Isle of Man

İRLANDA VE BİRLEŞİK KRALLIK ARASINDA İLGİNÇ BİR ADA : ISLE OF MAN

Belki de bu adanın varlığını ilk kez şimdi duyuyorsunuz. Man Adasına gidebilmek böylece görülen ülkeler listeme ilave yapabilmek için doğrusu epey de eziyet çektim. İngiliz vizesi hem tüm vizeler arasında belki de en pahalısı, hem de en eziyetlisi, pasaportumun konsolosluktan çıkması tam üç hafta sürdü. Daha sonra hem Londra hem de oradan Man Adasına ucuz uçak bileti ayarlamam da pek öyle kolay olmadı. Ancak kasım sonunda bir hafta sonunu yakaladık. Nerede ise 6 aylık İngiliz vizesinin süresi dolmak üzere idi. THY’nın vardığı Londra Heatrow Havalimanından, Man Adasına uçan özel havayolu Air Be’nin terminalinin bulunduğu Gatwick Havaalanına gitmek cidden tam bir “kabus”. Oysa ikisi de üzerinde güneşin batmadığı Birleşik Krallığın başkentinin iki havalimanı. Otobüse 25 pound ödüyorsunuz ama otobüs yolcu toplamak için her iki alanın terminallerine tek tek uğruyor. Üç aktarmayı göze alıp treni seçerseniz ödeyeceğiniz ücret tam 42 pound. Ekspress trenlerle bile en iyi koşullarda bu yolculuk 1,5 saat sürüyor. Ama hiç olmazsa bu yol garanti. Otobüsün otoyolda trafikte tıkanıp kalması da söz konusu.

Neyse beni Man Adasına götürecek pırpır uçağına sonunda ulaştım. Havada epey sallandıktan sonra bir saat içinde adanın güneyindeki Castletown Kasabasına yakın olan havaalanına iniyoruz. Uçakta yanımda oturan Mr. McChesacy ile dostluk kurup bu ilginç ada hakkında kendisinden bilgi topluyorum. Bu bey beni bir koruluğu andıran havaalanın parkındaki arabası ile başkent Douglas’ın sahildeki Promenada Caddesinde bulunan otelime kadar bırakıyor. Bu otel aslında bir aile pansiyonu, odam geniş ve konforlu, pencerem gece rengarenk ampullerle aydınlatılan sahil yoluna bakıyor. Sedire oturup caddeyi seyrediyorum, mutluyum.

Adayı gezmenin en kolay yolu adanın konforlu otobüslerini kullanmak Kuzeye doğru ilk durağım Laxey. Burada dünyanın günümüze ulaşan en büyük endüstriyel yapısı olarak kabul edilen dev bir su değirmeni var. Yüzlerce kişiye iş sahası açan kurşun, çinko, gümüş ve bakır madeninin ocakta toplanan suyunu dışarıya atmak amacıyla 1854 yılında mühendis John Casemet tarafından inşa edilmiş. Çapı 25 metre, çevresi ise 227 metre. Dakikada 250 litre suyu yeraltından ihraç edebiliyormuş. Halen faal. Değirmenin adı “LadyIsabella”, Isabella dönemin valisinin hanımının adı. Üstüne tırmanırsanız, ödül olarak Glen ile yemyeşil Mooan Vadilerini buradan zevk alarak seyredebilirsiniz. Ayrıca nehrin üstünde aynı model daha ufak kırmızı bir değirmen dönüyor. Kuzeye Ramsey’e doğru başka bir otobüsle devam ediyorum. Yol boyunca evlerin tamamı Victoria dönemini hatırlatıyor. Uçsuz yeşil meralar, üstüne rengarenk kıyafetler giydirilmiş sağlıklı atlar, besili şişman ve mutlu koyun ve inekler, taş kiliseler, denize uzanan şatolar ve kaleler, duvarlara oyulmuş kelt haçları, yemyeşil kriket ve futbol sahaları, berrak ve masmavi bir gökyüzü.

