağlıyor.
  • Adanın Kuzeyinde bulunan  havalimanından Phuket – Town veya karşısındaki Patong’a taksi ile gideyim derseniz fiyatı hep aynı 800 baht.  Patong Andamar Denizine bakıyor, Phuket Town ise diğer sahilde.
  • Patang’ın 25 yıldır devam eden ünlü “Simon Show” günde üç gösteri yapıyor.  Giriş ücreti de pek  öyle ucuz değil. Ona rağmen kalabalık kadro, kızları, gayleri, transeksüelleri ile gösteri öncesi ve sonrası kapıda dizilip seyircilerle ücret karşılığı fotoğraf çektirmek için didişiyorlar. İstedikleri de sadece 100 – 200 baht.  Hiç hoş bir manzara değil. Sanatçı bu duruma düşmemeli. Gösteri başarılı bir dekor eşliğinde şarkılar ve dans gösterileri şeklinde bir saat 15 dakika sürüyor.
  • Phuket’te nüfusun % 30’u Müslüman. Zaman zaman Müslüman mahallelerinde ezan sesi ile uyanıyorsunuz.
  • 2019 yılında açılan ve kral ailesinin sahibi sahip olduğu söylenen Grand AVM’nin içinde “after you” adlı kahveden çaylı dondurmalı tatlıyı bir deneyin. Burada hep kuyruk var.
  • Börülceye benzeyen morning glory (sabah zaferi) adlı sebze yemeğini tadın derim.
  • Her sene 28 Eylül – 7 Ekim arası Vejeteryen Bayramı kutlanır. Herkes beyaz giyer papazlar eşliğinde birlikte meditasyon yapılır. Ateşte yürüler, kutsal direk dikilir.
  • 2019 yılında havalimanındaki bir görevlinin Çinli bir turisti dövmesi ve ardından Çinli gezginleri taşıyan bir teknenin tur sırasında batması Phuket’e Çin’den gelen ziyaretçi sayısını iyice azaltmış.
  • Phuket’in sokaklarında en fazla beyaz saçlı Avrupalı dedelere rastlıyorsunuz. Oraya niçin geldiklerini herhalde biliyorsunuz !
  • Bu coğrafyada kitap veya gazete okuyan kimseye rastlamadım desem hiç de yanlış olmaz.

Yine bir ayrılık, İstanbul’a dönüş, aslında üstümden bir yük kalktı, yenilendim. Bu coğrafyada gülümsemenin önemini ve tılsımını anladım.

PADAUNG

Bİ SOR BAKALIM NİÇİN HALKA TAKIYORUZ?

UZUN BOYUNLU PADAUNG KADINLARI

Kızıl Karen kabilesi alt kolu olan Padaunglar, yani Shan dilinde, uzun boyunlular manasına gelen kabilede ki kadınlar neden bu halkaları takıyor. Eminim bu kadınları bilenlerin, niçin bu halkaları taktıkları konusunda da fikirleri vardır. Ama Mulo nun annesi halkayı niçin taktıklarını bakın nasıl izah etti. Az sonraaa…Mulo mu kim? O da az sonraaa J Beni bağışlayın. Bu az sonra vs bende sevmem ama asıl meseleye gelmeden bazı konulara değinmeliyim.

Artık dünyada tüm ülkeler, şehirler ve insanlar giderek bir birine benzemeye başladı. Gittiğiniz ülkelerde gördükleriniz, sizi başka bir ülkede değil de, koca bir şehrin semtleri arasında dolaşıyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Yüksek binalar, otomobiller, fastfood zincirleri ve insanların kıyafetleri neredeyse bir birinin aynı. Gittiğiniz ülke toplumuna ait, etnik ve kültürel özellikler ise çoğu yerde kalmamış, kalanlarda ise folklorik bir hal almış. Demem o ki dünya yı gezerken farklı yaşamlar, evler, insanlar kültürler görme olasılığımız giderek azalıyor. Çok mu karamsarım, belki? Ama Afrika’dan, Asya ve Güney Amerika’ya kadar doğal yaşam süren bir etnik grup, kabile bu gün turistler için her gün günlük yaşamdan kesitler tiyatrosu oynuyorlar. Kabile reisi ”Bir sonraki seans, turist grubu 14.45 köyümüzde olacak, herkes hazırlansın. Cep telefonlarınızı evlerinize bırakınsın çocukların yüzlerindeki boyaları tazeleyin, kıyafetlerinizi kontrol edin ve gösteriye hazır olun…” Uzun boyunlu kadınların kabilesi olarak, ünlenen Red Karen kabilesi de bir istisna istisna değil.

