KENYA

KENYA’ DA MASAİ MARA’ YA VE MASAİ KÖYLERİNE YEREL OLANAKLARI KULLANARAK NASIL GİDİLİR?

Afrika’ daki doğal koruma alanlarından en ünlülerinden olan Masai Mara’ ya ve civardaki Masai Kabilesi’ ninin yaşadıkları köylere karayolu ile ulaşım oldukça zordur. Bu nedenle çoğu safari sever uçakla ya da arazi aracı ile ulaşımı içinde olan paket turlar ile safariye çıkar. Zorunlu kalmadıkça bu tür turlardan uzak durmayı tercih eden ben Nairobi’ den yola çıkıp Masai Kabilesi’ nin yaşadığı köylere ve Masai Mara’ ya yerel taşıtları kullanarak giderek iyi bir deneyim yaşadım.

Kisimu’ dan Başlayan Yolculuk:

Elimde ayrıntılı bir Kenya haritası ile yoldayım. Viktoria Gölü’ nün hemen kıyısında bulunan Kisimu Kenya’nın üçüncü büyük kenti ve Başkan Obama’ nın babasının memleketi. Nairobi gibi rakım yüksek olmadığı için havası oldukça sıcak. Kisimu’ da pazarlıkla 16 dolara Viktoria Gölü’ nde yaptığım 2 saatlik tekne turu ve tekne ile ulaşılan balıkçı köylerini ziyaret ilginçti. Akvaryumlarda özenle beslenen çiklit balıkları afiyetle sofra balığı olarak tüketiliyor. Köydeki sokak lokantasında kızarmış çiklit balığı, yanında domates ve doğu Afrika’ nın ünlü yiyeceği ugali ile birlikte 200 şiling (Yaklaşık 4 TL).

Kisimu’ dan Kisi’ ye:

Kenya’ da şehirler küçüldükçe yoksulluk artıyor, güvenlik sorunu ise azalıyor. Küçük şehirler ve köylerde insanları cana yakın ve yardımsever buldum. Bu nedenle kendimi güvende hissederek yalnız olduğum halde büyük bir cesaretle yoluma devam ediyorum.

Kisimu’ daki bir günün ardından akşamüzeri otel bulabileceğim söylenen daha güneydeki Kisi kentine gitmek üzere yola çıktım. Amacım Kisi’ de geceyi geçirmek, sabah

yola devam etmekti. Bindiğim araç yolcular tamamlanınca hareket eden ve insanların sıkışarak oturduğu eski bir minibüs. Minübüslerin eskiliği sıkışıklığı ve içindeki kötü kokutan çok rahatsız edici en kötü şey oldukça yüksek sesle müzik çalınıyor olması. Yol dar ve kötü bir asfalt. Tek kişilik ön koltukta birlikte oturmak zorunda kaldığım kişi Türk alfabesinde kaç harf olduğunu sorunca Türkçe’ mizdeki noktalı harflerden haberdar olduğunu anladım. Doktorasını yapmakta olan Paul gelecek yıl Kenya’ da bir yılda doktora bitiren yaklaşık beş kişiden biri olacakmış. İşte bir Afrika gerçeği daha. Doktora çalışmalarında kullandığı Türkiye’ nin 2001 krizinden kurtulması ve ilerlemesi ile ilgili bir araştırma raporunu gösterince şaşırdım doğrusu.

Masai Mara’ ya gitmek için haritaya göre Kilgoris denen kasabaya gitmem gerekiyordu. Paul bana çalıştığı şirketin aracı ile yakıt parasını vermem koşulu ile beni Kilgoris’ e götürebileceği söyledi. Paul’ un teklifinin aslında bana daha pahalıya mal olacağını bildiğim halde işimi kolaylaştıracağını düşündüğüm için kabul ettim. Kisi kenti yaklaşık yüz bin kadar kişinin yaşadığı küçük bir kent. Biraz dağlık bir yöre ama iklim yine sıcak. Küçük şehirler daha bakımsız ve pis Kenya’ da. İnsanlar da öyle. Ama kaldığım Dallas Otel temiz sayılırdı.

