FAS ve MARAKEŞ

Fas’ın tarihi ve gizemli şehri Marakeş… Evet gerçekten kızıl şehir burası. Bütün binalar açık kırmızıya boyalı.  Toprağın rengi de kırmızı. Yani boşuna kızıl şehir dememişler buraya. Burayı gördükten sonra duvarlar şehri unvanını da ekliyorum. Çünkü uzun, tarihi duvarlar sarmış dört yanı. Ayrıca şehrin tanımlanmasında ajanlar şehri ilavesi de yapabiliriz burası için.

Ülkede üç grup var burada. 1 ) Berberiler 2) Araplar 3) Saharalar (Bedeviler).

İnançlar bakımından irdelersek, bölge insanı önceleri Yahudi imiş. (Çölde yaşayan grup, çoğunluğu aynı zamanda Bedevi. Göçebe hayatı yaşıyorlar.) YahudiliktenMüslümanlığa geçen toplum burası. Dört hak mezhepten Maliki Mezhebine mensup buradaki Müslümanlar. Yusuf Bin Taşfin isimli bir kahramanları var. Önceleri komutan, sonraları kral olan. Yusuf Bin Taşfin zamanında Maliki mezhebine geçmişler. Ayrıca Fas insanının Müslüman alemi içerisinde bütün toplumlarla ve dinlerle anlaşabilen insanlar olduğunu öğrendik.

İsrailli turistler buraya gönül rahatlığı içinde gelebiliyor. Diyorlar ki, İspanya’dan Yahudiler kovulduğunda kalburüstü olanlar, sanatkar ve zenginler Osmanlı’ya gitti. Bize gelen Yahudiler adeta kalıntılarıydı. Roma’dan kovulan Vandallar da buraya göç etmiş…

Eski başkentleri, Fes şehri. Fes bölgesi geçmişte kültür, sanat ve ekonomi bakımından çok güçlüymüş.

Şehrin mimarisi çarpık değil. Yollar geniş, meydanlar büyük, yeşil alanlar çok. Binalar en fazla 3-5 kat. Daha da önemlisi yüksek bina ve gökdelen yok bu şehirde. Tebrik etmek lazım.

Şu anki Kral 2.Hasan’ın oğlu 6. Muhammed. Halk krallarını çok seviyor. Herhangi bir başarısızlıkta veya halkın sevmeyeceği bir karar veya uygulama olduğunda “Kral yapmamıştır, yanındakilerden kaynaklanıyordur” diyorlarmış. Kral eğitimli ve adaletli halkın geneline göre.

Yemekleri tipik Arap yemekleri. Yemeğe düşkün bir millet.  En önemli yemekleri de Tajin kebabı. Bizim ağız tadımıza ters düşmüyor. Ekmekleri mükemmel. Kaliteli argan yağı var burada. Turistler kapış kapış alıyor. Cilt bakımı için ve de yemek için.

Ülke insanı yüzük kullanmayı çok seviyor. Görüştüğünüz insanlar ilk önce yüzüğünüz varsa ona bakıyor. Parmağınızdaki yüzük hakkında hemen yorum yapıyorlar. Türkiye’den gümüş yüzük ithal ediyorlar. Yüzük ve takı için iyi pazar.

Asayiş problemi yok burada. İnsanlar munis, agresif değil. “Faslılar uzlaşmacıdır, kavgacı değildir ve bütün başka ülke insanlarıyla anlaşır” diyorlar.

 Bana göre; Fas, gelişebilecek bir ülke. Kralları iyi çalışıyor. Üst düzey devlet adamlarının da eğitim seviyesi çok yüksek. Çok iş imkanı var bu ülkede. 

Balık ve her türlü deniz ürünü bol ve ucuz. Balık lokantaları tercih edilebilir.

Marakeş’de fahri konsolosumuz var. Adı Mehmet P. Dalkır. Babası 1959’da veteriner olarak bu ülkeye gelen eğitimli Adanalı bir Türk. Kendisi 1963’de Fas’da dünyaya gelmiş. Her bakımdan donanımlı ve eğitimli. Ülkemiz için burada canla başla emek verenlerden. Türkiye ile irtibatını sürdürüyor. Kendisi iyi bir izlenim bıraktı bende. Ülke hakkında engin bilgisinden de istifade ettik. Balıkçılık önemli bir iş kolu Fas’ta.  Safi Limanı önemli. Ülkede tarımın %35’i Marakeş bölgesinde yapılıyor.

