Danimarka’nın Masal Kenti: Kopenhag

Danimarka, sarı bisikletli postacıların, küçücük antik dükkânlar ile erotik ve seks dükkânlarının, sarı saçlı ve yeşil-mavi gözlülerin, lego tasarımlarının, çan kulelerinin, ince dilimlenmiş siyah ekmek üzerine sürülmüş tütünbalığı filetosunun, ünlü fizik bilgini Niels Bohr’un, düş ve çocuk dünyasının önemli ismi yazar ve gezgin Andersen’in ülkesidir.

            Trenle Kopenhag’ın merkez istasyonun karşısında yuvarlak “Danimarka Çöreği”ni ısırırken tipik bir kuzey evinin çatısına yazılmış bir metni okuyorum. “Herkes kendi kanununa göre yaşamak hakkına sahiptir, özgürlük ufak bir pastadır, güzeldir ama hemen biter.” diyor. Özgürlük ama hangi noktaya kadar?

Masallar Kapısı: Kopenhag

            Kopenhag, XII. yüzyılda piskopos Roskildeli Absalon’un kurduğu bir liman kenti. Yoksul ülkeyi inek, domuz, tavuk ve hindilerin kurtardığı söylenir. Kopenhag, yüzeyleri durgun bir göl kadar dümdüz iki ada üzerinde yer alıyor. Bu adalardan büyük olanın adı Sjaelland, küçük olanı ise Amaner’dir. Suyla buluşan kentler dünyaya açık olduğunu ilan eder. Kopenhag’da 5 adet de yapay göl vardır.

            Bisiklet cenneti olduğunu ilan eden Kopenhag, Danimarka nüfusunun yaklaşık üçte birini barındırıyor. Birçok başkent gibi burası da, X. yüzyılda ufak bir köymüş; ama sonraki yüzyıllarda ticaretin hızla gelişmesi ile büyümüş. XVII. yüzyılda geçirdiği büyük yangınlar sonrası kent, tuğla ve taş ile barok ve neoklasik tarzda yeniden yapılanmış.

            “Belediye Sarayı Meydanı” anlamına gelen Rädhuspladsen bu sakin kentin merkezi kabul ediliyor. Leylek Çeşmesi’nin etrafı ise her zaman kalabalık.

            Borsa Sarayı’nın çatısında, bir ejderhanın birbiri üzerine dolaşmış üç kuyruğundan oluşmuş bir kule hemen dikkati çekiyor. Kentin sembolü hâline gelen binalardan biri olan 209 metre yüksekliğinde kralların yıldızları seyrettiği Rundetorn Kulesi, üç asır önce uzay araştırmalarına meraklı olan Kral IV. Christian tarafından ünlü astronom Tycho Brahe’ın çalışmaları için Gözlem Kulesi olarak yaptırılmış. Ünlü Rus çarı Büyük Petro’nun bu kuleye atı ile çıktığını da hemen belirteyim.

            Ayrıca Kopenhag’da eski kütüphanenin gizli bahçesi “Kara Elmas’ı”, Louisiana Modern Sanat Müzesi’ni, Rembrandt, Picasso ve Matisse’nin tablolarını da içeren Ulusal Galeri’yi de ziyaret etmeyi unutmayın.

Küçük Denizkızı (Den Lille Havfrue)

            6 bin yıllık genç ve heyecanlı Kopenhag’ın simgesi ve ünlü Hans Andersen’in masal kahramanı küçük denizkızı, 1913 yılından bu yana Langeline Sahili’nde bir kaya üzerinde sessiz sessiz oturuyor ve dünyalı prensini sabırla bekliyor. Hani prense aşkı uğruna sesini, iki bacağına tercih eden, sonra da terk edilen talihsiz denizkızı. Ama 1964 yılının mehtapsız bir gecesinde nedense, esrarengiz bir şekilde denizkızının başı koparılarak çalınmış. Daha sonra yerine bir yenisi yapılmış tabii.

            1700’lü yıllarda yayalar düşünülerek trafiğe kapatılan dünyanın bu yönü ile ilk caddesi unvanını taşıyan Stroget, bugün Kopenhag’ın hareketli beş caddesi ile dört meydanından oluşuyor. Caddeler boyunca gezi masraflarını temin etmeye çalışan sanatçıların canlı heykeller ve müziklerle danslarla renklenen sokak gösterileri sergileniyor.

