Tümen -Tobolsk – Kurgan – Chelyabinsk Yolculuğu

Aylardan Eylül 2020,  pandemi korkusu ile kimse yurtdışına çıkmıyor veya çıkamıyor. Zaten bazı ülkeler bu dönem sadece oturma izni olanları kabul etmekte. Ama Rusya’ya turistik gezi 72 saat öncesinde Örneğin Şişli Etfal Hastanesinde korona testi sonrasında  negatif sonuçla mümkün idi.

Diğer yandan zaten sayıları az olan bazı uçak seferleri tavan yapmış. İstanbul – Moskova bir yön inanın 1000 dolar idi.. Sağolsun, Mustafa Bayın bana ucuz bir rota buluyor. İstanbul – Antalya- Ekaterinburg gidiş – dönüş tamamı 606 dolar. Ne de olsa çok sayıda Rus Antalya’ya tatile gidiyor.  Ama tam 24 saatlik aktarmalı yorucu bir yolculuk,  ama ben alışığım.  St. Petersburg uçağında inanın tek Türküm. Arka koltuklar boş, hemen oraya koşup yatırıyorum!

Sabahın Saat 7’sinde St. Petersburg Havalimanındayız. Ekaterinburg uçağı ise öğleden sonra saat 16’da.

Bavulları Allahtan Aeroflot erkenden kabul ediyor rahatça otobüse atlayıp şehre iniyorum.

Ara sokaklarda dolaşmaya bayılırım. Her an bir sürpriz çıkabilir. Ufak bir kahve boyalı bir duvar dibine iki şirin kırmızı masa koymuş, oturdum.

Sunay Akın’ın bir şiiri geldi aklıma!

Boyadılar koca duvarı

Rengarenk yazılarla doldurdular

Elinde gazoz şisesiyle

bir de gülen kız resmi çizdiler

ağzı bir karış açık

Oysa duvarın dibinde

ağlıyordu  sarmaşık

Sekiz kilometre kadar yürüyüp molalarda kahvemi keyifle içip tekrar 39 numaralı otobüsle Pulkovo Havalimana geri dönüyorum. İki adet güvenlik kontrolünden geçtikten sonra havalimanında oturup notlarımı çıkarmak için sırt çantamı açıyorum!

Aaa… bu benim çantam değil ki!

İçinden eşofman ve  bir de kirli bir havlu çıkıyor.

Eyvah eyvah,  yanlış çanta almışım, benimki ile  aynı tip. Param, cep telefonum, tüm evraklarım gitti. “St. Petersburg’da kaldım” demektir! Tüm gezi biter. Hemen sağa sola çarparak güvenlik noktalarına koşuyorum. Kimse ilgilenmiyor, ne sorduğumu anlamıyorlar bile!

Sonunda biraz bağırınca İngilizce bilen birini çağırıyorlar. Görevli, tüm arkadaşlarına tek tek soruyor. Yok da yok !

Bu kadar seyahate çıktım böyle bir şey ilk kez başıma geliyor. Sonra özel bir izinle bir memur eşliğinde dışarı çıkıp ana kapıdaki ikinci güvenliğe koşuyorum. İşte mor kurdelalı sırt çantam bandın üzerinde duruyor. Dünyalar benim oldu. Çok mutluyum. Bendeki çantayı yetkililere teslim ediyorum.

Ekaterinburg uçağı tamamen dolu ve yolculuk hemen hemen 3 saat. Sadece su ve  iki kurabiye dağıtıyorlar!

Ekaterinburg’da değerli dostum Dmitry beni 7 yıl öncesi gibi siyah BMW’si ile aynı yerde karşılıyor. Birlikte burada geçirdiğimiz iki günü kitabımın Ekaterinburg Bölümüne ekledim. Benim artık bu bölgede yeni kentler,  yeni coğrafyalar keşfetmem gerek!

İlk hedef Tuna Nehri’nin iki yakasında XIV. yüzyılda kurulmuş eski Tatar yerleşimi Tümen (Chmgi – Tura, Tatarca bu kelime “kent,  kasaba” demek) Burası bir dönem Sibirya Hanlığı’nın başkenti de olmuş. Bu eyalet (Oblask) çok ama çok geniş bir alanı kaplıyor. Güneyde Surgut’tan,  kuzeyde taa kutup dairesinin üstündeki Novy Urengoy yerleşimine kadar!