Karen kabilesinin alt grubu olan ve Shan dilinde “Uzun boyun” manasına gelen Padaungların yaşadığı bir köyü rehber eşliğinde ziyaret ediyorum. Rehber köyün girişinde beni ve birkaç kurbanı daha bir köşeye sıkıştırıp, şişmiş çenesini üzerimize boşaltmaya başlıyor. Verdiği gereksiz ve köyde yaşayanları aşağılayan bilgilerle bana ”Buraya niye rehberle geldim ki, yada en azından bu rehberle ”dedirttiriyor. Rehberi atlatıp köyü gezmeye başlıyorum.  Biraz ilerde ilk karşılaştığım, şirin mi şirin işini ve o meşhur boyun halkalarını henüz kullanmaya başlamış 5 yaşlarında bir kız çocuğu oluyor. Adının Mulo olduğunu öğreniyorum. Mulo işini çok ciddiye alıyor. Herkesten önce süslenip püslenip evlerinin önündeki ahşap merdivene konuşlanmış. Beni görünce seviniyor, gülümsüyor ve şirinlikler yapmaya başlıyor. Şirinlik yapmasına hiç gerek yok aslında yeterince şirin zaten. Bol bol fotoğrafını çekip, küçük bir hediye ve bahşiş veriyorum. Mulo eline aldığı parayı kumbarasına atmaya fırsat bulamadığı için avucunu sımsıkı kapatarak bana poz vermeye devam ediyor. Sonra Mulo’ nun  annesi  ‘henüz hazırlanabilmiş olacak ki ‘ geliyor. Gülümseyip, Mulo nun yanına oturuyor. Anne ve kızın fotoğraflarını çekerken, bir taraftan da sorular soruyorum. Neden bu halkaları takıyorlar, zor olmuyor mu vs.? Derken konuşmanın bir yerinde anne ”Artık bu halkaların günümüzde pek bir  fonksiyonu ve manası kalmadı, geçine bilmek için her gün bu halkaları takıp, kendimizi sergilemek zorundayız” diyor. Donup kalıyorum. Birkaç kare fotoğraf çekip gitmek, burada ki yaşamların perde arkasını merak etmemek utandırıyor beni. Meğerse dünyaca ünlü “Zürafa boyunlu kadınların” hayatları gerçekte bir dramdan ibaretmiş. Anne üzüldüğümü anlıyor ve söyle diyor “Merak etme buraya gelmekle fotoğrafımızı çekmekle iyi ettin. Böylece bize katkıda bulunmuş oldun. Biz bundan şikâyetçi değiliz. Tek özlediğimiz kendi gerçek köylerimizde, gerçek yaşamlarımız.”diyor. Mulo’nun annesi .Burma’dan (Myanmar ) buraya Tayland’ın kuzeyine göç etmek zorunda kaldıklarında henüz 4 yaşındaymış.

PEKİ KİM BU KIZIL KAREN KABİLESİ VE PADAUNGLAR?

Long  Neck’ler veya diğer isimleriyle Padonglar, Burma‘daki (Myanmar) etnik bir grup olan Karen Kabilesi‘nin bir alt kolu. 1980’lerin sonu 1990’ların başında, Burma’daki askeri rejim çatışmaları nedeniyle birçok Karen kabilesi topraklarını terk edip, kaçmak zorunda kalmış. Boyunlarına metal halkalar takmaları ile meşhur Long  Neck‘ler de bu kabilelerden bir tanesi.