            Strøgette’de XVII. yüzyıldan kalan son derece bakımlı Don Evleri’ni hayranlıkla seyredebilirsiniz. Bu evlerden birinde Mozart öldükten sonra Danimarkalı bir diplomatla evlenerek Kopenhag’a yerleşen Mozart’ın eşinin yaşadığı da size anlatılacaktır.

            Bu sokaklarda bir zamanlar filozof Soren Kierkegaard, heykeltıraş Bertel Thorvaldansen ve çocuk masalcısı Hans Christian Andersen’in de yürüdüğünü unutmayalım. Yoksul bir mahallede doğup büyüyen, yüzlerce masalın yazarı ve derleyicisi Andersen’in heykeli bugün Kopenhag’a bir tepeden bakıyor.

            Elbette bu ülkede öncelikle “bira” içilir. Çünkü dünya çapında çok ünlü iki biraları var: Carlsberg ve Tuborg.

Jacobsenler ve Bira Sektörü

            Azimli ve çalışkan Carl Jacobsen, fabrikadan çok, bir müzeyi andıran “Ny Carlsberg” tesisini kurup zengin olunca sanat adına yaşadığı coğrafyaya büyük hizmetler vermeye başlar. Yakın arkadaşı ünlü heykeltıraş Rodin’e 24 eser ısmarlıyor. Dega, Rodin ve Gaugin gibi ünlü imzalar dâhil, yağlı boya resim ve heykellerden oluşan özel koleksiyon bugün “Ny Carlsberg” müzesinde. Denizkızı heykelini 1913 yılında Edvard Eriksen’e yaptırdıktan sonra 1914 yılında esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan Carl Jacobsen, yaptırdığı bu heykelin bu denli ünlü olacağını hiç düşünmemişti her hâlde.

Amalienburg Sarayı

Yaşayan en eski monarşiyi barındıran ve rokoko üslubunda önemli bir bütün olan Amalienburg Saray Kompleksi, aynı adla anılan meydanın dört köşesinde ki dört binadan oluşuyor. Saraylardan birinde Danimarka tarihinin ikinci kraliçesi olan II. Margrethe ve Fransız eşi Hendrik, birinde ana kraliçe, bir diğerinde prens kalıyor, sonuncusu ise konuk evi olarak kullanılıyor.

Ancak, kraliçenin şehir dışında iki yazlık sarayı daha var. Amalienburg Sarayı’nın önünde bekleyen kraliyet askerleri ilginç geleneksel kıyafetleriyle hemen dikkatinizi çekecektir. Her öğlen törenle nöbet değişikliği yapılıyor. Seyretmenizi tavsiye ederim. Sigara tutkunu Kraliçe Margarethe, bir düğünde kapalı alanda ihtarlara rağmen sigara içmeye devam edince, garsonlar ona hizmet etmeyi reddetmişti.

Tivoli Bahçeleri ve Yine Anderson

            Gazetecilerden biri 1841 yılında kralın huzuruna çıkmış. “Eğer halkınız kendini eğlenceye verirse, politika ile uğraşamaz böylece siz de sorunsuz olarak bu ülkeyi yönetirsiniz” diyerek bir eğlence parkı kurulmasını önermiş. (Politikacıların bu yaklaşımı elbette bugün için de geçerli. Tabii ülkemizde halkı uyutmak için en büyük silâh ise profesyonel futbol.) Krala da makul gelen bu teklif sonucunda Hans Christian Andersen’in fantezilerinden yola çıkılarak Tivoli denen “Masal Bahçesi” kurulmuş.

            Danimarka’nın nüfusu kadar insanın her yıl ziyaret ettiği bu 8 dönümlük parkta 20’den fazla lokanta, bar, kahve ve lunapark var. Sık sık yapılan rock ve caz konserleri binlerce genci de buraya çekiyor. Her sene 140 bin yeni çiçek ekilmekte Tivoli bahçesine! Kullanılan ampul sayısı ise 110 bin. Rengârenk çiçeklerle kaplanmış bu ünlü düş, sihir ve masal bahçesinde cumartesi geceleri de sanki şartmış gibi çevre düşmanı havai fişek gösterileri düzenleniyor.

