Uzak Doğu Müslümanları

Babamı kaybedeli iki ay olmuştu ve ben hâlâ ne çalışabiliyor ne de onsuz hayata alışabiliyordum. Oysa hayat devam ediyordu… Yenilenmem ve onun dilekleri doğrultusunda yaşamı kavramam, kendi başınalığıma yeni bir soluk getirmem gerekiyordu…

Daha önceleri de öyle olmamış mıydı?.. Bütün keşiflerimi, kazançlarımı, kayıplarımı sentezleyip yine tek başıma bir çeşit düşünsel metamorfozla üstesinden gelmemiş miydim bunalımlarımın?..

Bir tek yardımcım olmuştu her seferinde… Benim kural tanımaz uzaklara gitme filozofluğum… Buna kurtarıcı‖da denebilir…

Benim için uzaklar; daha önce de Uzak Doğu olmuştu… Singapur ve Tayland kültürünü daha bizde moda olmadan evvel, herkesin delilik‖ diye baktığı yıllarda tanımıştım. Bu kez de uzak‖ olacağına göre, Müslüman uzakları (üstelik Ramazan ayında) incelemek, Uzak Doğu mistisizmi ile birlikte kaçınılmaz oldu.

Malezya Hava Yolları‘nın bir saati Dubai‘de olmak üzere toplam 12 saatte vardığı Malezya‘nın Kuala Lumpur Havaalanı‘ndan Bali‘ye ikinci bir uçakla üç saatte varılıyor. Bali, Endonezya‘nın yayılmış olduğu toplam 13677 adadan bir tanesi… Volkanik dağlardan oluşmuş, müthiş güzellikte 56 palmiye ormanları, kıyıları, nehirleri ile bölgenin en güzel ve turistik adası…

810 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip Bali‘nin hemen hemen tamamı Hindu dinine mensup. Her yer tapınaklarla dolu… Dans etmenin çok önemli bir yer tuttuğu Island of The God – Allah‘ın Adası olarak bilinen Bali‘de gerçek Tanrılar halen faal olan üç büyük volkanik dağ… (Mont Agung, 3142 metre, Mont Batukau, 2276 metre, Mont Batur, 1717 metre)

En son sırayla 1962, 1963 ve 1964‘te lav püskürmüşler… Bali halkı bütün gün tapınaklara yiyecek götürüp tapınmakla meşgul. İkinci meşguliyetleri de hayranlık duyulacak el sanatları… Özellikle ağaç oymacılığı ve batik üzerine görebildiğim en muhteşem eserler burada… Görebileceğim en büyük met-ceziri de Bali kıyılarında gördüm. Sabah yüzdüğüm yerlerde öğleden sonra yürüdüm… Ekvatorun 10 derece altında yeni yeni yağışsız mevsime giriliyordu; ama her öğleden sonra gelen sağanakları büyük bir zevkle bekliyorduk. 32 derece ve yüzde 90 nem taşıyan havada müjdeli ılık duşlardı onlar.

Balililer yumuşak başlı ve güler yüzlü insanlar. Alışveriş için her yerde pazarlık etmeniz gerekiyor. Pazarlık, Uzak Doğu‘nun karakteristiği hâline gelmiş. VII ve XIII. yüzyıllarda Çin, IX. yüzyılda Arap ve Malay denizcileri ticarete alıştırmışlar Bali ve diğer adaları…

Bali‘de hayatımın en güzel gününü rafting‖ ile yaşadım. Yani çalkantılı azgın bir nehirde özel şişirilmiş kürekli botlarla dünyanın en güzel bitki örtüsü arasından heyecanlı, tehlikesiz ve müthiş zevkli bir macera sporu… Bir dağın eteklerinde başlayıp kilometrelerce süren bu büyülü 57 gezi, bizde Antalya‘daki Manavgat Irmağı‘nda yapılıyordu. Şu anda Türkiye‘de bu spor için uygun çok bölge var.

