Mardin

SAFRAN MANASTIRI “DEYRULZAFARAN”

Türkiye coğrafyası bütün dini, etnik ve kültürel zenginliklerin bir arada yaşadığı kadim medeniyetler coğrafyası.. İstanbul başta olmak üzere Hatay, Mardin gibi şehirlerimizde bu medeniyetler çeşitliliğinin günümüzde de canlı dinamik yaşandığı sembol şehirlerimizden.. Dünyada da bu duruma örnek Kudus’ün dışında belki başkaca bir şehir yoktur.

Bu defa gezi rotamızı Kadim kültürlerin bir arada yaşadığı şehrimiz Mardin’de bulunan Hristiyanlığı topluca kabul ettikleri bilinen ilk halk olan Süryanilerin Hristiyan yorumuna ait bir inanç merkezi “Dayrulzaferan Manastırı” Manastır ismini tarihin eski dönemlerinde bu bölgede yetişen safrandan almış; söylenildiğine göre sıva harcına safran bitkisinin çiçekleri katılmış ki safranın o muhteşem rengi manastırı sarıp sarmalasın, sarı ile turuncu arası farklı harmonisiyle daha bir büyülesin, yüzyıllar boyu farklı inançların dualarıyla aşınmış duvarları ile bu görkemli taş tapınak dimdik ayakta ve iyi korunmuş görünüyor..

Mardin’in 4 km doğusunda dağ yamacında zeytinler arasında yer alan ve Hz. İsa’dan sonra 5. yy.’da inşa edilen bu manastır, 1932’ye kadar Süryani Ortodoks patriklerinin ikamet yeriymiş…

Dostum Mahmut, biletlerimizi alıp giriş için bana işaret ediyor birlikte zeytinlikler arasındaki yoldan ağaçlıklar içersinden geçerek manastıra ulaşıyoruz.

Ana kapıdan girip ikinci avlunun taş merdivenlerini tırmanırken ayaklarımızın bizi başka bir zamanda yolculuğa çıkarttığını hissediyorum. Hayretle etrafı süzüp heyecanla birkaç kare fotoğraf çekiyorum, 17 kişilik ziyaretçi grubun son üyesi olarak Manastırın kapısındaki yerimi alıyorum..

Manastır’ın girişinde dinsel kıyafeti ile bizi kendisini; ben başrahip Gabriel diye tanıtan rehber karşılıyor. Herkes tamamsa gezmeye başlayalım, öncelikle hepiniz hoş geldiniz, diyerek manastırı kısım kısım anlatmaya başlıyor:

Bodrum kat Güneş Tapınağı; bu yapının tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte milattan çok önceki yıllara dayandığı tahmin edilmektedir. Bu kısım o dönemde Güneş Tapınağı olarak kullanılıyordu. Güneş Tapınağı, Mor Hananyo Kilisesi’nin doğu tarafında kalıp iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmı beşik tonozlu şeklinde yontulmuş taşlardan oluşan yüzeyi 25 metrekare bir alan. İkinci bölüm ise 51.5 metrekare farklı bir tavan mimarisine sahiptir. Tavanı oluşturan düz ve iri her biri yaklaşık 4 ton ağırlığında olduğunu söylediği taşlar geometrik yapıda olup aralarında harç, kum, kireç ve benzeri malzeme kullanılmadan birbirine yaslanmış ve kilitlenmiş şekilde kenetlenerek yerleştirilmiştir. Taşların dizilimlerinin ortadan V şeklinde olduğunu ve çatının tam ortasında bir kilit taşla kilitlendiğini anlatan Baş Rahip Gabriel’in söylediğine göre manastırın doğu ve güney cephesinde kalan iki kuşağın ne amaçla kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, sunak yeri olduğu tahmin edilmekteymiş.

Zanan zaman espriler de yapan sempatik başrahip, manastırın bugünkü haline ancak 18.yy’da geldiğini söylüyor.

Azizler Evi (BethKadişe); Aziz Hananyo Kilisesi’nin (Kubbeli Kilise) güneydoğusunda bulunan bu kubbeli mekanda bulunan 7 nişten 4 tanesi metropolitlere, 3 tanesi de patrik mezarı bulunması ve bu azizlerin tamamının gömülme biçimlerindeki temel espri Hz.İsa Mesih’in geleceği yön olan doğu ya dönük şekilde oturur vaziyette gömülmüş olarak bulunan mezarlar münasebetiyle azizler evi dendiğini öğreniyoruz. Yüksekliği 10.5, genişliği ise 5.4 metre olan bu odanın tarihi,neredeyse manastırın kuruluş tarihi olan 5. yüzyıla dayanmaktadır. Fakat dış kısımlar Patrik 4. Petrus tarafından 1884 yılında yeniden onarılmıştır, diye de ekliyor, Gabriel Bey..

