Güney Kıbrıs

Yakın Ama Bizler İçin Gitmesi Bir O Kadar Zor Ülke : Güney Kıbrıs

Gönlümde hep Güney Kıbrıs’ı ziyaret etmek yatıyordu ama nedense bu geziyi sürekli erteledim. Sonunda Ekim ayında Güney Kıbrıs’a nasıl vize alınır diye şartlarını araştırmaya başladım. Bazı arkadaşlar “Schengen vizesi varsa rahatça gidersin” dediler. Hiç de öyle değil. “Atina’dan bin, iç hat gibi Larnaka’ya uç, zaten kimse kontrol etmiyor” dediler. Hiç de öyle değildi. Larnaka’da Yunanlılar dâhil herkes ciddi bir pasaport kontrolünden geçiyor. Kıbrıslılar da kimlik gösteriyor.

Türk pasaportları için vize alma yöntemini kısaca şu şekilde özetleyebilirim; Atina’daki Kıbrıs Büyükelçiliği’ne e-posta ile müracaat ediyorsunuz. Yolladıkları formu, uçak biletlerini, otel rezervasyonunu, tapularınızı, banka hesaplarınızı, çalıştığınız işyerinden alınacak resmi bir belgeyi, Güney Kıbrıs’tan gelecek bir davet yazısını tarayıp elçiliğe gönderiyorsunuz. (Benim referansım olan Mr. Kostas’ı üç defa aramışlar). Evrakları yeterli bulurlarsa süre işlemeye başlıyor, on gün bekliyorsunuz. Sonunda “tamam” vizeniz hazır denirse, Atina’daki Büyükelçiliğe pasaport, uçak biletleri, bir fotoğraf, otel rezervasyonu ve 20 Avro vize ücreti ile gitmeniz gerekiyor.

Sabah uçağı ile erkenden Atina’ya uçup saat 13’e kadar Atina’daki Kıbrıs Elçiliğine yetişip (Parlamento binasına yakın) vizeyi alıp, aynı akşam da Atina’dan Larnaka’ya uçmanız gerekiyor. Aldığınız vize sadece o gün geçerli. “Vizeyi nasıl olsa işlettim daha sonra giderim” diye bir hakkınız yok.

Neyse, tüm bu bürokrasiyi sonuçta başardım. Aslında cuma günü 15 dakika daha gecikseydim elçilik kapanıyordu, ne yapardım düşünmek bile istemiyorum.

Atina-Larnaka arasını Aegean Airlines ile uçtum. Hem ucuz hem de ikram dâhil her açıdan başarılı bir havayolu. Zaten bu sene özel bir ödül almış. Larnaka pasaport polisi tam 15 dakika pasaportum ile vizemi dikkatle inceledi. Arkadaşlarına bile gösterdi. Sonunda Güney Kıbrıs’a ayak bastım, mutluyum.

Larnaka’nın içinde iki odalı bir apartman dairesi kiraladım. Üç gecesi 80 Avro idi. Telefon ediyorsun, yetkili seni dış kapıda karşılayıp daireni gösteriyor. Ücreti alıyor, anahtarı verip gidiyor. Ertesi sabah ufak bir Mazda marka araba kiralıyorum. Ama trafik sağdan akıyor, her an boş bulunabilirsin, bu çok ciddi bir kaza demek!

Başkent Lefkoşa’ya doğru yola çıkıyorum. Hemen hemen bir saatlik yolculuk. Şansıma aralık ayında, hava güneşli ve sıcacık.

“Kıbrıs” ismini ilk kullanan ünlü tarihçi Homeros imiş. Ada, stratejik konumu yüzünden sürekli işgale uğramış. Mısır, Hitit, Roma, Bizans, Arap ve Osmanlı izlerini bugün bile görmek mümkün.

Burası aynı zamanda istiridye içinde Kıbrıs sahilinde denizden yükseldiğine inanılan aşk tanrıçası Afrodit’in coğrafyası.

Okaliptüs ağaçlarının hışırtısı, çam ve zeytinlikler, çığlık çığlığa uçuşan kuşlar, narenciye kokuları, sevimli incir ağaçları, upuzun ayrık otları, kavruk yüzlü çocukların bağrışmaları, güneşlenen kediler, suya eğilmiş selvi ağaçları bir anda beni her yönden sarıyor, mutluyum.

Arabamın radyosunu açıyorum. Anlamadığım Rumca uzun sohbetlerin ardından “Mia Fora Timama” (Bir zamanlar hatırlıyordum) adlı parça çalıyor. Kim söylüyor bilmiyorum.

Yolun sonunda 1974 yılında radyolarda adını sık sık duyduğumuz Beş Parmak Dağları uzanıyor. Sonunda Güney Lefkoşa’ya varıyorum. Bulvarın iki yanında beyaza boyanmış beton, çirkin apartmanlar dizilmiş. Benzin istasyonunda Bay Kostas ile buluşuyoruz. Lefkoşa, X. yüzyıldan beri Kıbrıs’ın başkenti. Burayı ziyaret edenler arkeoloji müzesi ile taş hamamı gezmeli.