Marakeş Havaalanı ülkenin ikinci büyük havaalanı. Birincisi Kazablanka.  Oto plakaları Türkiye’deki uygulamaya benziyor. Mesala Marakeş’in plakası 26 ile başlıyor.  

Fas’ta nöbetçi cami uygulaması var. Namaz vaktini geçirenler için cemaatle namaz kılma camileri var.

Türk malı bu ülkede hem kaliteli hem ucuz olarak şöhret yapmış. Türkiye’yi dizilerimiz sayesinde daha yakından tanımışlar. Türkçe öğrenenler bile var. Tayyip ve Erdoğan isimleri ad olarak veriliyor. Ülkemize sempati besliyorlar. Fransızca bilmek de çok önemli bu ülkede.

Türk inşaat ve müteahhitlik firmaları çok başarılı. Doğuş Grubu, Tekfen, Yapı Merkezi, Makyol gibi şirketlerimiz önemli projelere imza atıyorlar. Mesala, Makyol burada yol ve asfaltlama işleri yapıyor. Tekfen Grubu da tren yollarının ray sistemlerini yapmış.

Bu ülkenin ekonomisini turizm ve tarım oluşturuyor. Her türlü tarım ürünü erken oluşuyor.  Argan ve zeytin yağı üretimi en önemli ekonomik faaliyetlerinden ikisi. 

Marakeş ülkenin merkezi gibi değerlendiriliyor. Her yer Marakeş’e çıkar diyorlar. Marakeş, Tanrının toprağı anlamını taşıyormuş. Üniversite sayısı çok fazla. En çok yabancı öğrenci Afrika’dan geliyormuş.

Bol tarım alanı var. Devlet tarım için çok önemli teşvikler veriyor.

Turizmi çok önemsiyorlar. Çok pahalı oteller var. Ancak 4 yıldızlı orta halli otelciliğe teşvik veriyorlar ve özendiriyorlar.

Fosfat madenciliği ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor.

Gezilecek Yerleri

  • BERBERİ SARAYI: Etrafı surlarla kaplı Berberi Sarayı. Kraliyetin (hanedanın) mezarları var. Mezarları oldukça sade.  
  • PALAIS DE BAHIA (Bahiya Sarayı): Berberi kraliyet ailesinin yaşam ortamı. Muhteşem bir el işçiliği var. Anlatılmaz. Hamamlar, fiskiyeler, çiçek bahçeleri…
  • LAL PAL MAREİE (Hurma Bahçeleri): Çok büyük bir alan.
  • KUDUBİYE CAMİİ: Tipik bir Fas mimarisi ile yapılmış tarihi, büyük cami. Burada irili ufaklı bütün camiler Fas’ın geleneksel mimarisi ile yapılıyor. Yeni yapılanlar da öyle.
  • YÜZME HAVUZU:  5000 m² yekpare alanı kaplayan dünyanın en büyük yüzme havuzu. Derinliği 2 metre. Suyu da yer altından, yakındaki dağdan geliyormuş. Halen faal vaziyette. Yusuf Bin Taşfin yaptırmış. Askerlere yüzme eğitimi veriliyormuş bu havuzda.
  • JAMA EL FENNA MEYDANI: Her türlü geleneksel gösteri ve etkinliklerin bol olduğu, çok büyük turistik meydan. Müzisyenler, maymun göstericileri, zurna çalarak yılan oynatanlar hepsi burada. Geceleri kurulan, gündüzleri kaldırılan seyyar kebapçılarla dolu. Rengarenk faytonlarla şehir turu var. Hediyelik eşya satışı, alışveriş çarşıları var.
  • MAJORELLE BOTANİK BAHÇESİ VE İÇİNDEKİ BERBERİ MÜZESİ: Burada uzun süre yaşayan bir Fransız’ın satın aldığı, binalarını restore ettiği çok büyük bir alanda her türlü ağaç ve çiçeğin muhteşem buluşması. İçinden dere de geçirmişler. Titizlikle bugüne kadar da muhafaza etmişler. Çok turist çekiyor.
  • CHEZ ALİ (Çe Ali) : Geleneksel müzik ve gösteri alanı. Ülkenin hobilerini, geleneksel gösterilerini, folklorunu sergiliyorlar. At üstünde yaptıkları gösteriler seyretmeye değer. Geleneksel yemeklerini sundukları çadır restoranları var burada.
  • SAFİ ŞEHRİ: Okyanus kıyısında liman, plaj ve sayfiye şehri. Geleneksel her türlü Fas ürününü buradan temin edebilirsiniz. Balık lokantaları da meşhur. Ucuz ve bol çeşit…

Kazablanka-Marakeş-Essaouria

Uzun zamandır değişik bir güzergâha uçmak istiyordum. Gitmediğim bir kıta, görmediğim bir ülke olmasını istiyordum. Yeni bir kıta, yeni bir bayrak, Berberiler ile Arapların iç içe yaşadıkları değişik bir kültür olduğu için Fas’ı seçtim. Zamanlama mevsim itibarı ile de uygun olunca bu yeni coğrafyayı keşfetmeye karar verdik.