Manastırın genelinde hissettiğim şey hep beni ziyaretçi grubundan kopartıyor adeta; iç ve dış mekanlarda bulunan taş motifler insan havsalasını zorlayan nitelikte çalışılmış, sert taşların mahir ellerde mimarinin bütün usluplarıyla yoğrularak şekillendiği bu mabed’te taşın insan ruh’na tesir ettiği bir yüzleşmeye tanık oluyorum.. Baş rahibin azizler odasının ışıklarını söndürmesiyle irkilip kendime geliyor gruba yeniden fiziken dahil oluyorum.

Mor Hananyo Kilisesi (Kubbeli Kilise): Rahip Gabriel kiliseyi Süryani mimar kardeşler Theodosius ile Theodore’nin Bizans İmparatoru Anastasius döneminde, Milattan sonra 491-518 yılları arasında inşa ettiklerini anlatıyor; özellik itibariyle eni 12.3, yüksekliği 17.7 metre ve alanı 271 metrekare Haç şeklinde bir kubbeye sahip bu değişik kubbe mimarisinden dolayı da Kubbeli Kilise de deniyormuş… Kilisenin iç duvarları Kutsal Kitaptaki geçen hikayeleri tasvir eden fresklerle süslüymüş, ancak tarihte meydana gelmiş bir yangın nedeniyle turkuvaz renkli tavan mimarisinden geriye sadece sağ duvarda; 793 yılında manastırda büyük bir restorasyon yaptıran Aziz Hananyo’yu tasvir eden dikkat çekici bir fresk kalmış,freskin uzunluğu 270, genişliği ise 66 cm dir.

Hananyo Kilise’nin kuzey ve güneyinde bulunan apsislerdeki kduşkudşinler (ayin eşyalarının durduğu alan) ince işçilikle 1699 da ahşaptan yapılmış,Orta ana apsisteki kduşkudşin 1941 yılında yanmış, geriye sadece iki sütun kalmıştır. Sütunlar üzerindeki Süryanice yazıya göre apsisin 793 yılında Mardin ve Kefertüth Met-ropoliti Aziz Hananyo tarafından yaptırılmış. Mevcut kduşkudşin 1942 yılında Mardin ve Midyatlı Süryani taş ustalarının sarı kesme taştan yapıldığını anlatan rehberimiz; kilisenin ana apsis bölümünde dikkat çeken iki adet kürsü ve kuzey tarafta ki 350 yıllık kürsü cevizden olup patrikler kullanmışlar.Diğer bir kürsü ki fil dişinden muhteşem görünümlü metropolitler bu kürsüyü kullanmışlar bunun da yaklaşık 500 yıllık olduğunu öğreniyoruz. Kilise’nin batı tarafında bulunan ceviz ağacından yapılmış muhteşem ahşap kapının dış yüzeyinde Süryani dilinde yazılmış Hz. Davut’un mezmurlarından kısa bir bölüm ve Aziz Balay’ın bir şiiri yeralıyor 500 yıllık bu kapıda…

Meryem Ana Kilisesi: Manastırın ilk kilisesi olan bu mekan manastırın bir nevi antreposu gibi, 153 metrekarelik bir alana sahip olup Apsis kısmında Bizans dönemine ait mozaikler bulunmaktadır. Duvarlar ve tavanlar pişmiş Bizans tuğlasından yapılmıştır. 1699 yılında el işçiliğiyle yapılmış, 3 kduşkudşin ve üzerinde Hz.Davut’un mezmurlarından Süryanice mısralar bulunan 3 ahşap kapı bulunmaktadır. Bu binada yetişkinlere ait sekizgen bir vaftiz kurnası dikkat çekiyor. Bu kilise günümüzde de vaftiz törenleri için kullanılmakta olduğunu Rahip Gabriel’in ifadesinden anlıyoruz.. Bunların yanı sıra duvarda bez freskler ve ilk basımı yapan İncil kalıplar ve baskı malzemeleri bu kilisede sergilenmekte… Sonra orta avluya çıkıyoruz kuyunun başında bu muhteşem manastırın avlu resimlerini de çektikten sonra bir süre Gabriel Beyle sohbetimize manastırın meşhur safran çayı ve kurabiye eşlik ediyor.. Yorgunluğumuzu gideren bu güzel sohbet molasının ardından Baş Rahip Gabriel Bey’e alakasından dolayı teşekkür edip manastırı zeytinler arasından geçerek bu manastırdan taşa üflenmiş ruhtan esintilerle safran tadında veda ediyoruz….