Herson’dan Odessa’ya

Gitmediğim bir Ukrayna kenti buldum “Herson”. Sevgili Gülderen (Kazmagil) ve Sevgili Göksel (Tan) ile yola koyuluyoruz. Herson (Kherson) Havalimanı’nı 10 yıl sonra tekrar faaliyete geçiren Türkiye olmuş. THY’nin şu anda kazançlı hatlarından biri imiş. Uçuş sadece bir saat kadar, uzun bir pasaport kuyruğu sonrası dışarıdayız. Sevimli ve ufacık bir havalimanı. Ben ufak alanları severim.

Bir araç kiralıyoruz ama otomobil dökülüyor. Bir defasında İzlanda’da yeni bir cip kiraladık. Aracın üzerindeki bir çizgiyi bahane edip kredi kartımdan 500 dolar kestiler. Aman Allah’ım bu arabanın da direksiyonu öyle ağır ki manevra yapmak için tüm trafiği bekletiyoruz.

Herson, Ukrayna’nın en az gelişmiş bölgelerinden biri, bu kent “Ukrayna’nın Venediği” olarak da anılıyor. Dinyeper Nehri’nin Karadeniz’den 60 kilometre uzakta ki deltasında ünlü Rus Çariçesi II. Katerina tarafında 1778 yılında Rus donanmasını Osmanlı donanmasından kaçırmak amacı ile kurulmuş. Herson’un civarında delta, çorak ve tuzlu araziler, kumullar, milli parklar, kaya gölleri ve kanyonlar var. Doğa burada çok cömert. Kent içinde de bol yeşil alan var. Örneğin Komsomol ile Glory Parkları. Kentin geniş yollarının iki tarafı dişbudak, ıhlamur, söğüt ve kestane ağaçları ile çevrilmiş. Göğsünü bu coğrafyada Herson’a yaslayan Dinyeper Avrupa’nın üçüncü uzun nehri.

TUİD (Ukrayna – Türk İş Adamları Derneği) başkan vekili Ali Bulut ile buluşuyoruz. Bizi önce Dinyeper sahilindeki “Teras” adlı şık bir lokale, daha sonra da şehir merkezindeki Grand Cafe’ye götürüyor.  Fesleğenli, pembe renkli limonatayı denedik. Kendisine çok teşekkür ederiz.

On bir üniversitenin bulunduğu Herson’da 115 etnik grup iç içe yaşamakta. Suvorov, “Gelinler şehri” Herson’un tarihi ahşap evleri ile en önemli caddesi. Bu coğrafya güzel kızlarını Avrupalı zengin damatlara gelin olarak göndermesi ile de tanınıyor. Sokakta incecik uzun boylu sarışın kızları görünce ister istemez “Bunlar Türkiye’ye gelse her biri ünlü manken olur.” diyorsunuz. Kurulan dev tersane 1991’de Sovyetlerin dağılması ile tam bir sessizliğe gömülmüş.

“Local Lorc” sanat ve resim müzesinde ünlü Ayvazovski dahil Sovyetler Dönemi sanatçılarının 1100 eseri sergileniyor.

Herson yöresi çok önemli bir tarım alanı. Türk iş adamları bahçelerden doğal cevizleri toplatıp Türkiye’de satıyormuş. Kırım gerginliği sonrası Ukrayna’nın tayin ettiği yeni Kırım Devlet Başkanı’nın konutu da Herson’da! Ama fiili olarak Kırım şu anda Rusların elinde.

Artık Odessa’ya doğru yola koyulmak zamanı. Herson’dan Odessa’ya 182 kilometre yolumuz var. Cadde zaman zaman tek şeride düşüyor ama hep düz. Tepe yok, viraj yok. Tüm tarlalarda ayçiçekleri kuruyor. Sonra yağ fabrikasına götürecekler.

Navigasyon, adres bulmakta çok yardımcı oluyor. Uzun ve güzel kumsalları, 130 farklı milletin temsilcileri, çok odalı yüksek çirkin Kruşçev dönemi sosyal evleri, gece kulüpleri, ünlü operası, bol ağaçlı geniş bulvarları, hareketli meydanları, şık klasik evleri ile kahraman liman şehir Odessa’dayız. Puşkin, bu coğrafyada bir süre (1820 – 1824) sürgüne gönderilmiş, “Burası Avrupa kokuyor” demiş.

Kentin temelini Tahirova’da “Hacıbey” olarak Türkler atmış. Ancak 1787 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında bu bölge Rusların eline geçmiş.

Avrupa’nın en dikkati çeken on merdiveni arasında ilk sıraları alan 192 basamaklı Odessa Merdivenleri, Sergei Eisenstein’in (1925) kurgusu ile sinema tarihinde bir dönüm noktası olan “Potempkin Zırhlısı” adlı film ile ünlendi. “Kanlı Pazar” olarak da anılan 22 Ocak 1905 gübünü yüzlerce Bolşevik’in vurulduğu merdivenlerden aşağıya yuvarlanan bebek arabası zihinlerden silinmez. Merdivenlerin üstünde Roma stili Odessa’nın ilk valisi Due de Richelieu’in bronz bir heykeli dikilmiş. Merdivenlerin alt seviyesinden fotoğraf çekmenizi öneririm.

