Berlin

Bilgi ve duygu yüklü bir gezi

Yahudi mirası açısından da dünyadaki sayılı şehirlerden biri olan Berlin, kültürel açıdan mutlaka görülmesi gereken bir yer. Meydanları, caddeleri, anıtları ve müzeleri, bir seyahatten farklı beklentileri olan herkesi tatmin ediyor.

Gezi grubumuz BTS (Bir Tutkudur Seyahat) ile yeni ufuklara yelken açmayı planlarken, çok keyif aldığımız cruise seyahatine bir yenisini eklemek için Norveç fiyortlarını seçmiştik. Fiyortları gezmenin farklı yolları bulunuyor. Biri Norveç’e uçakla gitmek ve oradan tüm fiyortları otobüs ile gezmek. Cruise gezisini tercih eden grubumuz, bu kez hangi limandan hareket eden gemiyi tercih edeceğimizi tartışmaya başladı. Kopenhag, Hamburg, Warnemünde Limanları arasında tercihimizi Warnemünde’den yana kullandık. Sebep belliydi; Berlin ile mesafesi fazla olmadığından ve grup üyelerinin birçoğu Berlin’i görmediğinden Norveç fiyortlarını gezmeden Berlin’i de görüp gezme fırsatımız olacaktı.

Her seyahatimizde olduğu gibi yaklaşık bir yıl öncesinden rezervasyon işlemlerine başlayıp, programı şekillendirmeye koyulduk. Gemi pazar akşamüstü hareket edeceğinden, birkaç gün öncesinden Berlin’e gitmek üzere programlandık. Biraz internetten, biraz giden arkadaşlardan, biraz TV ve gazetelerin seyahat eklerinden Berlin hakkında bilgiler toplayarak gezi programının taslağını yaptık.

Nihayet hareket günü geldiğinde grubumuz 36 kişi olarak hareket etti. Bir perşembe sabahı 9.15 uçağı ile Berlin’e uçtuk. Yerel saat ile 11.20’de Berlin’in Tegel Havaalanına indik. İstanbul’dan ayarladığımız otobüsümüz rehber ile birlikte havaalanı çıkışında bizleri karşıladı. Otele gitmeden, daha önceden programladığımız gibi, yarım günlük şehir turuna başladık.

1.Dünya Savaşı Berlin simgeleri

Yolun üzerinde 2. Dünya Savaşı’nın Berlin’deki simgelerinden East Side Gallery ve Check Point Charlie’de fotoğraf molası verip bilgiler alındıktan sonra Jewish Museum’a gittik. 1940’lı yılların başında Yahudilere Soykırım kararları alınan bir şehirde, Berlin’de, Yahudi Müzesini gezmek çok etkileyici bir o kadar da anlamlı idi.

Saat öğlen vaktini geçtiğinden açlığımızı bastırmak için müzenin içindeki kaşer kafeteryada bir şeyler atıştırdık. Sonrasında da üç gece konaklayacağımız Alexander Platz metro durağına yakın, merkezi Titanic Confort Mitte Oteline vardık. Check-in işlemlerinden sonra odalarımıza dağıldık.

BTS grubu erkekleri olarak her ayın ikinci perşembesi akşam buluşur, bira – patates keyfi yaparken gezi ve seyahat ağırlıklı sohbetler eder, yeni destinasyonların tohumlarını atarız. BTS grubu bu kez ayın ikinci perşembesi Berlin’de idi. O halde geleneksel bira gecesi yurt dışında da olsak yapılacaktı. İstanbul’dan bu gece için mekânlar arandı ve yaklaşık bin kişinin bir arada bira içip yemek yiyebileceği, sohbet edebileceği Prater Garten bulundu.

Akşam tüm grup lobide buluşarak daha önce internetten siparişini verdiğimiz ve otelden teslim aldığımız metro biletleri ile mekana gittik. 36 kişinin bir arada oturması çok kolay olmasa da 3-4 masaya dağılarak keyifli bir gece geçirdik. Günün yorgunluğu kendini hissettirmeye başlayınca yemek sonrası kahveleri Bebelplatz Meydanında içip, yine metro ile otele döndük.

