Floransa – Sanata ve Güzelliğe Doymak!

Floransa, Rönesans’ın oya gibi işlenmiş bir örtüsü sanki. Michelangelo, Leonardo da Vinci, Giotto, Dante, Raffael, Boticelli, Fra Angelico, Medici Ailesi, Cellini ve Donatello ile bütünleşmiş bu güzel kent.

<span>Photo by <a href="https://unsplash.com/@jonko?utm_source=unsplash&utm_medium=referral&utm_content=creditCopyText">Jonathan Körner</a> on <a href="https://unsplash.com/s/photos/florence?utm_source=unsplash&utm_medium=referral&utm_content=creditCopyText">Unsplash</a></span>

Floransa’nın tarihi M.Ö. 59 yılına kadar uzanmaktadır. VIII., IX. ve X. yüzyıllarda Bizans egemenliğinde gelişmiş ve etrafı surlarla çevrilmiş. Birçok medeniyete merkezlik etmiş olan kentin ilk yerleşimleri tepelik yerlerde başlamış. Türkiye’de olduğu gibi zelzele durumunda tehlikeli olan kıymetli tarım arazilerini ve dere yataklarını iskân için kullanmamışlar. Ayrıca, o dönemde Arno Nehri, bugünkü gibi sakin değil, pek hırçınmış.

İtalya’da şehirler, nehirler ile iki sevgili gibidir; birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Arno Nehri de Piza’da Akdeniz’e dökülmeden önce Floransa şehrinin iki yakaya ayırır. Ayrıca, bilimde, sanatta ve zihniyette “Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans’ın, Arno Nehri’nin killi topraklarından yükselmeye başladığını da unutmayalım. Gerçekten de kentin o mutlu dönemlerinden kalan çok sayıda bina, kilise, köprü, meydan, heykel, tablo ve freskler çok iyi korunmuştur. Eğer tüm kilise, müze ve tarihî anıtları saymaya çalışsak, her hâlde çok sıkıcı bir metin ortaya çıkar. Bu kenti yavaş yavaş, uzun uzun, doya doya, sindire sindire, anlayarak, bakarak, en önemlisi de görerek gezmek lâzım.

Sanat yapıları ile dopdolu olan Floransa, hızlı kentleşme ve büyüme rahatsızlığına yakalanmadığı için, insan yürüyerek bile tüm önemli eserlere rahatça ulaşabiliyor. Tarih, kültür, renk mozaiği ve sevimlilik, güzel bir uyum içinde.

Kent içinde gezerken, hep güzel ve genç insanlar görüyorsunuz. Sıhhatli, konuşkan ve sempatik. O kuzey ülkelerinin sessizliği beni bıktırmıştı. İnsan zaman zaman biraz şamata da istiyor doğrusu. Bravo, Avrupa gençliği sırtlarına sırt çantalarını, uyku tulumlarını alıp durmadan geziyorlar. Bir bravo da İtalyanlara!

Lisanlarını İngilizce’ye Türkiye gibi ezdirmemişler. Kat’iyen bir tek İngilizce bar, lokanta, kahve ismi yok. Hatta, İtalya’ya gelen ziyaretçiler, derdini anlatacak kadar İtalyanca öğrenmek zorunda kalıyorlar. Bazı müzelerinde bile sırf İtalyanca izahat vermişler. Zaten İtalyanların ancak çok azı iyi derecede İngilizce biliyor. Televizyonlarında bir tane bile İngilizce sözlü filme rastlamadım!

Bugün Floransa, eşsiz doğası, şarapları ve yemekleri ile ünlü. Toskana Eyaleti’nin başkenti ve İtalya için en az bir Milano, bir Venedik, bir Roma kadar önemli bir turizm cenneti. Şehrin kıyı mahallerinde, halkın hâlâ bahçelikle de uğraştığı görülüyor. Ayrıca, kent içinde deri ve kumaştan yapılan eşyaların satıldığı dükkânların sayısı da oldukça fazla.

