Lüks değil ama zengin!: Lüksemburg

Batı Avrupa’nın en stratejik noktasında yer alan kuzeyin Cebelitarık’ı olarak anılan Lüksemburg’da ortaçağ kale ve şatolarını, ıhlamur ve çamağacı kokularını, kuş seslerini, yeşili iyice içime sindiriyorum. Kentin kurucusu Kont Siegfried (yıl 963). Lüksemburg bin yıllık tarihi boyunca kimliğini korumaya özen göstermiş. Müzenin girişinde şöyle bir yazı dikkatimi çekti. “Mir welle beiwe wat mir Sinin” (olduğumuz gibi kalmak istiyoruz). İsterlerse orman alanlarını iskâna açıp hızla büyürler, nüfusu artırırlar. Ama değişime kesinlikle “hayır” diyorlar.

Bu coğrafya zenginliğini IXX. yüzyılda kömür ve demir çelikten kazanmış ve şimdi de ünlü çelik grubu Arcelor Mittal’ın Avrupa merkezi burası. Belçika, Almanya ve Fransa ve Hollanda tarafından defalarca işgale uğrayan Lüksemburg,  topraklarının bir bölümünü bu ülkelere kaybetti. Ancak 1867 Londra Antlaşması ile surları yıkılan Lüksemburg’un bağımsızlığı Avrupa’nın büyük güçlerince garanti altına alındı ve “Büyük Dükkalık” olarak ekonomik ve sosyal gelişimini sağlamaya başladı. Lüksemburg, Grand-Dükka (büyük dükalık) adı ile anılan tek devlet! Aslında “büyük” sıfatını kullanmaya çalışan tüm devletlerin başına “büyük” sözcüğü dert olmuş. Bu sıfat yıkım, soykırım, savaşlar ve göçlere neden olmuş. İşte Büyük Sırbistan, Büyük Arnavutluk, Büyük Yunanistan ve Büyük Bulgaristan örnekleri.

Uçakta boş yer olunca THY değil ama biz mutlu oluyoruz. Yayılıp, dağılıyoruz. Uçuş tam 3 saat… Lüksemburg havaalanı ufak ve samimi! Ben o dev ve soğuk yüzlü havalimanlarını inanın hiç sevmem!

Üç hanım üyemiz ile İstanbul-Lüksemburg uçağında buluşuyoruz. Hale, Zeynep ve Serap Hoca. Elbette üç bayan olunca yola çıkmanız 25 dakika sürüyor. Öğrendik, güldük, eğlendik. Hele Fatma Büyükelçilik ziyaretimiz sırasında siyah giysisi ve topuklu papuçları ile dikkatleri üstüne çekti.

Lüksemburg’da bulunduğumuz Cumartesi ile Pazar şehir otobüsleri bisiklet yarışları nedeni ile ücretsiz idi. Şanslıydık, on altı numaralı otobüsle kiraladığımız evin bulunduğu ve havaalanına yakın modern Kirchberg Platosuna 10 dakika içinde varıyoruz. Bu yeni mahalle cam-çelik-beton ile inşa edilmiş modern fakat bence zevksiz yapılardan oluşmuş. Lüksemburg, Brüksel ve Strazburg gibi Avrupa Birliği’nin bir diğer merkezi. AB Sayıştayı, Avrupa Adalet Divanı Avrupa Parlamentosunun bir bölümü ile Avrupa Yatırım Bankası burada. NATO ihale ve alım birimi de Lüksemburg’da ve büyük çoğunluğu mühendis 70 adet Türk burada çalışıyor. Diğer yandan Amazon, Ebay, i-Tunes, Paypal, Skype ve bazı bahis firmaları gibi çok sayıda uluslararası şirketin de ana binaları Kirchberg’de.

Lüks ve aydınlık bir daire kiraladık, hem de çok ucuz! Önümüzde çitli bir bahçemiz bile var! Yemek ve kahvaltıları kendimiz hazırlıyoruz. Ne de olsa grupta üç hanım var. Sadece evin modern ocağını çalıştırmayı bir türlü başaramadık!

Günü değerlendirmek gerek. Otobüse binerek şehir merkezine yöneliyoruz.

Otobüsümüz Adolf (Adolphe) Köprüsü’nden geçiyor. Petrus Nehri ile Petrus (Petrusse) vadisini hayranlıkla seyrediyoruz. Boşuna Lüksemburg’lu yazar Batty Weber burası için “Dünya’nın en güzel balkonu” dememiş. Yüze yakın kişi bu köprüden atlayıp intihar edince yolun kenarlarına korkuluk yapılmış. Bungee-Jumping’e kesinlikle izin yok!

