TACİKİSTAN

TÜRKİ DEĞİL, TACİKİ, TACİKİSTAN

Prof. Dr. Orhan Kural

kural@itu.edu.tr

Evet Duşanbe’ye önceden iki defa gitmiştim. Ama bir ülkeyi tanımak için sadece başkentte bir iki gece kalmakla olmuyor. Sokakları arşınlamak, kahvelerde soluklanmak, taksi şoförleri ile cebelleşmek, parkların banklarında zaman geçirmek, metrosuna binmek, böreğini, tatlısını tatmak gerekir.

Bu kez  6 yolcuyuz, çok sevdiğim gezi arkadaşlarım ile kalabalık bir THY uçağında 4,5 saat yolculuk sonrası Duşanbe Havalimanına sabah 05.30 gibi iniyoruz. Nedense Orta Asya’ya uçan tüm THY uçakları sabahın köründe varıp bir saat sonra da tekrar havalanıyorlar. Duşanbe’nin içinden geçip doğru ülkenin kuzeyine doğru yol alacağız.

Yolculuğumuz uzun tam 235 kilometre,  bu en az 6 saat demek. Yol zaman zaman kötüleşiyor. Dağların eteğinde çok sayıda tünel yapılmış ve halen de devam ediyor. Bir ara durup harika bir sütsüz kuvvetli bir kahve içiyoruz. Su kenarında kahve molalarını seviyoruz. 

Yol boyunca dağlar heybetli, halen bazı buzullar erimemiş. Varzab Irmağı özellikle yazın beslendiği kar suları ile çok coşkulu ve sesli akıyor. Zaten yol boyunca birkaç hidroelektrik santral inşa edilmiş. Tacikistan Orta Asya’nın bir bakıma “su deposu.”

 Biz bu dağları hep “Pamir” bildik, okuduğum makalelerde öyle yazılı ama rehberimiz “Hayır, bunlar Pamir Dağları değil” diyor. Pamir Dağları ülkenin güney doğusunda Afgan sınırında imiş. Bu bölgedeki ulu  dağlar ise “Hisar Sıra Dağları” imiş.

Sonunda gece konaklayacağımız Pankjakent’deyiz. (Panja zaten “beş” demek, yani tam  karşılığı “5 kent”.) 

Hemen Tacikistan’ın ilk ve tek Dünya Kültür Miras listesine girmiş beş bin yıllık yerleşim “Sarazm Antik Kenti’nin” hazine avcıları gibi tehlikelerden korunduğu pek söylenemez. Sadece uydurma bir iple kapıyı  kapamışlar. Halen burada çalışmalar devam ediyor.

Sarazm Kenti 10 bin kişinin yaşadığı önemli bir yerleşim merkezi imiş.  Kaynak suyu bitince terk edilmiş,  yapıların tamamı kil ve kerpiçle ile inşa edilmiş.

1976 yılında kazıda bulduğu bronz baltayı arkeolog arkadaşına gösteren bir köylü sayesinde antik şehir keşfedilmiş.

Buradan çıkarılan önemli eserler başkent Duşanbe’nin müzelerinde sergileniyor.

Ama Sarazm Merkezinin vazgeçilmez kahramanı Sarazm Prensesi mezarında cenin şeklinde bulunmuş,  boyu ise 2 metre imiş. İskeletinin yanında tabaklar, kolyeler, yüzükler varmış. Bu mezar “Duşanbe Ulusal Eski Eserler Müzesinde.” Daha sonra zaten burada gördük.

Buradan çıkıp yaşantılarını yakından incelemek için bir köy evini ve bahçesini geziyoruz. Köprü altında çöpler arasında ağlayan bir deri bir kemik kalmış eşek hepimizi üzüyor. Gece uykum kaçtı. Vişne, kayısı, elma ağaçları yanında pancar,  mısır, ayçiçeği, soğan, patates, sarımsak ve karpuz ekilmiş.

Evlerinin damı açık, buralara sık yağmur düşmüyor,  zaten yapı malzemesi de hep kil ve kerpiç. Ayrıca kış için tezek hazırlanıyordu. 

Panjakent’teki otelimiz aslında bir apartman katı gibi. Üçüncü katta,  iç lobide uzun bir masa var. Merdivenler bizi öldürüyor. Hem yüksek, hem dik. Eh, bizler genç de değiliz.

