KRAL SOLOMON’UN HAZİNELERİNE SAHİP DEĞİLLER

Solomon Adaları daha saklı bir cennet, gözlerden uzak keşfedilmeyi bekliyor. Dokuz yüz doksan adasından sadece dört yüzünde  insanlar yerleşmiş, diğerleri ise  boş. Yerli halkı buraya aslında her yönden gelmiş. Kuzey, Güney, Batı ve Doğudan, yani bir mozaik oluşmuş. Onun için de kalpleri geniş,  misafirperver ve güler yüzlüler. Şu anda adaların en önemli ihraç kalemi başta abanoz ve tik ağacı olmak üzere, kereste ve balıkçılık. Başkenti Honorias en büyük adaları olan Guadal Canal üzerinde kurulmuş. Guadal Canal tarihe ismini 1942 – 1943 yıllarında, yani ikinci dünya savaşında burada yaşanan kanlı savaşlarda yazdırmış. Japonlar ile bu  adadan onları çıkaran ABD ve müttefikleri toplam 38 bin kayıp vermiş. Honorias kenti açıklarındaki denizin bir bölümü  “Iron Bottom Sound” olarak anılıyor. Çünkü burada çok sayıda gemi batmış. Amerikalıların inşa ettiği savaş anıtı körfeze hâkim bir tepeye inşa edilmiş. Siyah mermer üzerinde bu coğrafyada yaşamlarını yitiren binlerce gencin ismi tek tek kazınmış.

            Savaşlardan sadece silah tüccarları ile bazı politikacılar kazanç sağlar. Ama ya kaybedenler, örneğin askerler, halk, ekosistem, kültür değerleri ve bilhassa çocuklar, yani kısacası  kaybeden çok!

            Buraya gelen yabancılar genellikle Bilikiki olarak anılan motorlarla dalmaya veya gemi mezarlarını araştırmaya gidiyorlar. Motorla yapacağınız gezilerde Russell Adalarını keşfedebilirsiniz. Burada masmavi denizi, geleneksel kasabaları, altın sarısı plajları hatta oldukça uygun fiyata şık konaklama merkezleri bile bulabilirsiniz. Solomon’un ikinci büyük şehri Gizo ise sualtı yaşamının harikaları ile ilginç yerleşime sahip kasabaları ile ün yapmış. Solomon Adaları’nda gezindikçe deniz altında pırıl pırıl mercan resiflerini, kumla kaplı derin volkan kalderalarını ve kristal gibi ışıldayan lagünleri, denizden yükselen yatay gövdeleri ile yüzyıllık ağaçları, Kolombangara Volkan Tepecikleri’ni, balık sürülerinin dansını, rengârenk melek balıklarını, deniz altı patlamalarını ve gri yunus balıklarını hayranlıkla seyredeceksiniz. Hele benim gibi yeşilden yoksun İstanbul’da yaşayan bir kişi için burası tam bir doğa cenneti. Diğer spor aktiviteleri de var elbette. Dağcılık, kano, mağaracılık, dip balık avcılığı, dağ bisikleti gibi. Ama turizm için henüz alt yapısı hazır değil. Uçak seferleri de çok sınırlı Zengin altın ve nikel yatakları bulunmuş ve  umut vaat ediyor. Bakarsınız sahiden kral Solomon’un hazinelerine ulaşırlar ve varlıklı  olurlar.

            İngiliz şirketlerinin diktiği Hindistan cevizi, tik ile abanoz ağaçlarının ekonomilerine katkısı çok. 1568 yılında Peru’dan  yola çıkan İspanyol kökenli Mendana bu coğrafyaya ayak basan ilk yabancı olmuş. Mendana ismi Solomon Adaları ile adeta  özdeşleşmiş. Kaldığımız otelin adı bile “Mendana” idi. Ülke ancak 1978 yılında bağımsız olmuş. Nüfusun tamamı 500 bin olan adalarda İngilizce ve Pisin olarak adlandırılan bir yerel lisan konuşuluyor. Ticaret bir bakıma Çin ve Japonların elinde. Hatta başkentte küçük bir Çin Mahallesi bile var.

            Alev ağaçlarının serinliği altında Honiaras’da yürüyorum. Herkes gülümseyerek “Günaydın” diyor. Ne hoş ne güzel, İstanbul’da kendi apartmanımın içinde bile tanınmış biri olmama rağmen doğrusu kimse bana “günaydın” demiyor. Birden kiliseden şişmanca bir kadın çıkıyor. Sanki Gaugin’in tablosundan fırlamış gibi. Mağazalarda ahşaptan yapılmış kuş ve balık heykelleri ile tahta yüz maskeleri satılıyor.

            Kimse Mısır veya Hindistan’da olduğu gibi yakana yapışmıyor, dilenmiyor, rahatsız etmiyor. Kişi başına düşen gelir çok az,  sadece 1200 dolar, nüfusun yarısı da okuma yazma bilmiyormuş. Buna rağmen gayet mutlular. Herhalde şöyle bir felsefeye inanmış olmalılar,  “Hayat bir gündür, o gün bugündür.” İnsan ruhunun bir süre kuş veya sürüngenlerde yaşadığını kabul ettikleri için kuşlara ve sürüngenlere saygı gösteriyorlar. Adalarda 230 çeşit orkide ve 4500 çeşit bitki türü tespit edilmiş.

Solomon adaları çok kimlikli, aslında çok ben.

Solomon Adaları Hakkında Bazı Kısa Bilgiler

·        Solomon Adaları Fahri Konsolosumuz Japon kökenli Yoshiyuki Sato, eşi ise güzel bir Türk kızı Derya. Sato ailesi toptan gıda işi ile ilgileniyor. Bizlere çok yakınlık gösterdiler. Onları tanımaktan mutlu olduk.

·        Adaların en yüksek  yeri 2447 metre ile Makarakomburu Dağı.

·        Dünyanın en büyük tuzlu su lagünü Marovo, Solomon grubuna dahil New Georgia adasında.

·        2 Nisan 2007 tarihinde bu adalar deprem ve tsunamiyi yaşadı. Elli iki kişi öldü ve 900 ev kullanılamaz hale geldi.

·        Amerikan’ın efsanevi lideri John F. Kennedy II. Dünya savaşı sırasında bugün adı ile anılan bir adanın yakınında üzerine gelen Japon gemisi tarafından ani baskına uğrayarak sırtından yaralandı.

·        Müziklerini bambudan yapılan kavallar şekillendiriyor.

·        Ünlü Fransız kaşif Laperousa’nın gemisi 1788 yılında Solomon Adaları grubuna dâhil Paiou Adası yakınlarında battı.

·        En önemli gelir kaynakları balıkçılık ve kereste dış satımı.

  • Halkının büyük bölümü İngilizler gibi Protestan. Ancak günlük yaşantılarında geleneksel inançlar hala kullanılıyor. Bu coğrafyada altmış üç yerel dil ve buna paralel birçok da farklı aksan konuşuluyor.

·        Dünyanın en yüksek seviyedeki gölü de Solomon Adalarının East Rennell Adası’nda.  Burası 1998 yılında Dünya Miras Listesi’ne girmeyi başardı.

Adanın ufuklarına bakıyorum ağaçların arasında kalan tek bir kuru ağaç gözüme takılıyor. Sanki bir şeyler anlatmak istiyor gibi… Acaba bu bir kimlik arayışı mı? Yoksa bir kimlik bunalımı mı?