Büyük otel ve tatil köylerinin muhteşem Bali mimarisi ile sentezledikleri tesislerin güzelliğini anlatmak çok zor tabii. Club Med‘de rastladığım Türk aile, sürprizlerden biriydi. İsmet ve Necmiye Sevim çifti, on iki yıl önce her şeyi bırakıp Avustralya‘ya yerleşmiş ve her şeye sıfırdan başlayıp zoru başarmışlar. Dünyanın öbür ucunda bu candan, sempatik dostlarla karşılaşmak benim için büyük bir şanstı…

Bali ve diğer Endonezya adaları kendi dilleri Bahaza, Endonezyan‘ın yanı sıra eski nesil Hollandaca, yeni nesil İngilizce konuşuyor. Bahaza, Endonezyan ve Malay dilinin değişik bir şekli…

Adanın her yerine turlar alabilir, kâh tropikal meyveler kâh acılı Endonezya yemekleri eşliğinde volkanik göllerde serinleyip (birazcık) upuzun palmiyeli kıyılarda cezir zamanı olağanüstü renklerde süs balıklarını yerli halkla birlikte avlayabilir, maymun ormanında maymunlarla şakalaşabilir, gece-gündüz denize ve havuza yağmur sağanak demeden girebilir, bu arada bulutlu havada yanabilirsiniz. Zira güneşte öyle uzunca kalabilmek biraz zor…

Pirinç tarlalarından tapınaklara tırmanırken adanın Hint Okyanusu kıyılarında sörf yapmayı planlayabilir, yollardaki bambuları bile abajur hâline getiren el ustası Balililer‘den çok ucuza ağaç işçiliği alabilir, akşam mesela Sanur‘da Pynuts Disko‘da güzel Balili kızlarla güzel bir gece geçirebilirsiniz…

Club Med ve benzeri tatil köylerinin eğlencelerine de katılabilir, başşehir Denpasar Havaalanı‘ndan diğer bütün adalara uçabilirsiniz…

İftarlık Eğlenceler

Endonezya‘nın yüzölçümü 1 milyon 919 bin 443 kilometrekare. Jakarta‘nın bulunduğu Jawa Adası ise ülkenin Sumatra, Sulawesi, Kalimantan, İrianjaya ve Bali ile birlikte en büyük altı adasından biri. Toplam 13667 adanın 3000‘inde insanlar yaşıyor. Bunlar da 4828 kliometrekarelik bir alana yayılmışlar. Bunların büyük kısmı volkanik dağlarla kaplı. Toplam 300 volkanik dağ var. Bitki örtüleri ise adadan adaya değişiyor.

Ve nihayet Müslüman Jakarta‘dayız. Şehrin merkez görüntüleri, Hollanda ve İngiliz sömürgesi oldukları zamana ait. Az zaman değil 1814 yılından 1914‘e. 1914 yılında Japon işgaline uğramışlar. 1945 yılında da bağımsızlıklarını ilan etmişler. Gelir kaynakları ise yağ, çay, lastik ve baharatlar.

Jakarta‘da herkes oruç tutuyor. İftar zamanı inanılmaz eğlencelerle kutlanıyor. Akın akın iftar yemeği şölenleri oluşturuluyor. Herkesin arabası olduğundan bizim İstanbul‘u aratmayan bir trafik oluşuyor. İftar şölenlerinde bol bol Endonezya yemeği yeme fırsatı buldum.

Bütün Endonezya‘da olduğu gibi Jakarta‘da da yüzde 90 Müslüman‘ın yanı sıra Budist, Hinduist ve Hristiyan (Protestan ve Katolik) bulunmakta ve bunların cami, tapınak, kilise yapılarına her yerde rastlanmakta.

―Pretty Woman‖ filminin çevrildiği Hotel Endonezya‘nın yanındaki otelim Wisata International‘a geldiğimde odamda tatlı bir kart bekliyordu beni. Arzu edersem ―Healty Massage‖ alabileceğimi, bedel olarak da 15 bin Rupiah ödeyeceğimi (1 USD = 1670 Rupiah) bildiriyordu.

Ramazan dolayısıyla akşam saat yediye kadar renksiz ve sinirli bir şehir olan Jakarta, bu saatten sonra şenlik şehrine dönüşüyor…

Karaoke denilen herkesin bant müziği ya da canlı orkestra eşliğinde şarkı söyleyebildiği barlar ve masaj evleri devreye giriyor. Bunlar Jakarta‘nın belli bir semtinde geniş bir alana yayılmışlar. Çoğunluğu oldukça pis görünümlü…

Halkın önemli bölümü sinemalara akın ediyor. Stüdyo 21 diye 6 salondan oluşmuş en ünlü sineması gerçekten görülmeye değer güzellikte ve rahatlıkta. En son Amerikan filmleri de vizyonda tabii.