Floransa sokaklarında yürüdükçe, tüm kent sanki aynı kalıptan çıkmış gibi bir hisse kapılırsınız. Bütün binalar ile dar sokaklar birbirine benzediğinden, çabucak yolunuzu kaybedebilirsiniz. Çünkü, Floransa’nın binalarının çok büyük bir bölümü açık sarıya boyanmış ve yeşil panjurlara sahip. Niye mi? Elbette kentin eski özelliğini koruma amacıyla!

Floransa’nın bu tarihî dokuyu bugünlere taşımasını, halkının zengin tacirler, din adamları ve asillerden oluşmasına ve bu kesimin sanata içtenlikle sahip çıkmasına borçlu diyebiliriz. Yangın ve doğal afetlerden zarar görenler sürekli onarılmış. Örneğin, bütün zamanların en büyük ozanı Dante (Alighieri), bugün tekrar yaşama dönse, evinde ve Floransa sokaklarında yabancılık çekmeden aynı huzur içinde çalışabilecek ve ünlü eseri “İlâhî

Komedi”yi muhtemelen tekrar kaleme alabilecektir. Ancak, Floransa Dante’nin kıymetini bilememiş, politik zıtlaşmalar sonucunda ölüme mahkûm edilmiş ve sonuçta kaçmak zorunda kalmış. 14 Eylül 1321 yılında ölmüş zaten ve ölene dek sürgünde kalmış, ünlü Dante. Günümüzde Dante’nin evi, müze yapılarak ve temsilî mezarı Santa Croce Kilisesi’nde korunarak bu ayıp örtülmeye çalışılıyor.

Ünlü dev katedral : Santa Maria Del Fieore ve Vaftizhane

            Evet, insanı ürperten bu dev yapıya 1294’de mimar Arnolto di Cambio başlamış. Daha sonra Giotto, A. Pisano, F. Talenti ve G. Ghini devam ettirmiş ve nihayet başlandıktan ancak 40 yıl sonra F. Brunelleschi, bir mühendislik harikası olan kubbesini yerine yerleştirmiş. İşte, işin içine bu kadar mimar karışınca dev; fakat, tuhaf bir görüntü ortaya çıkmış. Zoraki süslemesi ile katedralin büyüklüğü, insanı rahatsız ediyor. Cephesi, bin bir türlü taş ve mermerle süslenmiş. Bu dev yapıtın içine gerçi 20 bin kişi sığıyormuş; ama, o dış cephedeki coşku ve görkem iç mekânlara aktarılmamış. Bu katedralin yanında bulunan, göğe doğru yükselen çan kulesini yapan ise ünlü Giotto. Zaten onun ismi ile anılıyor.

            Aynı meydanda Dante’nin de 1269 yılında vaftiz edildiği  kilise yer alıyor. Gerçi o dev katedralin gölgesinde pek dikkat çekmiyor ama. İşte bu vaftizhanenin kapılarından biri “Cennetin Kapısı” adını taşıyor. Gerçekten de altın sarısı rengindeki bu kapı ışıl ışıl! Lorenzo Ghiberti ve oğulları bu kapıyı işleme ve oymacılık sanatının bir şaheseri olarak tam 27 yılda tamamlamışlar. Cennet kapısı on bölüme ayrılmış. Bölümlerde Adem ile Havva’nın yaratılması, ilk günah, cennetten kovulma sahneleri ve Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim ve Hazreti Musa’nın yaşantısından sahneler yer alıyor. Ne var ki “Cennetin Kapısı” hep kapalı, hiç açılmıyor. Kısacası kimse cennete kabul edilmiyor. Kilisenin iç mekânı ise mozaiklerle süslenmiş.

Katedral müzesinde Michelangelo’nun ünlü heykeli Merhamet (Pieta) ile Donatello’nun ahşap görünümündeki ünlü yapıtı Magdalen’in orijinallerini görebilirsiniz!

