PRAG

Masal Kent

“En çok seni seviyorum diyorum, ama gerçek sevgi bu değil. Sen bir bıçaksın, ben de o bıçakla durmadan içimi deşiyorum desem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki…” Bu sözler ünlü yazar Kafka’nın, sevgilisi Milena Jesenk’a yazılmış mektuplarından bir alıntı.

Kafka aşkı dilediği gibi yaşayamayanlardan, ama Prag’a gidip de aşık olmadan dönmek imkansız çünkü Prag’ın her yanı aşkla örülmüş.

Orta Avrupa’nın buram buram tarih kokan bu şehri, yaşlanmış ancak güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir kadın gibi dimdik ayakta duruyor. Nefes kesici ama soğuk bir sarışın adeta. Büyüleyici, ancak mesafeli ve donuk. Tam bir aristokrat. Ve kesinlikle ulaşılmaz. Üstelik bunun farkında… Yalnızca bakmakla yetineceğiniz, dokunmaya cesaret edemeyeceğiniz bir kadın o.

Prag sürprizlerle dolu bir şehir. Şehre adımınızı attığınız andan itibaren kendinizi kah Paris’te kah Budapeşte’de hissetmeniz kaçınılmaz. En güzel yanı, eskiye sadık kalınmış olması, tarihi dokunun özenle korunması. Kent neredeyse baştan sona tarihi binalardan oluşuyor.

Kente, “Avrupa’nın kalbi”, “Altın Prag” gibi yakıştırmalar yapılmış tarih boyunca. Komünist rejimin etkilerini silmek için müthiş bir gayret içinde olan Prag, bu unvanı kısa zaman içinde yeniden kazanacakmış gibi görünüyor. Ülkenin toplam nüfusu 10.5 Prag’ın nüfusu ise 1.3 milyon, anlayacağınız yolda yürürken kimselere çarpma riskiniz yok.

Çek Cumhuriyeti’nde din ilginç bir gelişme izlemiş. Her ne kadar Prag’da adım başı bir kiliseye rastlasanız da, yapılan araştırmalar, 40 yıl Komünist Rejimle yaşayan halkın %50’sinin  Ateist olduğunu gösteriyor. Geri kalanlar arasında en önemli iki grup ise Katolikler ve Yahudiler.

Vlatava Nehri, kahverengi sularıyla Prag’ı ortadan ikiye ayırıyor. Nehrin her iki yakasını birleştiren pek çok köprü olsa da, en görkemlisi Karlov Most yani Charles Köprüsü. Giriş ve çıkışındaki kuleler başlı başına birer sanat eseri. Köprünün üzerinde, sağlı sollu, on metrede bir, bir Aziz’in heykeli dikilmiş. Ayrıca kuklacılar, vitray sanatçıları, ressamlar, hediyelik eşya satanlar burayı kendilerine mesken edinmişler. Köprü yalnızca yayalara açık, motorlu araçlar geçemiyor. Köprünün bittiği yoldan ilerleyerek Prag Kalesi’ne ulaşabilirsiniz.

Dokuzuncu yüzyılda inşa edilen kalenin içindeki Kraliyet Sarayı, (dönemin Cumhurbaşkanı burada ikamet ediyor) Loreto, Cephanelik, Simyacılar Sokağı, St. George Bazilikası ve St. Vitu’s Katedrali görülmesi gereken yerler arasında. St Vitus Katedrali 1244’te IV. Karluv’un emriyle yapılmaya başlanmış. 20. Yüzyıl Çek mimarları tarafından da tamamlanmış. Katedraldeki vitraylar ve antik dönemden kalma dini objeler ilginç.

Buradan bir taksiyle, ya da yaya, eski şehir denilen meydana –Old Town Square-geçebilirsiniz. Şehrin kalbi 12. Yüzyılda kurulmuş olan “eski şehir”de atıyor. Elinizde sıcak karanfilli şarabınızla, meydandaki Hus anıtının basamaklarına oturup, Tyn Kilisesinin muhteşem görüntüsü eşliğinde, ünlü “Astronomik Saat”in saat başı çalışını izlemek büyük keyif… Eski Belediye Binasındaki bu 500 yıllık tarihi saat ünlü saat imalatçısı, kör sanatçı Hanus tarafından yapılmış. Saat çaldığında binanın en tepesindeki kapı açılıyor ve Apostles dışarı çıkıyor. Tam bir mühendislik harikası… Öyle ki, aynı zamanda hem saati, hem ayın ve güneşin durumunu, hem de hayvan simgeleriyle gökyüzünün durumunu gösteriyor.