Kosta Rika

Orta, Amerika’nın emekliler cenneti; en istikrarlı ülkesi; hem politik, hem de ekonomik açıdan en güvenilir devleti…

            Etkin volkanlar, biyolojik çeşitliliği, bulut ormanları, şakacı maymunları, egzotik hayvanları ve güzel plajları ile Amerika’nın İsviçre’si olarak anılan ülke.

            Evet, Kosta Rika’dayız. Ekoturizmin de cenneti. Bir sükunet vahası.

            Turizm Bakanlığı yetkilisi, uzun boylu, gösterişli, sahte sarışın Guido ve rehberimiz Sergio eşliğinde otelin yolunu tutuyoruz. Otel odamızda masaların üstünde, tuhaf bir kutu duruyor. Meğer içinde bu bölgenin volkanik külü ile nebatlarından hazırlanmış cilt bakımı için kullanılan bir maske bulunuyormuş. Kosta Rika’da bir deyiş var “Pura Vida” yani “Yavaş yaşam”. Aceleye HİÇ  gerek yok.

            Zaman, daha öğle vakti; ama biz gezginler için zaman dilimlerinin ne önemi olabilir ki! Öğleden sonrayı boşuna harcar mıyız hiç! El sanatları merkezi Sarchi ile Grecia kasabasına gidiyoruz. Sarchi’de, geçmişte kahve ve muzu limana taşımakta kullanılan geleneksel öküz arabalarına yağlı boya ile manzara resimlerinin işlendiği bir atölyeyi geziyoruz. Grecia’da ise yurt dışından getirilip buraya monte edilen kiliseye girerken,ilginç bir cenaze törenine şahit oluyoruz Cenaze törenleri hep o yöreyi iyi anlatır. 1833 yılında Belçika’ya ısmarlanan kilise Macellan Körfezi’nden deniz yolu, daha sonra öküz arabaları ile Gresia’ya varınca kiliseyi kurmak için içinden çıkan Fransızca tarifleri kimse okuyamamış. Bu nedenle üç sene kilisenin parçaları parkta beklemiş. Kosta Rika’da her kilisenin önünde muhakkak bakımlı bir park bulunuyor.

            San Jose’nin yer aldığı vadide, toplam yedi eyaletten dördünün başkenti yan yana sıralanmış. San Jose, Heredia, Cortago ve havaalanının bulunduğu Alajvela. İki dizi sıradağ ülkeyi ortadan bölüyor.

            Dokuzu aktif olan 112 krater ile Kosta Rika da tıpkı Ekvator gibi bir “volkanlar ülkesi.” Dünyanın üçüncü geniş krateri, hâlen aktif olan Poas Yanardağı’na ait. Sıcak su ile dolu olan kraterin çapı 1,6 metre, derinliği ise 300 metre. Tam  2700 metre yüksekteki Poas Yanardağı, kaynayan göl suyu, yükselen duman ve kesif kükürt kokusu ve zaman zaman değişen renkleri ile sahilden çok etkileyici. Diğer önemli aktif kraterler ise Arenal ve İrazu. Elbette bu coğrafyada yer alan bir ülkede çok deprem olması beklenir. Nitekim olmuş da. Ülkenin ekonomisinin dört temel taşı kahve, ananas, muz ve turizm.        

            Yılda ortalama üç milyon turistin ziyaret ettiği Kosta Rika’ya, özellikle ılıman ikliminden dolayı ortalama 600 bin emekli -bunların büyük bölümü Amerikalı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim- yerleşmiş. Gittikçe daha kalabalık, tehlikeli ve bir bakıma da “yaşanmaz” olan Miami’den kaçanlar buradan arazi satın alıyor. Bu alımların ülkeye sağladığı sıcak dolar girdisini şöyle bir hesap ediniz. Kosta Rika’nın para birimi, adını Kristof Kolomb’dan alan “Kolon”.

