Guam: Biraz ABD, Biraz da Pasifik

Seul’den havalanan Kore Havayolları’nın (Korean Air) dev uçağında yüzlerce bebek ve çocukla birlikte yolculuk ediyorum. Niye bu çok çocuklu aileler Guam’a gidiyorlar, bir türlü anlamıyorum. Çocuklara çok ucuz tatil imkânı sunmuş olmalılar!

Sağım, solum, önüm, arkam hep “bebek”…

Bazıları ağlıyor, bir de üstüne berbat bir koku yayılıyor.

Uçuş 3,5 saat kadar, bu şartlarda dayanılır gibi değil…

Uçakta dolaşıyorum, her yer bebek, boş yer yok…

Uslu uslu yerime oturup, hostesi çağırıyorum.

Ben bu uçağın çocuk bahçesine dönüşeceğini bilseydim, binmezdim diyorum.

Bol çocuklu Koreli aileler genelde İngilizce anlıyor, tuhaf tuhaf bana bakıyorlar. Hem bu çocukları peydahlarken bana mı sordular?

“Ben etrafımda çok sayıda çocuk sevmem” diyorum.

Sonuç;

Beni üst kattaki çocuksuz “Business Class”a alıyorlar.

Aman, bir iltifat, bir iltifat.

Koltuğum yatağa dönüşüyor.

Guam’a girmek demek, ABD’ye ayak basmak demek… Parmak izleri, tuhaf sorular, çok sayıda doldurulacak formlar gibi…

Gece 01’de bavulum elimde dışarıya çıkabiliyorum.

Sıcak ile rutubet bir anda etrafımı sımsıkı sarıyor!

Bu adada iki önemli ABD üssü var. Deniz ve hava üssü! Elbette on binlerce de Amerikan askeri! Sadece Apra Deniz Üssü’nde 20 bin personel bulunuyormuş.

Sabah erkenden halıları lekeli, duvarları kirli sarı, yatakları yumru yumru, rutubet kokulu, ucuz otelimden kendimi dışarı atıyorum. Ufak kırmızı bir araba kiralıyorum. Markasını bana sormayın, hiç anlamam, ayrıca ilgilenmem de. 20 dolarlık benzin alıp yola koyuluyorum, ancak bir türlü Guam haritası bulamıyorum. Araba kiralayan şirketlerde harita olmalı… Yok. Aslında haritalar benzin istasyonlarında bulunur, ama bu coğrafyada o da yok! Elimde harita olmadan bu adada nasıl gezeceğim. “Jeff’s Pirates Cove” olarak anılan sanki bir müze gibi her yerde reklam edilen, içinde turistik bir dükkân bulunan pahalı bir lokantada sonunda bir harita bulabiliyorum.

Araba ile adanın çevresini, güneşin dövdüğü ovaların dalga dalga uzanan çayırlar eşliğinde ortalama üç saatte dolaştım. Elbette Amerikan üslerine giremiyorsunuz! İspanyol koloni döneminin izlerine adanın farklı noktalarında rastlamak mümkün. Yolları daha da genişletmek uğruna Hindistan cevizi ağaçları tek tek yok ediliyordu. Yolların kenarından sık sık tavuklar ve ardından da civcivler fırlıyor, o yüzden aracı çok yavaş sürüyorum.

Mariana Adaları’nın en büyüğü olan Guam’da 3 bin yıldır yerleşim varmış ama ilk ayak basan beyaz denizci ünlü Macellan… Adalılar önce Macellan ve denizcilerini dostça karşılamışlar. Bol meyve, balık ve çiçekler sunmuşlar. Hastalarına bakmışlar. Ama son gün göz koydukları geminin filikasını habersizce alıvermişler. Herhalde bu kadar hizmetlerinin bir karşılığı olmalı diye düşünmüşler. Macellan bu işe çok bozulmuş ve adanın ismini “Hırsızların Adası” (Ladrones) olarak değiştirmiş. Macellan’ın yanaştığı sahile onun adına çirkin, çimentodan bir anıt dikmişler. Daha sonra yoluna devam eden Macellan Filipinler’de yerli bir şef tarafından öldürülmüştü.