O senelerde Burma’dan Tayland’a kaçan kişi sayısının 140.000 civarında olduğu söyleniyor. Bunlardan bazıları, ülkeye yasal yollardan, bazıları ise ormanlardan geçerek kaçak olarak Tayland’a giriş yapmış. Ülkeye kaçak olarak giren Karenlerse, zor şartlarda ve zor işlerde kaçak olarak çalışıyorlar.

Karenlerin büyük bir çoğunluğu, Baan Mai Nai Soi mülteci kampında yaşıyor. Fakat boyunlarında ki halkaların ilgi çektiğini gören Tayland hükümeti kamp etrafında yapay köyler kurulmasına izi vermiş ve Taylandlı turizmciler ise bu köylere turlar düzenlemeye başlamışlar. Chiang Mai ve Chiang Rai bölgesinde bu köylerden onlarcası var. Kabile erkekleri, tarlalarda ve çeşitli işlerde çalışırken kadınlar ise oluşturulmuş bu köylere gelip, turistler için gösteriler yapıyorlar. Gösteri dediysem, yani boyunlarında ki halkaları sergiliyorlar. Ayrıca çeşitli el işçiliği hediyelik eşyaları yapıp satıyorlar.

Kadınların bu halkaları niçin taktıklarına dair birkaç söylenti var. Efsaneye göre Karenlerin ataları dişi bir ejderha ile rüzgâr tanrısından geliyor. Karen kadınlarının boyunlarını uzatma geleneği ise ejderhanın görünüşünü yansıtma çabasıymış. Kadınlar ejderhayı, erkekler rüzgârı sembolize ettiği mitolojilerinde, Bu halkaları sadece çarşamba günü doğmuş kadınlar yine sadece dolunay zamanlarında takarmış. Diğer bir bilgi ise, erkekleri köy dışına giden kabile kadınlarının vahşi hayvan saldırılarından boyunlarını korumam için bu halkaları taktıkları. Bir başka bilgide şöyle; Köle ticareti zamanında kadınların kendilerini çirkin göstermek amacıyla takıyor oldukları.

İşin aslını ise Mulo’nun annesi şöyle anlatıyor “Yaşadığımız bölgede her kabile kendisine özgü bir işaret kullanırdı. Biz 4 – 5 yaşlarından itibaren boynumuza bu pirinçten yapılma halkaları takarken, Akaa lar kulaklarına bir işaret çizer, Kayanlar ise dizlerinin altına bir obje takarlardı. Yani her kabile farklı kıyafetler ve farklı işaretler kullanarak kendini ifade ederdi” diyor. Meğer işin aslı buymuş. Nitekim Afrika’da da bunun çok sayıda örneğini görüyoruz. Kabileler dudaklarını kesiyor, yüzlerini boyuyor vs.

Halkalar kullanılmaya başlanıldığı 4-5 yaşından itibaren her yıl bir halka eklenerek,20 halkaya ve 12 kg ağırlığa kadar ulaşa biliyormuş. Omuzlarda aşağı doğru baskı yapan halkalar, vücudu deforme ediyor ve boynun daha uzun görünmesini sağlıyor. Kullananların çoğu ilk zamanlar zorluk yaşadıklarını boyunlarında ve çenelerinde yaraların oluştuğunu belirtiyor. Bilinenin aksine bu halkaları geceleri çıkarıyorlarmış. Son olarak bugün bu halkaları istemeyen çocuk takmaya biliyormuş.

Halen 130 bin civarında Karen mensubu Myanmar da yaşamaya devam ediyor. Burada Kuzey Tayland da yaşayanlar ise halen mülteci statüsünde. Vatandaşlık hakları yok.

Köyden ayrılırken üzülsem mi sevinsem mi bilemediğim duygular içerisindeydim. Görmeyi hayal ettiğim bu değildi…