Kosta Rika’nın Tarihi Öyle Pek İlginç Değil !

            İsterseniz, Kosta Rika’nın ve “Titosların”, yani Kosta Rikalılar’ın tarih çizgilerine bir göz atalım.

  • Yıl 1502: Kristof Kolomb Kosta Rika’ya ayak bastığında, burada Guaymi yerlilerini buldu. Yerlilerin boynundaki altın kolyeleri görünce bu coğrafyaya İspanyolca’da “Zengin Sahil” anlamına gelen “Kosta Rika” demiş.
  • Yıl 1561: İspanyol yerleşimi başladı.
  • 15 Eylül 1821: Kosta Rika bağımsız oldu. Bu coğrafyada yaşayan yerli sayısı 50 bine kadar azaldı.
  • Yıl 1840: Kahve pazarının canlanması Kosta Rika’nın nüfusunun ve öneminin artmasına neden oldu.
  • Yirminci Yüzyılın Başları: Kahve ihracatının yavaşlaması ile Kosta Rika’nın ekonomisi bozuldu.

            Bugün ise yüz yıllık demokrasi kültürü ile Orta Amerika’nın en istikrarlı ülkesi olarak kabul edilen Kosta Rika’da işsizlik oranı sadece %5 ve tüm vatandaşlar sosyal sigorta kapsamına alınmış durumda.

Kosta Rika tarihinde diktatörlere, darbelere pek rastlanmaz.

            Bütün Orta Amerika’da beyazların % 87 oranı ile çoğunlukta olduğu tek ülke burası. Okuma – yazma oranı %97 olan Kosta Rika, yine bütün Orta Amerika’nın yaşam kalitesi en yüksek ülkesi olarak biliniyor.

            Doğal yaşamın korunmasına ve biyolojik çeşitliliğe çok önem veren Kosta Rika, topraklarının ortalama %21’ini millî park ilân etmişti bile. Ayrıca coğrafyanın %9’unu da koruma altına almış. Dünyada birim alanda en çok tür çeşitliliğine sahip ülke konumunda. İki bin orkide, 850 tür kuş, 110 tür yarasa, 270 cins memeli 2 bin çeşit kelebeğe ev sahipliği yapıyor. Tüm kıyılar ve nehirler koruma altına alınmış. Yani bir çeşit “Ekoloji Müzesi”. Gelin de kıskanmayın!..

            Amerika’nın tek kuru tropikal ormanı da Kosta Rika’da. Komşu ülkeler hızla kendilerinin kuru ekosistemini yok etmiş. Kuru ormanda gezinirken patika dışına çıkmak bile yasak. Bu ormanda fazla olan güneşten korunmak için yaprakların ebatları ufalmış. Bir ağacın tepesine kırmızı karıncalar (termit) yuva yapmış. Ağaç gövdesine özenle kondurdukları bir tünelden gidip geliyorlar. Selülozdan yaptıkları bu tünele dokunursanız hemen müfettiş karıncalar hasarı tespit edip işçileri oraya yönlendiriyorlar.

            Amerikalı maceracı William Walker Honduras’tan buraya kadar uzanınca Kosta Rikalı çiftçiler kendi aralarında organize olup Santa Rosa Parkı’nda William Walker askerlerinin karşılarına çıkmışlar. Gerçi bu çiftçilerin sayıları 15 dakikada 250’den 25’e düşmüş ama yine de William Walker ve paralı askerleri geri çekilmiş. Bu savaşta ölenler anısına ormanda çok sayıda anıt dikilmiş!

Kosta Rika Demek, Kahve Demektir

            Ertesi sabah, rehberimiz Sergio ile sabah erkenden ülkenin kahve sektörünün en önemli markası “Café Britt” tesislerine gidiyoruz. Bizi, leziz bir kahve likörü ile karşılıyorlar. Doğrusu, sabah sabah hoşumuza gidiyor. Doğa, yeşilin her rengini cömertçe sunuyor. Otlakta “küskün ot” ile tanışıyoruz. Dokununca hemen yapraklarını kapatıyor küskün ot! İnsanlara olan inancını ve güvenini yitirmiş olmalı!