1565 yılında bu adayı İspanyollar resmen ele geçirmiş, 1669 yılından itibaren halk İspanyollar tarafından Hristiyanlığı kabul etmeye zorlanmış, 200 yıl boyunca Guam İspanya’nın bir ileri karakolu olarak görev yaptı.

1898: İspanya-ABD savaşı sonunda ada ABD yönetimine geçer.

1914: ABD bu coğrafyada bir deniz üssü açtı.

1941–1944: II. Dünya Savaşı başlarında Guam’ı bu kez Japonlar istila eder. Daha sonra şiddetli muharebeler sonrası adayı ABD geri alır.

1982: Adada bir referandum gerçekleşti, Guam özerk toprak statüsüne girdi. Adalılar ABD vatandaşlığına alındı ama Kuzey Amerika seçimlerinde oy kullanma hakkı verilmedi. Federal bölge mahkemeleri kuruldu. Guam, ABD Temsilciler Meclisi’ne iki yıl süre görev yapan bir temsilci yollama hakkına da sahip.

Adanın hemen hemen üçte birine Amerikan Üsleri kurulmuş. Yüzde 18’i ise yağmur ormanı ile kaplı. Yarım daire şeklindeki Tumon Sahili çirkin beton yığını dev otellerle dolmuş. Bilinen tüm otel zincirlerinin birer örneğini burada bulmak mümkün. Tuman Plaj Bölgesine köpek balığı giremiyormuş. Bol lokanta, kahve, lüks mağazaların zincirleri sıralanmış. Kısacası bu yörede öyle yalnız sahilin tadını çıkarmanız mümkün değil. Her yer vıcık vıcık insan dolu. Otobüs otobüs Japon ve Kore turistleri geliyor ve habire de ucuz diye alışveriş yapıyorlar.

ABD askerlerini mutlu etmek için bol sayıda bar, gece kulübü, striptiz gösterileri ve genelev var. Hatta askerlerin ellerindeki silahlarla (Magnum, M16 gibi) sanki şartmış gibi ateş etmeleri için bir “atış poligonu” bile kurulmuş. Ödenecek ücret silahın türüne göre değişiyormuş.

Guam’da hâkim kaynanasını dövmekten sanık bir adamın davasına bakıyordu:

Şahide sordu:

— Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü?

— Gördüm efendim.

— Niye müdahale etmedin?

— Neye müdahale edeyim efendim, yardıma ihtiyacı yoktu ki, zaten kendisi rahat rahat dövüyordu…

Dünyanın en derin çukuru olarak bilinen, (ortalama 6000 metre) Challenger diğer adı ile Mariana Çukuru, Guam Adası’nın güney batısında yer alıyor. Değişik zamanlarda farklı araştırmacılar buraya inmeyi denemişler. Bu amaçla büyük masraflarla özel denizaltıları hazırlanmış. Titanik, Avatar, Terminatör (2) gibi filmlerin Kanadalı ünlü yönetmeni üç Oscar sahibi James F. Cameron, 12 ton ağırlıklı özel yapım denizaltısı (Deepsea Challenger) ile 25 Mart 2012 tarihinde Mariana Çukuru’na tek başına daldı. Üç saat kadar incelemeler gerçekleştirdi ve böylece bir rekorun da sahibi oldu. Üç boyutlu kamera ile sürekli çekimler gerçekleştirdi. Böylece “Abyss” adlı filmini çekilişinden tam 24 yıl sonra gerçekleştirmiş oldu.

Artık Guam’da son günüm, Seul’e dönüyorum. Seul’den sabah İstanbul’a uçacağım. Elimdeki biletin bilgisayar çıkışında uçak şirketi olarak “Sierra National Airlines” yazıyor ama kimse bu coğrafyada böyle bir havayolunun varlığını duymamış. Nasıl olur? İnternete bakıyoruz. Evet böyle bir havayolu var ama Sierre Leone’de! Eyvah, hele bu ara Sierre Leone’de Ebola salgını var! “Tamam dedim… Aldatıldık, ben Guam’da kaldım!” Ertesi sabah Seul’den THY İstanbul uçuşunu da kaçıracağım. Telaşla yarın Seul’e giden başka bir havayolu bulmaya çalışıyorum.