            Peri masalları yazarı Andersen’i; “Kibritçi Kız”, “Kırmızı Ayakkabılar”, “Çirkin Ördek Yavrusu”, “Lalenin İçinden Çıkan Parmak Kızlar” adlı hikâyelerinden hatırlarsınız. 174 masal yazdı. Tam 9 yılını gezilerde geçirdi. 1841 yılında İstanbul’a gelerek ünlü İngiltere Oteli’nde konakladı. 70 yaşında Kopenhag’da öldü ve hiç evlenmedi.

            Bu arada, Kopenhag Belediyesi, köpeklerin tuvalet ihtiyacı için özel çim alanları, özürlüler için sesle çalışan trafik lambaları ve özel bisiklet yollarını da unutmamış. Bu arada güya hayvan cenneti olarak bilinen Cihangir’de bir park ve kapısında asılı bir tabelâ geliyor hatırıma: “Köpekle girmek yasaktır.”

Özgür Mahalle: Christiania

                Kophenag’ın Christiania mahallesinin “ünü” tüm dünyaya yayılmış durumda. Olaylı bir geçmişe sahip olan Christiania, bugün bile turistlerin ilgisini çekiyor. 1971 yılında bir kanalın iki yakasında NATO Binaları’nın bulunduğu 41 hektarlık bir alana yayılan Christiania Bölgesi’ne polis ve postacı bile giremiyormuş. Fotoğraf çekmek için komünü yöneten komiteden özel izin almak ve bir ücret ödemek gerekiyor.

            Komünün kendine özgü bir bayrağı da var. Kırmızı zemin üzerinde üç sarı daire. Bu daireler, Christiania sözcüğündeki üç adet “i” harfinin noktalarını simgeliyor. Christiania Mahallesi’nin duvarlarını süsleyen gizemli motifler ile ilginç sokak panolarının önünden geçerek bir tur atabilirsiniz. Bu kurtarılmış mahallede esrarın yetiştirildiği söyleniyor. Bugün artık zenginleşip eski özelliklerini kısmen yitiren bu mahallede “Pusher Street” çevresinde kurulan bitpazarında eski giysilerin yanı sıra kaçak getirilen esrar da hâlen satılıyormuş

.

Kısa Kısa Danimarka

  • Bir Danimarkalı papaz, vaazında “Ben Tanrı’ya inanmıyorum.” demiş ve cemaat, papazlarından memnun oldukları konusunda ısrar edince görevden alamamışlar.
  • Danimarkalılar hergün 45 dakika gazete, mecmua veya kitap okuyor. Elbette bu gazete fotomaç veya bol çıplak kadın fotoğraflı popüler bir mecmua değil.
  • Bu ufak ülkenin insanlarının hemen hemen tamamı İngilizce konuşuyor.
  • Danimarka Avrupa Birliği’ne dâhil ama “Avro” kullanmıyor.
  • Bu ülkede uzun yıllardır “zina” bir suç değil.
  • “Işıklandırma olmasın, her şey doğal olsun.” diyen ünlü sinema üstadı Lars Von Trier’de Danimarkalı.
  • Kenya’da sahip olduğu çiftlikte sahte isimle kaleme aldığı “Benim Afrikam” adlı ünlü romanı, daha sonra filme çekilen yazar Karen Blixen de bu coğrafyada doğmuş. 1985’de çekilen bu ünlü filmde Meryl Streep ile Robert Redford başrolü oynamıştı.
  • Avrupa’nın en yaşanabilir kenti seçilen İsveç’in Malmö yerleşim alanına Kopenhag’dan 22 kilometrelik Oresun Köprüsü’nden geçerek yarım saatte ulaşabilirsiniz.
  • Hamlet’le özdeşleşen Kronberg Kalesi, Oresund Denizi’nin en dar noktasında kurulmuştur. Burayı da ziyaret edebilirsiniz.