İnanılmaz güzellikte National Park ve Bird Park yapmışlar. Sıcağa aldırmadan soluk soluğa geziyorsunuz. Teleferik ve su botları ile minyatür Endonezya‘yı büyük bir keyifle öğrenerek geziyorsunuz. Ah İstanbul!.. Jakarta kadar bile imar edilmiş olsaydın, dünyanın en müthiş kenti olurdun…

Ayrıca Disneyland‘ın bir benzerini de yapmışlar. Ve de 137 metrelik zafer anıtını da tam ortaya koymuşlar. Altına da bütün Endonezya tarihini anlatan son derece modern müzeyi oturtmuşlar. O sıcakta turistten geçilmiyor…

Yüksek binalar, oteller, bankalar diğer Uzak Doğu şehirlerinde olduğu gibi yabancı sermayenin güç gösterileri hâlinde. Bunlardan kaçmak ve tarihi yaşamak isterseniz güneydoğudaki Jog Jakarta‘ya gidip tapınaklardan oluşmuş muhteşem bir tarih şehrine kırk dakikada uçakla tur alabilirsiniz. Hayır, bunu da istemediniz; o zaman irili ufaklı adalar turu alıp denizi ve güneşi yaşayabilirsiniz.

Görünür yüzün arkasındaki sefalet Jakarta‘da hemen ana caddenin iki arka paralelinde fark edilmeye başlanıyor. Bu kadar yan yanalık, İstanbul gibi fazla kalabalık olmasından mı kaynaklanıyor acaba?

Bütün Uzak Doğu ülkeleri, Tayland hariç İngiltere, Hollanda ya da Fransa‘nın sömürgesi olmuşlar. Bir tek Tayland, Türkiye gibi kişiliğini korumuş ender ülkelerden biri.

Ve bütün Endonezya‘yı da Coca Cola ve blujin fırtınası sarmış. Üç kanallı (ikisi özel) TV‘lerinde bir yanda mevlit sesleri, diğer yanda tüketim sanayinin alkışları…

İşte Washington benzeri dizaynı, anıtı ve beyaz evleriyle Jakarta…

Malezya Oruç Tutmayanı Cezalandırılıyor

Ülke nüfusunun çoğu Müslüman. Geri kalanlar Budist, Hindu ve Hristiyan. Ekonomileri ve imarı Singapur‘u hatırlatıyor. 1 Amerikan Doları 2,54 Malezya Doları‘na eş değerdi ben oradayken. Malezya Doları ya da Ringit, gittikçe daha da güçleniyor.

VII ve VIII. yüzyıllarda Çin ve Sanserit halkından oluşan Malezya, daha sonra Thai ve Endonezya kültür etkisini almış.

Çeşitli kültürlerin bir karışımı olarak XIX. yüzyılda İngiliz sömürgesi olmuş. Ta ki Japonlar tarafından işgal edilene kadar.

1946 yılında İngilizlerin koruması altında Malaya birliği kurulmuş, daha sonra bu birlik 1948 yılında federasyon hâline gelmiş. 1957 yılında da bağımsızlıklarını ilan etmişler… Şimdi dönelim Kuala Lumpur‘a.

Yeşillik İçindeki Gökdelenler

Evet… Her biri başparmağım büyüklüğündeki damlalardan müteşekkil ekvatoral sağanak altında şehre girerken yemyeşil bitki örtüsünün teknoloji ile nasıl kaynaştırılabildiğini gözlüyorum. Karakteristik gökdelenler sanki Singapur‘la yarışıyorlarmış hissini veriyor.

Kuala Lumpur, 1890 yılında kurulmuş, mimarî olarak Malay, Hint, Çin ve Avrupa kültürlerinin bir karışımı olmuş.

Müslümanlar‘a oruç tutma zorunluluğu getirilmiş. Tutmayan cezalandırılıyor. Hâlbuki Müslümanlık zorlayıcı bir din değil; ama burada her şey kralın isteğine göre oluyor.