Hüzünlü durak Holokost Anıtı

Cuma sabahı iyice dinlenmiş olarak erken saatlerde turumuza başladık. Yoğun, yorucu ve kültürel bir tur bekliyordu grubu. İlk durak Holokost Anıtıydı. Rehberden bilgiler alırken hüzünlenmemek mümkün değildi. Birçoğumuz “Neden?” diye geçirdi içinden; bir kısım ise “Bir daha asla!” İnanılır gibi değil; altı milyon Yahudi katledilmişti savaşta. Tüm arkadaşlar yürekleri buruk, gözler nemli ayrıldı anıttan.

Sonraki durağımız Orien Strasse’de bulunan Neue Sinagog ile Rosenstrasse Anıtı ve Block of Women oldu. Grup, bir taraftan gezilen yerler hakkında bilgiler alırken diğer taraftan fotoğraf makinelerinin deklanşörüne durmaksızın basıyor, anıları ölümsüzleştirmeye çalışıyordu. Berlin’deki Yahudi mirasına biraz ara verip Berlin ve Almanya’nın simgesi haline gelmiş Branderburg Kapısına gidildi. Çok heybetli, izlenmesi gündüz başka, gece başka güzel olan bir anıt.

Bilgi ve duygu yüklü bir gezi

Buradan Berlin’in bir başka simgesi Parlamento Binasına geçildi. Binanın üstündeki Reichstag Kubbesi ikonik olarak yapılmış cam bir kubbe. Cam oluşu parlamentonun işleyişinin şeffaflığını simgeliyor. 360 derece Berlin manzarasına sahip olan bu yapı önceden rezervasyon ile gezilebiliyor.

Bilgi ve duygu yüklü programımız akşamüstü saatlerinde sona erdi. Arkadaşlardan kimileri otele dönüp dinlenmeyi tercih ederken, kimileri meydan ve caddelerdeki cafelerde vakit geçirdi; bazıları ise alışverişi tercih etti. Akşam Şabat yemeği için otelin restoranında buluşuldu. Tüm ekibin katılımı ve büyük bir coşku ile söylenen Arvit duası ile başlayıp, Kiduş duası ile devam eden Şabat yemeği, şarkılar, fasıl ve danslarla keyifli bir eğlenceye dönüştü.

Berlin’deki üçüncü gün, kahvaltı sonrası sabah yürüyüşü ile Alexanderplatz Meydanından başladı. Cumartesi günü, TV Kulesi, Berlin Dome Katedrali, Topographie des Terrors (Nazi/Gestapo Merkezi), Müzeler Adası içindeki olmazsa olmaz Pergamon Müzesi ziyareti planlanmıştı. Özellikle önceden internetten alınan giriş biletleri sayesinde kuyrukta beklemeden ziyaret edilen Pergamon Müzesi, koleksiyonları ve sergilenen eserleri ile herkesi oldukça etkiledi.

Öğlen yemeği ve dinlenme molasını Hackesher Markt’ın otantik havasında verdik. Öğleden sonrasını ise serbest saatler ilan ettik ve alışveriş tutkunları için Kurfürstendamm Caddesini hedef aldık. Denizi olan ya da içinden nehir geçen hangi şehre gitsek bir fırsat yaratıp mutlaka tekne turu yapmaya çalışırız. Spree Nehrinin bu şehirden geçmesini fırsat bilen bazı katılımcıları alışveriş yerine tekne turu yapmayı tercih etti.

Akşam yemeği için bir İtalyan restoranı olan 12 Apostel’i uygun gördük. Daha önceden yaptığımız rezervasyonla, 36 kişi hiç sıkıntı çekmeden nefis şaraplar eşliğinde, İtalyan mutfağının lezzetlerinin tadına vardık. Yemek sonrası kahve keyfi için Unter den Linden (Ihlamurlar altında) Bulvarına yakın cafelerden biri seçildi. Arka fonda Deutsche Dom ve Fransözischer Dome’un muhteşem ışıklandırılmış siluetleri eşliğinde seyahatin tatlı anıları paylaşıldı. Dolu dolu yaşanmış, bu üç gün adeta tarih ve kültür bombardımanı etkisi yaratmıştı. Bir taşla iki kuş vurmak tabiri bu tur için sanırım kullanılabilirdi. Amaç ve hedef Norveç fiyortları iken 3 gece, 4 gün ayırıp unutulmaz anılar bırakan bir Berlin turu da BTS grubunun seyahat dağarcığına katılmıştı.