Akşam yemeğimiz hemen otelin karşısında tipik bir lokantada,  iç hacimde loca ve balkon bölümü var. Ayrıca canlı müzik de eksik değil. Bahçede koca bir kafeste muhabbet kuşları geziniyor. En azından ufacık bir hacimde hapis değiller.

Bahçede oturuyoruz. Bu yemeğin gerçek kahramanı “kefir”, doğrusu harika idi. Hoşumuza gitti. Ama,  zamanla ondan da bıktık. Kayısı ve erik suları ile ayran da geliyor. Salatalar, daima sıcacık yuvarlak ekmek var. Artık yatak zamanı, bugün çok uzun ve zor  idi, yorgunuz.  Sanki üç günü bir arada yaşadık. Bu yeni coğrafyada ilk gecemiz !

Upuzun ahşap masa etrafındaki kahvaltı sonrası saat 8’de Panjakent’ten yola çıkıyoruz. İlk durak V ile VII. yüzyılda Soydi Halkının yaşadığı Panjakent Antik Kenti. Tepeden yeni Panjakent’i izliyoruz. Tüm binalar bir katlı ve  yeşille çevrelenmiş.

Zamanında on bin kişinin yaşadığı bu antik kenti Araplar yerle bir etmişler. Savaşın kaybedileceğini anlayan şehrin komutanı halkına kaçıp başka coğrafyalara yerleşmelerini ve soylarını devam ettirmelerini önermiş.

Güneyde Yasanab Kasabası’nda bugün 5 bin kişilik bir Soydi yerleşimi varlığını sürdürüyormuş. Antik kent üç bölümden oluşmuş Robat denen “mezarlık”, “saray” (sitadel) ve  mahalleler. Zerdüşt, Budist,  Hindular ile Ateistler kısaca farklı inançlar huzur içinde yaşamış.

Yukarıdan seyrettiğimiz Zarafjhan Nehri Buhara yakınlarında buharlaşıp sona erdiği için bu yerleşime daha sonra “Buhara” adı verildiği düşünülüyor.

u kez yol düz ve asfalt,  belli ki daha varlıklı bir coğrafyadayız. Ne de olsa bereketli Fergana Vadisi’ne yaklaşıyoruz. Nehir kenarında renkli yuvarlak masalara çöküp bir kez daha keyifli bir kahve molası veriyoruz.

Istravshan Kenti 2500 yıllık bir “müze kent.”  Kok Gümbuz Camii ile Medresesini geziyoruz. Bahçesinde 800 yıllık 5 çınar ağacı bulunuyor. Ağaçlara daima sarılır ve huzur bulurum. Burasını XVI. yüzyılda bilim adamı ve filozof Abdulaziz Sultan yaptırmış. Belki biliyorsunuzdur,  Büyük İskender ve askerleri farklı coğrafyalarda bir süre kalır, hatta oralarda evlenir, aileler oluşurdu.

Bugün aynı zamanda nikah salonu olan müzeyi (Mugh Tappa) geziyoruz.

Bu tepede bir dönem antik bir kale varmış. Ruslar onu yıkıp kendi askeri garnizonlarını inşa etmiş, zamanla o da yıkılmış. Koridor müzede bu dönemlere ait fotoğraflar sergileniyor. Büyük İskender ile evlendiği kral kızı Ruksana’nın duvarda temsili resimleri asılı.  

Yola devam ediyoruz yeşillikler içindeki Urmetan Köyü’nün yakınından geçiyoruz. Tacikistan’ın ikinci büyük kenti Khujand’a nihayet giriyoruz.

Otelimiz Rusların su gereksinimi için oluşturduğu baraj gölünün kenarında, sahilden itibaren kademeli yapılmış. Asansör de yok ama odalar göl manzaralı. Artık herkes “et” yerine cacık,  salata ile kefiri tercih ediyor. Elbette daha sonra geleneksel doğal lezzetli kavun veya karpuz.

Bugün Tacikistan’ın İkinci Büyük Kenti Khujand’dayız.

Sabah göl manzaralı bir kahvaltı sonrası yola çıkıyoruz. Khujand “iyi insanların toplandığı yer” anlamında imiş. Doğru Khujand’ın çarşısına gidiyoruz. Şeyh Musluhiddin’in Mozolesi kapalı idi sadece dışından gördük. Kendisi XII. yüzyılda Khujand’ı yönetmiş, aynı zamanda  dönemin önemli bir şairi imiş.

