Rusya’nın Batısı: Pskov, Smolensk, Kaluga, Bryansk, Oryol

Rusya’nın Litvanya, Estonya, Letonya ve Belarus sınırlarına yakın Rusya coğrafyasını hep merak ederdim. Eğer bu eyaletler (Oblast) “orada ise” benim oraları ziyaret etmem “gerekir” diye düşündüm. Ayrıca Nomanmania sıralamasında bu yedi bölge sayesinde epey yükselecektim. Rusya’da her eyalet Nomadmania’da bir bölge kabul edilmiş.

Bu bölgeye yolculuk St Petersburg’dan otobüsle Pskov’a doğru hareket edince başladı. Unutmayın bu dönem “korona” yüzünden seyahat sırasında bazı zorluklarla ve engellerle karşılaşıyorsunuz. Örneğin Rusya bile cankardeşi Belarus ile sınırlarını kapatmıştı.

Yol zaman zaman bozuluyor. İki katlı otobüsümüzün deri koltukları çok pis, ayrıca aşınmış, pencerelerinden dışarısı kirlilikten görülmüyor bile ama Allahtan yolcu az ve dağılarak oturuyoruz.

Beş saat sonra Pskov otobüs garına ulaşıyoruz. Türkmen öğrenci İbo’nun taksisi ile otel Puşkin’e varıyoruz.

Pskov, aslında Rusların iftihar kaynağı Puşkin’in de vatanı, Puşkin’in mezarı Pskov’a 1,5 saat uzaklıktaki Sviatogorsky Manastırında! Otelimizde bile Puşkin’in yakışıklı bir resmi asılı.

Puşkin’i dadısı Irina büyütmüş. Babası aslında Afrika kökenli imiş.  Dadısı ile bir heykeli Pskov Parkına yerleştirilmiş.

Ertesi sabah İbo ile Tıp okuyan arkadaşı Bahadır bizi otelden alıyor. Önce fakültelerine gidip şık bir kahvede sabah keyfi yapıyoruz.

Daha sonra da kentin en can alıcı noktası “kale bölgesini” geziyoruz. Pskov, Estonya, Letonya ve Belarus sınırında 903 yılında kurulmuş.

Litvanyalı Prens Dovmont bu kaleyi inşa etmiş. Rusya’nın en batıdaki kenti olan Pskov birçok savaşa şahitlik etmiş, en sonunda 1510 yılında Rusya’ya bağlanmış. Kale içinde tipik bir kilise de yer alıyor. Kale duvarları bugün de sağlam. Duvar boyunca ahşap platform üstünde zevkli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Kalenin altından Velikaya Nehri geçiyor. Rusya’nın kurulduğu farzedilen nokta zaten hemen nehir kıyısında! Buraya bu olayı yansıtan bir de pano hazırlamışlar.  Velikaya Nehrin’de bir tekne gezintisi de mümkün.

Yine otobüs garındayız, Moskova otobüsü bir sonraki hedefimiz olan Smolensk’ten geçiyor. Bu otobüs tek katlı ama doğrusu daha modern, daha temiz. Ne de olsa sonuçta başkente ulaşıyor.

Rusya’da otobüslerde ikram yok, mola da pek yok. Yolcuların zaten hiç ama hiç sesleri çıkmıyor. Sanki ceza evindeyiz, neyse 8 saat sonra yine bir eyalet başkenti olan Smolensk Kentine varıyoruz.

Smolenks tarihi XI. yüzyıla kadar gidiyor. Ortaçağda ise Rus Kültürü’nün merkezi olmuş. Okullarında ise Latince ve Yunanca okutuluyordu. 1404 yılında Litvanya Prensi Vitovt iki haftalık kuşatma sonrası kenti ele geçirdi. Daha sonra bu coğrafya çok sayıda savaşa sahne oldu. Ama Smolensk heykelleri, kiliseleri ve obeliskleri ile kendine has karakterini korumayı başarmış. 

Rusya’daki Uber taksileri telefon ile çağırmak gerekiyor. Yoldan taksi çeviremezsiniz. Birilerine rica edin, çağırıyorlar veya bir dükkana girip onlardan çağırmalarını talep edin. Beş dakika içinde taksi geliyor. Ücretleri de gidilecek mesafeye göre “belli”. Sürekli merkezden takip altında olduklarından aldatma olamıyor. Taksi ücretleri de makul.

Otel Guberniya’daki odamızı booking com ile önceden ayarlamıştık!

Zaten bütün kentlerde üç yıldızlı otellerde kahvaltı dahil tek kişilik oda başına 23 dolar kadar ödedik.

Ertesi sabah Smolenksi tanımak üzere otelden çıkıyoruz. Moskova’ya 360 kilometre uzakta olan bu kent Dinyeper Nehri kıyısında kurulmuş. Tam 1150 yaşında. Avrupa’ya yakın olduğu için halkı daha cana yakın ve güleryüzlü. Ünlü yeşil katedrali Upsensky Sabor şehrin her köşesinden görülüyor ve sizi çağırıyor.  