Kahve, 1500 yıl önce Etiyopya’da keçiler sayesinde bulunmuş. Oradan Yemen’e taşınmış, fidanlar sayesinde yetişmeye başlamış. Bu yeni tadı çok beğenen Osmanlılar ise kahveyi İstanbul’a getirmişler. Sonrası malum, dünyaya “Türk kahvesi” olarak hızla yayılmaya başlamış. Önce Venedik, yani İtalya, sonra Fransa ve diğer ülkeler…

            İyi bir kahve ürünü elde etmek için birçok faktörün bir araya gelmesi gerekiyor: Rutubet, tropikal iklim, yükselti, iyi cins fide ve volkanik arazi. İdeal yükselti 1200-1500 metre arası kabul ediliyor. Elli çeşit kahve fidanı arasından bu iklime en uygun olanı, “Arabica” dedikleri cins. Bu cinsin parfüm içeren bir aroması olduğu söyleniyor. Zaten Kosta Rika’da bu fidanın kullanılması zorunluluğu getirilmiş.

            Araziden daha iyi yararlanılabilmesi için ikişer ikişer toprağa yerleştirilen kahve fidanından, dikildikten ancak iki yıl sonra ilk kahve elde ediliyor. Fakat ilk ürün zayıf ve kalitesiz olduğu için, genel olarak değerlendirilmiyor. Toplansa da sadece iç pazara sunuluyor. Bir kahve fidanından 25–30 yıl ürün almak mümkün. Mahsul toplama, muhakkak “elle” yapılıyor. Bu işlem tam beş kez tekrarlanıyor; çünkü olgunlaşarak kırmızı olanların  hızlıca seçilmesi gerekiyor.

            Toplanan kırmızı kahve çekirdeklerinin kabukları su içinde iki kez ayrılıyor ve geriye ağırlık olarak ancak %20’si kalıyor. Bundan sonra, kavurma işlemine geçiliyor. 240 oC’de 20-22 dakika kavrulursa “Light”, iki dakika daha fazla kavrulursa “Dark” ve iki dakika daha ısıda bırakılırsa “Espresso” kahve elde ediliyor. Kafeini kahveden ayırma işlemi ise Avrupa’da yapılıyordu ve kafein, kola ve ilaç sanayisinde ham madde olarak kullanılırken, geri kalan ürün de Kosta Rika’da “kafeinsiz kahve” olarak pazarlanıyor.

            Kahve fidanları arasında poro ağaçlarını fark ediyoruz. Poro ağaçları, bazen dallı bazen de sadece kütük şeklinde. Meğer ekilen kahvenin cinsine göre gölge istenirse poro ağacının büyümesine müsaade ediliyormuş. Eğer güneş görmesi arzulanırsa, ağaç tamamen budanıyormuş. Ayrıca poro ağacı, azotu ile de toprağı besliyormuş. Kendilerine, doğal azotlu gübre olarak toprağa turba veya linyit kömürü tozu dökmelerini tavsiye ettim.

            Bir dönem Şili, Kosta Rika’dan aldığı kahveyi kendi kahvesi olarak lanse edip Avrupa’ya ihraç etmiş! Neden sonra, akıllanmış Kosta Rikalılar!

            Bütün bu bilgiler, bize “Koca Adam” ve iki arkadaşı tarafından danslı, şarkılı ve esprili bir şov ile sunuldu. Kosta Rika’nın üç ünlü tiyatro oyuncusunun sunduğu bu şov sahiden çok profesyonelce hazırlanmış. Ülkemizde de turizm sektöründe bu tip ilginç gösterileri görmek isteriz.

            Elektriğinin %85’ini akarsularda inşa ettiği barajlardan elde eden Kosta Rika’da, dükkânlarda sakın ha siz siz olun da pazarlık etmeyin. Böyle bir kavram yok!