Kisi’ den Sonra Kilgoris ve Masai Kabilesi Bölgesi’ ne Doğru Gerçek Yolculuk Başlıyor:

Kisi Kenti ve çevresindeki yaşayan kabilenin ve konuştukları dilin adı Kisi. Yolda bizimle birlikte gelen Paul’ un arkadaşı Milly Kisi kabilesinden olduğundan söz ederek geçtiğimiz köylerde gözlemlediğimiz geleneksel Kisi kabile yaşamını anlatıyor. Kisi’ ler Masailerden farklı olarak çağdaş yaşama ayak uydurmuş, geleneksel yaşamdan uzaklaşmışlar. Yuvarlık formlu 20 – 30 m2 büyüklüğündeki tek göz odalı evler eskiden çamurdan yapılırken şimdi tuğladan çatı örtüsü ise ot yerine modern malzemelerden yapılmaya başlanmış. Kisi kabilesi genelde tarımla uğraşıyorlar. Köylerde dağınık bir yerleşim var ve çoğu yer ekili dikili alan. Bu kadar tarım yapılan bir ülkede hala açlık sorunun varlığından söz edilmesi ilginç doğrusu.

Birbuçuk saatlik yolculuk sonunda yaklaşık beş ile on bin kadar nüfusun yaşadığını tahmin ettiğim oldukça bakımsız ve pis bir yer olan Kilkoris’ e varıyoruz. Geleneksel kıyafetleri ile Masai insanlarını görmeye başladım Buraya yaklaşırken Milly bana artık Kisi kabilesinin bölgesinin bittiğini ve Masai kabilesinin yerleşim yerlerinin başladığını söyledi. Masai kabilesi genellikle hayvancılıkla uğraşan, tarım yapmayan ve geleneklerini en çok sürdüren kabileymiş Kenya’ da. Gerçek bir Afrika ve gerçek yoksulluk karşıma çıkmaya başladı bu bölgede. Amacım Masai Mara’ ya mümkün olduğu kadar yaklaşmak ve geleneksel yaşamı sürdüren Masai Köylülerine ulaşmak.

Artık minibüs yok ve küçük binek otomobiller ile yolculuk ediyoruz. Bindiğimiz Toyota Corolla tipi aracın ön koltuklarında dört kişi, arka koltuklarında ise yine dört kişi oturuyor. Şoför kedi kodluğuna bir kişi daha oturtuyor. İnanılır gibi değil. Sekiz kişiyi tamamlayan araç hareket ediyor. Ben son gelen sekizinci olduğum için boş kalan ön koltukta oturan kişinin yanına oturdum ve kapıya adeta yapıştım. Arabanın bagajına diğer yüklerin arasına sırt çantamı zar zor sığdırdıktan sonra yola koyulduk. Artık asfalt bitti ve inanılmaz bozuk bir toprak yoldayız. Yolun ne kadar kötü olduğunu anlatmak olanaksız çünkü artık Türkiye’ de böyle yollar sadece orman içlerinde falan kalmış durumda. Yağmurun aşındırdığı yerlerde artık kocaman kayaların ortaya çıktığı, yer yer derin çukurların oluştuğu, çamurlu yerlerde yoldan geçen ağır vasıtaların içine düşen küçük araçların bir daha çıkamayacağı kadar derin izler bıraktığı berbat bir yol.

İçinde bulunduğumuz binek otomobilin muhtemelen özel bir teknik ile altının iyice yükseltildiğini tahmin ediyorum. Çünkü bildiğimiz otomobillerle öyle bir yolda gidilemez. Yolun kötülüğüne karşın araçtaki insanlar bir o kadar sevimli. Bana çok ilgi gösterdiler ve oldukça fazla yardımcı oldular. Her sorduğum soruya iyiniyet ve samimiyetle yanıt buldum.