Bildiğim kadarıyla, Berlin duvarı yıkıldıktan sonra Lefkoşa dünyada duvar ile ikiye bölünen tek kent oldu. Duvarlar sadece şehirleri değil, insanların yaşamlarını da ikiye ayırıyor. Ama Kıbrıs doğumlular 1974 Barış Harekâtı’nda sık sık bahsedilen Ledra Palas’ın bulunduğu Ledra Caddesi’ndeki kontrol noktasından sadece kimlik göstererek rahatça geçiyor. İş için her gün kuzeyden güneye gidenler var. Ama Türk pasaportu ile Rum tarafına geçilmiyor. Yunan pasaportu ile bir şahıs Türk tarafına girebilir mi? Merak ediyordum, soruşturdum, kimse bilemedi.

Kıbrıslı şair Neşe Yaşın bakın ne yazmış. “Yurdunu sevmelidir insan, öyle derdi babam, oysaki benim yurdum ikiye bölündü. Acaba hangi yarısını sevmeliyim?”

Arabama tekrar atlayıp Larnaka’ya bu kez monoton otoyoldan değil, eski yol olan (B1)’den dönüyorum. Böylece hoşlandığım noktalarda durabiliyorum. Fotoğraf çekiyorum hatta zaman zaman alışveriş bile yapıyorum.

Larnaka, Kition antik şehir devletinin bulunduğu coğrafyada kurulmuş. Lazarus bu antik kentin ilk piskoposu imiş. Larnaka’da IX. yüzyıl Aziz Lazarus Kilisesi hâlâ ibadete açık. Kebir’i (Büyük Cami), Osmanlı’nın 1625’te yaptırdığı Larnaka Kalesi’ni palmiye ağaçları süslemiş, çok hareketli, ünlü Phinikoudes Plajı’nı, Larnaka doğumlu (M.Ö. 334) ünlü filozof Zono’nun bir parkta bulunan büstünü, tanınmış ikon ressamı Kallinikos’un stüdyosu olan St. Barbara Manastırı’nı görmenizi öneririm.

Ama bizler için hepsinden önemlisi Flamenkoların uğrak yeri olan Aliki tuz gölü kıyısında yeşil bir alanın içine kurulmuş olan Hala Sultan Tekke Cami ve Tekkesi. Muhakkak burası ziyaret edilmelidir. Peygamberimizin süt halası olduğu iddia edilen Ümmü Hanım ve eşi, Şam Valisi Muaviye komutasındaki ordu ile buraya gelip şehit olmuş. Tekke’nin bahçesi kedi dolu idi. Ne güzel, Aliki gölünden bugün bile yılda 3500 ton tuz çıkarılıyormuş. Larnaka haritasını inceliyorum. Sokak isimleri beni şaşırtıyor, tek tek okuyorum: Kurtuluş, Zehra, Bozdağ, Tuzhane, İstanbul, Okullar, Lala Mustafa Paşa, Menzil, Mehmet Ali, Piyalepaşa. Sokak isimlerini bizlerin yaptığı gibi (birçok Rum köyünün adı Türkçe’ye çevrildi) değiştirmeden aynen korumuşlar.

Pazar sabahı bu kez arabamı batıya doğru sürüyorum. Hedef adanın ikinci büyük kenti olan Limasol. Ben lisede iken ünlü bir İngilizce hocası vardı, Limasollu Naci. Benim yaşımdakiler hatırlarlar. Belki de bu yüzden Limasol’u hep merak etmişimdir.

Aslan yürekli Richard 1291 yılında bu coğrafyaya gelmiş. Doğrusu Limasol benim Lefkoşa ve Larnaka’dan daha fazla hoşuma gitti. Bir defa 6 bin yıldır Kıbrıs, şarapçılığın merkezi. Limasol aynı zamanda adanın en önemli limanı ve ayrıca karnavalları ile de ünlü. Kent merkezinde uzun sahil halkın istifadesine sunulmuş. Ancak kentin uzantısında plaj boyunca tüm otel zincirleri birer adet beton yığını otel dikmişler.

Limasol’un bir özelliği de Orta Kıbrıs’taki Trodos dağlarına gitmek isteyenler için bir geçiş noktası.

Küçük sevimli köyleri, ortaçağ şatoları, rengârenk taş kiliseleri, pansiyona çevrilen geleneksel evleri ile dağlık Trodos yöresi çok sayıda ziyaretçiyi kendine çekiyor. Yüksekliği 1952 metreye ulaşan sıradağ silsilesi, 240 kilometre uzunluğunda ve 100 kilometre genişliğindedir. Kışın bu yörede sık sık don ve sis de görülüyor.