Kent merkezinde hareketli bir sokak trafiğe kapanmış ama doğrusu burada yürümekte bize fazla zevk vermedi. Binaların çoğu bakımsız, sokaklarda öyle pek temiz değil. Hakiki gezgin yürür.

  • Grand-Dük Sarayı önceleri kraliyet ailesinin evi,olan bu küçük külah kuleleri, süslü taş aynaları ve narin demir işçiliği ile dikkati çeken bina günümüzde resmi görüşmeler, davetler için kullanılıyor.
  • Korniş (Corniche) boyunca yürüyünce, Petrus (Petrusse) vadisinin taş evleri, süslü çeşmeleri, dar kavisli sokakları eşliğinde Grund Bölgesi’nin eşsiz manzaralarına şahit oluyorsunuz. Oldukça eski ve klasik bir filmi hatırladım, “Vadim o kadar yeşil ki.” Küçük Alzette nehrinin yatağında ufak teraslı sebze bahçelerinde lahana ile balkabağı yetiştiriliyor.
  • Geç Gotik ve Rönesans süslemeleri ile Notre Dame Katedrali ile bir dönem hapishane olarak da kullanılan 1600 tarihli Neumunster Manastırı bir ara karşına çıkacaktır.
  • Edouard Andre’ Belediye Parkı Lüksemburg’un yeşil köşesi.
  • Altın kız (Golden Lady) heykeli II. Dünya Savaşı’nda hayatlarını kaybeden vatandaşları anısına Korniş üzerinde Anayasa (Constitution) Meydanına dikilmiş.
  • Place d’Armes Meydanı Lüksemburg’un en hareketli alanı. Yan yana dizili bahçeli kahveler ve lokantalar ile bu meydana kurulan standlar ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Hafta sonları burada konserler gerçekleşiyor.
  • Vianden Kasabası’na uzanırsanız kalesini ve Victor Hugo’nun sürgün evini ziyaret edebilirsiniz.
  • Casamates (kazamatlar, Rock Promontory) kayalara savunma amaçlı oyulmuş bir kale ve tüneller sistemi. Halkın saklanması ve silah ile erzakları depolamak amacı ile tam 23 kilometre tünel açılmış. Zaman zaman bu tüneller ziyarete açılıyor.
  • Asansör ile alçak şehirdeki (Ville Basse) Grund Mahallesi’ne inip Alzette Nehri boyundaki tarihi bir binanın içinde yer alan barlarda bol sütlü bir kahve içmek hoş oluyor.
  • Kuzeydeki Diekirch Kasabası’ndaki savaş müzesini ziyaret etmemiz önerildi.