Yolumuz Masai Mara’ nın hemen kuzey sınırına paralel devam ederek yol üzerindeki köylere uğrayıp Mararianta Köyü’ nde son bulacakmış.Gittikçe güneye iniyoruz ve Masai Mara’ ya yaklaşıyoruz. Artık yolda başıboş zebralara falan rastlamaya başlayınca Afrika nın az insan yaşayan bir bölgesinde olduğumu fark ettim. Yaklaşık bir iki saatlik sallantılı bir yolculuktan sonra Lilgorian adındaki bir başka büyük köye geldik Burası yerden bitme barakalarda küçük dükkanların olduğu büyükçe bir köy görünümünde. Saat öğle sıralarıydı. Şoförümüz yaklaşık 20 dakika kadar bekledi burada. Arabadan inenler oldu, binenler de oldu. Araç hareket ettiğinde ön koltukta artık üç kişi kalmış ve biraz rahatlamıştık. Giderken yol kenarları rengarenk kıyafetlerle dolu insanlarla doluydu. Elimde hiç bırakmadığım ve yedek pillerini hiç eksik etmediğim fotoğraf makinem var ve her şeyim ama her şeyim resmini çekmek istiyorum. Bu bozuk yollara alışık şoförümüz iyi bir insan ve bana yardımcı olmaya çalıyor. Masai Mara’ ya yaklaştığımızda beni çadır kamplarının olduğu bölgede bırakmasını söylüyorum. Tamam diyor ama nasıl bir yerle karşılacağımı ben de bilmiyorum.

Araçtaki diğer kişilerde sohbete katılıyorlar. Kimisi geleneksel kıyafetli kimisi değil. Ama hepsini cana yakın buldum. Hepsi Masai kabilesindenmiş. Kenya’ da bizdeki hemşehricilik gibi kabilecilik olduğunu öğreniyorum.

Sağlamlığında artık şüphe duymadığım aracımızın içindekiler bazen kendi aralarında İngilizce yi bırakıp kendi yerel dillerinde konuşmaya başlıyorlar. Fakat hepsi devletin resmi dili olan İngilizce biliyor. Okula gidip gitmediklerini soruyorum, peç çoğu hiç okula gitmemiş. Okula gidenlerin İngilizce leri daha iyi durumda.

Her geçilen büyük köyde onlarca dakika duruyor aracımız. İnenler ve binenler oluyor. Köylerde iniyor ve etrafı dolaşıyorum. Kisi’ ye yakın yerlerde Kisi kabilesinin bölgesinde yuvarlak olan evler Masai Kabilesinin olduğu bölgeye gelince köşeli olmaya başladı. Büyük ev yapma olanağı olsa da insanlarda belli ki küçük ev kültürü olduğu için evler hep küçük ve muhtemelen tek oda ya da iki minicik odadan ibaret. Çocukların ilgisini çekiyorum belli ki. Hepsi yanıma geliyorlar. Belki de pek çoğu hayatlarında ilk defa beyazla karşılaşıyorlar. Yolda gelirken Paul bana bakıp “muzungu” diye seslenen çocukların annelerinin yanına

gidince bugün beyaz adam gördüklerini söyleyeceklerini söylemişti. “Muzungu” yerel dillerinde “beyaz adam” demekmiş. Kenya’ nın bu bölgesi belli ki yabancıya, özellik de beyaza pek alışkın değil. Bilindik turistlerin pek uğramak istemeyecekleri yerler buralar. Köylerde yemek yiyecek yer yok, gecelemek için de otel yok. Aracın şoförüne konaklayacak kamp bulamazsak beni Kisi’ ye geri kaça götürürsün diye sorduğumda “100 dolar” cevabı karşısında içim rahat.

Yarım saate yakın beklediğimiz Kavai adlı köyden yola çıkmak üzereyiz. Şoför etrafta dağınık haldeki yolcularına eliyle işaret etti ve herkes toplandı. Geleneksel kıyafetli insanlara yol kenarlarında daha sık rastlamaya başladım. İşte gerçek Afrika burası. Yabancının ayak basmadığı, nüfusun az, doğal yaşamın çok olduğu, hala ilkelliğin ve geleneksel yaşamın hüküm sürdüğü bozulmamış Afrika. Kadınlar rengarenk kıyafetler içinde, hem erkeklerin hem de kadınların kulak memelerinde kocaman delikler ve bu deliklere asılı duran boncuklu küpeler var.