Vecchio Sarayı (Palazzo Della Signoria) ve Bankerlik

            Floransa’nın muhakkak görülmesi gereken bir başka eseri de, 500 kişilik Meclis Salonu, altın işlemeli tavanları, gezegen isimleri ile anılan tavan süslemeleri, duvarlardaki portreler ve savaş manzaraları, işlemeli çekmeceli dolapları, Michelangelo’nun Zafer adlı heykeli, Türkiye dahil tüm ülke haritalarını içeren çalışma odası, müzik odası, şömineleri ile Vecchio Sarayı derim. Bu sarayda ünlü Medici Ailesi yaşamış.

Medici Ailesi ile birlikte dünyada ilk kez bankerlik Floransa’da telaffuz edilmiş. Yıllar önce Banker Kastelli ile ülkemizde de bir dönemde “Banker” sözcüğü sık sık kullanılır olmuştu. “Banka” sözcüğü ise “Banko”dan geliyor. Banko, bildiğimiz ahşap sıra demek. Efendim, bankerler bankoda oturup, insanların paralarını işletirlermiş. Eğer paranız batarsa gene aynı banko’dan bu kötü havadis ilân edilirmiş. İşte, bu nedenle İtalyanca’da “banco rotto” iflâs anlamına geliyor.

Kentin kolyesi : Ponte Vecchio

            Floransa’ya gelip de ünlü Ponte Vecchio Köprüsü’nden yürüyerek geçilmez mi. Hem de geçiş ücretsiz! Köprünün üstünde dükkânlar yerleşmiş. Bu dükkânların çoğu da kuyumcu. Ancak, işin ilginç yanı, daha eskiden kunduracılar, daha da eskiden demirciler, daha eskiden de kasaplar varmış bu köprüde!

            O eski günlerde veba, birçok kez ölüm getirmiş Floransa’ya. En büyük salgın 1348 yılında olmuş. Bu salgından Boccaccio, ünlü eseri Decometrone’de söz etmektedir.

            Efendim, İtalya’da ne kadar çok dondurma dükkânı var, buna paralel ne kadar çok dondurma yiyen insan var! Çok büyük ve kârlı bir sektör olmalı “dondurmacılık”.

Bir de Floransa sokaklarının hâkimi motosikletler var! Her an bir köşeden bir tanesi aniden önünüze çıkabilir.

Santa Croce Kilisesi

            Michelangelo’nun bu ünlü eseri, Rönesans’ın mücevheri olarak kabul edilir. Kilisenin önünde Enrico Pazzi imzalı bir Dante heykeli size “Hoş geldiniz” diyecektir. 1195 yılında başlanan bu kilise, Roma, Grek ve Gotik üslûbunun bir sentezidir. Kilisede Michelangelo’nun kendi yaptığı heykeli de bulunmaktadır. Ayrıca, bu kilisede Dante, Michelangelo, Galileo, Fermi, Macchiavelli ve Rossini’nin mezarları ile Galileo’nun heykeli yan yana sıralanmış. Eğer tarih bilgim beni yanıltmıyorsa, Galileo “Dünya düz değildir ve dönmektedir” dediği için kilise tarafından ölüme mahkûm edilmişti. Ne dersiniz, burada bir tezat yok mu?

San Lorenzo Kilisesi

            San Lorenzo Kilisesi, Hristiyanlık âleminin eski ve mukaddes bir tapınağı olarak kabul edilmektedir (1421-1446). Kilise daha sonra yine Medici’ler tarafından bir aile kilisesi hâline dönüştürülmüş. Ailenin mezarları da burada bulunmaktadır. Michelangelo’nun plânı ile kilise, zarif kolonların yardımıyla üç bölüme ayrılmış. Yaldızlı gül biçimindeki tezniyatla, beyaz zemin üzerindeki kare bölmeli tavan, kemerler ve mavi taşlar kiliseye bir sükûnet, bir iç huzur vermekte! Duvarda Donatello imzalı büyük bir XIX. asır tablosu hemen dikkatinizi çekecektir!