            Uzun deniz yolculuğu sonunda karaya ayak basan denizcilerin Hyhavn Limanı’ndaki rengârenk lokal, lokanta ve barları doldurmaları eski bir âdetmiş. Sarhoş denizcileri ve hayat kadınları yüzünden kötü bir şöhret sahibi olan bu limanda bugün gemicilerin yerini artık turistler almış. O günlerden kalmış iki dövme ustası, çıplak kadınlı dövmeler yapmaya devam ediyor.

            Danimarkalılar, sertliği sevmedikleri gibi gösterişi de sevmiyorlar. Kimin genel müdür, kimin sekreter, kimin posta memuru veya kimin diplomat, kimin general olduğunu giyim ve kuşamdan veya hareketlerinden anlamak mümkün değil. Örneğin, bir lisede sınıf birincisi kat’iyen böbürlenmez. Eğer böbürlenirse hemen bulunduğu topluluktan tecrit edilir!

            Küçük denizkızının kayalar üzerinde mahzun duran o küçük heykelini gördükten sonra MS Rotterdam gemisine biniyoruz. Gemi limandan uzaklaştıkça, Kopenhag’ın ışıkları gittikçe sönükleşiyor. Küçük denizkızı Lille’nin yüzündeki o mahzun ifadeyi hâlen görür gibiyim. Elbette bir şiirin dizelerini usul usul mırıldanarak:

            Sonsuza kadar bende kalacaksın

            bu senin tek yasal gerçeğin!

            Pimi çekilmiş bir el bombası gibi

            duruyor avucumda resmin!

                                                           Küçük İskender

Aalborg’u tanır mısınız?

THY’nın uçuş noktaları arasında Aalborg ile Billund’u görünce “Burayı da görmeliyim” diye düşündüm. Yaşam aslında yollarla şekilleniyor. Yol daima yaşama bir zeytin dalı uzatır. Bazı yollar dümdüz, kimi zaman da belirsiz ya da çok engebelidir.

Uçak biletimi önceden almıştım. Ancak aniden ameliyat geçirince ceza ödeyip uçuş tarihini iki ay sonrasına erteledim. Aylardan şubat. Aalborg soğuk, yerler don ve karlı. Kent merkezine giden kırmızı belediye otobüsüne kendimi attım. Halkın tamamının sarışın olduğu Aalborg, Danimarka’nın en kuzeyinde yer alıyor ve bu ufak ülkenin dördüncü büyük kenti. Türkiye’de bu kent PKK’ya kucak açması ile de tanınıyor. Hatta Roj televizyonunun merkezinin de burada olduğu söyleniyor.

Otobüsün penceresinden geçmişe doğru bakıyorum. Dallarını savuran ağaçlar, dargın kayalar, sarı tüylü bozkırlar, huzursuz ovalar, intiharı çağrıştıran derin uçurumlar, gri renkli akan bulutlar! Uzaklardaki bir kahveden yükselen ezgiler yağan karın altında kayboluyor.

Tren istasyonunun önünde otobüsten inip iki elimde birer bavul alt geçitten geçip Kilde Park’a giriyorum. İki tarafı ağaçlı dar yol boyunca sağlı sollu beyaz heykeller dizilmiş. Park içindeki göl ise tamamen donmuş. Derin ve anlamlı bir sessizlik hâkim. Otelim Huide Hus dışarıdan Sovyet Dönemi binalarını hatırlatan yüksek ve çirkin bir beton yığını. Ama odamda kentin sislere sarılmış güzel bir manzara ile karşılaştım. Bavulumu bırakıp kendimi benim için yeni olan bu coğrafyanın sokaklarına atıyorum.

Aalborg Kuzey Avrupa’nın en eski liman kentlerinde biri. Ayrıca Aalborg bir üniversite kenti, kültürle iç içe. Ana Gade bu ufak kentin bar, lokanta, çeşitli dükkânları ile en hareketli sokağı. Kentin o güzelim Ortaçağ ve kuzeye has mimarîsini bozmamaya gayret sarf etmişler. Örneğin Hellingandklostrat (Kutsal Ruh Manastırı),  Budolfi Katedrali, Rönesans mimarîsini temsil eden eski bir zengin tüccar evi olan Jens Bang Malikanesi sizi bekliyor. Aalborghus Kalesi ve Aalborg Kulesi bu kentte gezebileceğiniz iki tarihî mekan. Denize bakan Utzon Sanat ve Kültür Merkezi, modern mimarîsi ile hemen ilginizi çekecek. Ayrıca Utzor’un kar altında bile harika görünen bir bahçesi var. Hayvanat Bahçeleri beni daima üzer. Onun için oralara hiç gitmem. Orada esir tutulan her türlü hayvan keşke Filipinler’in Cebu Adası’nda yaşayan el kadar bir maymun türü olan tersierler gibi tutsak olunca başına duvara vurup intihar edebilse. Aalborg Hayvanat Bahçesi’nde zürafalardan, kutup ayılarına kadar binin üzerinde hayvan hapsedilmiş.

