SIKKIM

Kapalı gözlerle yaşanan karanlık, uzun ve bir türlü bitmeyen geceler vardır. Pencereye vuran yağmur damlalarının sesi derinden işitilir. İşte o anda,  içimde hissederim yağmurun sevincini, coşkusunu ve ıslaklığını. Arada bir ayağa kalkar pencereye yürürüm. Sokak lambasının altında yağmur damlaları daha rahat seçilir. Bu saatlerde evler genellikle karanlıktadır, bazı pencerelerden ise ışık sızar. Acaba bu ışıklı evlerde neler konuşulmakta, neler yaşanmaktadır.  İşte böyle bir gecede “Himalayalara Günaydın” deyip Sıkkım’a gitmeyi aklıma koydum. 

            Nasuh Mahruki ballandıra ballandıra zirvelerin mutlu ülkesi Sıkkım’ı dernek toplantılarımızda bize saydamlar eşliğinde anlatmıştı. Sıkkımı içine alan gezimizin programı hazırlandı, üyelerimize duyuruldu. On iki gezgin arkadaş Sıkkım sevdası ile bir araya geldik ve ilk aşamada bir THY uçuşu ile aktarmasız Delhi’ye ulaştık. Daha sonra,  Jet Air Havayollarının büyükçe bir uçağı ile Hindistanın Batı Bengal eyaletinin kuzeyinde yer alan Bagdogra Kentine Delhi’den iki saat kadar uçtuk. Her yer pirinç ve çay tarlaları ile örtülü ve yemyeşil. Hedefimiz Bagdogra’ya 120 kilometre uzaklıktaki Sıkkım’ın Başkenti Gangtok. Tüm araçlar korna çalarak korkusuzca üzerimize üzerimize geliyor. Bu coğrafyada mesafeler “saatle” ölçülüyor, kilometre ile değil.  Yol çukurla dolu, virajlı, dar, taşlı ve bu yüzden araçlar çok yavaş ilerleyebiliyor.

            Evet, bizler de bu korkunç trafiğin birer parçası olduk. Beş farklı ülkenin sınırına yakınız. Nepal, Bhutan, Tibet (Çin), Bangaldeş ve Sıkkım. Hassas bir bölge olduğu için çok sayıda askeri araç görüyoruz. Zaman zaman heyelanlar yüzünden yol kapanıyor. Tişta Nehri tüm coşkusu ile gürül gürül akıyor. Sonunda Rangpo yerleşim merkezindeki Sıkkım sınırına varıyoruz. Sınırda, IPL (Innerline Permit) olarak bilinen özel bir vize almak gerekiyor. Fazla konuşmayan bir memur tek tek pasaport bilgilerini önündeki siyah kaplı deftere dikkatle işliyor, bir saat kadar bekliyoruz. Himalayaların eteklerinde yolumuza devam ediyoruz. Doğu Himalayalarda, şelaleler, ormanlar, göller, mağaralar, puslu tepeler ile efsanevi dağlar birbirini tamamlıyor. Güneş yükseldikçe Kabru, Pandim, Ratong ve Koktang Dağları ile Penk Chu Vadisinin renkleri pembe, kırmızı, turuncu altın sarısı ve  beyaza dönüşüyor.  Beyaz bulutlar dağları battaniye gibi sarıyor.

            Nihayet Sıkkım’ın başkenti Gangtok’a girebiliyoruz. Dağın yamacına kurulmuş olan kentte yollar dar, hatta kaldırım bile yok. Muavin otobüsten inip şoföre yardım ediyor. Otobüse eli ile hızlı hızlı vuruyor. Şoför ise geri geri gitmeye devam ediyor. Hepimiz dehşet içindeyiz. Meğer bu coğrafyada otobüse vurmak “devam et” demekmiş.

            Gangtok, 1547 yılında Himalayaların yamaçlarına kurulmuş. Otelimiz kralın eski misafirhanesi imiş. Sanki bir mihrace sarayına giriyormuş edası ile yemek salonuna yürüyoruz. Uniformalı hizmetliler, kristal avizeler, dev vazolar, duvarlarda Kral ailesine ait siyah beyaz fotoğraflar, işlemeli sandalyeler, bakımlı bir bahçe bize tüm içtenliği ile “hoş geldiniz” diyor. Hemen otelimizin bitişiğinde Gangtok Stadyumu var. Aslında bu coğrafyanın mutfağı öyle pek zengin değil. Çünkü bize hep aynı tatlar ikram ediliyor. Mısır çorbası, kızarmış peynir, tavuk sote, pişmiş domates ve soğan, patlıcan yemeği gibi.

            Sıkkım’da 333 yıldır devam eden krallık 1975 yılında devrilir, Tibet’ten sonra Çin’in bu bölgeyi de istila edeceği korkusu ile Sıkkım özel bir statü ile Hindistan’a bağlanır. Sıkkım’ın kralı Tashi Namgyal 90 yaşında olup Amerikalı eşi ile ABD’de yaşıyordu.    Sıkkım çok sayıda manastırı ile ün yapmıştır. Her manastırın kendine has özellikleri ve bir heyecanı vardır. Her kapının ardında sizi yeni  bir sürpriz bekler, koca bir stupa, dev bir Buda heykeli gibi. Manastırlara genellikle rutubetten kaygan taşlara basarak,  ağaçlarla sınırlanmış bir patikadan yürüyerek ulaşılır. Budizm dört tarikata bölünmüştür. Elbette en güçlüsü Dalay Lama’nın başkanlığından “sarı tarikattır”. Diğerleri ise,  Karmapaların yönettiği siyah şapkalılar, büyü ve falın da etkili olduğu “kırmızı grup” ve aralarında en az popüler olan “şapkasızlar”.

