Brunei

Brunei Sultanlığı’nı hepimiz, “dünyanın en zengin adamı” olarak tanıtılan XXIX. Sultan Hassanal’ın icraatlarıyla basından anımsıyoruz. Hani, top-modelleri ve sinema aktrislerini görkemli sarayında misafir eden çapkın sultan. Gerçi son yıllarda artık pek sesi çıkmıyor.  

Brunei Sultanlığı’nın tarihi oldukça eskilere dayanıyor. Malay dilindeki adıyla “Negara Brunei Darusselam”, resmi adıyla “Barış Yurdu Brunei Devleti” üzerinde yapılan incelemeler, bugünün bağımsız İslam Sultanlığı’nın, Asya kıtasındaki yakın komşularıyla ve özellikle de Çin ile MS VI. ve VII. yüzyıllarda ticari ilişkilere girdiğini ortaya çıkarıyor. Sultanlık, XIV. ve XV. yüzyıllarda Borneo Adası, Filipinler ve Sulu Adaları üzerinde etkin bir Müslüman krallık konumunda. Ülkenin tarih içinde gücünün doruğuna yükseldiği ve asıl ünlendiği dönem ise Brunei’nin 5. Sultanı Bolkiah dönemine rastlar… Brunei’nin bölgedeki etkinliği, Avrupalıların Borneo’ya gelmesi sürecinde de devam ediyor. 1847’de İngiltere ile ticari ilişkilerin artırılması ve korsanlığa karşı işbirliği antlaşması imzalayan Brunei, 1887’de İngiltere’nin koruması altına giriyor. Ve 1979 yılında İngiltere ile, Brunei’nin bağımsızlığını öngören antlaşma imzalanıyor… Borneo Adası’ndaki “Barış Yurdu”nun bağımsızlığına kavuştuğu tarih ise yakın bir döneme, 1984 yılına rastlıyor.

Güney Çin Denizi’nin kıyısında, Borneo Adası’nın üzerinde, petrol zengini, küçük bir sultanlık “Brunei”. Başkent Bandar Seri Begawan, geniş Brunei Irmağı’nın denizden 15 kilometre içerisinde. Kentsel yerleşim, yıllardır sular üzerinde inşa edilmiş mahallelerle gelişmiş. Kısacası, Bruneililer için “ırmak çingeneleri” veya “su çingeneleri” demek yanlış olmaz.

1970’li yıllarda Brunei yönetimi, Kampong Ayer’de yaşayan halkı kıyıdaki modern sosyal konutlara yerleştirmek istemiş, ama bu girişim sonuçsuz kalmış. Bugün 300 bin kişi halen burada yaşamına devam ediyor. Bu insanlar su üzerindeki evlerinden koparak yerleştikleri yeni ve modern evlere uyum sağlayamayarak, tekrar ırmağın üzerindeki evlerine geri dönmüşler… Böylece, modern kentsel yerleşim ile Kampong Ayer’in su üstü yaşamı günümüze kadar gelmiş. Hala kıyıdaki yerleşim bölgelerinin hemen ardından ormanlar başlıyor… Suyun üzerinde yükselen geniş bambu evler, bu evlerden yükselen kahkahalar, konuşmalar, çocuk sesleri, tahta iskeleler ve çiçek kokuları; bu insanların yaşamlarına ne kadar bağlı olduklarının birer göstergesi… Bruneililer suya öylesine aşıklar ki, ırmak üzerindeki evlerinde, akvaryumda balık yetiştiriyorlar… “Kampong Ayer” olarak bilinen ve 28 su kasabasından oluşan “Su Kenti”nde yaşayan halkın çoğunun kendi teknesi var. Bu durum, kente “Doğu’nun Venedik’i” ünvanını kazandırmış. Teknesi olmayanlar için de, her an dolmuş-motorlar bekliyor…

Yüzölçümü 5765 kilometrekare olan Brunei Sultanlığı dört bölgeye ayrılıyor: Brunei-Muara, Tutong, Belgit ve Temburong. Ülkenin resmi dini İslam, halkın %66’sı Müslüman, %14’ü Budist, %10’u Hıristiyan, geri kalanlar ise değişik inanışlardan… Cuma ve Pazar günleri resmi tatil… Başkent Bandar Seri Begawan’ın nüfusu ise sadece 60 bin. Başkentin bir ucundan diğer ucuna 25 dakikada yürümek mümkün… Brunei halkı, tüm Güneydoğu Asya halkları gibi sıcakkanlı, sakin ve güleryüzlü… Brunei, kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu ülke idi. Bu ülkede halk gelir vergisi de ödemiyor.