Bir Tutkudur Seyahat…

Berlin

Şıpsevdi Berlin

Berlin’i acaba en doğru hangi sözcüklerle tanımlasam diye uzun bir süre düşündüm.

Eski ile yeninin beraberliği, limitsiz eğlencesi ile özgürlük, doğu ile batı Avrupa’nın köprüsü, kaotik dekorları ile bir yaratıcı, kabına sığmayan kalbi kırık genç nüfusu ile kol kol tezatlar kenti, ışıl ışıl ölçüsüz heyecanlı ve yenilikçi gibi…

Belki hepsi de Berlin’in ayrı bir yönünü yansıtıyor. Berlin yaşıtlarıma bazı film ve romanları da çağrıştırıyor. Örneğin, ünlü Alman yönetmen Wim Wenders’ın “Berlin Üstünde Gökyüzü” (Der Himmel Über Berlin), Başrollerini Hülya Avşar, Cem Özer ile Arwin Blok’un paylaştığı türk kızı Dilber’e aşık Alman mühendisinin Türk gelenekleri ile çatışmasını anlatan “Berlin in Berlin” gibi. Christopher Isherwood ise “Hoşçakal Berlin” adlı eserinde Berlin’i “Soğuk sancılı bir iskelet” olarak anlatmıştı. Alfred Döblin, 1929 yılında kaleme aldığı romanında Alexander Meydanı’nı (Platz) kozmopolit Berlin’in titreyen kalbi olarak tanımlamıştı.

Berlin’in 750 yıllık tarihinin önemli olaylarını paylaşmak isterim:

1237: Berlin’in ilk yerleşimi “Cölln” kuruldu.

1244: “Berlin” sözcüğü ilk kez kullanıldı.

1712 – 1786; Büyük Frederik Berlin’i Prusya Krallığı’nın başkenti yaptı ve kente çok sayıda eser kazandırdı.

1791: Ünlü Brandenburg Kapısı inşa edildi.

1806: Napolyon ve ordusu Berlin’e girdi. Bu işgal tam 30 yıl sürdü.

1871: Bismarck, Alman Krallığı’nı kurdu ve Berlin yine başkenti oldu.

1930: II. Abdülhamit’in izni ile ülkemizden taşınan çok sayıda tarihi eserle “Bergama Müzesi” açıldı.

1933: Hitler’in lideri olduğu yeni Nazi Almanya’sı Berlin’i kendine merkez kabul etti.

1936: XI. Olimpiyat Oyunları Berlin’de gerçekleşti.

1939: Nazi orduları Polonya’ya girerek resmen II. Dünya Savaşı’nı başlattı. Bu arada, Berlin’in nüfusu 4 milyonu bulmuştu.

1945: İttifak Kuvvetleri Berlin’e girdi. Savaş bitti. Hitler intihar etti ve  Sovyetler, İngiliz, Fransız ve Amerikalılar Berlin’i dört bölgeye ayırdı.

1949: Almanya, başkenti Bonn olan Federal Almanya ve başkenti Doğu Berlin olan Demokratik Almanya olmak üzere ikiye ayrıldı. Doğu Almanya’nın lideri Honecker idi.

1961: Batıya göç edenleri önlemek için Berlin’i ikiye ayıran 46 kilometre uzunluğundaki Berlin Duvarı inşa edildi.

1987: ABD lideri Ronald Reagan Berlin’de halka hitapla “Bu duvar artık yıkılsın!” dedi.

1989: Berlin Duvarı büyük bir merasimle yıkıldı.

1990: İki Almanya tekrar birleşti ve Berlin ülkenin başkenti oldu. Böylece Berlin’in iki havalimanı, iki garı, iki parlamento binası oluştu.