Uffuzi Galerisi

            Uffuzi Müzesi’ne girebilmek için önceden “randevu” almazsanız kuyruk beklemek zorunda kalabilirsiniz; çünkü, içeride herhangi bir zaman diliminde en fazla 540 kişiye müsaade ediyorlardı. Giorgio Vasari tarafından projelendirilip 1565 yılında tamamlanan Uffuzi Müzesi’ni bir resim ve tarih zenginliği olarak tanımlamak mümkün. Uffuzi, dünyanın en eski ve Avrupa’nın en büyük galerisi unvanını elinde tuttuğu için yılda bir milyon ziyaretçiyi kendisine çekiyor.

Unutmayın, İtalya’da en fazla parayı müze girişlerine veriyorsunuz. Bir de insanın gözünde büyüyen dik merdivenler var. Her müzeyi sanki kasıtlı olarak üçüncü kata hazırlamışlar. Size her müze ziyareti öncesi en az 80 basamak bekliyor.

Uffuzi Müzesi iki koridor boyunca sıralanan büst, heykeller ve tavan süslemeleri ile kendine has bir özellik kazanmış. Ama, bu galerinin en dikkat çeken bölümü şüphesiz Sandro Boticelli’nin o mükemmel, ince ve titiz çalışmaları. Hele “Venüs’ün doğuşu” (The Birth of Venüs) tablosunun önünden bir süre ayrılamadım. Ben o koyu renkli, kasvetli dinî konuları içeren tablo ve para karşılığı asillerce ısmarlanan yine karanlık portrelerden doğrusu hiç hoşlanmıyorum. Ama, Boticelli gibi ince ve aydınlık çalışan ressamların tablolarına hayranım. Gene Boticelli’nin “Allegory of Spiring” (İlkbahar) tablosu ile milattan önce yapılan “Güreşçiler” (Wrestlers) adlı heykeli muhakkak Uffuzi Galerisi’nin salonlarından birinde bularak uzun uzun, hayranlıkla seyredin derim. Çok sayıda ikona dışında Leonardo da Vinci, Raphael, Titian, Luka Sigorelli, Dossi Dossi, Fillipo Lippin, Rubens, Rembrandt, Van Dyck, Tintoretto gibi isimler bu galeride ön plâna çıkıyor.

Güzel Sanatlar Akademisi Galerisi

            Bu galeriye sırf Michelangelo’nun ünlü heykeli Davud’u görmek için gidilir doğrusu! Bu mükemmel eser Davud’u 26 yaşında çıplak olarak 410 santimetre boyundaki heykelle temsil ediyor. Heykelin detayları, özellikle saçlarının tellerine bile gösterilen ihtimam ve incelikle insanı sahiden şaşırtıyor. Bu ne ince çalışma, sanki özel bir aşk ve sevgi ile bezenmiş. Artık Davut’tan sonra çıplak erkek heykeli yapmak, daha iyisini başarabilmek bana zor gibi geldi. Michelangelo, bu işi yüzyıllar önce bitirmiş ve koca bir nokta koymuş. Belki ukalâlık olacak; ama, bana Davud’un elleri biraz büyük ve hatta kaba geldi.

            Ayrıca, girişte gene Michelangelo’nun tamamlanmamış “Dört Esir” isimli taş yontma eserleri yer alıyor. Davut heykelinin bir kopyası Floransa’ya hâkim bir tepeden bu kente bakıyor. Her hâlde o müthiş katedralin şaşırtıcı boyutları Davud’u da rahatsız ediyordur.

            “Sabine Kadınına Tecavüz” isimli heykelinin alçı kopyası, gene çok sayıda ikona ile XIX. yüzyıl alçı örneklerinin saklandığı bir stüdyoyu bu galerinin içinde göreceksiniz.

Pitti Sarayı!