Biz de merak edip hemen kiliseye kadar yürüyoruz. Aslında bu alan bir kiliseler vadisi. Çok sayıda kilise yan yana sıralanmış. Yeşil katedralin içi de muhteşem, Yüksek tavanlarına kadar her duvar altın varakla kaplanmış, insanı bir anda şaşırtıyor.

Smolenks halkı hem Napolyon hem de Hitlerin ordularına karşı kentlerini kahramanca savunduğu için burası da “kahraman şehir” ünvanını almış. Rusya’da bu ünvanı almış 10’a yakın kent var. Kiliseden aşağıya doğru yürüyüp köprüyü geçince kendimizi çok hareketli bir pazarda buluyoruz. Pazarlar zaten her zaman ziyaretçilerin ve gezgin fotoğrafçıların ilgisini çeker.

Taksi bulamayınca zengin bir işadamı lüks arabası ile bizi merkeze götürüyor.Aracının arka koltuğu şampanya şişeleri ve kristal kadehlerle dolu idi.  

Smolenskaya Gazetesi için bir röportaj amacı ile Alexey ile buluşuyorum. Daha sonra kendisi bana yirmiye yakın soru yolluyor.

Artık sıra başka bir eyalet başkentinde “Kaluga”.

Ama Kaluga’ya ulaşmanın tek yolu Moskova’dan trenle. Hızlı mavi tren Kodedaya, Safonaya, Vyazma ve Gagarin üzerinden 4 saatte Moskova’ya varıyor. Moskova’da Kievskaya İstasyonu’ndan kalkan Kaluga gece trenini yakalıyoruz. Yataklı ama aralarda bölme yok. Allahtan bizden başka yolcu da yok. Üç saat sonra sabah 4’te Oka Nehri kıyısındaki Kaluga’ya varıyoruz.

Kaluga XIV. yüzyılda Tatar saldırılarına karşı Moskova Prensliği’nin güney sınırını oluşturmak amacı ile kurulmuş. 1371 yılında da burada bir de savunma amaçlı kale inşa edilmiş. Bu yerleşimde Trinity Katedrali ünlü. Gecelediğimiz Prioskskaya Oteli de kentin ana meydanında. Ama odada su yok, çay yok, internet de yetersiz.

Bilirsiniz, bir şehir en iyi yürüyerek gezilir. Bazı şehirlerde lokantalar korona dolayısı ile kapalı idi. Ama turistik bir kompleks içinde hoş bir lokantada gezi boyunca ilk defa yerel sıcak yemek buluyoruz. Genellikle, peynir, muz, elma ve yemişlerle otel odasında idare ediyorduk. Gayet iyi İngilizce bilen nazik bir Rus Hanım bize sürpriz olarak çikolatalı leziz bir şekerleme hediye ediyor.  

Bu kompleks içinde ayrıca resim galerileri var ama çoğu dükkan henüz boştu. Bir Ortodoks kilisesi de burada geziyoruz.

Sıra artık yine yeni bir kentte, “Bryansk”.  Bu kez yolculuk yarı dolu bir minibüsle ve tam 4 saat sürüyor. Yol boyunca kızıl çamlar ve zebra sırtlı ağaçlardan oluşan ormanlar ile birbirinden güzel sarı-mor kırmızı kır çiçeklerini izliyoruz.

Molada gayet pis bir tuvalete giriyorum, çıkarken cebimde bozuk para bulamayınca az kaldı oradaki görevli kadın beni dövüp, tuvalete kilitliyordu. Sonunda halk müdahele etti.

Nihayet Bryansk’a giriyoruz.

Aslında Rusya’da Rusça bilmeden insanlarla anlaşabilmek inanın çok zor! Anlamaya gayret de etmiyorlar.  

“Bryansk” önemli bir sanayi kenti, demiryolları ve tren vagonları burada yapılıyor. Esas güzel olan kentin içinden resmen bir orman geçiyor. Darısı başımıza.  Ama sanayi de çalışan kesim köylüler kadar yardımsever değil. Belki de bize öyle geldi.

Otelimizin adı “Desna”.

Resepsiyondaki her iki kadın da tam bir sorun. Hiç ilgilenmiyorlar. Oysa hiçbir kentte bizim dışımızda yabancı bir gezgin yoktu. Bir çay bile içemiyoruz. Kahvaltı meğer paket veriliyormuş. Paket kahvaltı tam bir israf. Odada yine su ve internet yok.

Ertesi sabah Tolstoy Park Müzesi’ne gidiyoruz. Park içinde Masal kahramanlarının ahşap heykelleri yerleştirilmiş. Örneğin pamuk prenses yedi cüceler, pinokyo, kurnaz tilki gibi. Parkın lokantasında soğuk pancar çorbası içiyoruz. Nesrin Çetinel her sabah “Amerikano” içmeden kendine gelemiyor. Bu arada açık ve şık bir kahve de bulduk. Bryansk Gazetesinde ertesi gün haberim yayınlanıyor.