İngiliz filozof Rudgard Kipling “Doğu doğudur, batı da batı. Bu ikisi bir araya asla gelmeyecektir.” demiştir. Doğu ve Batı Almanya iki farklı ülke olduktan sonra 12 yıl içinde 3 milyon eğitimli iş gücü batıya kaçınca 13 Ağustos 1961’de Berlin’i, dikenli teller, mayınlar, gözetleme kuleleri, silahlı nöbetçiler, duvarlar ikiye böldü. Ama daima duvarların diğer yanı merak uyandırır. Merak aslında dişidir. 28 yıl içinde 5 bin kişi duvara rağmen batıya kaçmayı denedi. 1600 kadarı bunu başardı. 191 maceracı bu uğurda hayatını kaybetti. Diğerleri ise yakalandı. 1989 yılından itibaren duvar parçalandı ve Almanya birleşti ve Rudgard Kipling yanıldı. Berlin’de gezilecek, görülecek çok alternatif var. Seçim size ait. İşte seçenekler.

Ama, Berlin’e gelince Bergama (Pergamon) Müzesi’ni Görmeniz Şart:

M.Ö. II. yüzyılda Bergama Krallığı dönemin en büyük kütüphanesini kuruyordu, dünyaya parşömen kağıdı satıyordu, dönemin en önemli tıp okulunu bünyesinde barındırıyordu. Tıpın sembolü olan sütun üzerindeki yılan kabartması yine Bergama’da Asklepios Hastanesi’nde yani “ölümün yasaklandığı hastane”de hazırlandı. Osmanlı Dönemi’nde yol inşaatlarında çalışan mühendis Carl Humann Bergama’nın (Pergamon) kalıntılarını tesadüfen bulur. 7 yıl uğraşır, Padişah’tan izin alır ve tamamını gemilerle Berlin’e taşır. Tanrıların Bergama’nın devleri ile savaşını anlata friz tam 120 metredir. Acaba bütün bunlar bizim topraklarımızda kalsaydı, Zeus Sunağı bu hali ile korunabilir miydi? Yoksa civardaki evlerin temelinde taş olarak mı kullanılırdı?

Berlin’in sembolü olan Brandenburg Kapısı başkentin 18 kapısından geri kalan tek örnek. Kapının üstünde yer alan Roma Zafer tanrıçası Victoria’yı dört atlı bir savaş arabasını sürerken tasvir eden heykeli Napolyon Paris’e götürür ama daha sonra Berlin’e geri getirilir. Mitingler, törenler, yılbaşı eğlencesi hep Brandenburg Kapısı civarında gerçekleşir.

