Harar

Kadim Şehir Harar Bir Yönü ile Osmanlı

Şehirlerin babası Harar aslında yaşayan bir müzedir. Burası uzun zamandır çok görmek istediğim bir coğrafya idi. Rehberimiz Abdül Ahmet ile surlar içindeki eski Harar’ı yürüyerek tanıyoruz.

Harar’ın her köşesi bizi ayrı ayrı şaşırtıyor. Çoğunluğu Müslüman olan bu eski kentte fakirlik ve pislik diz boyu. Önlerindeki rengarenk plastik torbalardan gat (çat) içerek sokaklara, kaldırımlara öyle uzanmışlar. Kadınların önünde dört beş adet ufacık soğan ve domates dizili, bunları satmak istiyorlar. Türkiye veya Müslüman sihirli sözcüklerini kullanınca ancak o zaman fotoğraf çektirmeye “evet” diyorlar.

Kadim şehir Harar, Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra İslam’ın en önemli dördüncü kutsal kenti kabul edildi. Kentin at meydanında kuruluşunun bininci yıl kutlamaları dolayısı ile eski şehirin beş kapısını simgeleyen bir anıt dikilmiş. Aynı meydanda kiliseye çevrilen camiden nedense sürekli ilahiler yükseliyor. Müslüman hanımlar siyah, Hristiyanlar hanımlar ise beyaz örtünüyor. Abdullahi Ali Şerif Evi bugün bir şehir müzesi. Ali Şerif, koleksiyonunun sergilendiği binasında bizleri yerde gat keyfi yaparken karşılıyor. Aslında gayet de mutlu. Bu şehir müzesinde el yazması Kuranlar, seramik kaplar, Harari paraları, çeşitli fotoğraflar sergileniyor. Doksan dokuz camii ve mescite sahip eski Harar’da 21 bin kişi yaşıyor. Birkaç aile bir araya gelip bir mescit kurmuş. Harar, işsizlik nedeni ile zaman içinde ABD, Kanada ve Avustralya’ya göçmen yollamış.

Bu topraklarda XIV. yüzyılda Adal Sultanlığı kuruldu. 1500’lerde Ahmed Ibin İbrahim Al – Ghazi Harar’ı merkez yapıp Hristiyan Etiyopya İmparatorluğuna seferler tertip edip onları mağlup etmiş. Sonra yerine geçen Emin Nur Sultan “jugol” olarak bilinen kent surlarını yaptırmış.

Osmanlı 1874 – 1885 yılları arası Portekizlilere karşı müslümanları korumak amacı ile bu coğrafyaya asker, memur ve tüccar yollamış. Buraya gelen Türklerin bir kısmı burada evlenip yerleşmiş, onları “kayıp insanlar” olarak anıyorlar. Harar ticaret, sepetçilik ve ciltçilikte çok başarılı olmuş. Bu kent ayrıca, Müslümanlığın Afrika’ya yayılmasında önderlik etmiş. 1936 yılında Habeşlerin ülkelerini işgale gelen İtalyanlara karşı mücadelede Vehip Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Habeş İmparatoru II. Melik’in güçlerine katıldı.

Esrarengiz Harar zaman içinde bir çok maceraperesti de bu bölgeye çekti. Bunlardan biri de “Binbirgece Masalları” adlı ünlü kitabın yazarı Sir Richard Burton idi. Fransız şair, yakışıklıArthur Rimbaud on bir yıl (1880 – 1891) bu hareketli Afrika kentinde yaşayıp, Arapça da öğrenip ismini bile değiştirmiş. Daha sonra kemik kanseri olunca Marsilya’ya dönmüş, orada ayakları kesilmiş ve ardından ölmüş. Bir Hint zenginin yaptırdığı Rimbaud’un da bir süre yaşadığı ev bugün bir müze. Müzenin ikinci katında bir kısmı Rimbaud’un çekmiş olduğu siyah beyaz tarihi Harar fotoğrafları sergileniyor.

Abadir Şeyh Tekkesi arka avlusunda yer alan Türk şehitliğine gidiyoruz Burası tipik bir keşhane. Yerlere uzanmış habire gat çiğniyorlar. Mezarlıkta maalesef bakımsız.

Daha sonra 6 metre yüksekliğinde ve 3,3 kilometre uzunluğundaki kentin kerpiç surlarının etrafında bir tur atıp bugün Harar Belediye Binası olarak hizmet veren tarihi Osmanlı Konsolosluğu ile Kızılay Binasını görüyoruz. Harar 2006 yılında Dünya Miras listesine girdi. Ayrıca yine UNESCO’dan özel bir dostluk ve hoşgörü ödülü aldı. İmparator Halie Selâsiye’nin babası Ras Mezonen bir dönem Harar’da Valilik yaptığı için ünlü imparatorun çocukluğu Harar’da geçmiş. Vali Ras Mezone’nin at üzerindeki bronz heykeli dikkatinizi çekecektir.

Sıra Sırtlan Adamda !

Aslında bu bir gelenek, Harar halkı senede bir defa sırtlanları aşure ile doyuruyor. Yusuf Pepe ise yıllardır her akşam saat 19.30 sularında surların hemen dışında 10-12 civarı benekli sırtlanı isim isim çağırıp tek tek etle doyuruyor. Artık bu gösteriyi izlemek için yüzlerce meraklı Harar’a geliyor. Ayrıca dünyanın görülmesi gereken en ilginç gösterileri arasında ilk sıraya kadar yükselir. Sırtlan aslında dünyanın en yırtıcı ve çenesi en kuvvetli hayvanıdır. Bazen sırtlanlar etleri sopa ucundan. Hatta Yusuf Pepe’nin ağzından bile alıyorlar.