Evet, üç günlük Güney Kıbrıs ziyaretim bitti, artık geri dönüyorum. Uçak Larnaka’dan havalanırken belleğimde yer etmiş bir anı canlandı aniden. Ortaokuldayım, annem beni bir şubat tatilinde trenle Kayseri’de yaşayan halamlara gönderdi. Bir köyde tren durdu. Köyün içinde canlı var mı, yok mu belli değildi, her yer ıssızdı. İlerideki dağların arkasında batan güneşin turuncu ışıkları gökte bir yerde asılı kaldı. Yolun kenarındaki kırmızı evin önünde tuğlalar ve tezekler yığılı idi. Tren sessizce tekrar hareket etti. Köy gittikçe korkutucu bir görünüm alıyordu. Larnaka kenti uçak penceresinden gittikçe bana daha esrarengiz görünüyor.

Kısa Kısa Güney Kıbrıs

• Aman sağdan akan trafiğe dikkat edin. Eğer benim gibi bu adada araba kiralarsanız veya karşıya geçerken her an boş bulunup, ters şeride girebilirsiniz. Hele eski kent merkezlerindeki dar sokaklarda işiniz daha da zor. Devamlı “en soldan yavaş git” diye kendinizi telkin edin.

• Yaşlıları hiç sempatik değil. Yaşını almış erkekler, asık suratlı, şişman, göbekli ve sürekli ellerinde sigara ile kahvehanelerde bağırarak konuşuyorlar. Her yerde sütlü soğuk kahve içiliyor. “Ena metreu” derseniz yanında bir bardak soğuk suyu ile orta şekerli Türk kahvesine kavuşmuş olursunuz.

• Güney Kıbrıs’ın iki havaalanı var. Larnaka ve Baf’ta. İki büyük kent olan Lefkoşa ve Limasol halkı Larnaka Havaalanı’nı kullanıyor. Alan her iki kente de ortalama 60 kilometre uzaklıkta. Havaalanından Larnaka’nın merkezine ise sadece 3 kilometre. Baf Havalimanı ise daha çok bu coğrafyaya akın eden İngiliz tatilcilere yarıyor.

• Yollarda işaretleme ve tabelalar doğrusu Avrupa standartlarında titizlikle hazırlanmış.

• Güney Kıbrıs’ın prizleri bize uymuyor. Adaptör gerekli, ama istenince otellerde bunu size sağlıyorlar.

• Türk cep telefonları Lefkoşa hariç Güney Kıbrıs’ta çekmiyor. Sanırım henüz arada bir anlaşma yok.

• Adada su sorunu var. Aslında tüm adalarda su kıymetlidir.

• Halkı genellikle bir sorunuz olunca ilgileniyor, uzun uzun anlatıyor. Ne de olsa Güney Kıbrıs’ın en önemli geliri adaya gelen ziyaretçiler. Bunun dışında önemli geçim kaynakları ise bankacılık ve yabancılara emlak satışı.

• Adanın batısında yer alan 10 bin yıllık yerleşim merkezi Baf (Patos) badem ağaçları, bağları, kral mezarları, antik kolonları, mozaik sokakları, kıyı boyunca uzanan 15 kilometrelik sahil yolu ve opera festivali ile ünlü. Zaten burası UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş olan bir açık hava müzesi. Özellikle zengin Romalıların evlerinin döşemesinde bulunan Yunan Mitolojisini konu alan mozaikleri dünyaca biliniyor. Baf’ı 1974 yılında terk eden Türklerin evleri hâlâ korunuyor. Eğer sahipleri günün birinde buraya dönerse evler kendilerine iade edilecek.

• Güney Kıbrıs’ı en ünlü plaj ve eğlence merkezi Ayia Napa. Burada İbiza gecelerini aratmayacak eğlenceler sabaha kadar sürüyor.

• Pile Köyü, pilot proje olarak seçilmiş. Bu köyde Türk ve Rumlar birlikte dostça yaşamlarını sürdürüyor. Türk ve Rum İlkokulu, kilise ile cami yan yana.

• Kıbrıs Mutfağı aslında bir sentez ama doğrusu başarılı bir sentez:

Ø Kolokas, patates benzeri lezzetli bir kök.

Ø Pirohu ve Katmer, mantı ile börek karışımı bir yemek, üstüne hellim peyniri rendelenerek sunuluyor.

Ø Kıbrıs limonu ile evde hazırlanan “Lemonatta”yı tadın.

Ø Molehiya, molehiya bitkisinin yaprakları ve iç yağı ile hazırlanıyor.

Ø Babune, çocukların meşin eldivenlerle kopardığı irice dallı budaklı bir kaktüsün leziz meyvesi.

• Hemen hemen herkes İngilizce anlıyor, ne de olsa burası eski bir İngiliz sömürgesi.

• Adada sarı haritalı Kıbrıs bayrağından çok Yunan bayrakları dikkati çekiyor.