  • Berlin Opera Binası 1400 kişiliktir ve 1743 yılında Korint Kemer Stili’nde inşa edilmiştir.
  • Ku’damm Caddesi lüks ve pahalı mağazaları ile New York’un 5. Caddesi’ni aratmaz. Meraklısına duyurulur.
  • Prusya Kraliçesi Sophia Charlotte adına inşa edilen Barok Charlottenburg Sarayı özellikle bahçesi ile ünlüdür.
  • Wittenberg Meydanı’nda yer alan ünlü Ka-De-We Mağazası özellikle dünyanın her yerinden getirilen yiyecek bölümü ile ünlü ve bir o kadar pahalı. Tüketim çılgınlığı adına da kötü bir örnek ama merak edip en üst kata çıkıp bir tabak salata ile maden suyu alırsanız 10 avro civarında bir para ödersiniz.
  • Neo-barok Berlin Katedrali artık bir müze. Gezmek ücrete tabi. Eğer 250 basamaklı kubbesine çıkarsanız tüm Berlin’i kuş bakışı seyretmek mümkün.
  • Kuş sesleri içinde çürümüş yapraklara basarak huzur içinde yürümek isterseniz Tiergarten sizleri bekliyor.
  • Norman Foster imzalı Parlemento Binası (Reichstag) cam kubbesi ile dikkati çekiyor. Önündeki geniş çimen alanda uzun kuyruklar oluşuyor. İçeriye girmek için önceden rezervasyon isteniyor. (Girişi ücretsiz).
  • Doğu Almanya döneminin bir gövde gösterisi olarak inşa edilen 368 metrelik televizyon kulesinin üstünde 360 derece dönen bir de lokanta var.
  • Tarihî Hamburger Bahnhof (Hamburger) bugün Berlin’in önemli bir sanat merkezi.
  • Atlas Müzesi dünya sanatlarına ait önemli geçici sergilere ev sahipliği yapıyor.
  • Mimar Karl Friedrich Schinkel’in imzasını taşıyan bazı Büyükelçilik Binaları da birer mimarî tasarım harikası. Aralarında yeni Türk Büyükelçiliği de var.
  • 1943 yılında bombalanınca yarısı ayakta kalan Kaiser Wilhem Anı Kilisesi (Gedachtnis Kirches) eminim dikkatinizi çekecektir.
  • 1945 yılında ABD bombardımanı sonunda sadece 14 hayvanın canlı kaldığı dönemin bence en ünlü hayvan hapishanelerinden Berlin Hayvanat Bahçesi’nde bugün 1414 türden 15 bin hayvan bulunuyor. Bu hayvanların mutsuzluğuna, çaresizliklerine şahitlik etmek isterseniz buyurun gidin.
  • Eski batı – doğu Berlin sınırında kalan Kreuzberg aslında Türklerin mahallesi olarak bilinse de yavaş yavaş turistik bir semt oluyor. Tor metro durağından dışarı çıkınca önünüze Saz Kahve, Karadeniz Balıkçısı, Dönerci Ahmet, Berber Yasin, Yıldız Çiçekçisi çıkacaktır. Bu semtten uyuşturucu temin etmek de mümkünmüş.
  • Holokaust Soykırım Yahudi Anıtı’nı Peter Eisenman 19 bin metrekare alana 2 bin 711 beton blokla hazırladı. İlginç bir eser ortaya çıkmış.
  • Check point Charlie olarak bilinen turistik nokta aslında diplomatlar için doğu ile batı arasında kritik bir geçiş kapısı imiş. Bugün de orada Rus veya ABD askeri kılığında 2 Avro bahşiş karşılığı elinde bayrak ile poz veren gençler muhtemelen Türktür.
  • Üstleri rengârenk ilginç resimlerle süslenmiş duvar müzeleri de birçok ziyaretçinin uğrak yeri.
  • Postdamer Berlin’in modern yüzü. Cam ile çeliğin ve yükseltinin buluştuğu yer.
  • “Unter der Linden” (Ihlamurun Altında) Bulvarı üstünde 1,5 kilometre boyunca birbirinden şık tarihî binalar dizili.

Kısa Kısa Berlin:

  • Havel ve Spree nehirleri arasında bataklık bölgede kurulan Berlin, Avrupa’da Londra, Roma ve Paris’ten sonra en fazla gezgini kendine çeken kent olmayı başardı. Altıyüz civarında sanat galerisi, 168 müzesi, her gün 1500’e yakın aktivitesi, batının yeniliklerini doğanın gelenek ve kuralları ile bağdaştırarak her gün daha fazla ilgi topluyor.
  • 182 çeşit etnik gruptan oluşan Berlin halkının %60’ı ateist ve yarısı 35 yaşın altında olduğu ifade ediliyor. Berlin’de 300 bine yakın da türk yaşamakta.
  • Doğu Almanya’nın çim biçme makinesine benzeyen iki silindirli plastik ve suntadan yapılan kutu şeklindeki “Trabi” diye adlandırılan otomobillerle bugün turistler arka arkaya sıralanıp Berlin şehir turu yapıyor.
  • Her yıl şubat ayında gerçekleşen Berlin Film Festivali artık “Cannes” kadar ilgi çekiyor. Festival sırasında Matt Damon’u, Tom Cruise’yi kahvede otururken veya dükkandan alışveriş yaparken görebilirsiniz.
  • Alman Grimm Kardeşler, Berlin’de yazdıkları çocuk romanları ile Pamuk Prensesi, Cinderella’yı ve Hansel ile Gretel’i yarattılar.
  • Ünlü alman filozof Hegel’in sık sık ziyaret ettiği Kantstrasse’deki Hefnel Kahvesi’nde siz de sıcak bir kakao ile sütlü kahveyi yudumlayabilirsiniz.
  • Berliner, beyaz toz şekerle tatlandırılan daire şeklinde içi meyvalı reçel ile dolu bir hamurdan bir kızartmadır. Deneyin. Aslında almanlar çok bira içer. Bu ülkede 1300 bira fabrikasında 5 bin farklı marka bira üretilir.
  • Berlin kentinin sembolü Karadeniz’de köylülerin sık sık acımadan tehlikeli bulup vurduğu ayıdır. Bu coğrafyada ayı figürlerine sık sık rastlayacaksınız.
  • Berlin’de yılbaşı çılgınca ve bence aptalca kutlanılır. On binlerce insan saatlerce soğukta Brandenburg Kapısı’nda bekleşir. O gece her köşede korkusuzca atılan ve fırlatılan havai fişek ve diğer patlayıcılara harcanan para ile herhalde Afrika’da açlar dört ay boyunca doyar. Ayrıca Berlin’i bir anda genzinizi yakan savaş alanına çeviren gazlar da cabası. O gece yüzlerce kişi yaralanarak hastaneye kaldırılıyor. Ambulanslar hiç durmuyor.
  • Berlin sokaklarında sık sık pembeye boyanmış ve yollara paralel uzanan tuhaf kalın su boruları göreceksiniz. Bunları inşaatlar kullanıyormuş.
  • Berlin Avrupa’nın en önemli eşcinsel topluluğunu barındırır. Özellikle Martin Luther ile Motz sokaklarının bulunduğu bölgede toplanırlar. İdeal alman ırkını yaratmak isteyen Hitler’in emri ile pembe davut yıldızı ile işaretlenen 100 bin eşcinsel 12 yıl boyunca sorgulandı, toplama kamplarına gönderildi. Bir kısmı ise evlenerek kimliğini saklamayı başardı. Oysa eşcinsel Prusya Prensi George Berlin’de iki tiyatro sayesinde eşcinseller arası bir kültür bağı bile oluşturmuştu. Berlin’de bir de eşcinsel müzesi bulunmakta. (http://www.schwulesmuseum.de)
  • Dünyada en fazla köprüye sahip kentin de Berlin olduğunu okudum.
  • Berlin’in de tarih kokan bir Pera Palas’ı var. Adlon Oteli. Burada Marlene Dietrich, Charlie Chaplin, Bertolt Brecht gecelemiş.
  • 1961 yılında Berlin’i ziyaret edip konuşmasını ünlü “Ich bin Berliner” sözü ile bitiren ABD’nin efsanevi başkanı John F. Kennedy, Berlin’e olan hayranlığını şöyle ifade etmiştir.
    “Beyaz Sarayı terke etme zamanım geldiğinde, halefim için çalışma masasının çekmecesine, üzerinde ‘Sadece depresyona girdiğiniz zaman açınız’ yazan bir zarf bırakacağım. Bu zarfın içinde de ‘Berlin’i ziyaret edin…!’ yazan bir not…”
  • Berlin’in en önemli yüksek eğitim kurumu olan Humboldt Üniversitesi’nde Albert Einstein hocalık yapmıştır. Öğrencileri arasında Karl Marx bulunmaktadır. Karl Marx, Friedrich Engels ile ünlü komünist manifestosunu Berlin’de kaleme almıştır. Humboldt Üniversitesi’de yapılan çalışmalar 28 bilim adamına Nobel ödülü getirmiştir.
  • Pazar günü Berlin’de ise Mauerpark bit pazarını ziyaret edip oradaki 1500 kişi ile birlikte bira ile sosisi midenize indirebilirsiniz.
  • Düz Berlin’i en rahat turlamanın yolu bisikletten geçiyor (Günlük bisiklet kirası 10 avro). Bisiklet kullanana trafikte daima saygı var.
  • Berlin Filarmoni Salonu’nda hemen hemen her gün çeşitli konserler var. Bir saat önce gidip gişeden bilet almanız mümkün! Kat kat ahşap bölümlere ayrılmış salon etkileyici, akustik mükemmel, o akşamki konserin içeriğini bilemem. Salonda en ucuz yer 20 avro.
  • Bir milyon kişinin katılımı ile dünyanın en büyük tekno-partisi Berlin’de gerçekleşiyor.
  • Berlin’e Frankfurt gibi büyük bir havalimanı yapılması kararlaştırılır ama bölge halkı bunu istemez. Dava üzerine dava açarlar. Yıllarca bu proje ertelenir. Bu havaalanı artık her an açılabilir.
  • Berlinli şımarık kadınlar üzerinden kürkü çıkarmıyor. Sanki hayvan leşleri onları güzelleştiriyor. Oysa ki bir kürk için ortalama 30-50 hayvan canlı canlı öldürülüyor.