Karaoke barlar ve masaj yerleri akşam saat 19:00‘dan sonra burada da devreye giriyor. Ancak Jakarta‘ya oranla çok daha az ve pasifize edilmişler.

Akrep ve Kelebek Çiftliği

Kuala Lumpur‘da gördüğüm en ilginç yerlerden biri de hediyelik eşya üreten bir çiftlik. Bu, bildiğiniz çiftliklerden değil. Akrep, örümcek ve kelebek çiftliği.

Akrepleri, önce özel olarak yetiştirip üretiyorlar, sonra da özel olarak öldürüp kurutup çerçeveleyip hediyelik eşya yapıyorlar. Aynı şeyler tarantula örümcekler ve kelebekler için de yapılıyor. Tüyleri diken diken eden kuzguni siyah akreplerin vıcık vıcık, kıpır kıpır, üst üste bulunduğu havuza yaklaşmaya bile çekindim doğrusu…

Kafatası Müzesi

Burada çok ilginç bir de müze var: Kafatası müzesi. 62 Malezya, özellikle eyaleti bulunan Borneo Adası‘nın bir kısmı ünlü kafatası avcılarının vatanı. İnsanları özel ayinlerle kurban edip kafataslarını saklıyorlar ve bunları süsleyerek ya da içini doldurarak Vudu büyüleri yapıyorlar. İlkel Malaya kabilelerinin en kutsal eşyaları da kafatasları. Ünlü, korku klasiklerine geçmiş Vudu büyülerinin vatanı da Afrika‘da bazı bölgelerle birlikte burası… Museum Negara içinde ayrı bir ücret ödenerek girilen bu kafatası müzesinde kronolojik olaylarla anlatılan bu kafatasları ve hikâyeleri yer alıyor. Gördüğünüz gibi Malezya‘da oldukça iç açıcı şeyler var!..

Yalnız, City ve Country turlar aldığınız zaman göreceğiniz kesin bir şey varsa o da temizlik ve bakımlılık. Ünlü otellerin ihtişamında gezinirken, Doğu‘da Batı‘yı yaşayabiliyorsunuz. Bu insanı boğucu sıcaktan bir nebze olsun kurtarıyor.

Oruç Mecburi Olunca

Endonezya‘daki tapınak egemenliği burada yerini cami egemenliğine bırakmış. Cami ziyaretlerinde turistlere ihrama benzer bir giysi giydiriliyor. İçeri girince de ortalığa serilmiş yarı bitkin, yarı çıplak Müslümanları, namaz ve iftar saatini uyuyarak ya da uyuklayarak beklediklerini görüyorsunuz. Mecburi oruç tutma‖ bu kadar olur.

Kuala Lumpur‘a yakın bir dağın tepesine büyük bir kumar ve eğlence sitesi yapılmış. Hırkanızı alıp yapay bir gölde botla gezinmek, serinlemek ve kumarbazlar için casino sporu yapmak biraz tuzluya da gelse müşterilerinin çoğunun Arap olduğunu düşünürsek önemsiz bir detay olduğunu anlayabiliyoruz.

Örnek olarak bize gezdirilen bir Müslüman evini gezdikten sonra bu iklime bu kadar iyi uygulanmış düşünceyi doğrusu takdir ediyorum. Yerleşme şeklinin merkez dışında çoğunluk tek katlı şirin evler şeklinde olduğu Kuala Lumpur, küçük bir şehir olmanın avantajını yaşıyor. Bütün Malezya da öyle değil mi? Toplam 17 milyonu geniş topraklarda barındırıp organize etmek -hem de sultanlıklarla- birçok şeyi kolaylaştırmış. Böylece ekonomiyi düzeltmek kolay olmuş.