Birden bire petrol ve doğalgaz zengini olan Tümen Eyaleti hızlı bir yapılaşma ve yenilenme sürecine girer. Sibirya’da sık sık rastlanan tek katlı rengarenk kepenkli ahşap evler birer birer yıkılmakta ve yerlerini maalesef beton siteler almakta.  Tümen’in iki ana bulvarı Respubliki ile her kentteki gibi Lenin Caddesi.

Tümen’in Morskoy Manastırı içinde yer alan Ortodoks Trioski Kilisesi dikkatinizi çekecek. Ama bu kilise kapılarını sadece Pazar günleri açıyor. Elbette o zaman da içerisi çok kalabalık oluyor.

Tümen’in Rusya’ya katılması üzerine tarihçi Mikhail Lomonosov aynen şöyle der,  “Rus gücü ile Sibirya gelişecek”. Sahiden de öyle oldu.  

Tura’nın bir yakasında tek katlı ve bahçeli evleri ile Tatar Mahallesi şimdilik korunmuş.

Daha önceleri ahşap olan “yaya köprüsü”  çökünce yerine “aşk köprüsü” (Most Lublianah) olarak anılan yenisi inşa edilmiş. Niye “aşk köprüsü” diyeceksiniz ? Çünkü damatların gelinleri kucağına alarak köprüyü geçmeleri bekleniyor.  Ama Rusya’nın her yerinde görülen aşk kilitleri bu köprüden şimdilik sökülmüş.

Tümen’in 150 yıllık Drama Tiyatrosu Sibirya’da bir ilk olarak 1858’den beri kapılarını sanatseverlere açmış.

Modern ile klasiğin, ahşap ile betonun iç içe girdiği Tümen sokaklarında gezerken bazı binaların üzerinde “plaketler” görüyorsunuz. Bu yazılarda evin hangi yılda yapıldığı, içinde varsa yaşayan ünlülerin isimleri bulunuyor.

Savaş sırasında çok sayıda devlet kurumu hatta Lenin’in Mozolesi koruma amaçlı, gizlice buradaki bir üniversite binasına taşınmış. Elbette Tümen halkı bu olayı hemen duymuş.

Bu binanın önünden geçerken bir birilerine “Aman yüksek sesle konuşma, Lenin duyarsa kızar” diyorlarmış.

Tümen aynı zamanda önemli bir araştırma merkezi. Araştırma geliştirme sektöründe çalışanların sayısı bir ara 18 bini bulmuş!

St. Petersburg’taki ünlü Ermitaj Müzesi’ni fare istilasından kurtaran 12 sibirya kedisinin heykellerini kentin ana bulvarında bulacaksınız. Bu kedilerin torunları bugün bile müzede görevde imiş!

Hatta bu hayvan dostu kentte “sokak köpeği” heykeli bile var. Tümen’de farklı din temsilciler yan yana yaşamakta, Ortodoks,  Katolik kiliseleri, cami ve sinagoglar aynı vadide birbirini takip ediyor.

Tümen’in en popüler tabakları dilimlenmiş yerel maksun balığı ile bir de  geyik salatası!

Ekaterinburg’tan Tümen’e hızlı, mavi, elektrikli trenle 4 saatte varıyorum. Gayet, modern, temiz ve hızlı. Yolcuların korona amaçlı ateşleri ölçülüyor.

Otelim Filton (Hilton’dan alıntı olmalı) hemen tren garının yanındaydı. Zaten Rusya’da tipik 3 yıldızlı otellerin fiyatı hemen hemen standart “23-25” dolar gibi.  Genelde kahvaltı dahil değil. Zaten bazı oteller pandemi nedeniyle kahvaltıyı kesmiş veya sadece paket veriyor.

“Tümen Today” Gazetesi’nin genç ve yetenekli editörü Ruslan ve Fotoğrafçısı “Yuri” ile bir saat kadar Tümen’i adımlayarak sohbet ediyoruz. Ertesi gün yayınlanıyor!

Artık sıra Tümen’den 200 kilometre uzaklıktaki Rusya’nın önemli bir tarihi kenti olan “Tobolsk’da”.

Yataklı bir tren buluyorum. Bu tren eyaletin en kuzeyindeki buzlar diyarı Novy Urengoy’a  kadar  yol alıyor. Herhalde bu yolculuk en az üç gün sürer. Zaten yolcular masaların üstüne kat kat yiyecek yığmış. Yataklar arası kapı yok, tam bir koğuş.   