Kosta Rika’nın 1948 yılından beri ordusu yok. Ordu yerine öğretmen ordusu yetiştiriyor, ne güzel! Ama komşusu Nikaragua ile sorunları da yok değil. İki ülke arasında sınır olan nehirden istifade etme hakkı dolayısıyla iki ülkenin arası açılmış. Ya Nikaragua bu ülkeye silahlı bir saldırı düzenlerse? İşte bu konuda hiç bir korkuları yok! Çünkü antlaşma gereği ABD ordusu anında müdahale edermiş.

San Jose Opera Binası Mutlaka Görülmeli

            Rehberimiz Sergio bizi “San Jose Opera Binası”na götürüyor. Bu güzel eser, Kosta Rika halkının sanata olan ilgisinin bir ürünü… Ünlü bir opera sanatçısı, opera binaları yok diye Kosta Rika’ya gelmeyi reddedince, kahve üreticileri, bir opera binası inşa edebilmek için kendi aralarında para toplamışlar; ama bu yeterli olmayınca, tüm ülkede özel bir vergi uygulanarak kaynak genişletilmiş. Sonuçta, yedi sene sonra opera binası, planlanan rakamların on katı harcama ile bitirilebilmiş. Ama, doğrusu ellerine sağlık. Bu bina bittiğinde mısır, şeker kamışı ve kahve tarlaları arasında iki bina varmış. Biri opera binası, diğeri ise benim de bir gece kaldığım Grand Hotel. At nalı şeklinde olan bu opera binası 1100 kişilik. Dört adet özel locası var ve bu localarda oturanları dışarıdan görmek mümkün değil. Bu özel kişiler, kimseye görünmeden ayrı bir kapıdan girip, yine ayrı bir kapıdan çıkıyorlar.

1991 yılındaki zelzelede zarar gören opera binası, Güzel Sanatlar Akademisi öğrencilerinin katkıları ile restore edilmiş. Salonun tamamının sahne hizasına kadar yükselmesi ile opera salonu aynı zamanda bir konferans ve balo salonu olarak kullanılabiliyor.

            Kahve üreticilerinin, San Jose şehrinin kuruluşunda önemli bir rolü olmuş. Modern ve planlı bir şehir yapmak istemişler; fakat maalesef bunda pek başarılı olamamışlar. Kent içi parklar, İstanbul’da olduğu gibi unutulmuş. Eski havaalanının kaldırılması ile boşalan alan, sonradan park olarak tekrar düzenlenmiş. Yağışsız mevsimde, egzoz gazları nedeniyle kentte hava kirliliği oluştuğunu da hemen ekleyeyim.

            Son olarak Yeşim Taşı Müzesi’ni (Museo del Jade) geziyoruz. Modern bir iş hanının en üst katı. Bu arada, ben yanlışlıkla seminer odasına dalıyorum. Herkes bana bakıp gülüyor. Müzede, “Metate” denilen üç ayaklı sunaklar, enfiye çekmeye yarayan kilden bir parça, ve yeşim taşından yapılmış değişik süs eşyaları görüyoruz. Genel olarak bu müzede M.Ö. 500 yıllarında Maya ve Azteklerden etkilenen değişik yerli kabilelerden kalan eserler sergileniyor!

            Depremden sonra faaliyetleri durdurulan demiryolu hattı bir Amerikalı şirkete bir milyon dönüm arazi karşılığı yaptırılmış. Sonraları iflas eden ve muz ticareti yapan “United Fruit Company” işte bu şekilde doğmuş.

            İşte bu müzeden çıkınca, rehberimiz Sergio ile aramız açıldı. Niye mi? Kapısına kadar gittiğimiz Altın Müzesi’ni kapalı bulunca bozulduk! Bize “Zaten kültürsüz ve ilgisizsiniz, ne fark eder ki?” demez mi!.. Ertesi sabah, rehberlik görevini 25 yaşındaki  iki çocuklu dul “Daniel” devraldı.