Eh… Ben artık İstanbul‘umu özledim. İyisi, kötüsü, doğrusu, yanlışı. Olsun, benim diyarım ya…

Dönüyorum… Yenilerimle… Edinimlerimle… Özlemlerimle…

')}

Mistik rüzgârlar : Kuala Lumpur

Geleneklerle modernizmin bir araya geldiği en güzel örneklerden biri olan Kuala Lumpur aynı zamanda çok kültürlülüğünün sokaklarda dahi rahatça görülebileceği bir şehir. Bir tarafta tapınakları diğer tarafta ise gökdelenleri ile Kuala Lumpur, Uzakdoğu’nun en güzel şehri…

Seyahat için yeni hedefimizi Uzakdoğu’ya çevirince turumuza yaklaşık sekiz ay öncesinden hazırlanmaya başladım. İşe uçak rezervasyonu ile başladım. Uzakdoğu’ya giden birçok havayolu şirketinin uçuş gün, saat ve fiyatlarını inceledikten sonra Malezya Havayolları’na karar verdim. Hem uçuş günleri ve saatleri ile fiyatı en uygun olan hem de bana sıcak ilgi ile yaklaşan Malezya Havayolları ile Malezya turizm ofisi oldu

Uçak rezervasyonunu yaptıktan sonra, Malezya turizm ofisinden Uzakdoğu’da ofisleri olan bir acente ile tanıştım. Bu arkadaşların bana profesyonelce yardımcı olmalarına rağmen benim içim hâlâ kıpır kıpırdı, acaba bir problem yaşar mıyız, bir aksilikle karşılaşır mıyız diye.

Heyecanlı bekleyiş bir kasım sabahı havaalanında start aldı. Tüm ekip Atatürk Havalimanı’nda buluştuk. Check-in işlemleri çabuk oldu. Uçak tam saatinde hareket etti. Yaklaşık on saatlik yolculuğumuz yerel saat ile sabah 5.30’da Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da sona erdi. İçinde terminaller arası gidip gelmek için tek raylı trenin dahi bulunduğu, harika bir havaalanı ile karşılaştık. Pasaport kontrolü ve valizlerimizi teslim almamızdan sonra rehberimizle tanıştık.

İspanyol asıllı rehberimiz hepimizin anlayabileceği bir lisanda kalacağımız otel Corus’a gelinceye kadar şehri tanıttı ve Malezya hakkında bilgiler verdi.

Otele giriş işlemlerinden sonra panoramik şehir turu için saat 9.00’da lobide buluştuk. Rehberimiz Alberto tam vaktinde bizi aldı. Hafif çiseleyen yağmur altında egzotik

China Town’ ile turumuz başladı. Daha sonra Hint Tapınağı, Sri Mariamman Tapınağı, Tao Tapınağı, Adliye Sarayı, Başkanlık Sarayı ile devam etti.


Rengarenk tapınaklar

Çin Mahallesi, birçok filmde gördüğümüz klasik bir Çin mahallesi idi. Açıkta satılan etler, balıklar, deniz böcekleri, baharatlar, dini objelerle dolu bir sokaktı. Burada en çok ilgimi çeken çürütülmüş yumurtalar oldu. Bu yumurtalar önce linyit kömürü gibi kararıncaya kadar toprakta bekletilerek çürütülüp satışa sunuluyor. Tadamadık ancak rehberimiz çok lezzetli olduğunu söyledi. Daha sonra bir Hint tapınağına girdik. Sabahleyin işe gitmeden evvel duaya gelen insanları izledik. Sinagoglarda, kiliselerde ve camilerde dua eden insanları görmüştüm ancak bu dinin ve kültürün inanış ve ibadetlerine daha önce hiç şahit olmamıştım. Etraf Buda heykelcikleri, ejderhalar, filler, tütsü çubukları ve onların yakılıp içine konduğu derin kum dolu çanaklarla doluydu. Kırmızı renk hakimdi. Bize çok ilginç gelen bu atmosferden sonra tam karşısında bulunan Tao tapınağını gezdik. Görüntü itibariyle burası da diğerinden farklı değildi. Yürüyerek devam ettiğimiz turumuz sırasında rehberimiz ülkenin yüzde 60’ının Müslüman, yüzde 20’sinin Budist, yüzde 15’inin ise Hindu olduğu bilgisini verdi. Yolumuzun üzerinde bir camiyle karşılaştık. Mimari açıdan aslında çok da fazla camiye benzemeyen yapı adeta küçük bir Tac Mahal gibiydi. Buradan adliye sarayına geldik. Binanın tarihçesini dinlerken Malezya’nın zengin bir ülke olduğu için çok fazla hırsızlık yaşanmadığını öğrendik. Sırtımızı adliye sarayına verdiğimizde karşımızda önü yemyeşil çimenlik olan başkanlık misafirhanesi bulunuyordu. Bu bahçede törenler, ayrıca kriket maçları yapılıyormuş. Aynı zamanda burada dünyanın en uzun bayrak direğini gördük. Sonrasında gittiğimiz Başkanlık Sarayı’nda ülkenin yönetim şekli hakkında bilgi aldık. On üç Emir’in (toprak sahiplerinin) ülkeyi beş yılda bir sırayla monarşik düzende idare ettiklerini, ancak aslında parlamentolarının olduğunu ve emirlerin sadece sembolik olarak imza yetkileri olduğunu öğrendik. Ülkenin zenginliğiyle paralel olarak sarayın kapısındaki atlı ve silahlı muhafızlar şık ve görkemliydiler.