En iyisi o kalabalığa girmeden lokanta bölümünde oturmak. Hem gelen gidenle konuşup, hem de rahat bir masada ve hoş bir ortamda çalışıyorum. Akşam 23 gibi Tobolsk Garı’ndayız. Bavullarla belki 50 basamaklı merdiven in ve ardından çık. .

Otel odası suit, modern ve güzel. Zaten otellerin wi-fi’sine bağlanmak için Rus telefonuna ihtiyaç var. Yani özet olarak hep kendi internetimi kullanıyorum.

Daha Çarlık aşamasında “Tobolsk” tarihi bir kimlik kazanmış. 1825 yılının Aralık ayında Çar I. Nikolay’a karşı çıkan ve Dekabrist (Aralıkçılar) olarak anılan Rus aydınları buraya da sürülmüş. Aslında Sibirya’da sürüldükleri ortamlara eğitim, medeniyet ve bilim taşımışlar.

Unutmayın, “uyuyan kara” olarak anılan “Sibirya” bir milyon civarı göl ve 50 binden fazla nehir barındırıyor. Coğrafi sınırları kuzeyde buz denizine, Güneyde Kazakistan ve Moğolistan’a kadar uzanıyor. Yüzölçümü 13 milyon kilometrekare. Türkiye’nin kaç katı haydi siz hesaplayın!

İşte Sibirya’nın başlangıç ve yönetim yeri Tümen ile Tobolsk olarak kabul edilmiş.

Dostoyevski sekiz yıllık kürek cezasının ilk günlerini bu kentte geçirir.

Bir diğer ünlü Tobolsk sürgünü de Nobel ödüllü çarlık sistemine karşı oluşu ile bilinen Soljenitsin’dir.

Bu coğrafya 1567 yılında “İsker” veya “kaslık” diye bilinen bir  Tatar köyüdür. Hatta bir süre Sibir Tatar Hanlığının başkenti olmuş.

Büyük Pedro’nun ufku o denli genişmiş ki XVII yüzyılda İrtiş Nehri kıyısına İsveçli mahkumları çalıştırarak Moskova’daki ünlü Kremlinin ufak ölçekli bir kopyasını yaptırır. Amaç buradan Alaska dahil tüm Sibirya topraklarını yönetmektir. Moskova’dan gelen mimar ve ustalar inşaatta görev alır.

Ayrıca son Çar II. Nikola ve ailesi Ekaterinburg’da kurşuna dizilmeden önce bir süre Tobolsk’a getirirler. Valilik binasındaki tutuldukları oda günümüzde bir müze!

Dörtyüz yıldır dimdik ayakta olan ufak Kremlin’in şüphesiz en muhteşem yapısı soğan kubbeli Sofiski-Uspenksi katedrali.

Ayrıca ufak Kremlin için de sürgüne yollanmış bir “çan” da var. Korkunç Ivan 1584 yılında öldüğünde bir bebek olan Dimitri ve annesi daha sonraki Çar Boris tarafından Uglich’e sürüldü.

15 Mayıs 1591’de sekiz yaşında olan ve çok sevilen zeki çocuk Dimitri Uglich’de boğazından yaralanmış halde ölü bulundu.

Dimitri’nin annesinin çağrısı ve kilise çanın çalması ile halk meydanda toplanır sonuçta çarın adamlarını ve muskovitleri öldürür.

Çar Boris Uglich’e asker gönderdi ve isyan hemen bastırıldı. Dimitri’nin annesi manastıra yollandı ve isyancıların çoğu öldürüldü veya uzaklara sürüldü.

Ama işin ilginç yanı alarmı veren çan kırbaçlandı, tokmağı çıkarıldı, bu çan neticede sürgüne Tobolsk’a gönderildi. Burada tam 300 yıl cezalı olarak tutuldu.

Tobolsk Drama Tiyatrosu (1899) yine Sibirya’nın en eskilerinden biri olarak kabul ediliyor.

Yine Tobolsk’da çara karşıt aydınlar Dekabristlerin gömüldüğü Zavalnova Mezarlığı ile mezarlık içindeki “Yedi Sürgün Kilisesi” de  görülmeğe değer!

Tobolsk’un 15 kilometre dışında Erkekler (Abalask) ile Kadınlar (Ionna Vedenski) manastırları yer alıyor.

Tobolsk etrafında Sibirya stepinde çok sayıda renkli kapı ve pencere ile çiftlik evleri masalımsı birer dekor gibi yeşil alanlarda asılı duruyor. Bir lokantada vejateryan mantarlı bir çorba içiyorum. Bu yörenin mantarları ünlü.