Brunei’de endüstri pek gelişmemiş. Esas gelir, petrol ve doğal gaz rezervlerinin işletilmesine dayanıyor. Petrolün büyük bölümü Japonya’ya satılıyor. Brunei Sultanı, petrol yataklarının 20 yıl içinde tükeneceğini hesaplamış ve uluslararası yatırımları artırmış. Bu amaçla Avustralya’da 500 bin hektarlık toprak almış ve sanayinin gelişmesine ağırlık vermiş. Brunei topraklarının ancak %15’i tarıma elverişli. Ülkenin ihtiyacı olan gıda maddelerinin %80’i zaten ithal ediliyor… Başlıca tarım ürünleri ise pirinç, kauçuk ve Hindistan cevizi…

“Jawi” denilen, Malay dilinin Arap harfleriyle yazıldığı bir dil Brunei okullarında halen öğretiliyor… Ülkede, -belki de petrol zenginliği yüzünden- el sanatları unutulmuş ve ihmal edilmiş. Dokumacılık ve gümüş işlemeciliği yaşatılmaya çalışılıyor, ama ziyaret ettiğimiz “El Sanatları Merkezi”ndeki ürünler, hem kalite ve hem de fiyat bakımından doğrusu ilginç değildi.

Dünyanın En Zengin Adamı: Sultan Hassanal

Brunei Sultanı Hassanal Bolkiah, 14 Ağustos 1961’de veliaht tayin edildi ve 5 Ekim 1967 tarihinde Brunei’nin 29. sultanı ilan edildi. İlköğretimini sarayda aldığı özel eğitimle tamamlayan Hassanal, 1961 yılında Kuala Lumpur’a giderek iki yıl boyunca Jalan Gurney School ve Victoria Institution’da eğitimini sürdürdü. Kuala Lumpur’daki eğitiminin ardından ülkesine dönen Hassanal Bolkiah, başkent Bandar Seri Begawan’daki Sultan Ömer Ali Seyfettin Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı. Daha sonra, Ocak 1966 ile Ekim 1967 tarihleri arasında, İngiltere’deki Sandhurst Royal Military Academy’de askeri öğrenci olarak eğitim aldı..

Sultan olarak 5 Ekim 1967’de yaptığı ilk konuşmada ülke geleneklerini ve İslam dinini sürdürme ve koruma sözü veren yemen kökenli Hassanal Bolkiah, halk arasında çok sevilen bir lider… Brunei, 600 yıldan beri kesintiye uğramadan günümüze kadar gelen hanedanıyla dünyanın en eski monarşilerinden biri ve bu konuda Güneydoğu Asya’nın en eskisi… Brunei halkı için sultanlık yönetimi, tıpkı İslam dini gibi bir yaşam biçimi. Geçmiş dönemlerde yönetimde yer alan isimlerden biri olan Hacı Muhammed Yusuf, “Sultan olmaksızın halk ve halk olmaksızın sultan olmazdı… Bu iki unsur birbirinden bağımsız var olamazdı…” diyerek özetlemiş sultanlık yönetimini…

Sultan Hassanal’ın 400 milyon Amerikan doları harcayarak yaptırdığı saray, dünyanın en büyük sarayı ünvanını taşıyor. Topkapı Sarayı’ndan daha büyük olan bu dev saray, Brunei Irmağı’nın kıyısında yaklaşık 16 hektarlık bir alan üzerinde yükseliyor. “Istana” adı verilen sarayın 1788 odası ve 1500 arabalık park yeri var. Sarayın yemek salonunda 500 kişi yemek yerken, özel camisinde 1500 kişi birlikte ibadet edebiliyor. Güneydoğu Asya tarzında inşa edilen saray, sadece Ramazan ayı sonrası ve sultanın doğum günü olan 15 Temmuz’da halka açılıyor. Sarayın korunması için olağanüstü önlemler alınmış; kara veya su yoluyla yaklaşmak olanaksız. 1980-1983 yılları arasında inşa edilen sarayın önünde “Asean” adlı bir park bulunuyor. Bir kilometre uzunluğundaki bu parkta, 5 Asean ülkesinin birer heykeltraşının birer eseri var…

Sultan tam bir Rolls Royce hayranı ve 50 arabadan oluşan bir Rolls Royce koleksiyonu var… Bana sorarsanız, lüks içinde yüzen Sultan Hassanal, halkından oldukça uzak. Petrolden kazanılan paraya sultanın kişisel kazancı olarak bakılıyor. “Eğer sultan isterse, bu parayı halkı için harcar” gibi bir görüş var. “İsterse” tabii ki harcar, ama pek istemiyor herhalde. “Acaba bu petrol geliriyle halkına daha fazla hizmet sunması gerekmez mi? Koyu radikal bir İslamiyet, eğlence parkı ve futbol ile halkın dikkati başka yönlere mi çekilmeye çalışılıyor?” gibi sorular geliyor insanın aklına ister istemez!

Başkent Bandar Seri Begawan

Başkent Bandar Seri Begawan’ın en dikkat çeken yapılarından biri “Sultan Ömer Ali Seyfettin Camii”. Şehir merkezindeki bu büyük cami gece aydınlatıldığında, izleyenleri büyülü bir dünyaya götürüyor. 1958 yılında tamamlanan caminin 52 metre yüksekliğindeki kubbesi tahmin edeceğiniz gibi altın kaplama ve tek minaresi var. Bu görkemli caminin mermerleri İtalya’dan, granitleri Şanghay’dan, halıları Belçika’dan, avizeleri ise İngiltere’den getirtilmiş.