Neyse, sonunda gerçek ortaya çıkıyor… Bu saatte aynı uçuş numaralı özel Jet-Air’in Seul Seferi var. Rahatlıyorum!

Kısa Kısa Guam

  • Guam, Mikronezya yöresinin hayat standardı en yüksek adası. Hawaii adalarına 5 bin kilometre uzakta. Başkenti ise Hagatna.
  • Adada toplu taşımacılık yok gibi. Sanki tüm planlama özel araba üzerine düşünülmüş. Taksi de pek ucuz değil. Siz en iyisi Guam’ı tanımak için bir araba kiralayın. (günlüğü 50 USD gibi), ama adada ciddi bir trafik sorunu başlamış.
  • Uçakla adaya taşındığı sanılan bir yılan (Brown tree snake) türü düşmanı olmadığı için hızla üremiş ve adadaki yerel kuşlar ile yumurtaları yok eder olmuş. Şu anda yetkililer ne yapacağını şaşırmış durumda. Büyük bütçelerle yılanların popülasyonunu azaltmaya çalışıyorlar. İşte ekoloji ile oynamanın bir sonucu daha!
  • Bu adada diğer Pasifik adaları ve Hawaii gibi yanlış beslenme yüzünden “şişkolar” çok! Canan Karatay Hoca’ya ihtiyaçları var!
  • Guam ile Türkiye arasındaki zaman farkı tam yedi saat. Türkiye yedi saat geride! Guam yeni yılı ilk kutlayanlar arasında!
  • Adaya yılda ortalama 1,2 milyon yabancı tatil için geliyor. Bu sayının yüzde 80’ini Japonlar oluşturuyor. Daha sonra sırada Koreliler ve Ruslar geliyor.
  • Guam, Japon ve Koreliler için de ucuz bir sayfiye adası. Uçak dâhil lüks otelde tatilleri için beş günlüğüne 1500 USD ödüyorlarmış, elbette bu sırada bolca da alışveriş yapıyorlar.
  • Belli dönemde içlerindeki öldürme dürtüsünü yerine getirmeleri için avcılara izin veriliyormuş.
  • Benim Guam’da kaldığım günlerde Senato seçimleri vardı. Yollara sık sık yerleştirilmiş reklamlardan nerede ise tüm adayları ben bile iyice tanıdım. Yasama meclisi için 21 senatör seçiliyormuş. Havaalanına ismi verilen Antonio B. Won Pot, ABD Temsilciler Meclisi’ne katılan ilk Guam temsilcisi imiş. “Demokrasi Savaşçısı” olarak biliniyor.
  • Deniz kenarında keyifle çayımı içecek şirin bir kahve bulamadım, göremedim. Ama dev süpermarketlerin şişman müşterisi çoktu.
  • Okulları ziyaret ettim. Eğitim sistemi çok iyi. Çok sayıda uygulama, grup çalışmaları var. Şarkılar söyleniyor, okul gezileri gerçekleşiyor.
  • Çamarolar (Chamorros) olarak anılan yerel halk (yüzde 57), Filipinliler (yüzde 25), Endonezya ve İspanyol kökenliler bulunuyor.Elbette yüzde 15 oranında da Amerikalılar var. Çinliler ise azınlıkta!
  • 1972 yılında Guam ormanlarında 29 yıldır saklanan bir Japon askeri Çavuş Yokoi ortaya çıktı. II. Dünya Savaşı’nın bittiğinden haberi bile olmamış. Ama elindeki imkânlarla imparatorluk üniformasını bile yenilemiş. ABD, izinsiz olduğu için onu sınır dışı etmiş ama bu sadık asker Japonya’da nasıl karşılandı bilemiyorum!
  • Guam’ın önemli bir ihraç kalemi de kurutulmuş Hindistan Cevizi.
  • Guam’ın mavi, ortasında amblemi olan bir bayrağı var. Ada, bir vali tarafından yönetiliyor.
  • Saddam Hüseyin’in devrilmesinde kendisine destek veren 2500 Kuzey Iraklı Kürt ülkelerinde can emniyetleri kalmadığı için 1996 yılında ABD hükümetince Guam’a yerleştirildi.
  • Guam’da başta deprem ve tufan olmak üzere sık sık doğal afetlere rastlanılıyor.
  • Oldukça iddialı Guam Üniversitesi’nde 10 bin öğrenci okuyor. “Coal” başlıklı kitabımı bu üniversitenin kütüphanesine hediye ettim.
  • Her çarşamba başkent Hagatna’da halk pazarı kuruluyor, bitimine doğru bu pazar bir festivale dönüşüyor. Herkes yiyeceğini alıp bir köşede oturup yerel orkestra eşliğinde geleneksel dansları seyrediyor, danslara katılıyor ve eğleniyor.
  • “Âşıklar Kayalığı” olarak anılan noktadan, zorla İspanyol bir subayla evlendirilmek istenen yerli güzel bir kız aşığı ile birlikte atlayarak intihar etmiş. Adaya gelen ziyaretçileri manzarası ile ünlü bu kayalığa muhakkak götürüyorlar.
  • Guam deyince tüm Türk internet sitelerinde bu coğrafyada bugün yerli halkın haberdar olmadığı tuhaf bir gelenek karşınıza çıkıyor. Güya Guam’da bakire kızlar evlenemezmiş. Görevli bir adam köy köy gezerek evlenecek olan kızların bir ücret karşılığı kızlığını bozarmış.