Ramsey’den bu kez batı sahilinde yer alan tek kenti olan Peel’e doğru yola çıkıyorum. Otobüsler genelde boş. Yolcuların hepsi de iyice yaşlı. Otobüslerin kapısında özel bir platform var, yine de yaşlılar zor inip, zor biniyorlar. Kasım ayında saat 16.00’da hava tamamen kararıyor. Gün çabucak bitiyor. Otobüs aydınlattığı far ışıklarını yakalamak istercesine inadına hız yapıyor. 40 yaşlarında gezgin bir İspanyol ile tanışıyorum. Sırt çantasının her santimetrekaresinde gittiği ülkelerin bayraklarını iliştirmiş. İngilizcesi de pek anlaşılmıyor amacı önce tüm Avrupa’yı tamamen gezmekmiş. Şu anda THY ile Nahçıvan’a gitme çabasında !

90 bin nüfuslu Man Adası aslında eski ile moderni başarı ile bünyesinde harmanlamış.

Man Adasının tarihini kısaca göz atalım.

· VIII. yüzyılda tüm kuzey coğrafyasında olduğu gibi buraya da Vikingler yerleşmiş.

· Yıl 1079: Man ve civar adalara 2,5 asır Norveç Norg Krallığı hakim oldu.

· Yıl 1266: Norveç Kralı II. Magnus, Perth Anlaşması ile Man Adasını İskoçya’ya bıraktı.

· XIV yüzyıl: Ada İngiliz Egemenliğine girdi.

· Yıl 1765: Man Adası Birleşik Krallığa katıldı. Kraliçe’yi devlet başkanı olarak kabul ettiler.

Man Adası bin yıllık tarihi ile Avrupa’nın kesintisiz günümüze ulaşan en eski parlamentosuna sahip, Parlamento (Tywald) “House of Keys” ile “Yasama Konseyinden” oluşuyor. House of Key’sin 24 milletvekili, 5 yılda bir seçimle göreve başlıyor. Yasama Konseyi: Tynwald Parlamento Başkanı, başsavcı, başpiskopos, tayinle gelen üç üye ve House of Keys arasından seçilen 8 milletvekilinden oluşur. Ada halkı demokratik geçmişi ile gurur duymakta, bağımsızlığına da son derece düşkündür.

Doğu kıyısında yer alan Başkent Douglas, Victoria döneminde çok revaçta olan bir tatil beldesi imiş. Sadece 1913 yılında 600 bin ziyaretçi tatilini burada geçirmiş. Bu dönemi için çok büyük bir rakkam. 1876 yılında dünyanın ilk atlı tramvayı sahil boyunca asilzadeleri taşımaya başlamış bile. Bugün de Douglas önemli bir ticaret, sanat ve spor merkezi. Özellikle vergi oranının düşük olması İngiliz iş adamlarını buraya çekiyor. “NationalSportCentre” da adalılar her türlü sporla buluşuyorlar. Yüzme, atletizm, jimnastik, futbol, kriket… Ayrıca ada halkı sporla her an iç içe, ata binenler, koşanlar, kriket ve futbol oynayanlara her an rastlanıyor.

Kısa Kısa Man Adası

· Otobüste dükkanlarda sokaklarda yaşlı çok, bir kısmı bastonla, bir kısmı tekerlekli araba ile yürüyebiliyor. Yaşlılar çok nazik ve yardımcı. Bu arada dikkatimi çekti, yol boyunca satılık ev sayısı fazla. Herhalde yaşlılar vefat edince genç mirasçıları evleri satışa çıkarıyor diye düşündüm. Adayı gençlere de ilginç hale getirmeleri gerek.

· Man Adası Londra gibi pahalı değil. En iyisi süper marketten peynir, meyve, yemiş alıp pansiyon odasında kitap okurken atıştırmak.