 

Guanacaste, Yeşil Cennetteyiz

            Sabah erkenden, ufak bir uçakla Guanacaste (Yeşil Cennet) eyaletinin başkenti Liberia’nın havaalanına uçuyoruz. Santa Rose ve Ostional gibi çok sayıdaki millî parklarıyla tanınan Guanacaste Eyaleti, tropikal ve kuru bir iklime sahip. Genellikle, öğleden sonra yağmur yağıyor. Papagago Körfezi’nde yer alan Blue Boy tatil köyüne varıyoruz. Doğa, deniz ve hava çok güzel. Doğanın gizemi ile baş başayız ve ortam sessiz.

            Yeni bir heyecan tadıyorum. Ağaçların arasına konmuş farklı yüksekliklerde platformlar var. Araları telle birleşmiş. Sizi tele sıkıca bağlıyorlar. Sonra ağaçların üstünden uçarak bir ağaçtan diğerine süzülüyorsunuz.

            Ertesi sabah, Lincon de la Viesa’ya doğru yola çıkıyoruz. Burası bir millî park. Yolda, bazı arabaların arka plakalarının olmadığı dikkatimi çekiyor. Nedenini soruyorum. Meğer metal plaka pahalı olduğu için alamamışlar. Şimdi, ucuz olsun diye plakaları tutuklulara yaptırıyorlarmış. Bu da hayli uzun zaman alıyormuş. Bürokrasi her yerde aynı demek ki!

            Yolun üstünde durdurulmuş bir otobüsün yanında sıralanmış bavullar gördük. Bir köpek de büyük bir ciddiyetle bavulları kokluyordu: Herhalde uyuşturucu kontrolü!

Daha sonra bir piknik yemeği; et ve kuru fasulye! Guanacaste Mutfağı.

Arenal Ünlü Bir Volkanmış

            Ertesi sabah 07:00’de yeniden yola koyuluyoruz. Hedef Arenal Gölü ve Arenal Termal Oteli. Yol uzun, zaman zaman da yol inşaatı yüzünden trafiğe kapanıyor. Konik şekilli Arenal’in yanardağı, bütün heybeti ile tam karşımızda! Yanardağ 2–3 milyon yıllık; en son volkanik patlama 1968’de olmuş ve 78 kişi hayatını kaybetmiş. Bu sırada, 700 hektar alan, lav tabakası ile örtülmüş… Aslında yanardağ harekete geçmeden önce insanları uyarır. Örneğin 1968 yılında iki hafta içinde Tabacon Nehri’nin sıcaklığı 20 C’den 60 C dereceye çıkmış. Sık sık depremler kendini belli etmiş ama insanlar aldırmamış.

            Turistik La Fortuna Kasabası’na yakın olan Arenal Gölü, yedi kilometre uzunluğunda bir baraj gölüdür. Manzarası ve civarındaki lüks evler oldukça etkileyici. Arenal Dağı’nın eteğinde tropik bir orman içindeki Tabacon Kaplıcaları’nda geceliyoruz. Kendimizi hemen 27 oC sıcaklıktaki termal sulara atıyoruz.

            Sabahleyin Arenal Volkanı’nın eteklerinde bir yürüyüşe çıkıyoruz. Doğa canlı, renkler canlı. Meralarda şişman inekler dolaşıyor. Yedi yüz yıllık lavların üzerinde yürüyoruz.