Sarışın, havalı bir bayan Guam’ın geniş bir caddesinde ters yönde araba kullanırken kendisini polis durdurmuş.

—Bayan! demiş, “Hayrola, böyle nereye gidiyorsunuz? Okları görmediniz mi!”

—Ciddi misiniz? demiş sarışın güzel endişeli bir ses tonu ile,

—Bırakın okları vallahi ben Kızılderilileri bile fark etmedim!

Tonga: Pasifiğin Tek Krallığı

Heyecanla Fiji Nani Havaalanı’nda Tonga -Tapu uçağının kalmasını bekliyorum. Hep bu adalar ülkesini ve çılgınlıkları ile tanınan krallarını merak ederdim. Bilinmeyene yolculuk bana hem korku hem de ayrıca zevk verir. Yanımda değerli gezi arkadaşım ve meslektaşım Hüseyin Şen’in de olması elbette bana güven veriyor.

Yalnız gezmek elbette insanların sosyalleşmesini sağlar ve aynı anda da zaman zaman ürkütür. Yanıma gözleri çakmak çakmak, yüzünde bitkin ama vakur bir tebessümle altmışlarında bir kadın yaklaşıyor. Konuşuyoruz. Eşi Avustralyalı imiş, geçen sene ölmüş. İşyerlerini artık bu hanım yönetiyormuş. Bana ahiret soruları sormaya başlıyor. Ben soru yağmuruna tutulmaktan hiç ama hiç hoşlanmam. Sıkılıyorum, sinirleniyorum. “Uçuş saatim geldi” deyip kalkıyorum. O sırada ayaküstü bana evlenme teklifi etmez mi? Hüseyin de şaştı kaldı. Neyse uçağa geçiyoruz. Uçak dolu, Tonga-Tapu’ya uçuş sadece 1 saat 20 dakika.

Cennet adaların üzerinde alçalıyoruz. Dizi dizi Hindistan cevizi ağaçları ile turkuaz renkli sahil şeridi görünüyor. Türkiye’ye vize uygulamadığı için memurun birkaç basit sorusu sonrası sorunsuz pasaport kontrolünden geçiyoruz.

Haritada mavi fon üzerinde yeşil benekler gibi görünen, kumsalları güneşte mücevher gibi parlayan, toplam 176 mini adasının kapladığı alanın uzunluğu 800 kilometreyi bulan “Tonga”dayım.

Adalar üç ana grupta toplanmış, nispeten daha dağlık olan Vava’u grubu, ortada Haapai ada grubu ve başkent Noku’alofe’nin de üstünde olduğu en kalabalık adası Tongatapu grubu. Tamamı mercan resifleri ile kaplı olan adaların dördünde etkin yanardağlar bulunuyor. Aralık – Mart ayları arası Güney Pasifik’te ciddi kasırga tehlikesi bulunuyor.

Tonga toprakları diğer komşu adalar gibi 3 bin yıllık bir tarihi barındırıyor. Denizlere alışkın Polinezya halkı Avrupalı denizcilerden çok önce ilkel şartlarda buraya ulaşmayı başarmış.

