Meteora

Meteora Askıdaki Manastırlar ve Tyranavos Fallus Festivali

Musevi inancına sonradan geçmek zor ama Hristiyan olmak kolaydı. Musevi olmak için Musevi anadan doğmak gerekirken vaftiz olan herkese Hristiyan toplum kucak açıyordu, böylece  bu yeni  inanç hızla yaygınlaştı. Romalılar 300 yıl boyunca bu yeni inanışa sıcak bakmadı. Onları sürekli  cezalandırdı. İlk Hristiyanlar da devamlı saklanmak zorunda kaldılar.

İşte Halkidikya’daki Athos Dağındaki manastırdan XI. yüzyılda 3 keşiş, Athanasios, Gregory ve Musa Teselya Bölgesi’ndeki dev kaya sütunlarına yerleşmeye ve bu coğrafyada saklanarak inzivaya çekilmeye karar verdiler. Böylece saldırılardan da korunmuş olacaklardı. İlk dönemde doğal mağaralarda yaşadılar. Bu kaya ormanına yerleşmek hiç öyle kolay olmadı..

Makara ile çektiklerini sepetlerle tepelere ulaşan malzemeleri kullanarak kayaların üstlerine yapılarını zor da olsa inşa ettiler. Elli milyon yıl önce burası bir iç göl imiş. Doğa hareketi sonucu deniz dibindeki kayalar yeryüzüne çıkmış. Zaten jeolojik yapı, yuvarlak çakıllı,  kalker ve kum. Zamanla rüzgar ve su gücü ile bu ilginç oluşum ortaya çıkmış.

Sonuçta yöredeki farklı zirvelere tam 24 adet manastır inşa edilmiş. Bugün 10 adeti faal. Ancak her manastırda rahip sayıları az, onu geçmiyor.  Kalambaka Kasabasına bakan tek manastır olan rahibelere ait Aglos Stefanos ziyaretçilere kapalı.

Yemekhanesi müze olan, en fazla ziyaret edilip, en kolay ulaşılan Varlaam’a yöneliyoruz. Megalo Meteora ise aralarında en büyüğü, Sırp kralı Symeon Uros buraya yerleşip papaz olmuş ve maddi destek sağlanmış. Roussanou Manastırı (1543) daha görünür olduğu için en fazla fotoğraf çekileni.

Çatıları kiremit kaplı,  uçurum manzaralı, ahşap balkonlu, çilehaneleri ile manastırlar, kartal yuvasını andırıyor. Tam anlamı ile her biri “büyüleyici”. Çok boyutlu bir keyif cenneti,  hem yatay hem dikey. Işık değiştikçe de ortaya farklı ve çekici görüntüler çıkıyor. Sanki Trabzon’daki Sumela Manastırı’nı andırıyorlar. Osmanlı Dönemi ve Hitler’in beşinci bölüğü de bu ilginç coğrafyaya tarih koridorlarında tanıklık etmiş.

Dibindeki Kalambaka Kasabası maalesef zamanla bu bölgeye ziyaretçi sayısı artınca çirkin bir beton yığını haline gelmiş. Oteller, lokantalar, tur şirketleri açılmış. Kastraki Köyü ise daha sempatik. Vadide mısır, patates, bağcılık ve hayvancılık yapılıyor.

James Bond dizisinin “For Your Eyes Only” filminde Bond’un o ünlü halatla manastıra çıkış sahnesi işte burada çekilmiş. Eskiden portatif merdiven ve  file asansör ile manastırlara ulaşılırmış. Söylentilere göre ip kopmadan ipi değiştirmezlermiş. Şimdi ise yılan gibi kıvrılan bir asfalt yolla belli bir noktaya kadar ulaşılıyor. Meteora,  tahmin edeceğiniz gibi UNESCO Dünya Miras Listesi’nde!

Gelelim “sembolü” erkek cinsel organı (fallus) olan geleneksel Tyrnavos Karnavalına. Tyrnavos etrafı dağlarla çevrili mümbit bir ovada kurulmuş. Her sene 10-11 Martta doğanın canlanması, toprağın döllenmesi, şeftali ağaçlarının pembe çiçek açması, “ete hayır” anlamına gelen “karnavallarla” kutlanır.

Aslında Tyrnavos’da karnavalın hazırlıkları bence hiçte profesyonel değil. Saat 20 gibi çoğu lise öğrencisi, asker, doktor, Japon, İspanyol kılığında nedense Amerikan müziği eşliğinde dans ederek sokaklardan geçiyorlar. Kendileri sanki seyredenlerden daha fazla eğleniyor. Konvoyun son araçlardaki tahta heykellerin kocaman sallanan “fallusları” var. Ekmekler, şekerler, anahtarlıklar, hep fallus şeklinde.

Ertesi gün “Kirli Pazartesi” olarak anılıyor. Bugün Yunanistan’da resmi tatil. Meydana kocaman bir kazan kuruluyor. Kazana evlerde artan sebzeler birer birer atılıyor ve böylece de her yiyecek değerlendirilmiş oluyor. Sanki bizlerin aşuresi gibi. Bu çorba öğleden sonra halka dağıtılıyor. Festivale civar yerleşim yerlerinden ve bölgenin büyük kenti olan Larissa’dan geliyorlar.