Valeri Bryusov’un “Duvarcı” adlı şiiri ile Rusya gezi anlatımımıza kısa bir ara veriyorum, müsaadenizle.

– Duvarcı usta, duvarcı usta!
Kime ev çatılacak bu duvarlardan?
– İş üstü bizi lafa tutma
Bir zindan olacak bu, bir zindan.

– Duvarcı usta, duvarcı usta!
Orada kim gözyaşı akıtacak?
– Sen ya da seninkiler değil nasıl olsa,
Zenginsin, bir zorun yok ki çalacak.

– Duvarcı usta, duvarcı usta!
Orada kim eriyecek mum gibi?
– Bencileyin işçi oğlum belki,
– Bir yazıdır bu alnımızda, eski…

– Duvarcı usta, duvarcı usta!
Oğlun anımsar belki duvarı örenleri…
– Hey, git işine be, boşa çene yorma
Biliyoruz sen söylemeden de her şeyi…

Türkçesi: Ataol Behramoğlu

Oryol’a banliyö treni ile üç saatte varıyoruz. Tren nerede ise her gördüğü evin önünde duruyor.

Oryol, Oka ile Orlik Nehirleri arasında. XII. yüzyılda kurulmuş. Rusya’nın Güney sınırı olduğundan 1566 – 1567 yılları arasında burada da savunma amaçlı bir kale inşa edilmiş.

Almanlar ikinci Dünya Savaşında Oryol’u işgal etmiş, 5 Ağustos 1943’te Ruslar şehri geri almış. Burası da yeşil ve hareketli bir coğrafya.

Yeni olduğu her halinden belli olan Smart Otelde ancak 5 saat kadar kalıyoruz. Gece treni ile son durak “benim kentim” Voronezh’e hareket ediyoruz.

Voronezh gece treni inanın tam bir macera idi. Aslında sorun bilet alırken görevli kadınlara dert anlatamamak.

Defalarca iki kişilik kompartıman istiyoruz dedik. Kadın da “tamam” dedi. Gece 01’de perona yaklaşan trene zorlukla bindik. Bavulları defalarca garda merdivenden indirdik ve çıkardık, canımız çıktı.

Vallahi vagonda yanyana kapısız belki 40 yatak ayrıca her yatak da üç katlı. Bir de üstüne bizim yerimiz çıkış kapısının yanı, alttaki yatak kısmen sandalye, ayrıca benim yatak en az 3 metre üstte. O dar beyaz uydurma yatağa benim tırmanmam bile imkansız. Zaten gece aşağıya düşsem “ölürüm” vallahi!

Bakıyorum, en üstteki yataklarda zaten yatan kimse yok. Ayrıca bu kalabalıkda “korona tehlikesi” de had sahfada. Derdimizi yine oradaki görevlilere bir türlü anlatamıyoruz. Sonunda mecbur kalıyorum ve “bağırıyorum”, herkes uyanıyor. Korku içinde yorganların içinden bana bakıyorlar. Nesrin korkuyor! “Eyvah şimdi polis bizi tutuklayacak” diyor. Neyse İngilizce bilen yetkili bir genç geliyor, durumu anlatıyorum. Ben hocayım, diplomatım, 70 yaşındayım oraya nasıl tırmanıp da yatarım diyorum.

Sonuçta bize onuncu vagonda iki kişilik bir kopartıman ayarlıyorlar. Nesrin’den yorgan istiyorum, yorgan yerine ağır şilteyi üstüme atıyor. Artık yorgunluktan sersemledik.

Sabah 09’da çok sevdiğim Voronezh’e kavuşuyorum. Hemen bir kahvede bir yorgunluk kahvesi alıyoruz!

Genç bir adam zemine yakın dar bir taburede oturuyor. Yanındaki solgun yüzlü, sarı benizli, kır saçlı yaşlı bir kadınla durmadan sohbet ediyor. Kadıncağız yorgun ama derin bir hazla elini titreyen alnında gezdiriyor.

Rusya’nın beş eyaletini içeren bu bölümü bir Rus fıkrası ile sonlandıralım.

Hizmetçi kız, heyecan içinde Voronezh’de köşkünde çalıştığı bayan Elena’nın yanına gelir.

  • Yakında evleneceğim, yerime başkasını bulun

Elena Hanım bu habere bir hayli üzülür.

  • Kızım bizi böyle bırakıp gitmen doğru mu?
  • Sizi bırakacağımı söylemedim ki. Aksine sizinle hep beraber kalacağım.
  • İyi ama bakalım evlendiğin adam buna izin verecek mi?
  • Neden vermesin, zaten oğlunuzla evleniyorum