Meis ile Kaş İki Kardeş

Meis Yunanistan’ın en uzaktaki adası ama diğer taraftan Kaş’a sadece 7 kilometre uzaklıkta. Aslında Kaş’tan karşı sahilerahatça yüzülebilinir.Meis ayrıca ülkemize en yakın Yunan Adası.Niyezamanında Yunanistan’a verilmiş anlaşılması zor.

Göze benzediği için “Meis”adı verilmiş. Yaz dönemi her sabah Kaş’tan saat tam 10’da iki tekne Meis’inKastelorizo Limanına doğru yarışır gibi hareket ediyor. Ücreti gidiş, dönüş 30Avro. Dönüş ise yaz döneminde her gün saat 16’da. Niyebu iki firma arasında inatlaşma var anlamadım. İkisi de boş gidip geliyor. Anlaşsalar da sadecebiri gitse ne olur. Zaman, mazot ve para israfı. AmaKaşlı patronlar bir kezinatlaşmış !

Civardaki ufak adaları geçince, uzaktan önce bir kızıl kale, kayalara işlenmiş haç ile Yunan Bayrağı ve sol tarafta ise camii görünüyor. Daha sonra liman ve liman boyunca sıralanmış, rengarenksevimli evler beliriyor. Gemi yaklaştıkça mavi ve yeşilli ahşap sandalyeler sıra ile yere indiriliyor. Şemsiyeler açılıyor ve her işyeri heyecanla yeni gelmekte olan müşterileri beklemeye koyuluyor.

Gelenler genellikle günü birliğine bu ufak adayı ziyaret edip at nalı şeklindeki sahilinde bulunan balık lokantalarında saatlerce oturup, istakoz başta deniz ürünlerini şarap eşliğinde tüketip sonra dageri dönüyorlar. Buranın sembolü olan kocaman bir caretta –carettamaalesef evcilleşmiş. Çağrılınca hemen geliyor. Kafasını uzatıp yiyecek bekliyor. Aslındabence hiç hoş değil, tüm yaban hayatı bizi eğlendirsin diye kendimize muhtaç ediyoruz.

Gece orada kalmadan, ara sokaklarda kaybolmadanbir coğrafyayı tanımak zordur. Kendime merkezde düz ayak bir pansiyon buldum. Gecesi 35 Avro. Adı “Alexandra”. Bir oda ile mutfak. İnternet ve televizyon da var. Çalışmak için masa da, Daha ne isterim ki !

Ada Osmanlı döneminde “Megisti” olarak biliniyor ve 9 kilometrekare büyüklüğünde ve genelliklekayalık. Kıyıdaki kayalıkların üstünde banaKopenhag’taki ünlü deniz kızını andıran bronz bir çift yunus heykeli dikkati çekiyor

Osmanlı Camisi bugün müzeye çevrilmiş ve girişise 2 avro. Caminin (1753) yanından siyah sokak lambalarını takip ederek patika boyunca 10 dakika kadar yürürseniz bir otelin şezlonglarla dolu koyuna ve ardından yarı silindirik ufak birtaş kiliseye varırsınız. Burada gözden ırak yüzebilirsiniz. Ben deniz içinde kumda yürümeyi sevmem. Doğru denize atlamak isterim.

Aslında tüm ada plajlarla çevrilmiş. Hepsi ıssız ve sessiz. St. George (Aziz Yogo) plajı aralarında en ünlüsü. Plajın ortasında halen aktif bir şapel yer alıyor. En güzeli adada kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Kolundan çekiştirmiyor. ZatenMeis’in ziyaretçilerinin % 65’i Kaş’tan teknelerle geliyor. Yazları haftada üç gün Rodos’tan kalkan feribot buraya ulaşıyor. Adada en büyük sorun “su”. Tarım yok, ağaçlar da cılız. Yazları öğleden sonra esen tatlı bir meltem adalılara nefes aldırıyor. Kısacası her türlü ihtiyaç, su dahil, gemilerle Rodos’tan taşınıyor. Alışveriş için de özellikle Cuma günleri Kaş’ın pazarına gidiyorlar.