Gece bile güvenli

Dönüş yolunda şehrin sembolü haline gelmiş, dünyanın en uzun ikiz kuleleri olan Petronas Kuleleri’nin fotoğraflarını çekmek için mola verdik.


Saat 18.30’da gece turu için yeniden hazırlandık. Gece ışıklandırılan ve daha kalabalık olan tapınaklar çok enteresandı. Avrupa’nın ve Amerika’nın bazı kentlerinde gece yürürken tedirgin olmama rağmen burada çok huzurlu ve rahat dolaştık. Rehberimiz buranın güvenli bir şehir olduğunu, gecenin her saatinde sokaklarda rahatlıkla dolaşılabileceğini söyledi. Gece turumuzun sonunda yemek için otelimize yürüme mesafesinde olan ikiz kulelerin yemek bölümünü tercih ettik. İstanbul’daki AVM’lerden çok daha büyük ve şık olan alışveriş merkezinden geçip yemek bölümüne geldik. Birçok ülkenin mutfaklarının örneklerini bulacağımız lokantaların yanında fast-food yerleri de mevcuttu. Çok kalabalık ve hareketli idi. Yemek sonrası burayı dolaşıp otele döndük.

Ertesi sabah turumuza teneke fabrikasını ziyaret ederek başladık. Önce fabrikanın imalat bölümünde tenekenin nasıl işlendiğini gördük. Dört bin beş yüz kişilik çalışan bir ordu ile karşılaştık. Aklınıza gelebilecek her türlü objeyi yapmışlar. Bir şey almadan çıkmak neredeyse imkânsız. Ufak da olsa bir biblo, bir anahtarlık ya da hatıra sayılabilecek bir şeyler mutlaka alıyorsunuz. Bu arada vazo ya da yemek takımı gibi daha büyük parçalar da söz konusu. Arada bazı şeyler ikram etmeyi de ihmal etmiyorlar tabi ki; örneğin bardakların özelliğini yansıtan buz gibi içecekler gibi… Burada yaklaşık bir saat geçirdikten sonra yola devam ettik. Yol üzerinde rehberimiz kauçuk ağacı görünce aracı durdurup bizleri de indirip Malezya’nın en önemli ihraç ürünü olan kauçuğun nasıl elde edilip işlendiğini anlattı.

Zenginliğin göstergesi

Sonrasında Hintlilerin hacı olduğu ‘Batu Mağaraları’na gittik. Burada yüksekliği 100 metreyi bulan, tam 272 basamaktan oluşan bir merdivenle karşılaştık. Basamakların bittiği yerde mağara girişi başlıyor. Hintliler buraya akın akın geliyor ve burayı ziyaret edenler hacı kabul ediliyor. Küçük çocukların saçlarını sıfıra vurup, kafalarını kanarya sarısına boyamış olmaları dikkatimizi çekti. Etrafta hediyelik eşya satan birkaç dükkan ve en önemlisi cirit atan maymunlar gördük. İnsanlar yemişlerle maymunları besliyorlar. Mağaranın en tepesinde ise kuzey, doğu ve batı yönlerinde tapınaklar bulunuyor.

Ülkenin her tarafında açıkta satılan tropik meyveler burada da satılıyor. Özellikle kavun büyüklüğünde hindistan cevizleri bir kütük üzerinde pala ile kesilip içine suyunu içmek için kamış konup servis ediliyor. Yine burada bir lokantanın önünden geçerken insanların muz yaprağı üzerinde pirinç pilavını elle yediklerini gördük. Diğer dikkatimi çeken bir husus ise yemek yerken insanlar genellikle bağdaş kurarak oturmaları oldu.