Yağmur sularından oluk oluk aşınmış yerlerden geçerken iyice yavaşlıyor sürücümüz. Uzakta geniş bir ova görünüyor gibi. Yaklaştıkça uçsuz bucaksız bir düzlük karşıladı bizi. İşte Masai Mara… Harika bir manzara karşımızda. Sonu görünmeyen toprak rengi bir deniz gibi.

Elimdeki ayrıntılı haritada çadır kamplarının yerleri belli. Buraya gelirken bölgeyi böyle hayal etmemiştim. Kampların bir arada olduğu toplu bir turistik bölge ile karşılaşacağımı sanırken yanılmışım. Çünkü kamplar birbirinden ayrık ve uzak. Bir kamptan diğer kampa yürüyerek gitmek imkansız.

Masai Mara doğal koruma alanı alabildiğine büyük karşımızda boylu boyunca yatarken, tepelerin yamaçlarından doğru devam eden yol boyu aracımız ilerliyor. Karşımıza çıkan ilk kampta indirmediler beni çünkü bu kampın pahalı olduğu söylendi. Belli ki Masari Mara’ nın hemen yanından geçen bu kötü yol sayesinde bu bölgede yer yer çadır kampları oluşmuş turistler için. Sonraki kampın kapısında durdu aracımız. Etrafı duvarlarla çevrili büyük bir alanın içinde kamp. Alalona Safari Clup adı. Dışından bakınca içinde çadır falan gözükmüyor ağaçlardan. Kapıdaki bekçi aracın içinden inen bir beyaz görünce şaşırdı belli ki. Gittim yanına konuştum, “müdüre sormadan alamam içeri” dedi. İçeriden gelsin talimatını alınca araçla birlikte kampa girdik. Ağaçların içinde oldukça bakımlı ve temiz bir yer. Beni karşılayan temiz giyimli güleryüzlü iki görevlinin sordukları ilk şey buraya nasıl geldiğim oldu. Belli ki kapıdan gelen ziyaretçiye alışık değiller. Çünkü müşterileri hep programlı turla gelirlermiş. Önce Nairobi’ deki merkeze sormaları gerektiğini, bu gece grup gelmeyecekse beni alabileceklerini söylediler. Bu arada beni lobiye aldılar ve oturmam için yer gösterdiler. Hemen yanımızdan Mara Nehri’nde öbek öbek su aygırları bir araya toplanmışlar. Etrafta yemek yiyen tek tük beyaz turistler bu manzara eşliğinde. Nairobi’ den çıktığımdan beri belki de ilk gördüğüm beyaz insanlardı bunlar. Küçük nehrin karşısı çok sık olmayan çeşit çeşit ağaçlarla kaplı.. Burada kalmak çok keyif verir insana diye düşünerek fiyatları sordum görevliye. Buranın 5 yıldızlı bir kamp olduğunu, yüksek sezonda zaman zaman 700 dolara kadar fiyatların çıktığını fakat düşük sezon olduğu için safariler ve yemekler dahil 190 dolara kalabileceğimi söylediler. Bir safari için bu kadar para ödemek gelmedi içimden ama yine de pazarlık yaptım 150 dolar olur dediler. Bu akşam ve sabah olmak üzere iki defa da beni safariye çıkaracaklarını ve nehrin kenarındaki çadırlardan birini bana vereceklerini söylediler. Teşekkür ederek ayrıldım, fakat aklım da kalmadı değil. Amacım başka kamplara da bakmak. Bu arada dışarıda bir araba dolusu insan beni bekliyordu. Yoldaki başka bir kampın önünde durduk fakat kapıdaki görevli müdürün burada olmadığını ve müdüre sormadan dışarıdan kimseyi içeri alamayacağı belirtti. Diğer kamplar ise aracımızın gittiği yol güzergahından farklı yerlerde belli.