Meydandaki havuzun başında bir aile fotoğrafı çektiriyoruz. Biraz ileride modern bir camii inşaatı var. Altın varakları Almanya’dan gelmiş. İskele üzerine oturmuş neşeli birkaç kız duvara motif çizip fırça ile boyuyorlar. Cami kısmen hizmete açılmış. Cuma camii adıyla büyük bir yapı ortaya çıkıyor.

Sonra Orta Asya’nın ilk kurulan,  kısmen de kapalı pazarına dalıyoruz.  Meyve bu coğrafyada bol. Bilhassa bu dönemde kayısı, kavun ile karpuz. Patateslerin içi kırmızı, soğan da bol. Sovyet dönemini hatırlatan bisküvi ve şekerler de eksik değil.

Yanımıza çekinerek Özbek asıllı genç bir hanım yaklaşıyor. İngilizce öğretmeni imiş. “Türkiye’ye gitmek bizim için ulaşılmaz bir rüya” diyor. Hepimiz hisleniyoruz.

Sıra Khujand  Müzesinde,  ilk çağlardan günümüze burada Tacik tarihi özetleniyor. Sahiden başarılı bir çalışma. İçinde hatıra eşya satan bir dükkan da var.  Müzenin en etkileyici bölümü şüphesiz Büyük İskender’in yaşamının anlatıldığı tamamen doğaltaş ve mermerden yapılan duvar gravürleri.  Doğumundan,  Hindistan’da 33 yaşında sıtmadan ölümüne kadar yaşamı başarı ile ziyaretçilere aktarılmış. Babası Kral Philip,  Butsefal adlı atı, Kral Kızı Ruslana ile evliliği , sevgilisinin ölümü ve nihayet Pers Kralı III. Darius ile olan ünlü meydan savaşı.  

Müzede edebiyat derslerinden hatırladığımız bazı isimlere de rastlıyoruz. Ömer Hayyam, Firdevsi ve Celalettin Rumi gibi. Timur Malik Taciklerin kahramanı, Moğollara karşı savaşmış. Karnay diye anılan bayağı uzun bir  nefesli müzik aleti de dikkati çekiyor.

Müzeden çıkıp “pilav evine” gidiyoruz. Bu coğrafyada kazanlarda üç farklı pilav pişiyor.

Ben yazar ve şairler sendikasına gidiyorum. Toplanan şairler benimle uzun bir söyleşi gerçekleştiriyorlar. Gelecek sayıda yayınlanacak. İlginç sorularda geliyor. Örneğin “buraya gelmeden önce Tacikistan’ı nasıl hayal ederdiniz, ne buldunuz gibi.”

Akşam yemeğimiz bu kez otelin bahçesinde hava sakin, garsonlara dert anlatmak sahiden zor. Hiç not almıyorlar ve söylenenleri hemen unutuyorlar,

Bugün 11 Saatlik  Yolculuk,  Büyük İskender Gölü, 4 Temmuz 2019, 

Yolumuz uzun,  bu gece artık Duşanbe’ye geri dönüyoruz. Mohammed’in yüzü gülüyor. Ne de olsa yakında eşine kavuşacak. Kahve molamızdaki tuvaletler bizi epey güldürdü. Farklı coğrafyalarda tuvaletler üzerine bir bir kitap yazılabilir.  Hele ortadaki o tuhaf deliğin esrarını halen çözemedik. 

Aynı yoldan geri dönüyoruz. Yine 5,5 kilometrelik o uzun tünelden geçiyoruz. Bu tünel öncesi kışın iki önemli kenti Duşanbe ile Khujand arasındaki ana yol kar yüzünden uzun süre kapanırmış. Yol boyunca zaman zaman bariyelerde yok. Karda,  donda araba kaysa doğru dipsiz uçurumdasınız.

Bir ara çok sayıda kovanın bulunduğu bir cepte durup bal alıyoruz. Yusuf Çapraz Bey arıcılığa meraklıdır. Hemen kovanların yanına gidip yakından inceliyor.

Ana yoldan ayrılıp 20 kilometre kadar içerideki Büyük İskender Gölü’ne doğru gidiyoruz. Yol boyunca çatıları Avusturya mimarisini anımsatan lüks villalar sıralanmış.