Giden arkadaşlardan bilgiler aldık, acentelerin tur programlarını karıştırdık ve tabi ki internette araştırmalar yaptık. Dört gece-beş gün sürecek seyahatimizin bir gecesini Kazablanka’da, üç gecesini de Marakeş’te geçirmeye karar verdik.

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Fas’a uçak yolculuğumuz beş saat sürdü. Fas havaalanında bizi şoförümüz Khalid bekliyordu. Yerel saat ile 13.00 gibi ‘Beyaz Şehir’ anlamına gelen Kazablanka’nın şehir turuna başladı.

İlk olarak Fas Yahudi Müzesi’ne gittik. Müzede çok fazla obje, tablo vs. olmasa da Fas’ın değişik bölgelerinden toparlanmış birçok malzeme sergileniyordu. Temiz, bakımlı, ferah bir müzeydi. Müzenin Müslüman Küratöründen ülkenin Yahudi tarihi ile ilgili bilgiler aldık.

Ardından Atlas Okyanusu kıyısındaki, Fas’ın Cote d’Azur’u sayılan, Corniche’e geldik. Burası sahil olarak Nice’i, Rio sahillerini andırsa da halkın uzun entarili kıyafetleri bize Fas’ta olduğumuzu hatırlattı. Şezlongları, güneş şemsiyeleri, un gibi kumu ile sahilden dalgalı Atlas Okyanusu’nu keyifle izledik. Birkaç kare fotoğraf çekip soğuk bir şeyler içtikten sonra Si Bu Abderrahman Adası’na geçtik. Faslılar için çok değerli bir din adamı olan bu kişi burada yaşamış ve ölmüş. Ada insanların akın akın gelip mum yakıp, adak adadıkları bir yer oldu.

Buradan Fas halkının çok sevdiği ve saydığı kralları VI. Muhammed’in sarayına gittik. Kraldan bahsedince biraz da Fas’ın siyasi ve sosyal durumuna da genel bir bakış atalım. Afrika kıtasının kuzeyinde, Akdeniz ile Atlas Okyanusu’na kıyısı olan Fas, doğusunda Cezayir, güneyinde ise Batı Sahra ile komşu. Yaklaşık 446 bin kilometrekare yüz ölçümüne sahip ülkede 32,5 milyon nüfusun yüzde 55’i Berberi, yüzde 45’i ise Arap. Berberiler Kuzey Afrika yani Mısır, Libya, Tunus ve Fas’ı içine alan geniş bir coğrafyada göçebe olarak yaşamışlar. Tarihte Fenike, Kartaca, Roma, İslam ve Osmanlı kültüründen farklı açılardan etkilenmişler. Mısır firavunlarının torunları olmakla övünüyorlar. Berberice adını verdikleri lisan ve alfabeleri günümüz İbranicesine oldukça benziyor.

Başşehri Rabat olan Fas anayasal monarşi ile yönetiliyor. Resmi dili Arapça ve Fransızca. Malum, bir zamanlar Fas Fransız sömürgesi idi. 2 Mart 1956’da bağımsızlığını ilan etti. Para birimi Dirhem. Fas’a tüm dünya ‘Maroc’ derken biz Türkler Fez kentinden esinlenerek bu ülkeye Fas demişiz.

Akşamüstü saatlerinde Afrika’nın en büyük modern alışveriş merkezi Morocco Mall’a gittik. Bizim AVM’lerden pek bir farkı yoktu. Değişik olarak nitelendirilebilecek tek şey, içerisinde çocuklar için, büyük denebilecek bir oyun ve eğlence parkı ile binanın ortasında tabanından tavanına kadar yükselen silindir bir akvaryum bulunmasıydı.