Yol boyunca center dedikleri merkezi köyler dışındaki köylerin tamamı etrafı çalı örtülü çitle çevrili tipik masai köyleri. Elektrik dahil hiçbir modern altyapının bulunmadığı bu köylerdeki halkın tamamı geleneksel Masai kabilesinin kıyafetini giyiyor. Kulağından onlarca

delik ve onlarca renkli renkli boncuklardan yapılmış küpeler aşağıya doğru sarkıyor. Masailerin çoğu uzun ince kapkara. Erkeklerin elinde kocaman asalar var. Sanki canlı bir belgesel izliyor gibiyim. Kapılarında kilit olmayan eğilerek girilen evlerin içleri hemen hemen eşyasız. Tuvalet ve banyo diye bir kavram yok.

Yoldan bizden başka araç geçmiyor. Özel araç diye bir şey yok. Bazıları İngilizce bildiği için konuşma fırsatım oluyor. Hayvanları olduğunu, fakat yağmur son yılda az yağdığı için ot sıkıntısı çektiklerini, hayvanların bir kısmının telef olduğunu söylüyorlar. İnsanlar medeniyetten uzaklar ama mutlular. Hayattan beklentileri az ve yüzleri gülüyor.

Son durak olan Mararianta Köyünde alışveriş mümkün ama dükkan bile diyemeyeceğimiz birkaç barakada çok az şey satılıyor. Center dedikleri merkezi köylerden biri burası. Birkaç muzla açlığımı bastırıyorum. İnsanlar meraklı gözlerle bana bakıyorlar. Çocuklar yanına geliyor, onlara çantamda bulunan Türkiye’ den getirdiğim zor zamanlar için sakladığım çikolatalardan veriyorum. Sevinçle koşarak uzaklaşıyorlar.

Araç yolcu alıp geri Kilgoris’ e gidecek. Yarım saatten fazla bekledik köyde. Biraz etrafı dolaştım, insanlar sıcakkanlı. Küçük Masai köylerinde evler geleneksel duvarlardan yapılmış burada çağdaşlıkla birlikte briket tuğla dizmek gibi kolaylık ama eksik bırakıldığı için çirkinlik gelmiş. Etraf ve insanlar oldukça pis görünüyor. Fotoğraf çekilmesin kimse sesini çıkarmadığı için bol bol çekiyorum.

Güneşin feri sönmeye başlayınca akşamın hızla geldiği aklıma geliyor. Daha geceleyecek yerim dahi yok. Daha fazla zaman kaybetmeden dönüş yolunda uğradığım Alalona Kampında kalmaya karar veriyorum.

Pahalı turların gecelediği yer olduğun düşündüğüm Alalona Safari Clup gerçekten harika bir yer. Bana Mara Nehrinin kenarında kocaman bir çadır verdiler. İçi beş yıldızlı otel odası konforunda. Dışarıyı ve dışarıda gelirken gördüğüm köyleri ve insanların içler acısı durumunu görünce böyle bir çadır bana çok fazla dedim içimden. Bölgede elektrik yok ama jeneratör ve güneş enerjisi ile kamp aydınlatılıyor. Nehirden alınan su bulanıklığı giderilip musluklardan akıyor sorun yok. İnternet bile var inanılmaz. Etraf tam bir doğal hayat. Regarenk kuşlar ve kelebekler etrafta uçuşuyor, yemek yerken yanına kadar geliyor. Nehrin karşı kıyısında babun maymunları doğal ortamlarında ağaçtan ağaca atlıyor ve ses çıkartıyor. Safari turları dışında sadece jip ve profesyonel sürücü olmadan kampın dışına çıkmaya izin vermiyorlar. O akşam hava kararana kadar ve sabah 6 da uyanarak iki tur safariye çıktım. Safariler ayrı bir yazının konusu olacak kadar geniş. Masai Mara aynı zamanda çok fazla belgesel çekilen bir yer olduğu için bitki örtüsü ve arazi yapısı tanıdık gelebilir ve burayı gördükten sonra televizyonda izlenilen belgesellerin büyüsü bozulabilir.