1.Dünya Savaşı’nda ise Nazilerin istila ettiği Odessa’da 280 bin Musevi öldürülür veya sürgüne yollanır. Almanlar’a karşı direnen 1500 kişilik Partizan ordusu Odessa’nın altındaki 60 kilometre uzunluğundaki dehlizlerde gizlenir. Dehlizlerde ısı 12 – 14 °C iken nemin %97’ye varması ve güneş ışınının girmemesi nedeni ile Partizanlar’ın büyük bölümü verem ve diğer hastalıklardan hayatını kaybeder. Odessa bu nedenle 1945 yılında “kahraman şehir” ilan edilir. Bugün bile merkezden 40 kilometre uzaklıktaki köylerden bu dehlizlere girip gezmek mümkündür. Ancak sakın yalnız gezmeye çabalamayın, kaybolursunuz. Dehlizler nedeni ile Odessa’ya metro yapılamamaktadır.

Odessa Opera Binası ve Operası dünya çapında ünlüdür. İnşası 3,5 yıl sürmüş. 1665 koltuklu opera her akşam şık hanım ve beylerle dolar taşar. Sanata duyulan bu sevgi ve saygıya hayran kalmamak mümkün değil!

Odessa Limanı oldukça hareketlidir. Buradan Türkiye’ye de gemiler kalkıyor. Ancak pek uslu olmayan Karadeniz’de 12 saatlik bir yolculuğu göze alır mıydınız? Odessa’nın karşısında Zonguldak bulunuyor. Ayrıca bu limandan hareket eden yöreyi tanıtan turistik gemi gezintileri de gerçekleşiyor. Limanın kapısında ziyaretçilerin fotoğraf çektirdiği “Odessa” yazısının yanında tuhaf bir bronz heykel dikkatinizi çekecek. Tombul bir çocuk kırık bir yumurta içinde kıvrılmış oturuyor.

Langeron sahilindeki Yunus Eğitim Merkezi’nin yönetimini Gülderen’le ziyarete gidiyoruz. Her gün üç defa yunuslara insanları eğlendirme görevi veriliyor. Oysa ki her yunus günde en az 30 kilometre yüzmelidir. Onların gözünde yunuslar sadece ticari bir mal. Keşke intihar etmesini bilseler. Yüzlerindeki ifade “mutlu” gibi gözüküyor ama aslında her biri kan ağlıyorlar. İtaat etmeyen veya sakatlanan yunuslar hemen öldürülüyor. Niye beslesinler ki!

Ünlü ressam ve şairlerin adını taşıyan Savşenko ve Şehir Parkı hele akşamları çok hareketli. Lokanta ve kahve sayısı çok, hepsi de dolu. Ancak kesinlikle İngilizce bilmiyorlar ve maalesef hiçbir isimlikte İngilizce kelime yok. Bu turizm açısından önemli bir engel!

Odessa’da Tolstoy Sarayı, Katerina Meydanı, Puşkin Anıtı, Belediye Binası, Arcadic Sahili ile Deribasovskaya Caddesi sizi bekliyor. Paparrizlerle karşılaşmak istiyorsanız sahildeki beyazlara bürünmüş “Terrace” lokantasında kendinize şöyle keyifle bir “Panna-kotta” ısmarlayın.

Ancak denizin suyu hiç de davetkar değil. Bulanık, yosunlu ve içinde de bol sayıda kirlilik işareti olan deniz anası var.

Odessa’da her gencin elinde zavallı tutsak bir hayvan; güvercin, sincap, yılan, maymun ile fotoğraf çektirip karşılığında para ödeyeceksiniz.

Odessa mutfağında soğuğa dayanıklı şalgam, pancar, patates ve lahana çok tüketiliyor. Bir krema çeşidi olan smetana da sık kullanılıyor.

Odessa Başkonsolosluğumuz ara sokakta gizli bir noktada. Teşekkür ederim, beni çok iyi ağırladılar. Basınında katıldığı bir sohbet gerçekleşiyor. Salon dolu. O arada bana hizmet ödülü olarak bir madalya veriyorlar. Daha sonra da devlet televizyon kanalında bir programa konuk oluyorum. Basında geniş yer alıyor. Sabah uçağını yakalamak için gece 03:00’de kiralık bir şoförle Herson’a yola çıkıyoruz. Vallahi gece yolları kestirmek benim için çok zor olurdu!

Havalimanından bavulumu THY kontuarına teslim edip Gülderen ile alanda çay içiyoruz. Beni anons ediyorlar. Sonra iki iri yarı polis gelip beni götürüyor. Bir odaya alıyorlar, kapı kilitleniyor. Masada üstünde kocaman siyah bavulum duruyor. Eyvah, ister misin birisi içine uyuşturucu koysun! Sonunda biri soruyor: “İçinde devlet madalyası var, nereden aldın, nereye götürüyorsun?” Rahatladım, bana verdikleri sertifikayı gösterdim. Bu kez özür üzerine özür, kapıya kadar yolcu ettiler.