            Sıkkım’da tüm bu tarikatların manastırlarını tek tek gezip, tarikatlar aradaki görüş farklılıklarını papazlarla sohbet ederek araştırabilirsiniz.

            Boru sesleri ile birlikte rahipler hep birlikte kutsal metinleri okuyor, ilahi söylüyor. Molada yağlı – sütlü ağır bir çay ile kızarmış pirinç ve mısır gevreği yeniliyor. Kocaman dua dolapları saat yönünde dikkatle döndürülüyor. Çok yaşlı bir kadıncağız elindeki dua dolabını döndürürken “ommani padre hum” montrasını tekrarlıyor, böylece sevap kazanıyor. “Dinler insanların mutluluğunun uyumunu artırmak içindir ancak her insan aynı kalıba sokulamaz, çeşitlilikte şarttır” diyor Budizmin popüler ve akıllı lideri “Dalay Lama”. Tenza Gyatso iki yaşında iken önceki Dalay Lama’nın bıraktığı mektup sayesinde kendisinin reenkarnasyonu olarak tespit edilip 1935 yılında sarı tarikatın başa geçer.  Bütün canlı varlıkların kurtarıcısı olarak kabul edilen Dalay Lama, Çin’in Tibet’i işgaline karşı çıkınca, 1959 yılında Tibet’i terk edip Hindistan’ın Dharamsale Kentine yerleşip sürgünde Tibet hükümetini kurar.

            Sıkkım’ın başkenti Gangtok’ta bulunan ünlü Rumtek Manastırında mistik bir ortamda giriyoruz. Eski resimler, heykeller, süslemeler, Buda heykelinin önüne bırakılan yedi adet su kabı, dev bir camekân içindeki rengarenk Stupa, bir taht, öğrencilerin sınıflarından yükselen ilahiler insanı bir anda şaşkına uğratıyor. Tüm manastırların girişindeki “Çakra” yani “Enerji Tekerleğinin” yanında iki geyik figürü yer alıyor. Bu geyikler eğitici Budanın aslında ilk öğrencileridir.   

            Yol boyunca çok sayıda maymun kolonisi şoförlerden yiyecek bekliyor. Virajlı yollarda Svastika sembolü şoförlere şans diliyor olmalı. Yoldaki bir tabelada ise aynen şöyle yazılı: “Burada ralli yapılmaz, manzaranın tadını çıkarın.” Yolumuz toplam 90 kilometre ama ortalama 25 kilometre ile giderseniz kaç saat sürer siz hesaplayın. Sonunda Kalimpong Yerleşim Merkezine ulaşıyoruz. Eskiden Bhutan’a ait olan bu kentin lepçen dilinde anlamı “tepedeki oyun sahası”.  Bu coğrafyada okçuluk çok popüler imiş. Kentin nüfusu 70 bin, yükseltimiz ise 1250 metre. 

            Önce Phodans yani “kırmızı şapkalı” tarikata ait Zang Dhok Manastırına doğru tırmanıyoruz. Önce hep birlikte bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bu kadar yolu bunun için mi teptik dedik. Ama içine girip, üst katlara  çıkınca,  hele bir de içerde fotoğraf izni koparınca memnuniyet yüzdemiz artıyor. 1976 yılında Tibetli Budistlerin kurduğu bu manastırda öğrenciler de eğitim görüyor.

Kısa Kısa Sıkkım

  • Dağ köylerinde yaşayan Nepal kökenli halk kendi dillerini konuşuyor.  Dağların kahraman adamları “Gorka Askerleri” cesaretleri ile dünyaca ünlüdür, birçok devlet başkanını onlar koruyor, Çepa ise yine bu yörede bulunan bir kabilenin adıdır. 
  • Sıkkım’a bir havaalanı inşa etme girişimi varmış!
  • Hindistan özellikle Çin ile sınır bölgesi olduğu için Sıkkım’a özel önem veriyor. Bu eyalette vergi oranları düşük tutuluyor. Yatırımlar için teşvik sağlanıyor. Ama Sıkkım halkı da doğrusu çalışkan. 
  • Sıkkım’da doğayı binlerce yıl kirleten her türlü naylon torba kullanımı ve araç trafiğine kapalı alışveriş sokaklarında sigara içmek  yasak!
  • Bu yöre, meyve ve sebzelerin çeşitliliği ve kalitesi açısından yetersiz.
  • Bu coğrafyada “hepatit B” bugün bile vücuda sürülen hardar ile tedavi ediliyormuş.
  • Bu bölgede en çok para  kazanan araba amortisörü satanlar olmalı. Halk geçimini, çiçekçilik, pirinç ve baharat tarımı ile  kazanıyor. Pirinç tarlalarında sık sık kobra yılanlarına rastlamak mümkünmüş. 
  • Sıkkım’da eğitim ücretsiz, hatta üniforma, kitap ve öğle yemeğini de devlet karşılıyor. Öğrencilerin % 80’i devlet okullarına devam ediyor.
  • Sıkkım’ın dua bayrakları ile kuşatılmış sessiz Kechopalri Kutsal Gölünü de ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Gölün berrak suyuna bir yaprak düşse,  hemen kuşlar onu oradan uzaklaştırıyormuş.
  • Şehirlerarası yollarının darlığı ve virajların çokluğu yüzünden ulaşım ancak dolmuş ve jiplerle sağlanıyor. Onlar da bu kötü yol şartlarında bile çok hızlı gidiyorlar. Elbette bu coğrafyada kaza sayısı da hiç de az değil.