Kampta bir gün kaldım. Ertesi gün öğleden sonra ayrıldım. Farklı bir güzergah takip ederek Nairobi’ ye gitmek istiyorum aslında ama olanak yokmuş. Nairobi ile bulunduğumuz bölge arasında Narok diye bir kasaba var, haritaya göre. Narok a doğrudan ulaşabilirsem yolu epey kısaltmış olacağım fakat Narok’ a araç yokmuş. Bu durumda yine Kilgoris ve Kisi üzerinden, yani geldiğim yolu takip ederek kavis çizen uzun yolu takip ederek gitmek gerekiyor. Binmek istemediğim Nairobi’ ye giden küçük uçakların fiyatının 140 dolar olduğunu öğreniyorum.

Kendisinin gerçek bir masai olduğunu söyleyen beni Safari’ ye çıkartan jip şoförü Daniel’ den etraftaki köylerden birine daha götürmesini rica ettim. Daniel’ in rehberliğinden ayrıntılı bir köy gezisinde yeni şeyler öğrendim. Keşke köyün içinde uyumak için temiz bir yer olsa da gece kalsam diyorum ama eminim bir yabancının orada gecelemesine izin vermeyebilirler.

Dönüş Zamanı:

Kamptaki yöneticiler başıboş vaziyette gelen bir beyaz turiste şaşırdıkların ilk sordukları şey nasıl geldiğim olmuştu. Nasıl geldiğimi anlatınca şaşırarak nasıl döneceğimi sormuşlardı. Yerel imkanları kullanarak döneceğimi bilen kamp yöneticileri jip sürücüsü Daniel’ e yol üstündeki ilk köye kadar beni götürmesini söylediler. Yol üstünde ne zaman geleceği belli olmayan araç beklemek zor olacağı için bu davranışlarına sevindim. Daniel’ in götürdüğü köyde bir saatlik bir beklemeden sonra ilk gelen araca bindirdi. Araç Lilgorian üzerinden Kilgoris e gidiyor. Kilgoris e akşam saatlerinde varabilirsek, oradan Kisi’ ye yani otel bulabileceğim en yakın kente minübüs bulabileceğimi düşünüyorum. Aksilik olmadı ve saat 18 gibi Kilgoris e vardık. Yollara yine her zamanki gibi bozuk denemez, rezalet denir. Masai Kabilesinin yaşadığı bölgenin en büyük yerleşim yeri olan Kilgoris’ e Masailerin başkenti diyorlar. Çünkü Kenya da her kabile kendi içinde bir devlet gibi. Hepsinin ayrı bir dili ve yaşam biçimi var. Kilkoris te bütün evler tek katlı ve yerden bitme. Büyükçü bir köyü andırıyor. Sanıyorum burada otel yok. Etraf yeşillik, yollar tamamen toprak.

İçi inanılmaz pis ve kötü kokulu bir minibüs ile Kisi ye yola çıkıyoruz. Yanımda oturan adamın üzeri leke içinde bir gömleği ve rengi atmış pis bir ceketi var. Ellerinin kiri, siyah renkten dolayı belli olmuyor. Bir kişilik yere iki kişi oturarak tasarruf yapılan bu ülkede insan yaşamına değer verilmiyor. Hiçbir şey için güvenlik önlemi alınmamış. Bir müddet minibüs ün kapısında açık durumda bir çocuk asılarak gitti, kimse bir şey demiyor. Şoför bile aldırış etmiyor.

Kisi’ ye vardığımızda saat geç ama eski kaldığım oteli biliyorum. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan dışarı çıkamadığım için minübüsçüye ücretini vererek otele kadar beni götürmesini istedim. Nihayet küçük ve ilkel de olsa iyi kötü bir şehirdeyim artık.

Nairobi’ ye kadar olan yolu biliyorum. En azından bundan sonraki yol kötü de olsa asfalt kaplama.