Nihayet uzaktan göl görünüyor. Güya Büyük İskender ve ordusu buradaki köyü ele geçiremeyince nehrin akışını engellemek için nehrin önüne bariyer yapıp köyü su altında bırakmış, neticede kaçamayan tüm köy halkı boğulmuş. Böylece de bu göl oluşmuş.

Sadece değerli hocamız ve fotoğrafçı Hülya Saçlı ile rehberimiz 20 dakika kadar yürüyerek şelaleye ulaşılıyor. Suyun gelişi kayalar içinden. Biz de göl kenarında birer kahve içip bekliyoruz.

Duşanbe’ye nihayet varıyoruz. İlk ziyaret ünlü tarihi “Çayhane Rohat”.  Başkent 1958 yılında Sovyet Döneminde inşa edilmiş iki katlı bir bina. Duvarları ulusal süslemelerle dekore edilmiş. Genellikle halk yeşil çay içiyor.

Başkentin caddeleri o kadar geniş ki vallahi mecbur kalsa uçak bile iner. Muntazam parklar, ışıklar, park girişindeki süslemeli ve çiçekli tanklar insanı her an şaşırtıyor.

Çıkınca Rudaki Caddesi üzerinde yol alıyoruz, cadde tam 15 kilometre. En sonunda da havalimanı var.  Parklar, ağaçlar, gösterişli taş binalar, kayın ve söğüt ağaçları, hele çiçekler, her yer rengarenk çiçek, yaseminli, hanımelili sokaklar, kına çiçekleri, begunyalar,  yediveren güller.

Hele Yazarlar Birliği Binası, Korint mermerlerden dev sütunları, vişne çürüğü halıları, oymaları, yaldız bezeli tavanları, en usta yontucuların elinden çıkmış tunçtan abanoz ağacından heykelleri, lambrileri, kadife perdeleri ile adeta bir “saray”. 

Sonra her yer her an temiz.  Sabahın üçünde tüm kent temizleniyor.

Her köşede bir polis bekliyor. Kırmızı çizgili şapkaları Sovyetler dönemini anımsatıyor. Sonunda böyle bir polisle ana meydanda fotoğraf çektirdik. 

Buhara Lokantasında bir türlü derdimizi anlatamayınca yanındaki Merve Türk Lokantasına geçiyoruz. Erzurumlu Mehmet Bey sağolsun bizimle ilgileniyor, başımızdan ayrılmıyor. Bilhassa ezogelin,  yoğurt ile döneri  hoşumuza gidiyor. Farklı coğrafyalarda başarılı Türklerle iftihar ediyoruz.   Taç Oteli’ndeki yataklarımıza tam  11 saat sonra kavuşuyoruz.

Son Günümüz Hisar – Müze ve Yatan Buda Heykeli, Elçilik Ziyareti ve Sonunda Bol Danslı Bir Gece

Bu kez uzun yolumuz yok. Sadece 15 kilometre uzaklıktaki eski kent Hisar’a gidiyoruz.

Tarım Serbest Bölgesi’ne giriyoruz. Özbek sınırına kadar sağlı sollu her yer ekili. Çünkü burada gerçekleşen tarım faaliyetlerinden vergi alınmıyor. Bağlar, elma, vişne, kiraz ağaçları ardı ardına dizilmiş. Meyvelerin büyük bölümü Rusya’ya ihraç ediliyor.

Katar’ın yaptırdığı 50 bin kişilik cami Orta Asya’nın en büyüğü olacakmış. Ayrıca kavun şeklindeki lokanta ile spor kompleksi de dikkati çekiyor.

Hisar 3700 yıllık bir yerleşim. Hatta bir efsaneye göre  tepeye kale bir gecede kondurulmuş. Kale tam 17 kez yıkılmış ve en son 1924 yılında Kızılordu tarafından yerle bir edilmiş. Büyük kısmı restore edilmiş ama bence başarılı bir restorasyon çalışması değil, sırıtıyor. Sadece XVI. yüzyıl medresesi bugüne kadar ulaşmış. Burası zamanında İslam biliminin öğretildiği ciddi bir eğitim kurumu imiş. Bugün ise bir müze. Öğrenci odaları günümüzde birer müze sergi alanı.

Son Buhara Emiri Kızılordu gelince Hisar’a kaçıp 6 ay kadar burada saklanmış. Sonra Kızılordu izini bulunca iki çuval altını ile Afganistan’a kaçmış. Hatta bu altınların bugün bile Afgan dağlarında saklı olduğu iddia ediliyor. Susam ve ayçiçeği yağını çıkaran ahşap  değirmen özellikle dikkatimi çekti.