Kısa Kısa Kosta Rika

  • Bu ülkede tüm dünyanın tersine erkekler kadınlardan daha fazla yaşıyormuş. Sebebi mi? Sadece farklı savlar var. Mesela, askerlik olmadığı için erkeklerde “stres” yok. Havası ve suyu temiz. Yeşil alanı, yani oksijeni bol. Sonra burada hâkim olan bir slogan var: “Yavaşlayın ve sevgiyi paylaşın”.
  • Burada ticareti elinde tutan önemli bir Musevî cemaati var!
  • Kosta Rika Havaalanı’nda özel sigara içme bölümünde bile sigara içmek ücretli idi. Hem de 2 dolar. Şeytan azapta gerek.
  • Buranın halkı “kumara” çok meraklı. Millî Piyango haftada üç kez çekiliyor.
  • Bugün bir kültür merkezi ve yeşil alan olan eski havaalanına en son inen uçak John Kennedy’ye aitmiş.
  • Arroz Con pallo (Pilav Üstü Tavuk) bu coğrafyanın sevilen bir tabağı. Guaro ise şeker kamışından kaçak olarak hazırlanan bir içki. Imperial markalı yerel biraları da iddialı. Cusado domates sosu ve lahanadan yapılıyor. Önceden pişirilen pirinç ve fasülye; soğan, biber ve taze nane ile kavruluyor, kızartılmış hindistan cevizi ve soslarla sunuluyor: İşte size Gallo Pinto.
  • Kosta Rika’nın 1290 kilometrelik sahili var. Karaib Denizi güney sahilinde Limon, Cahuta, Tylamenca, Manzanillo gibi sakin ve sevimli kasabaları sıralanmış. Birçok akarsuyu arasından en ünlüsü Pacuare Nehri.
  • Kasım ayı sonunda San Juan Caddeleri’nde geleneksel kağnı arabaları geçit töreni Ox-Cart Festivali bünyesinde gerçekleşir.
  • Başkent San Jose’ye bir saat mesafedeki La Paz Şelale Bahçeleri’ni gezmenizi öneririm. İçinde hayvanat bahçesi, kelebek çiftliği ve kuş bahçesi barındırıyor.
  • Kosta Rika’da en sevilen müzik ve dans Bolero ve Merenge. Başkente yukarıdan bakan Ram Luna tesislerinde müzik dolu hoş ve güzel bir gece geçirebilirsiniz.
  • Kosta Rika’yı terk ederken diplomatik ve yeşil pasaport sahipleri haricinde herkes 58 USD vergi ödemek zorunda idi..
  • Bu coğrafyada ilginç bir ağaç var. Onu halk “Çıplak Yerli” (Naked Indian) olarak biliyor. Kendini parazit ve sürüngünlerden korumak için bu ağaç gövdesindeki kabukları dökermiş. Böylece kaygan bir zemin oluştururmuş. Bunu bilen Ompendula Kuşları yuvalarını bu ağaçlara yapıyor. Böylece hiçbir sürüngen yuvaya ulaşıp yumurtalarını çalamıyor.

           Kosta Rika’nın savunma bütçesi “yok”. Bir iç savaş yaşamadı. Kahve, muz, ananas ihraç ediyor. Nüfusu az. Turizmden önemli bir kazancı var. Daha önce de yazmıştım, çok sayıda emekli Amerikalı ve Kanadalı buraya her sene para akıtıyor. Peki niye hâlen köprüleri tek şerit, yolları bakımsız, çok sayıda gecekondu var? Biryerlerde bir hata yapılıyor. Herhalde baştakiler ceplerini dolduruyor olmalı !

            Ertesi sabah Copa (Panama Hava Yolları) ile uçarak bu güzel ülkeye üçüncü kez “Elveda” diyorum. Diyoruz; ama bir ses duyuyorum sanki, mırıldanan bir ses: “Gitme sakın bir tanem, hayatım benim / Yitirir renklerini gökyüzü sensiz / Tarlalar ıssızdır, bahçeler çiçeksiz / Sakın gitme // Gitme sakın yelin gittiği yere / Bütün kuşlar sensiz uçup gider / Ve çılgındır bütün geceler / Sakın gitme” diyor usulca.

            Bense uçağın penceresinden bakarken mırıldanıyorum: Geleceğim yine…