Tobolsk’da yerel bir basın merkezini ziyaret ediyorum, büroları aynı zamanda bir müze. Gazetenin adı, “Sodeistvi”, editör Irina Hanım 1900’lerde başlayan gazetenin tarihini, fotoğraf, belge, baskı aletleri ve eski gazetelerle bana tek tek anlatıyor.

Artık Tümen’e dönmem gerekiyor. Ama Pokrovskoye Rus tarihinin ilginç bir şahsiyetinin doğduğu köy ve Tümen-Tobolsk yolu üzerinde Tümen’e tam 80 kilometre uzakta!

Bu kişi “Rasputin”,  köy evi de  bugün bir müze. Bu din adamı için çok şey yazıldı. Filmleri çekildi. Boney M. şarkısını bile yaptı. Ama gerçek şu ki  bu yakışıklı papaz kimi kaynaklara göre köpeğini kimi kaynaklara göre çarın çocuğunu iyileştirince,  çar ve ailesini tesiri altına aldığı,  hatta bir noktadan sonra çar ve çariçe’nin ülke yönetimi hakkındaki önemli kararları  ona danışarak yapar olması! Ayrıca saraydaki çok kadınla cinsel münasebette olduğu söylenir. Sonuçta asilzadeler bir olup birkaç deneme sonrası zor da olsa Rasputin’i öldürürler ve cesedini nehre atarlar. Ama son kehaneti ölümünden sorumlu tuttuğu çar ailesinin de iki yıl içinde öldürüleceği şeklinde olur. Sahiden Rasputin 29 Aralık 1916’da zehirlenir, Bolşevik İhtilali 1917’de gerçekleşir. Çar II. Nikola ve tüm ailesi 17 Temmuz 1918’de bilindiği üzere Ekaterinburg’da kurşuna dizilir.

Bindiğim Tümen otobüsü tam bir felaket. Perdeleri açmak yasak. Yüksek sesle berbat bir Rus komedi filmini seyretmek zorundasınız. “Maske” diye tutturdular. Ama bizleri otobüsünün önünde yanyana oturtuyorlar Zaten ben hariç otobüsün tamamı kadın. Üşenmeden saydım, tam 21 kadın. Allahtan hiç konuşmuyorlar. Yol boyunca sık sık tamirat çalışmaları var. Bazen yarım saat durup bekliyoruz.

Neyse sonuçta 4,5 saat sonra Tümen otogarına varıyoruz. Bu kez şans bana güldü. Yarım saat sonra Kurgan minibüsü kalkıyormuş. Yol düz, 1,5 saat sonra Nomadmania sıralamasına bana bir puan kazandıracak yeni bir eyaletin merkezindeyim!

“Kurgan”Aslında Kazakistan sınırına epey yakın. Laf aramızda çok ilginç bir yerleşim merkezi değil. Ama oteldeki bey bir harika. Beni o kadar güleryüzle ağırlıyor ki !

Her otelde klasik olarak hemen varışta 20 dakika pasaport, konaklama izni hazırlığı ve para ödeme ile uğraşıyorsunuz. Zaten resepsiyondakilerle anlaşmak zor. Dioryanskaya Oteli’nde ise “sen git yat nasıl olsa sabah yaparız”  deniyor.

Kurgan’da Lenin döneminde geniş bir ağaçlandırma çalışması gerçekleşmiş. Bazıları tuzlu üç bine yakın göl yan yana dizilmiş.

Dalmatovsky Manastırı (1644) Rusya’nın önemli bir kültürel mirası. Sovyet döneminde manastır endüstriyel bir tesisin arazisinde kalmış ama 1990’larda tekrar ibadete açılmış.

Elbette bu kentte de çok sayıda Ortodoks kilisesi bulunuyor. Kurgan’da ağaçlı yollar boyunca uzun uzun yürüyorum. Eczane sayısının çokluğu dikkatimi çekiyor. Her köşede “Apoteka”,  bunun bir sınırı yok mu? Meğer eczacılık Rusya’da en kazançlı sektörmüş.

Artık otobüs istemiyorum. O akşam Chelyabinsk’e ulaşan bir uzun yol treni buluyorum. Bu trenin son durağı “Anapa”. Anapa Kırım’da bir sahil beldesi. Ama tatil için 4 gün 4 gece bu trenle acaba seyahat edilir mi. Bence cevap “hayır”.   