Duşanbe’nin ana meydanın ortasındaki dev heykel tam üç defa değişmiş. Önce Lenin’in,  sonra Firdevsi’nin,  bugün ise Samani Hanedanlığının kurucusu İsmail Samani’nin iki aslan arasındaki dev heykeli bulunuyor.

Ayrıca Mekke’den sonra dünyanın en büyük bayrağı (30×60 metre) burada upuzun bir direkte sallanıyor.

Sıra Ulusal Eserler Müzesinde ! Dünyanın en büyük Buda heykeli olduğu bilinen 13 metre uzunluğunda 1600 yaşındaki “Nirvana Buda” (Yatan Buda) heykeli Tacikistan’ın tarihi ipek yolu üzerindeki Kurgan Tepe kazısında Sovyet arkeologlarca bulunmuş. İyi ki Moskova’da alıkoymamışlar. Hatırlayın, Taliban Afganistan’da bulunan dünyanın en uzunu olan 30 metrelik Buda heykelini parçalatmıştı.

Tacikistan petrolü en önemli partneri olan  Rusya’dan alıyor. Benzinin litresi bir doların altında idi. (2019)

Kısa Kısa Tacikistan

  • Tacikistan’da başkent Duşanbe dışında üç faal hava limanı daha bulunmakta. Kulab, Khujand ve Kharog’da.
  • Hanımların geleneksel giysileri aslında Tacik, Özbek ve Türkmenlere çok benziyor.
  • Tacikistan’ın kelime anlamı “Taç giyen halk” demek.
  • İran, Tacikistan, Azerbeycan, Ermenistan’ın şair, yazar kısaca edebiyata verdiği değeri her an meclislerde şiir okunmasını, her zaman takdir ederim.
  • Tacikistan’a girişte vize uygulaması konusunda tam bir açıklık getirilmedi. Tamam yeşil pasaportlara vize yok, normal pasaportlara da kapıda vize veriliyor deniliyor ama THY uçağa binişte tek tek vizelere bakıyor, ya uçağa almazlarsa !
  • Tacik halkı Tayyip Beyi seviyor ve onu tüm İslam dünyasının en güvenilir lideri kabul ediyor.
  • Her Tacik kanalında Türk dizilerine rastlıyorsunuz. Bu yüzden bazı Türkçe kelimeleri öğrenmişler. Tacik halkının ortalama % 75’i kırsalda yaşıyor. Kadınların hayatın her an ortasındalar, çalışkanlar.
  • Tacikistan orta Asya’nın en ufak ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor ama 941 nehir ve 2 bin göle sahip.
  • Genellikle yolların iki yanına çınar ağacı dikilmiş. Sovyet döneminde kentlerin kuruluşundaki planlama yetenekleri ile ağaçlandırma projelerine hayranım.
  • Rusya en yakın stratejik dostu, aynı kökene sahip İran ise bazı tünel ve hidroelektrik santrallerine maddi destek vermiş. Rusya’nın en büyük kara üssü zaten bu topraklarda.
  • Yollarda sık sık Opel marka araç görüyoruz az benzin tükettiği ve parçası ucuz olduğu söyleniyor.
  • Tacikçe ne kadar Farsça’ya benzede de Stalin Döneminde Kiril alfabesine geçilmiş. Afganistan’da Farsça konuşuluyor, örneğin “teşekkür” kelimesi bir çok Türkçe kelime gibi Tacik kökenli. 
  • Tacikistan’da bulunan eski  fetö Türk okulları resmen devlete geçmiş ancak bazı Türk öğretmenler göreve devam ediyormuş.
  • Tacikistan’da özel sektör destekleniyor,  turistik oteller bile artık devlet kontrolünden çıkmış.
  • Tacikistan’ın güneyindeki Şaruz Kentinde yıkılan Lenin’in dev heykelini tekrar yerine koymak için tüm camilerde haftada 100 dolar toplanmış. Şaka gibi, Oysa ki Lenin ateist idi ve dini inançları yasaklamıştı.
  • Devlet Başkanı Emomali Rahmanov tam 27 yıldır görevine devam ediyor. (Yıl 2019)
  • Tacik yemek masasında yoğurt, ayran ve kefir ile çay muhakkak bulunur.