Turumuzun devamında yol üzerinde eski ve yeni Malezya’yı yansıtan sokaklardan geçtik. Zengin mahallelerden geçerken birkaç evin resmini çektik. Zengin mahallelerindeki evler tek katlı, kazıklar üzerine inşa edilmiş, villa tipi konutlardı. Bu evlerin birkaç girişinin olması zenginlik ifadesiymiş. En önemlisi, kapı bulunmuyor, evler açık. Bu da hırsızlığın pek yaşanmadığının ve zenginliğin bir başka ifadesi.

Turumuza KL Tower ziyareti ile devam ettik. Telekomünikasyon kulesi olan bu yapıya asansör ile çıkılıyor. En tepede yuvarlak, cam bir bölme çıkıyor karşınıza. Buradan Kuala Lumpur’u kuş bakışı seyretmek, kulaklıkla şehir hakkında bilgi almak mümkün.

MUSON YAĞMURLARI

Sonraki durağımız sayısız mağazanın yer aldığı, şehrin en işlek alışveriş merkezi olan Bukit Bintang Caddesi’ydi. Öğlenden sonra buradan ayrılmaya hazırlandığımızda ise ip gibi sağanak şeklinde yağan, aynı filmlerdeki gibi iki metre önünü göremeyecek kadar sıkı bir yağmurla karşılaştık. Çaresiz yağmurun dinmesini beklerken mağazaları turlamaya başladık. Muson yağmurları dedikleri yağış türünün nasıl bir şey olduğunu da görmüş olduk. Fazla sürmeyeceğini, bir saatte sona erebileceği bilgisini aldık. Yağmur başlayınca nem oranı fazlalaşıp sıcaklık derecesi sanki birden birkaç derece daha artı gibi geldi bize. Yarım saat sonra yağmur dinmiş, yerler kurumuştu bile.

Akşam yemeğimizi Sri Melagu adında açık büfe yemek servisi yapan, Malezya folklorunun örneklerini sunan müzikli bir mekânda yedik. Bir otelin balo salonunu andıran yaklaşık beş yüz kişilik mekânın girişi çok şıktı. Çok zengin bir büfe ile karşılaştık; etler, tavuklar, balıklar, makarnalar, pilavlar, aklınıza gelecek her şey vardı. Yemekler genelde fazla acılıydı. Yine de bir şeyler bulduk yiyecek. Ardından tatlı büfesini gezdik; burada da çok çeşit olmasına rağmen kendi damak tadımıza göre fazla bir şey bulamadık diyebilirim. Programa gelince önce orkestra Malay dilinde şarkılar söyledi, Malezya otantik sazlarını tek tek solo çalıp tanıttılar. Daha sonra ise folklor ekibi sahnede yaklaşık bir saatlik şov yaptı.

Çıkışta yürüyerek şehrin gece hayatını tanımaya çalıştık. Hava sıcaklığı 31 derece idi. İnsanlar barların kapılarında bir şeyler içiyor, dans ediyor, eğleniyordu.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra otelin havuzunda dinlenmeyi uygun gördük. Kasım ayında havuza girip güneşlenmek hepimizin hoşuna gitmişti.

Malezya’nın para birimi Ringit. Fiyatlar çok pahalı gelmedi bize; fazla hesap yapmadan harcama yapabildik.

Malezya’yı hepimiz çok sevdik. Neden derseniz, geleneklerini sürdüren ancak aynı zamanda çok modern bir ülke ile karşılaştık. Çok kültürlülük her yerde kendini hissettiriyor. Malaylar, Müslümanlar, Budistler, Hindular herkes kendi inançları doğrultusunda rahatça ve özgürce hareket edip yaşıyorlar. Temiz bir yer. Açıkçası bu saydıklarımla karşılaşamayacağımız ön yargısı ile gelip bunları görünce Malezya’yı ve Kuala Lumpur’u çok sevdik. Uzakdoğu’ya gideceklere burayı son durak yapmalarını tavsiye ediyorum.

Tabi buranın turistik adası Langkawi’yi ziyaret edecek zamanı bulmaya da dikkat edin. Biz göremedik ancak adanın adeta cennetten bir parça olduğu olduğunu duyduk.

Bir Tutkudur Seyahat…