Trenlerde görevliler hep kadın erkek görevli olursa sarhoş yolcu ve askerlerle kavga ediyormuş.  Tren yataklı ama lokantası benim gözde mekanım. Hokey oyuncusu bir gençle uzun uzun sohbet ediyorum. Antalya-Kemer’e gitmiş. Elbette masa başında çalışıyorum da. Size bu makaleyi hazırlıyorum. Chelyabinks Garında beni Türkçe bilen bir arkadaş karşılayacak! Adı Rinat! 

Rinat aslında Türk Fetö okulundan  mezun olmuş. Annesi doktor ve sonradan Müslüman olmuş ve hacca gitmiş. Hidrolik parçalar imal eden bir tesise sahip. Ayrıca eşi ile birlikte “mutlu okul” adı ile ufak çaplı  bir yuva açmışlar.

Chelyabinsk Ural Dağları eteğinde önemli bir sanayi kenti. Özellikle de çelik tesisleri ve traktör fabrikaları önemli. Savaş yıllarında traktör fabrikası tank parçası imal etmiş, çok modern bir tren istasyonuna sahip.

Otelim Kongre Merkezi “Malachite” bu kez bir gökdelen.

Sabah Rinat otelden beni alıp okuluna götürüyor. Yirmi kadar güzel çocukla bir sohbet gerçekleştiriyorum. Çok ilginç sorular geliyor. Rinat ve eşi kızları için uygun bir yuva bulamayınca bari biz açalım demişler.

Kirovka yayalara ayrılmış bir sokak. Yol boyunca ilginç heykeller konmuş. XVIII. yüzyıl zengin evleri artık birer dükkan olmuş. Bir kahvede Rinat ile Türkçe sohbet ediyoruz. Türkçesi mükemmel.

Chelyabinsk kenti buz hokeyi takımı ve Gagarin Parkı ile iftihar eder. Civarında Uvildy gibi binlerce göl kenarında yazlık evlerinde ilaçsız tarım yapılmakta. Ormanlardan çeşit çeşit mantar toplanmakta.

Milli Kütüphaneleri’nde TV2 ekibi ile buluşuyoruz. Elbette tercüman Rinat. Bu Kütüphane’ye Coal adlı eserimi hediye ediyorum. Çekim sonrası hep birlikte Milli Müzeye gidiliyor.

Burada uluslararası bir fotoğraf sergisi açılmış. Türkiye’den de bir köy kahvesinde okey onanırken çekilmiş bir eser yer alıyor. Müdürle sergiyi geziyoruz, bana izahat veriyor, aynı zamanda çekim de  yapılıyor.

Müzede bu civarda bir göle düşen bir meteor sergileniyor. Düşerken kente  epey zarar vermiş.  Bu ilginç olayı videolarda seyrediyorsunuz.

Sağolsun Rinat beni aracı ile 200 kilometre uzaklıkta Ekaterinburg’daki otelime bırakıyor.

Şimdi de  bir fıkra:

Chelyabinsk’te bir tüccar belediye seçimlerinde adaylığını koymaya karar vermişti.

Karısı umursamaz bir tavırla:

-Çıldırdın mı sen? Sana kim oy verir ? Kendinden ve benden başka.

Koca gülümsedi.

-Sen sabret de gör.

Neticede seçimler. Sandıklar açılıp oylar sayıldı.

Tüccarın üç oy aldığı belli olunca karısı feryadı bastı!

-Hain adam! Hayatında başka bir kadın olduğunu tahmin ediyordum.  

Öğleden sonra OTB Ekaterinburg  televizyonuna konuk oluyorum. Özel bir televizyon, stüdyo profesyonel. Konumuz, seyahat ve seyahatin artıları. Beni özel olarak araştırıp görüntülerimi bulup hazırlık yapmışlar.  

Artık üç kademeli İstanbul dönüşü başlıyor. St. Petersburg-Antalya ve İstanbul. Bundan böyle beni yeni seyahatler ve hayalleri bekliyor.

Ünlü İranlı kadın şair Furuğ Ferruhzad’ın (1934 – 1967) mısraları ile bu bölümü bitiriyorum. Unutmayın, yola çıkmak mutluluktur.

Yeniden merhaba diyeceğim güneşe

Gövdemde akan nehirlere

Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme

Benimle birlikte kuru mevsimlerden geçen

Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine

Gecenin kokusunu hediye eden kargalara

Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme

Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne

Yeniden merhaba diyeceğim

Geliyorum, geliyorum, geliyorum,

Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı

Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle

Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,

Geliyorum, geliyorum, geliyorum,

Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza

Yeniden merhaba diyeceğim.

Çeviri: Cavit MUKADDES