  • “Plov” parça koyun eti, havuç, soğan, şalgam ve elbette pirinç ile hazırlanmış. Plov’un farklı çeşitleri var. Ayrıca mantı da bu topraklarda sık sık karşınıza çıkacak.
  • Başkentin adı 1929 yılında Stalin, Stalinabad olarak değiştirmişse de 1961 yılında tekrar “Duşanbe” olmuş.
  • Türkiye Tacikistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke. Bağımsızlık sonrası (1991) maalesef beş yıl Tacikistan’da ciddi bir iç savaş yaşandı. Bu arada Türkiye elçiliğini kapatmadı. Bunu çok takdir ediyorlar.  Duşanbe Büyükelçiliğimiz merkezi konumda tecrübeli büyükelçimiz Ali Rıfat Köksal çaylarımızı içerken bize bu coğrafya hakkında kıymetli bilgiler veriyor.       
  • Kemalettin Behzat Tacikistan’ın Raffeolo’su olarak anılıyor. Zaten ulusal müzeye onun adı verilmiş.
  • “Duşanbe Opera ve Balesi” 1941 yılında “İki Gül” adlı Tacik balesini başarı ile sahneye koymuş. Melike Sabirova ve Melike Kalenderova gibi ünlü balerinleri yetiştirmiş.
  • Firdevsi Milli Kütüphanesi’nde farklı dillerde 2 bini el yazması olmak üzere 2,5 milyondan fazla kitap bulunmakta. Bunların arasında Tabaki, Rudaki, Saadi, İbn-i Sina ve Firdevsi’ye ait elyazması eserler dikkati çekmekte !
  • Rudaki Bulvarı üzerinde 1990 yılında inşa edilen Hacı Yakup Camiyi ilginç minareleri, perdahlı altın kubbesi ve turkuaz renkli çinileri ile görmeye değer.
  • Bence Tacikistan’ın gezginleri ülkesine çekmesi için özel bir “tema” ve ayrıca ciddi bir promosyona ihtiyacı var. Bence bu Büyük İskender, Pamir Dağları ve Mevlana olabilir. Mevlana’nın bu coğrafyada doğduğunu unutmayalım. Duşanbe’de hatta bir Mevlana Sempozyumu gerçekleşti.
  • Tacikistan taksileri gayet uyumlu beyaz ve sarı renklere sahip.
  • Tacikistan’da lokantalar bölüm bölüm oluyor, iç ve dış hacim ve bir de avlu. Genellikle kanal ve çeşmeler yardımı ile dolaşan ve havuzlarda biriken su mekana ayrı bir özellik ve renk katıyor.
  • Sarıkamış’ta 105 bin gencimizin donarak ölümünde bence önemli bir rolü olan Enver Paşa bölge Müslüman halkını Ruslara karşı planlarken bu coğrafyada Rus subaylarınca öldürüldü. Mezarı ise doğru bir kararla daha sonra Türkiye’ye taşındı.
  • Duşanbe’deki müzik enstrümanları müzesinde Pamir ve Bedahşan yörelerinden müzik aletleri sergileniyor. Tar Rubab, Pamiri Rubab, tanbur, dutar, setor, tabl, def, doyra gibi.
  • “Bedehşah Özerk Bölgesi” Tacikistan’ın alan olarak % 44’ünü kaplarken toplam nüfusun  ancak yüzde 3’ü bu bölgede yaşıyor. Özel bir izinle gidiliyor.  Buraya ulaşan yol Afgan sınırı boyunca nehir kıyısını takip ediyor.
  • Türkiye Tacikistan’dan ciddi hacimlerde pamuk ve alüminyum satın alıyor. Elbette bu ülkeye ihracatımız da var.
  • Duşanbe Caddelerinde dolaşan otobüsler Türk malı,  önemli Türk yatırımları da var. Coca Cola’yı Türkler kurmuş, çalıştırıyor. (Elbette Coca Cola’ya hep karşıyım.)  Türkiye ile Tacikistan münasebetleri her yıl daha gelişiyor.
  • Her sene Türkiye’nin verdiği çalışma izni ile 200 Tacik öğrenci tatil beldelerindeki otellerde çalışıyor. Bunun elbette zaman içinde Tacik Turizmine çok yararı olacaktır. Yerinde bir uygulama
  • Tacikistan’ın en önemli döviz kaynağı Rusya’da çalışan işçilerin ülkelerine gönderdikleri dövizlerdir.