Sonrasında tarihi Habus Meydanı’ndan geçerek mimarisi ile şehrin gurur kaynağı olan, Atlas Okyanusu kıyısına inşa edilmiş, II. Hasan Camii’ni ziyaret ettik. 1980-1993 yılları arasında yapılan bu cami, Mekke’den sonra dünyanın en büyük camisiymiş. İçinde 25 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği, avlusunda 80 bin kişinin toplanabildiği, 20 bin metrekare alana kurulu yapı gerçekten muhteşem görünüyordu. 200 metrelik minaresinde yer alan lazer ışığı da 35 kilometre uzaklığa kadar namaz vaktini bildirebiliyormuş.

Tüm gün süren Kazablanka turundan sora saat dokuza doğru otelimize giriş yaptık. Resepsiyonda bir taraftan check-in işlemlerimiz yapılırken milli kıyafetli görevliler Fas’ın geleneksel nane çayını ikram ettiler.

Ertesi sabah kahvaltıda yöresel tatlar denedik. Kahvaltı sonrası Marakeş’e hareket saatimize kadar biraz boş vaktimiz olduğundan otelden çıkıp ara sokaklara daldık. Her gittiğimiz yerde çarşı-pazar gezmeyi severiz. Gezinirken karşımıza yerel pazar çıkınca hiç tereddütsüz daldık içeri. Etlerin açıkta askılarda satıldığı, balıkçılarda değişik okyanus balıklarının olduğu, birkaç değişik sebzenin bulunduğu pazar bir o kadar da pisti. Marakeşe doğru yola çıkmadan Kazablankada son durağımız ünlü Cazablanka filminin çevrildiği Rick’ Cafe oldu. Hollywood klasikleri arasında özel bir yere sahip, 1942 yılında çekilmiş  Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın oynadığı Oscarlı ünlü Casablanca filminin çevrildiği Rick’s Cafe’ye gittik. Bizim gibi sayısız turist otobüsü de yolcularının fotoğraf çekebilmesi için buraya yanaşmıştı.

Kazablanka’dan çıkıp Marakeş’e varmamız molalarla birlikte yaklaşık dört saat sürdü. Yol boyunca zeytin ağaçları vardı. Türkiye’de özellikle Ege’de bulunan zeytin ağaçlarının sayısı 80 milyon iken Fas’ta bu sayı 320 milyon. Yollarda, bulvarlarda, bahçelerde, hatta kapalı alan otellerin içinde bile bulunan 20 ayrı çeşidi olan palmiyeler çok güzeldi. Bazılarının  meyvesi olan hurma buranın yerel meyvesi.

Otobanda giderken gördüğümüz en ilginç manzara ise özellikle ağaçlıklı yerlerde keçilerin ağaç dallarına kuş gibi tüneyip etrafı izliyor olmalarıydı. İlk başta cansız olduklarını düşünüp süs için koyulduklarını sandık. Şoförümüz bunların Berberi köylülerin besledikleri canlı keçiler olduklarını söyleyince inip fotoğraflarını çektik.

Marakeş’e giriş yaptıktan sonra bizi bekleyen rehberimiz Mokhtar’ı yoldan alıp panoramik şehir turuna başladık. İlk olarak,  ünlü modacı Yves Saint Laurent’ın anıt mezarı kabul edilen, bir dönem evi olarak kullandığı, 20. yüzyıl başında ressam Majorel tarafından oluşturulan botanik bahçeyi gezdik. Kuş sesleri içinde insana huzur veren bahçeyi gezerken çingene pembesi, nil yeşili gibi renklere isim olmuş sıfatlar gibi burada karşılaştığımız maviye de Majorel Mavisi dendiğini öğrendik. YSL, koleksiyonlarını hazırlamadan önce buraya gelir bu dingin ortamda konsantre olup kıyafetlerinin çizimlerini hazırlarmış.

Sonra dar sokaklardan geçip uzun yıllar şehri yönetmiş Ba Ahmed’in Bahia Sarayı ile Fas tarihinde önemli yeri olan Endülüs tarzı ahşap ve mozaik süslemeleri gördük. İspanyol Moresk mimarisinin 800 yıllık örneği Koutoubia Minaresi’ni gördük. Gezimiz sırasında kumaşçılar, demirciler, deri tabakhaneleri, ahşap ustaları gibi ülkede mevcut el sanatlarının tüm örnekleri ile uğraşan insanlarla karşılaştık.

Gezimiz, UNESCO Milli Miraslar Listesi’nde bulunan, Afrika’nın en hareketli meydanı Medina denilen eski şehirdeki Jma El Fna’da sonlandı. Milli kıyafetleri içinde sucular, yılan oynatıcılar, dövmeciler, müzisyenlerin gösterileri ile şenlenen bu meydana, adeta bir açık hava tiyatrosu diyebiliriz. Ancak etrafın pisliği rahatsız edici seviyedeydi.