Yıl 1616 – Flemenk Jacob Le Maire, Tonga’ya ayak basmış.

Yıl 1643 – Yine Flemek Abel J. Tasman Tongatapu Adası’nın en kuzey noktasına ulaşır.

Yıl 1771 – Ünlü İngiliz Kaptan James Cook adaya varıp yerli halkın misafirperverliğinden dolayı “Dost Adalar” adını koyar. Oysa ki yerliler Kaptan Cook’u ve adamlarını iyice beslemelerinin esas amacı onları pişirip yemeğe hazırlanmalarıdır. Ama son anda şef bu sevdadan vazgeçer.

Yıl 1822 – Metodist misyonerler adalara ayak basar ve şef I. George Tupou Hristiyanlığı kabul eder.

Yıl 1875 – Monarşi ilan edilir. Şef I. George Tupou artık kral olarak taç giyer.

Yıl 1970 – Hiçbir zaman koloni statüsüne girmeyen Tonga bağımsız olur.

İki metre boyundaki ünlü kraliçe Salote tam 47 yıl boyunca hüküm sürdü. 1953 yılında İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in taç giyme töreni sırasında bastıran ani yağmura karşı saygısından faytonunun üstünü kapamadı ve sırılsıklam törene katıldı. Bir anda bu tutumu ile dikkatleri üzerine çekti. Hatta Kraliçe Elizabeth, kendisine teşekkür ziyaretine geldi.

Şişmanlığı ve farklı uygulamaları ile basını uzun süre meşgul eden kral IV. Tupou özellikle son yıllarında ülkesine kaynak temini için tuhaf önerileri ile herkesi şaşırttı, halkının gözünde puan kaybetti. Tam 210 kilo ağırlığı ile dünyanın en şişman adamı olarak Dünya Guinness Rekorları kitabına giren IV. Tupou ayrıca seyahate de çok meraklı idi, uçaklara ancak yük asansöründe binermiş. Kralın kaynak üretme projelerinin bir kısmı şöyle:

  • Denizsuyunu doğalgaza dönüştürme projesi. ( Böyle bir çalışma hiç duymamıştım)
  • Tonga çukuruna zehirli atıkların boşaltma izni.
  • Tonga diplomatik pasaportunun satılması, bu teklifi Hong Kong’un zenginleri sahiplendi, Çinliler bu tarihten sonra adada ticareti tamamen ele geçirdi.
  • Gemilere ucuz Tonga Bayrağı satmak. Tonga bayraklı bir gemi El-Kaide’ye ait silahlarla yakalanması ile bu coğrafyada hüsran yaşandı.
  • Tonga üzerinden geçen tarih çizgisini değiştirerek Tonga’yı Kiribati yerine yılbaşını kutlayan ilk ülke yapmak çabası.

Sonuçta Tonga’nın gelirlerini Kral bu tip garip projelere yatırınca adada monarşiye karşı bir kıpırdanma başladı. Hristiyan, feodal, komünist ve parlamenter sistemi benimseyen Tonga’da şahin bakışlı, etkileyici bir konuşmacı olan Akilisi Pohiva, Tonga Demokratik Halk Partisi lideri Teisina Fiko, Tonga’ya has burun flütünü başarı ile çalan Futa Helu gibi isimler liderliğinde kralın yetkileri tartışılmaya başlandı, adalarda demokrasi bayrağı açıldı. O sıralar meclisin 2/3’ünü, başbakan ve bakanları kral ve 32 soylu aile seçiyordu. Ama hepsi yinede kralın, ülkenin başında kalmasını istedi.

Bu arada kral IV. Tupou vefat edince yerine geçen Oxford ve Sandburst mezunu büyük oğlu V. Tupou iki yıl boyunca taç töreni yapmaya çekinir. Çocuğu olmayan yeni kral da 63 yaşında tahta geçişinden 5 yıl sonra hayata göz yumunca şu anda (2017) kardeşi VI. Tupou tahta geçer. 900 yıllık kraliyetin yetkileri azaltılır, bir bakıma İngiliz Kraliçesi gibi sembolik bir statü benimsenir, başbakan yetkileri kendinde toplar.