· “BusVannin” olarak adlandırılan otobüs ağı ile tüm adayı gezmek mümkün. Her istikamete yarım saat içinde otobüs bulunuyor. Bir günlük özel biletin ücreti 7 pound. Bu biletle tüm gün otobüslere ücretsiz biniyorsunuz. Önce başkent Douglas’tan kuzeye doğru yola çıkarak Laxey, Ramsey, Kırk, Michael, Peel, Castletown ve tekrar başkent Douglas’a geri dönmek en iyisi.

· Man Adasında Ekim sonu ziyaretçi sezonu bitince birçok turistik aktivite de kapılarını kapatıyor. Örneğin Kasım ayında Laxey su değirmeninin içine giremezsiniz. Üstüne çıkamazsınız. Elektrikli ve buharlı özel trenlerle adayı turlayamazsınız. Oysa elektrikli tren 1995, buharlı tren ise 1873 yılından beri bu ufak adada hizmet vermekte.

·

İngilizceyi farklı bir aksanla ve çok hızlı konuşuyorlar. Kendi aralarındaki konuşmalarını takip etmek bile bana zor geldi.

· Adada hakim renk “beyaz”, evler, duvarlar, kiliseler, çiftlikler hep “beyaz” boyalı.

· Başkent Douglas’tan İngiltere’nin Heysham (Morecombe) limanına feribotla 3,5 saatte ulaşmak mümkün. (Ortalama ücreti 60 pound.) Ayrıca yaz aylarında her gün Liverpool’a da (Merseyside) feribot hareket ediyor.

· II.Dünya Savaşında esir düşen 3 pilotumuzun mezarı bu adada imiş ama araştırdım bulamadım.

· Man Adasının bayrağı bir adamın üç ayağını temsil ediyor. Ulusal bir sözleri var. Quocunque, Jessenis Stabit “yani beni nasıl fırlatırsanız fırlatın hep ayakta kalırım.”

· Mart ayında gerçekleşen TT Motor Yarışmalarını Man Adası iyice benimsemiş, ve motorları adanın bir parçası olarak kabul etmiştir.

· Yerleşim merkezleri dışındaki yollarında sürat sınırlaması yok. Yarışlarda (5) numara daima Man Adası halkının çoks evdiği yeni Zelandalı başarılı motor yarışçısı Bruce Anitey’e ait.

· Santon’daki perili köprüden geçenler muhakkak arabadan inip köprü altında saklandığına inandıkları ufak perilere selam yollarlar. Aksi takdirde başlarına bir bela geleceğine inanıyorlar.

· Man kedileri akıllı ve daima sevgi doludur. Kuyrukları yoktur ve arka bacakları ön bacaklarından daha uzundur.

· “Calf of Man” olarak adlandırılan ufak bir adada bulunan tarihi deniz feneri 1895 yılından beri denizcilere yön göstermektedir.

· Adaya has Fuchsia Çalılıkları tüm adaya ayrı bir şirinlik katmaktadır.

· Douglas’ta sahil şeridinde (Promenada) uzanan Victoria evlerinin çoğu birer otel.

.Bazıları çok lüks, bazıları ise bugün birer aile pansiyonu. Örneğin ben Cubbon House Hotel’de kaldım. Kahvaltı dahil iki gece için 60 pound ödedim ve odam gayet geniş ayrıca İrlanda denizi manzaralı idi. Sahilinde gel-git olayı yaşanıyor.

· Gulfstream etkisi yüzünden iklimi ılıman ancak çok yağmur alıyor. Senede 300 gün yağmur yağdığını söylediler. Ama bu açıdan ben çok şanslı idim.

· Adada kendinize “sıcak çikolata” ısmarlayın.

· Castletown’da bulunan 1200 yıllık Ortaçağ RushenŞatosu, Man ve Norveç krallarının ikametgahı olarak kullanılmış.

· Snaefell (619 metre) dağının zirvesine ulaşan dağ treni 1895 yılından beri faal.