Kos Adası (İstanköy) Elini Uzat

Bodrum ve özellikle Turgut Reis’in hemen karşısında bulunan Kos Adası hep “12 adalar” olarak anılan gruba dahil.

Nasıl Gidilir:

Bodrum’a ise sadece 5 kilometre mesafede. Bu uzaklık feribotla ortalama bir saat kadar.  Zaten Bodrum’dan Kos’un ışıkları rahatça görülüyor.

Ayrıca Kos, Rodos, Girit ve Sakız adalarından sonra yüzölçümü olarak Yunanistan’ın en büyük adalarından. Plajların sıralandığı kıyı şeridi ise 300 kilometreyi buluyor. Kos adası düz ve verimli toprakları nedeniyle “yüzen bahçe” olarak da anılıyor. Tek bir yükseltisi var o da 846 metrelik Dikaios.

Su sporları ile bilinen Kardamena, kumlu küçük plajları ile Kefalos Koyu, sahilinde bir kilisesi bulunan Stafenos, daima çok sayıda ziyaretçiyi çeken Paradise plajı en önemli sahilleri.

Kos Adasının tarihi de oldukça renkli. Truva savaşlarına bile şahitlik ettiğini söylüyor.  Bu adadan Giritliler, Dorlar, Persler, Bizanslılar Osmanlı, İtalyanlar, Yunanlılar gelmiş geçmiş.

MÖ 479: Kos Adası Atina Birliğine dahil olmuş.

MÖ 460: Tıbbın babası olarak bilinen ve ünlü yemini ile hep hatırlanan Hipokrates bu adada doğmuş.

1315: Rodos şövalyeleri adaya yerleşip savunma amaçlı Kos kalesini inşa etmiş.

1523: Osmanlı Kos Adasını imparatorluk topraklarına katmış. Şövalyeler Osmanlı ile anlaşarak adayı mülkleri ile sessiz sedasız terk etmiş.

1912: On iki ada İtalyanlara verildi. Daha sonra II. Dünya Savaşından İtalya mağlup çıkınca adalar uzun tartışmalar sonucu İngiltere, Amerika ve Fransa’nın çabaları ile maalesef Yunanistan’a devir oldu.

Başkent Kos Town’un çarşısı oldukça geniş bir alanı kaplıyor ve yaz aylarında hareketli, özellikle İskandinav ülkelerinden çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Fiyatlar hiç öyle ucuz değil.

Limana bakan kalesi Bodrum Kalesini andırıyor. Bisiklet ve çeşitli motorlar adada çok popüler.

Kos’ta Neler Yapılır?  

  • Dağ köyü Zia’nın manzaralı teras kahvelerinde dondurmalı soğuk kahveye ne dersiniz?
  • Yirmialtı odalı zemini aslan, leopar ve yunus gibi figürlerle bezenmiş mozaik ile kaplı 1800 yıllık Roma villası Casa Romano’yu adımlayabilirsiniz.
  • Hipokrat ağacı olarak anılan 570 yıllık Çınar ağacının civarında çay içilir. Ama 2400 yıl önce yaşamış olan Hipokrates’in bence bu ağacı görmesine ve altında ders vermesine imkan yok. Ama artık bir kez ada halkı ve yönetimi buna inanmış veya inanmak istiyor, yapacak fazla bir şey yok. Hatta Kos Belediye Başkanlığı binasına bu efsanevi 2 bin yıllık ağaçtan bir parça bile konmuş. Oysaki çınar ağacı Osmanlının sembolüdür, bu ağaç ayrıca Osmanlı eseri Defterdar Camii’nin önünde!
  • Osmanlı Valisi Hacı Hasan’ın 1792 yılında yaptırdığı Laziye Camii ile Defterdar Camii’ni gezin.
  • Eğer ilginiz çekerse Arkeoloji Müzesi sizi bekliyor.
  • Girit kökenli Türklerin yaşadığı Platini Bölgesinde tipik bir kahvede bir “Bizans Kahvesi” içebilirsiniz. Türk ve Yunan kahvesi tamamda, Bizans kahvesini doğrusu ilk defa duydum. O dönemde kahve bile yoktu.
  • Benim gibi vejeteryan değilseniz, Yorgo’nun yerinde gayet lezzetli olduğu söylenen su ürünlerini tadın. Türkiye’ye kıyasla çok ucuz.
  • Dünyanın ilk hastanesi olarak tanımlanan Asklepion Arkeoloji Açık Müzesi de ilginizi çekebilir.
  • Mini trenlerle Asklepion’a kadar bir yolculuk yapmak mümkün. Ama bu trenler hep bir köşede bekliyordu. Hareket edenini pek görmedim.

Kırmızı Golf – VW arabama atlayıp adanın kuzeyine doğru yol alıyorum. Lampi ile Ammos kıyılarında şık plaj otelleri var. Ama hiçbirinde yer yoktu. Ne de olsa Temmuz ile Ağustos adanın en yoğun dönemleri,  aslında buraya Mayıs veya Eylül sonu gelmeli. Daha ucuz ve sakin olur.

Tigaki Yöresine giriyorum. Yol üstünde çimli ve bol çiçekli bahçesinde ufak bir havuzu bulunan butik bir otel buluyorum. Genç sahibinin ağzı kalabalık. Bana boş olan bir odayı gösteriyor. Büyükçe, mutfaklı ve modern bir mekan. Bir gece için kahvaltısız 50 avro istiyor. Bu arada bana klima kumandasını vermek için 10 avro daha talep ediyor,  iyi mi? Bu sıcakta daha fazla dolaşacak halim kalmadı, yerleşiyorum. Bana sütlü karpuz suyu ısmarlıyor. Odada televizyon var ama kumandası yok. Herhalde onunda ek ücreti olmalı. Daha fazla kavga edecek halim yok,  uyuyorum!

Yolculuk; biraz burukluk, biraz telaş, biraz kaygı, biraz korku, biraz heyecan, biraz sıkıntı, biraz gerginlik, biraz merak, biraz özgürlük, biraz yalnızlık barındırır. Ama unutmayın hakiki dostlara ancak zor yollarda rastlanır.

Yollar hep davetkârdır. Bir geminin sireni, bir uçağın uğultusu bir treninin sessizce yanınızdan süzülüşü sizi hep yeni yollara doğru çeker. Aslında yollarda çılgınca istediğinizi yapma şansını yakalarsınız.

Bir yeni Yunan adasını da görmenin ve yaşamının bir parçası olmanın inanılmaz zevki ile Cavit Kaptan’ın köşkünde Türk kahvemi içerek akşam serinliğinde Bodrum’a doğru yola çıkıyorum.

Yanımda bana eşlik eden değerli bakanımız ve üyemiz Dr. İmren Aykut ile derneğimizin yardımsever ikilisi Türkan ve Osman Babucci var. İmren Hanım hiç unutulmamış, gören herkes sevgi ile yaklaşıyor. Ayrıca hiç yaşlanmamış.