Yeni kral VI. Tupou’nda da pahalı oyuncakları varmış. Siyah perdeli bir Londra taksisi ile geziniyor. Kurşun asker ve saraydaki havuzda yüzdürdüğü oyuncak tekne koleksiyonu dışında Jaguar ve bir de spor arabası var. Avcılığı da seviyor “maalesef”.

Kısa Kısa Tonga:

  • Tonga’nın nüfusunun %98’i okur yazar. Başkentteki Atenas Üniversitesi kurulduğunda dünyanın en ufak eğitim merkezleri arasındaydı.
  • Resmi lisanları Tongaca ve İngilizce.
  • Trafik bize göre ters. İngiliz sistemini benimsemişler.
  • Tonga’nın en önemli gelirlerinden biri yurtdışında çalışan Tongalılar’ın ülkelerine yolladığı dövizler. Hemen hemen her yerleşim yerinde bir Western Union var.
  • Adalarda dere yok. Yağmur suyu değerlendiriliyor.
  • Tonga bayrağının zemini kırmızı ve üst köşede beyaz içinde kırmızı bir haç var.
  • İri yarı kadınlar bu coğrafyada makbul. Çoğu da öyle!
  • Adanın yollarını Çinliler ücretsiz inşa etmişler. Elbette Çinlilerin bu çoğrafya da beklentileri var.
  • Sokak adları ve evlerde numaralar yok. Adresleri ancak tarifle bulunuyor. “Yol bitince sağa, sonra bakkaldan sola” gibi.
  • Ben yüzlerce ülke gezdim ama bu kadar çok köpeği bir arada görmedim. Hemen hemen her evde ortalama 3 köpek var. Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelen sivil toplum kuruluşu üyeleri onları kısırlaştırmayı teklif etmiş. Köpeklerin sayıları gün geçtikçe artıyormuş.
  • Evler genellikle tek katlı, geniş bahçeleri var, bazılarının bahçeleri titizlikle düzenlenmiş.
  • Sık sık tsunami kaçış yollarının tabelaları dikkati çekiyor. Ayrıca kocaman kontainerde yardım malzemeleri saklanıyor. Uygulaması acaba nasıl olacak bilemedim!
  • Domuz çok bol, her an karşınıza kocaman siyah benekli bir domuz ve yavruları çıkabilir. Özel günlerde kestikleri büyük domuzları “umo” denen toprak altındaki özel fırınlarda pişiriyorlarmış.
  • Enerji elde etmek için geniş alanlara yayılmış güneş panelleri kullanılmış.
  • Pazar günleri her yer kapalı. Halk en güzel giysilerini kuşanıp kiliselere koşuyor. Erkekler “taovala” denen özel hasır kuşağı bellerine doluyor. Farklı kiliseler yarış halinde. Katolik, angelikan, methodist, bahi, ortodoks, mormor, yahova şahitleri gibi. Kiliseler kendilerine bağladıkları cemaatten para da topluyor. Pazar ayinler akşama kadar devam ediyor. Bir Müslüman toplulukta da var.
  • Kumlu plajları var ama denize girmek öyle kolay değil. Çünkü sığ mercan resiflerinin üzerinde yürümek tehlikeli. Her an bir kaza olabilir.
  • Fazla yaban hayvanı yok. En dikkati çeken kırmızı parlak tüylü bir papağan türü olan “koki”.
  • En önemli geçim kaynakları balıkçılık, tarım ve turizm. Muz, vanilya, balkabağı, kakao, hindistan cevizi, hindistan cevizi yağı (kopra) en önemli tarım ürünleri.
  • Para birimi pa’anga. Bir Amerikan doları 2 paanga idi. (2017, Ağustos)
  • Geleneksel Maulu-ulu dansları ahenk ve birliği simgeliyor.
  • Dünyanın en büyük sürüklenmiş taş bloğu Tonga-Tapu adasında. Binyıl önce tsunami sonrası denizden 100 metre kadar içeriye sürüklenmiş. Görmenizi isterim, çok etkileyici.