Adanın tek düz sahasına bir havaalanı yapılmış. Hafta’da üç gün Atina’dan buraya uçak seferi var. Atina – Meis uçak biletitek yön 70 dolar imiş. Hiç de ucuz değil. Meis’in tek bir taksisi var. Herhalde yeterli oluyor. Zaten tüm yaşam Kastelorize Limanı civarında.

Kışın Meis’te kalan aile sayısı 300 kadar. Bu ufak ada, karşısındaki Kaş’ın yaptığı yanlışa düşmemiş. 60 yıl öncesi Meis fotoğrafı ile bugünkü fotoğrafı inanın hemen hemen aynı. Tek fark cunta döneminde izin verilenuçtaki bir otel. O da adanın siluetini bence pek bozmamış.

Ya Kaş ? Otuz yıl önce yolu kayalıklar dinamitle parçalanarakinşa edilirken geldiğim Kaş ile bugünkü Kaş çok farklı. Adeta bir beton ormanı yaratılmış.

Her Yunan Adası’nda bir tarihi kilise vardır onunlada övünürler. Buradaki AgiosNikolaus Kilisesi. Pazar sabahı tüm ada halkı çanların eşliğinde buraya koşar. Kilisenin hemen yanında şişman bir teyzenin lokantası vardır. Burada leziz soğan çorbası içilir. Mavi mağaraya tekne ile geziler var ama benzerlerini çok gördüm, beni çekmedi. Ada adeta bir kedi cenneti. Her yer kedi dolu. Bilhassa balık yiyenlerin civarında kümelenip gözlerini dikip sabırla bekliyorlar.

Ada çok göç vermiş. Özellikle Meisliler, Avustralya’ya yerleşmişler. Gençler ise Rodos’u tercih ediyor. Adanın ahalisi daha çokemekliler. Adanın bir numaralı geliri balıkçılık bunu elbette turizm takip ediyor.

Meis önceleri bir Venedik üssü imiş. Sonra Rodos’a yerleşen asil ailelerin kendini beğenmiş çocuklarından oluşanünlü SanJean şövalyelerinin kontrolüne geçmiş. Elbette bir de Osmanlı dönemi var. Adalılar Osmanlı yönetiminin en demokratik idare olduğunu söylerler. Daha sonra 1915’te Fransızlara, daha sonra da İngiltere’ye, İtalya’ya ve sonunda 1948 yılında Yunanistan’a bağlanmış.

Meis’te bir de askeri garnizon var. Askerler böylece adanın ekonomisine destek oluyor. Herhalde bu coğrafyayı karşı sahildeki Türkiye’nin işgalinden koruyor olmalı.

Dolaşıyorum, evlerin çoğu terk edilmiş. Duvar taşlarının arasını kediler mekan edinmiş. Taş evlerin, parke taşla kaplı daracık sokakların arasında zevkle yürüyorum. Binaların içinde ahşap kavisli merdivenler dikkati çekiyor.

Meis’intek taksisi ile havaalanına kadar 3 kilometre gidiyorum ve aşağıya doğrumanzaranın tadını çıkara çıkara yavaş bir tempo ile yürüyorum. Keçiler terk edilmiş bir otomobili mekan edinmiş. Güneşin altında kekik kokusu ile yürümek zevkli. Tepeden limanı uygun ışıkta fotoğraflıyorum.

1990 yılında bu adada çekilen ve ödüller toplayan GabrieleSalvatores’in yönetimindeki ClaudiaBigaali ile Diego Abatantuono’nun başrollerini oynadığıMediterraneo adlı İtalyan filmi Meis’in dünyaca tanıtımında önemli bir rol oynamış. Bu film savaşın bittiğini bilmeyen adadaki bir grup İtalyan askerin ilginç hikayesini anlatıyordu.

87 yaşındaki Maria, Meis’in yaşayan tarihi, oğlu Yorgo, Lazarakis adlı lokantayı işletiyor. Dertleşiyoruz, Yorgo benimle çok ihtiyatlı konuşuyor ve niyetimi anlama çabasında. Politikaya elbette hiç ama hiç girmiyorum. Halklar hep dosttur. Düşmanlığı yaratan politikacılardır.