            Kraliyet unvanlarına ve büyük servetlere sahip tüccar Pitti Ailesi, nüfuslarını simgeleyecek ve tüm Floransa Saraylarını gölgeleyeceğine inandıkları bu sarayın inşasına başlamışlar. Ancak, sarayın inşaatı bitmeden en büyük rakipleri Medicilerin politik ve ekonomik baskısına pes edip sarayı Cosimode Medici’nin karısı Lonora’ya satmışlar. Hani o çekememezlik vardır. Ben en iyisiyim, kimse daha iyisini yapmasın. Her dalda biz öyle değil miyiz? Sanatçılar, zenginler, yazarlar, üniversite hocaları, bankacılar gibi…

            Saray, 32 bin metre kare bir alan üzerine kurulmuş. Dıştan görüntüsü oldukça ciddi; fakat, içi zarif ve gösterişli. Sarayın dört farklı bölümü gezmemiz mümkün. Bunlar Modern Sanat Galerisi, Baboli Bahçesi, Palatina Galerisi ve mücevherleri de barındıran Argenti bölümü. Ayrıca, Puantizm sanatının en güzel uygulayıcılarından Claude Monat’ın o ünlü manzaralarını da özel bir sergide izlemek mümkün.

            Porselen koleksiyonu, kraliyet daireleri, tuvallere işlenmiş Titian, Murillo, Rubens, Domenico Feti, Tintoret, Valazquez, Andre del Sarto, Van Dyke tabloları, Gottfried Schalcken’in “Mum Işığındaki Kız” isimli eseri, Napolyon büstü, kraliyet dairesi yemek salonu, taht slonu, mavi salon, balo salonu, süslü oval masalar, fildişi ve mercandan yapılmış farklı süs eşyaları… İşte, Pitti ziyaretinden aklımda kalanlar!

            Hava güzelse çok geniş Boboli Bahçesi’nde oksijeni bol bir tur atarsınız. Ama, öyle Versay Sarayı’nın bakımlı bahçesi gibi bir bahçe beklemeyin sakın! Boboli Bahçesi, Ammannati dahil dört büyük mimarın çalışmaları ile tertiplenmiş. Bahçe içinde çeşitli heykeller, havuzlar, sun’i mağaralar, anfi-tiyatrolar ve meydanlar yer alıyor.

            Tüm bunları gezdikten sonra yine vaktiniz ve sabrınız kalırsa, Dante’nin evinde onun döneminin Floransa’sını yaşar, XIII. yüzyıl güzel eseri SS Annunziata Kilisesi’nde soluklanır, Michelangelo’nun o ünlü merdivenlerini seyretmek üzere Laurention Kütüphanesi’ne girer ve son olarak da 13 numaralı otobüsle Michelangelo Tepesi’ne çıkıp, güneşin kent üstünde batışını seyredebilirsiniz. Sonra da yeşil park alanı boyunca, varlıklıların evlerini seyrederek tekrar şehrin merkezi kabul edilen olan tren istasyonuna geri gelirsiniz.

Size bir tavsiye daha; Floransa’da otelinizi muhakkak ana gar binasının yanında seçin! Benim kaldığım Hotel Ambasciatori (Via Luigi Allamanni 3, Tel.: 055 – 287 421) otelini tavsiye edebilirim.

            Ama, tüm bunlar için Floransa’ya en az dört gün ayırın derim!

            Artık dönüş zamanı geldi. Elbette İstanbul’a dönmek güzel; ama, İstanbul’da bir hafta kaldıktan sonra tekrar yollara düşmek, yeni yüzler, yeni sokaklar, yeni mekânlar tanımak tutkusu hâkim geliyor. Belki de günün birinde  Sicilya’da buluşmak üzere…

Eğer Floransa yazımızı beğendiyseniz bir Roma Gezi Yazımıza bakın…
https://bizgezginler.com/orhan-kural/romada-gezilecek-yerler/

Derneğimizin sitesi: https://www.turkiyegezginlerkulubu.com/

Yazar: https://www.orhankural.org/