Otelimiz Marakeş’in en işlek caddesi, cafe ve restoranlarla dolu, VI.Muhammet Bulvarı’ndaydı. Akşam yemeğimizi otele çok yakın bir yerdeki Opera Cafe’de yedik. Yemekte Fas’ın meşhur milli yemeği ‘kuskus’ ısmarladık. Kuskus çok ince irmikten yapılan pilav ya da bulgur gibi bir yemek. Faslılar içine et ya da tavuk koyarak yiyorlar. Üzerine patlıcan, kabak, havuç eklenerek Tajin dedikleri güveç içinde pişirilen bu yemek çok lezzetliydi.

Fas’taki üçüncü günümüzde Essaouira turu yaptık. Yaklaşık iki saat süren yolculuğumuzda yolda bir iki mola verip el işçiliği ile yapılan çanak, çömlek, lamba, ayna atölyelerini gezdik, El sanatları ile övünen Faslı ustalar Alovera ipliğinden şalları, kumaşları, ucu sivri otantik terlikleri beğenimize sundular. Daha sonra yine yol üstünde Fas’ın meşhur Devetüyü’nden, keçilerin tiftik yününden yapılan el halılarının bulunduğu bir yer gezdik.

Daha sonra yine yol üstünde, bu aralar dünya çapında moda olan, gıdadan, kozmetiğe birçok alanda kullanılan, Fas’ın badem ağacı meyvesinden üretilen Argan yağının satıldığı bir kooperatife girdik. Öğlen saatlerinde eski bir Portekiz limanı olan tarihi sahil kenti Essaouira’ya vardık.

Yemek sonrası sahili yürüyerek gezip, eski şehre kale kapısından geçerek girdik. Restoran, cafe, hediyelik eşya satan dükkanların yanında birkaç otel kalenin içinde gözümüze çarptı. Etrafı seyrede seyrede gezinirken uygun bulduğumuz bir yerde oturup kahvelerimizi içtik. Şoförle randevulaştığımız saatte kale kapısından aracımıza binip Marakeş’e doğru dönüş yoluna geçtik.

Akşam yemek için otelimize çok yakın bir cafeyi seçtik. Hem bahçede açık havada yemek yiyecek hem de müzik dinleyecektik. Canlı müzik yapan bir piyanisti vardı. Biraz Fransızca biraz Arapça şarkılarla hoş vakit geçirdik.

Ertesi gün akşam yemeğimiz için rezervasyonunu İstanbul’dan yaptığımız, Berberi kültürünü teatral bir şov ile sunan Chez Ali adında bir restorana gittik.

Mekan adeta bir stadyum büyüklüğündeydi. Kapıda bizi ellerinde tüfekleri ile Berberi kıyafetleri giyen, at üstünde 20 adam karşıladı. Ardından kale gibi bir yerden içeri girdik. Avluda müzisyenler, milli ve yerel gelin kıyafetiyle dans eden insanlar bizi yemek yenecek yere doğru yönlendirdiler. Burada da 6-8-10 kişilik gruplar müzikli ve danslı şovlar yaptı.

Yemekler Berberi gelenekleri tarzında; etli çorba, salata, tandırda pişirilmiş kuzu incik, kuskus ve meyve. Biz vejetaryen yemek istediğimiz için kuskusumuz vejetaryen, türlümüz etsiz geldi. Et yiyen arkadaşlar kuzu incik’i çok beğendiler. Yemekler yine Tajin (güveç)de geldi. Yemek esnasında dışarıda gördüğümüz grupları yanınıza gelip şarkılar söyleyip dans etti.

Yemek sonrası ise dışarı çıkıp stadyumu andıran tribünlere oturup ve kültürel Berberi şovu izledik. Kapıda bizleri karşılayan atlılar stadın sahası içinde yarış yapıp ellerindeki silahlardaki kuru sıkı patlattılar. Üç kişinin at sırtında akrobasi hareketleri, uçan halı üzerindeki Ali Baba gösterisi, Berberi müziği eşliğinde oryantal dans gibi gösteriler tam bir görsel şölen sundu.

Ertesi sabah şoförümüz bizi Marakeş’teki otelden alıp havaalanına bıraktı. Yeni bir kıta ziyaret etmenin, yeni bir kültür tanımanın verdiği gurur ile İstanbul’a doğru havalandık.

Bir Tutkudur Seyahat…