Bizim Brunei’de bulunduğumuz dönemde, Borneo’daki orman yangınlarının neden olduğu duman ve hava kirliliği yüzünden, Brunei halkı zehir soluyordu; bu yüzden okullar bile tatil edilmişti. Yangınların en önemli nedeni, uzun süredir yağmur yağmaması. Bölgedeki ülkelerin çevre bakanları toplantılar yapıyor, ama orman yangınları bir türlü durdurulamıyor… Varışımızın daha birinci gününde, şehir turu sırasında, ırmağın üzerine kurulu kasabanın evlerinin yandığına tanık olduk. Alevlerin gökyüzüne ulaşmasına rağmen halk sakin, itfaiye ve belediye yetkilileri ise son derece beceriksizdi.

Deniz itfaiyesinin olmaması ve yangına müdahalenin gecikmesi, yangının büyümesine neden oldu. Civar evlerin sahipleri eşyalarını dışarı çıkarırken, bölgeye gelen helikopter, taşıdığı koca bir varil suyu, komedi filmlerini aratmayacak bir beceriksizlikle Irmağın üzerine döküverdi… Daha önce de benzer yangınların görüldüğü Brunei’de, yangınla mücadelede nedense ciddi bir adım atılmamış. Öyle ki, tanışma fırsatı bulduğum Brunei Milli Eğitim Bakanı bile yangını pek ciddiye almamıştı!.. Bütün bunların üzerine, bu yangın sırasında çektiğim fotoğraflarla yapacağım saydam gösterisine, “Dünyanın En Zengin Ülkesinin Dünyanın En Beceriksiz İtfaiyesi” adını koymaya karar verdim… Yangın trafiğine takılınca, zorunlu olarak otelimize yürüyerek dönüyoruz. Brunei Sultanı’na ait kişisel eşyaların da sergilendiği “Royal Regalia Center”ı da gezemedik. Neden mi? Bir yangın geçirdiği için kapalıydı!.. Yangın sırasında halkın neden o kadar sakin olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Sanıyorum, Brunei’de bir iki ay kalan her kişi  yangına alışabilir…

Brunei Müzesi’ndeyiz. Müzenin girişinde petrolün oluşumu, aranması ve üretimiyle ilgili bilgiler veren bir bölüm bulunuyor. Müzenin İslam sanatları bölümünde yer alan eserlerin büyük bölümü Osmanlı dönemine ait. Antropoloji bölümünde topaç oyunu, timsah şeklinde toplar ve sünnet olan bir bebek dikkatimizi çekiyor. Bu ülkede, tehlikeli de olsa kız bebekleri doğduktan hemen sonra sünnet ediyorlar. Erkek çocukların sünnet yaşı ise ortalama 16.

Şehir turumuz kısmi kesintilerle devam ediyor. Sultanın şahsi malı olan “Hassanal Bolkiah Camii”, dünyanın en büyük camilerinden biri. Geceleri mükemmel bir sistemle aydınlatılan cami, oldukça etkileyici görünüyor. Caminin mimarı Hacı Zayri, Bruneili. Üç bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği bu ünlü caminin mermerleri İtalya’da, avizeleri Avustralya’da, alüminyum kubbesi Malezya’da, halıları ise Yeni Zelanda’da hazırlanmış. Sultan ve ailesi Cuma namazı için bu camiye geliyorlar. Caminin içinde bir kütüphane ile konferans salonu da bulunuyor.

Son akşamımızı Jerudang Parkı’nda değerlendiriyoruz. Kent merkezine otobüsle yarım saat uzaktaki parka yaklaşınca bir renk cümbüşüyle karşılaştık. Sultan, yüz binlerce dolar harcayarak yaptırdığı bu parkı güya halkına hediye etmiş. Disneyland benzeri, en son teknolojiyle donatılmış pavyonları Brunei’de görünce şaşırıyoruz tabii. Ama parkın yapımında, bizi oldukça şaşırtan büyük bir mimari hata yapılmış: Her bölümün bir tane çıkış kapısı var! Yani, eğer başka bir bölüme geçmek veya bir şeyler yemek, içmek isterseniz, önce yarım saat yürüyerek parkın tek çıkış kapısını bulacaksınız, ondan sonra fast-food standlarının bulunduğu bölgeye gideceksiniz. Daha sonra tekrar yarım saat yürüyerek ve kapıları bularak geldiğiniz noktaya dönebilirsiniz…

Lüzumsuz bir tüketim örneği olan bu parkın elbette müşterisi de yok! Her gece halk aynı yere gidecek değil ya! Bıkmış olmalılar. O sıralar sadece hafta sonları açılıyordu.