Kenya

KAKUMALI TURKANALILAR

Kakumalı Turkanalılar Kenya’nın Kuzey Batısında Turkana Gölü çevresinde yaşamlarını sürdürüyor. Turkana gölüne ismini bu kabile vermiş. Çoğu bu bölgede olmak üzere tüm Afrika’da yaklaşık 200 bin Turkanalı var. Diğer tüm kabilelerinin tırstığı Turkanalıların hobileri arasında Uganda’da bulunan kabilelere baskınlar düzenleyip ellerindeki hayvanlara el koymak, eften püften sebeplerle onlarla çatışmaya girmek gibi asice şeyleri saymak mümkün. Kenya Devleti bile bu kabileye pek ilişmiyor.

Gök tanrıçasına inanıyorlar, tanrıça kabilenin büyücüsü vasıtasıyla kendileriyle bağ kuruyor. Kabile içerisinde keçi sayısının çokluğuna göre söz hakları var. Diğer kabilelerde ki klan olgusu yerine, Leopar ve taş olgusu var. Baba Leoparsa oğul taş, onun oğlu gene leopar oluyor. Bu ne işe yarıyor? Bir gün kabile reisi “Bütün taşlar toplansın ” şu işi yapacağız dediğinde, o işi taşlar yapıyor. Basit sazlıklardan yapılmış evlerde yaşıyorlar. Sıkı durun; Afrika’nın en saldırgan, asi, yayılmacı ve ne sömürge döneminde ne de bugün kontrol altına alınamayan kabilesi TURKANALILAR bunlar. Şaka bir yana asil ve dik duruşları nedeniyle böyle görüldüklerini düşünüyorum. Ha birde Turkanalı çocuk meselesi var ki ona bu yazımda derinlemesine değinemeyeceğim, zira konu çok derin ta 1.8 Milyon yıl öncesine dayanıyor. Özetle yaşı 11 ile 13 olduğu tahmin edilen bu çocuğun iskeleti Turkana gölü kıyısında bulunuyor. Bu konuyu başka bir yazıda etraflıca anlatmak üzere…

Bölgede yıllar önce beyaz adamın görülmesiyle kuraklığın giderek arttığına inanıyorlar. Gök gürlemesini Tanrıçaları ile şeytanın kavga etmesi olarak yorumluyorlar. Bugün su için bazı bölgelerde 20 km uzağa günlük yürümek zorunda kalan Turkanalılar, bazı bölgelerde kurumuş nehir yataklarını kazarak suya ulaşıyorlar.

Gelelim benim Turkanalılar ile karşılaşmama. Nairobi’den 2 saatlik bir uçak yolculukla Lodwar’a oradan adı yol olan ama benim yola hiç benzetemediğim bir arazinden 3 saatlik bir kara yolculuğu ile Kakuma’ya ulaşıyorum. Birleşmiş Milletlerin mülteci kampının da bulunduğu Kakuma, Kenyalıların bile unuttuğu, BM’nin dünya da yaşanması en zor bölgelerden ilan ettiği bir yer. Akşam saat 22 civarında ulaştığım Kakuma’da konaklayacak bir yer olmadığı için 85 km ötede bulunan Lokichoggio’ya gidiyorum. Boynu boncuklu kadınlar kabilesi olarak namlarını duyduğum Turkanalılar ile haşır neşir olma düşüyle uykuya dalıyorum.

Ah nereden bilebilirdim bunlar Afika’nın en savaşçı, gözü pek kabilesi. Daha önceleri Masaililerle ahbaplık etmişliğim oldu. Bir Masailiye “Bi fotonuzu çekebilir miyim?” diye sorduğumda aldığım cevap genelde “Parasını ver çek gardaş, nasıl poz vermemi istersin, dur şu cep telimi saklayayım da öyle çek” derdi.