  • Tonga’daki mezarların özel bir önemi var. Kaybettikleri yakınlarına sahip çıkıyorlar. Mümkünse evlerinin bahçesine gömüyorlar. Bu olmuyorsa her semtte ve bilhassa kumsallarda çok sayıda mezarlık hazırlanmış. Üzerlerine kum, özel hazırlanmış hasırdan örtüler, yapma çiçekler, hatta mezarın başına mezar sahibinin fotoğraflarının bulunduğu dev panolar konulmuş.
  • Polinezya’da sık sık rastladığım hafif uyuşturucu etkisine sahip ”kava” içkisi burada da yaygın olarak tüketiliyor. Bodur ağaçların kurutulan kökleri iyice yumuşayana kadar taşla dövülüyor. Sonra su ile karıştırılıyor. Çamurlu suya benzeyen kava’yı bir dikişte içmeniz bekleniyor.
  • Tüm diğer adalar gibi halkı rahat! Zaman mefhumu pek yok.
  • En önemli tabağı “ota ikia”. Hindistan cevizi sütü içine çiğ balık konarak hazırlanıyor.
  • Tonga’nın ziyaretçilere sunduğu en ilginç aktivite kambur balinalarla birlikte yüzmek. Kambur balinalar çiftleşmek ve yavrularını büyütmek için Temmuz – Ekim ayları arasında sakin ve sıcak Tonga resiflerini tercih ediyor. Doğan bebek balina 1,5 ton ağırlığında oluyor ve günde 100 litre anne sütü emiyor. Ama acaba etrafında çok sayıda insan gören balinalar ne kadar mutlu? Onları rahatsız etmiyorlar mı? Bu konu halen sosyal medyada tartışılıyor. Ama bir grup “onların ne kadar dikkatini çeker ve sevdirsek o kadar korunmaları mümkün olur” diyor.
  • “Taouala” pandanus yaprağından yapılan bir hasır görünümünde bir kuşak. Bellerine sarıyorlar. Cenaze ve matem sırasında kaba dokunmuş olan hasırı koltuk altından dizlere kadar vücutlarına dolayıp bellerine iple bağlıyorlar. Merasim, özel gün ve kiliseye giderken ise gayet ince dokunmuş zarif olan hasırları takıyorlar.
  • Ayakları hep çıplak. Memurlar ise siyah etek, beyaz gömlek, siyah kravat ile gayet şıklar ama ayakları yine de çıplak.
  • Bence Tonga-Tapu adasında bir günlük araba kiralayın (Günlüğü ortalama 40 USD) ve tüm adayı turlayın.
  • Bu arada en kuzeydeki Abel Tasman Noktası’na kadar gidin. Yol üzerinde bir mezarlığın içinde kocaman yarasaların (flying foxes) yuvaladığı dev ağacı görün. Plajlarının birinde kuma kadar inin, mercan resiflerinde yürümeye cesaret ederseniz denize de girin. Hina Cave plajı en ünlülerinden. Ayrıca mağaraları da ziyaret edebilirsiniz. Bu sırada başkent Nuku’alofa’da kraliyet mezarlığı ile Kraliyet Sarayını da görün derim. İkisinin de içine girip ziyaret etmek mümkün değil. Buranın en popüler buluşma noktası “Friends” kahvede “beyaz kahve” (tropikal milk shake) veya “Hindistan cevizi suyu” için.
  • Cenazesi bulunan evlerin etrafı mor kurdelalarla sarılıyor.
  • Başkentin karşısındaki Pangaimotu Adası eskiden krala aitmiş. Şimdi ise özel mülk. Şık bir lokantası ve özel plajı bulunuyor.
  • Adalarda besin çok pahalı. Manavlarda hep lahana, salatalık ve domates görüyorsunuz. Elma ile portakal ise ithal.
  • Tonga etnik bakımından diğer pasifik adalarına nazaran daha “homojen”. Ancak ticaret Çinlilerin elinde.
  • Ragbi Tonga’da çok popüler ve çok ünlü bir spor dalı. Uluslararası üne sahip ve yurtdışında kulüplerde oynayan ragbi oyuncularına sahipler.
  • Tonga nüfusunun %70’i başkent Nuku’alofa’da yaşıyor.
  • Bu adalarda her türlü kimyasal kullanımı yasak ve geri dönüşüme özel önem veriyorlar.