Mayıs ayı sonlarında bir festival ile yöre halkı coşuyor. Konserler gerçekleşiyor, sergiler açılıyor, ilginç tiyatro eserleri sahneleniyor. Aalborg birçok müzayedeye ev sahipliği de yapıyor. Kuasten Modern Sanat Müzesi’nin binası bile ilginç… Ayrıca Tarih Müzesi de kapılarını her gün meraklılarına açıyor.

Lindholm Hoje Tepeleri yakınındaki Viking Mezarlığı’nda gemi şeklinde ilginç mezarlar var. Burası aslında Kuzey Avrupa’nın en iyi korunmuş Viking sahasıdır. Kentin 31 kilometre güneyinde Danimarka kökenli Amerikan vatandaşlarının armağanı olan Rabild Tepesi Ulusal Parkı içinde Göçmen Müzesi de (Udvandier) bulunmaktadır. Dokuz yüz Türk’ün yaşadığı bu kuzey kenti öncelikle karanlık basınca insana farklı bir hüzün veriyor. Aalborg halkı sessiz, saygılı, güler yüzlü ve çağdaş. Soğuk bir iklimde aileleri ile birlikte huzur içinde yaşamaya alışmışlar. Bu yörede salata barlar çok rağbet görüyor. Sağlıklı beslenmek istiyorlar ve sporu daima önemsiyorlar. Sonra bu düz kent kara ve dona rağmen bir bisiklet cenneti.

Maalesef bu yörede gerçek kürk giyen çok kadın var. Tek bir mazeretleri var. “Burası soğuk, üşüyoruz.” Ama senin bir kürkün için onlarca hayvanın derisi canlı canlı çıkartılıyor. Günümüzde sıcacık tutan her türlü kumaş çeşidi var. Sen kürk satın aldıkça yeni hayvanlar öldürülüyor. Nasıl bir bencillik bu? Birkaç kürklü kadına bunu söyledim. Türkiye’de kürk giyen hanımlara bu gerçeği hatırlattığımda bana kızıp tepki gösteriyorlardı. İnanın kürkle dolaşan hanımlarımızın tamamı hayvan severdir, sokaklarda kedi ile köpekleri beslerler. Aalborg’daki bayanlar ise bu uyarımı gayet olumlu karşıladılar. Hele aralarında birisi “Bunları bana anlattınız ya artık sabaha kadar uyuyamayacağım.” dedi.

Danimarka: porselenleri, tanınmış fizikçi Neil Bors, Shakespeare’in ünlü Danimarka Prensi Hamlet ve Kibritçi Kız, Çirkin Ördek Yavrusu eserleri ile dünya çapında ün yapan masalcı Andersen ile tanınır. Ama kozmopolit Kopenhag’ı bir yana bırakıp bu yöreye gelirseniz, işte bence ancak o zaman hakiki Danimarka’yı tanımış olacaksınız.

Babamın yakın dostu olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Yol Düşünce” adlı şiirinden bir bölüm ile bitirmek istiyorum.

Ne Akdenizde şafaklar, ne çölde akşamlar, Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehramlar. Ne Bâalbek’de latin devrinin harâbeleri, Ne Biblos’un Adonis’den kalan sihirli yeri, Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyar, Ne gül, ne lâle, ne zambak, ne muz, ne hurma ve nar Ne Şam semâsını yâlel’le dolduran şarkı, Ne Zahle’nin üzümünden çekilmiş eski rakı,

Acaba Yahya Kemal bu sessiz kuzey coğrafyasına gelseydi o hep özlemini çektiği zevk ve huzuru bulabilir miydi?