Kısa Kısa Lüksemburg

  • 1973 yılında Lüksemburg’a Eurovision’da birincilik kazandıran Anne-Marie David’in ünlü şarkısı “Taranbay tu te reconnaitnas”in melodisini gezi boyunca sık sık duydum.
  • Her sabah ortalama 180 bin kişi Fransa, Almanya ve Belçika’dan çalışmak üzere Lüksemburg’a akıyor. Ayrıca Lüksemburg halkının %46’sı yabancı. Portekiz ve İtalyanlar ilk sırayı alırken ortalama 1000 kadarda Türk Lüksemburg’u mekan edinmiş.
  • Halkı bize pek mutlu görünmedi. Kendilerine bir ziyaretçi soru sorunca en az yüzde ellisi yanıt bile vermiyor, bence hem insanları hem de Lüksemburg’un kendisi “ruhsuz”. Konuşmaları bile fısıltı gibi. Meraklı değiller, araştırmıyorlar ve pratik zekâları da yok. Hemen kolaya kaçıp “bilmiyorum” diyorlar. Ama kırsal geleneklerini koruyan yerli halkı şüphesiz samimi ve iyi niyetli.
  • Havası pırıl pırıl, suyu da enfes.
  • Lüksemburg’da yönlendirme ve işaretlemeler çok zayıf. Zorlanıyoruz! Bir gezgin olarak aradığınız yeri bulmak çok zor. Ama aslında turiste pek ihtiyacı da yok.
  • Ünlü RTL televizyon kanalının merkezide Lüksemburg’da.
  • Ana lisanları Flamanca-Almanca-Fransızca karışımı bir dil olan “Luxembourgish (Lüksemburgça) Bu dile ilaveten Fransızca ve Almanca da resmi dil statüsünde. Adli dil ise sadece Fransızca ve tüm kanunlar ve mahkeme kararları sadece Fransızca yayımlanıyor.
  • Dünya Savaşı’nda Lüksemburg’u Nazilerden kurtaran ünlü Amerikalı General Patton’un mezarı Lüksemburg da!
  • Alman sınırına yakın Moselle Irmağı boyunca sıralanan bağlardan elde edilen Moselle şarabı ile Lüksemburg övünüyor.
  • Gözlemlediğim kadar Lüksemburg’da gece hayatı yok gibi. Güneş batınca ortama muhteşem bir sessizlik hakim oluyor… Ama akşamüstü şehrin birçok meydan ile parkında kurulmuş olan sahnelerde farklı gösteri ve konserler sahneleniyor.
  • Sarp kayalara kurulu Lüksemburg kenti Victor Hugo, Wolfgang Von Goethe ve William Turner’a ilham vermiş.
  • Goethe ise “Lüksemburg kentini görmeyen kale surlarının dibindeki o yeşil vadiyi kesinlikle tahayyül edemez” demiş.
  • Tipik yöresel bir evin içinde hizmet veren “The Chocolate House”da bir sıcak çikolata ve yerel otlardan yapılan keklerini tatmanızı öneririm.
  • İllaki modern sanat derseniz adresiniz “Musam Müzesi”.
  • Lüksemburg, Malta ve Güney Kıbrıs’la birlikte Avrupa Birliği’nin en ufak ülkelerinden; boyutları sadece 40×60 kilometre (2 bin kilometrekare)! Ülkenin ismini haritaya sığdırmak bile zor. Ama kişi başına milli gelir açısından (100 bin Amerikan doları) Katar ile dünya birinciliği için yarışıyor. Lüksemburg şu anda dünyada New York’tan sonra en önemli yatırım fonlarına evsahipliği yapıyor, bunun yanında Avrupa’nın en önemli bankacılık merkezi. Sanayisi yok ama bankacılığı ile övünen İsviçre’yi bile geçti. İsviçre’de kişi başı milli gelir 76 bin Amerikan doları. (2017 Haziran)
  • Lüksemburg bayrağı Hollanda bayrağı ile çok benzeşiyor. Şekli aynı sadece renklerde (kırmızı, beyaz, mavi) ton farkı var.
  • Hani bizi zaman zaman zora sokan korkutan “Avrupa vizesi olarak” iyi bildiğiniz Schengen aslında Almanya-Fransa-Lüksemburg sınırında sevimli bir kasaba! Remich otobüsüne Lüksemburg garının önünden binin ve Mandonf Kasabası’nda otobüs değiştirerek Schengen’e varırsınız. Schengen Kasabası Moselle Nehri kıyısında 3 bin nüfuslu sessiz bir kasaba iken 14 Haziran 1985 tarihinde Almanya-Fransa- Belçika-Hollanda ve Lüksemburg yetkilileri burada serbest dolaşım anlaşmasını imzalayınca birdenbire ünlendi: Buradan hareket eden lüks bir nehir gemisi ile Moselle nehri üzerinde zevkli bir gezinti yapabilirsiniz. Remich bu bölgenin en büyük yerleşim merkezi.
  • Lüksemburg kenti yeni bir tramvay hattı kuruyor. Yollar daralmış her yerde inşaat göze çarpıyordu. Biraz gecikmişler.(yıl 2017).
  • Lüksemburg kentinde trafik sorununu içinde sadece 1-2 kişi ile yola koyulan ve tren gibi dizilen çok sayıda bizim metrobüs benzeri otobüsler yaratıyor!
  • Lüksemburg’un yeni yeni gelişmekte olan tek bir üniversitesi var. Nasıl olsa gençleri civar ülkelerin tanınmış üniversitelerinde rahatça eğitim alabiliyor.
  • Nüfusun %16’sını oluşturan Portekiz halkı koyu Katolik biliniyor. Ona rağmen Lüksemburg gittikçe inançtan uzaklaşıyor. Ayrıca kilisenin mal varlığına ve kullanımına tedbirler getiriliyormuş.
  • Sağlık hizmetleri ücretsiz ama Lüksemburg halkı herhangi bir AB ülkesinin istediği hastanesinde tedavi olabilir ve getirilen faturayı devlet hemen öder.
  • Lüksemburg halkının en büyük avantajı “çok dilli” olmaları.
  • Lüksemburg’da tatil çok. Bu sırada tüm aile seyahate çıkar.
  • Lüksemburg büyükelçimiz tecrübeli ve titiz bir diplomatımız Sayın Haluk Ilıcak,Büyükelçilik binamızda kahvemizi içerken bizlere ülke hakkında çok yararlı özet bilgiler sundu. Kendisine teşekkür ederiz.
  • Lüksemburg-Türk Kültür Derneği’nin (ACTL) bir otelde organize ettiği bir sohbet toplantısına katılıyorum. Buradaki Türk toplumu genelde beyaz yakalı ve yönetici sıfatında! Başta Abidin Karabulut olmak üzere ülkemizi bu ufak ülkede en iyi şekilde temsil eden tüm arkadaşları çok seviyoruz.