Sabah boyunlarında rengârenk 5 kg ağırlığında boncukları ve geleneksel kıyafetleriyle Turkanalı Kadınları görür görmez, fotoğraflarını çekmek için hamle yapıyorum. Karşı hamle gecikmiyor, kadınlar kendilerine silah doğrultmuşum gibi tepki veriyor ve hep bir ağızdan garip bir ses çıkarıyorlar. Kabilenin ellerinde asa ve minik oturakları bulunan erkekleri, asalarını yere sertçe vurarak uyarı atışı yapıp üzerime yürüyorlar. Turist sevmez bu kabileye içten içe saygı duyuyorum. Diğer kabileler gibi turistin oyuncağı olmamışlar. Para pul teklif etseniz de durum değişmiyor. Asla sizinle muhatap olmak istemiyorlar ve sizinde ne işiniz varsa görüp bölgelerini terk etmenizi istiyorlar.

Asaletlerine vurgun onlarla iletişim kurmanın yollarını arıyorum. Çoğu fakir, gerçekten açlık sınırında yaşam süren insanlar. Buna rağmen erkekler başlarında keçeden yapılmışa benzer, yeşil bir şapka, ellerinde asalar, küçük oturaklarıyla ve de geleneksel kıyafetleriyle Arz-ı Endam ediyorlar.

Kadınlar geleneksel kıyafetlerinin yanı sıra, 7 den 70 e boyundaki boncukları ile oradan oraya dolaşıyorlar. Oradan oraya dolaşıyorlar dediğime bakmayın. İşçi karıncalar gibi oradan oraya giderken gördüğümüz bu insanlar, ya su için ya hayvanları için yada başka bir haklı gerekçeyle her gün kilometrelerce yol kat ediyorlar.

Erkeklerin uzun boyları dikkatimi çekiyor. Ellerinde asa ve oturulan kısmı 15 ila 20 Cm Olan deri bir tutacak la sürekli yanlarında taşıdıkları oturakları var. Saçları mutlaka özenle kesilmiş ya bir şapka yada bir tüğ iliştirilmiş ,Yorulduklarında ellerinde taşıdıkları küçük oturaklarına oturup soluklanıyorlar. Bende denedim (Oturağı) ki oturulan kısmı 10 cm ye 5 cm kadar, yerden yüksekliği de olsa olsa 8 cm, hayret verecek derecede rahat. Evde ki koltuğumdan bile rahat bulduğum bu oturağı, allem ettim gallem ettim edinip eve getirdim. Şimdi zaman zaman ona oturup seyrediyorum televizyonu.

Demek ki neymiş? Tüm bunlar olduğuna göre iletişim kurmanın yollarını arama etabını atlamış iletişime geçmişim Turkanalılarla. Bakınız Resimlere… Nasıl mı oldu? Allah yardım etti diyelim.

Ciddi birkaç laf etmek gerekirse, Turkanalılar, su için hayvanları için şunun için veya bunun için kilometrelerce yol kat etmek zorundalar. Gene tüm bunlar için sık çatışmalar yaşanıyor. Anlatmaya gücümün yetmediği bir zorlukta yaşamları var. Tüm bunlara rağmen bir Turkanalıyı gördüğünüzde imreniyorsunuz. Gayet onurlu ve dimdik durmaktan geri durmuyorlar. Zaman zaman onları sefil halde görmüyor değilim. Kendi yaptıkları içkiyi içip sarhoş olmuş, yada dere yatağında kazdığı çukura eğilmiş çamurlu suyu içmeye çalışan Turkanalı yada kesilmiş bir devenin neresi olduğu belli olmayan et demeye bin şahidin bile yetmeyeceği toz toprak içinde ki 50 gr et benzeri şeyi toplamaya çalışan Turkanalıları görüyorum. Ama aynı adam yada kadın pazarda karşınıza asilzade edasıyla çıkıveriyor ve pek de yakışıyor.

Bu arada Turkana bölgesi arkeolojik bulgulara göre insan ırkının doğduğu ve yayıldığı yer olarak da biliniyor. Turkana Gölü civarı Fosil açısından zengin bir bölge. Bu ilginç coğrafya yı keşfetmeniz dileğiyle hoşçakalın.