Murmansk

Bu kez hedefimde dünyanın artik dairesi içindeki en büyük şehri var, Murmansk. Henüz dünyayı saran korona korkusu geçmemişti. Oturma izni olmadan, gezmek amacı ile biz Türklere kapısını açan sadece birkaç ülke vardı. Ukrayna ve Belarus gibi.

            Ama Rusya’da  biz gezginlere yeşil ışık yakınca o gün hemen Saint Petersburg üzerinden  Murmansk uçak biletimi satın aldım. Önce Şişli Etfal Hastanesi’nden korona testi raporunu İngilizce olarak çıkarttım. Burundan ve ağızdan numune alındı.

            Sağolsun sanatçı dostum Nesrin Çetinel de bana katıldı. Daima uyumlu bir arkadaş gezilerde, hele uzun gezilerde çok yararlı oluyor.  Ama dört gün içinde uçak biletlerinin fiyatı iki katına çıkmıştı bile.  

            İstanbul Havalimanında sabah 08’de inanın in-cin top oynuyor. Meğer nedense saat 11’e kadar hareket eden uçak yokmuş.

            Neyse, uçağımız hemen hemen tamamen Ruslarla dolu. Uçuş 2,5 saat. İkram paketlerde veriliyor. Hatta yanınızdaki ile aynı anda maske çıkartmak bile yasak. Sıra ile maskeyi indirip sandviç ve kekinizi yemeniz isteniyor!  

            St. Petersburg Havalimanına alçalıyoruz. Ama iner inmez uçaktan çok tuhaf sesler geliyor. Uçak pistin bir köşesine yanaşıyor. Bir saat kadar heyecan içinde bekliyoruz. Neticede uçağımızı park alanına çekiyorlar.

            Daha sonra uçağa Rus sağlık memurları biniyor ve tek tek raporlarımızı ve doldurduğumuz formları inceleyip ondan sonra uçaktan inmemize izin veriliyor.

            Bu arada en az iki saat kaybettik. Aeroflot kontuarına koşuyoruz. Murmansk uçağımız saat 17’de ve tehlikeye giriyor. Bir de üstüne valiz sorunu çıktı. Aeroflot en fazla 10 kilogram ve onların ölçülerine uygun ufak bavulları uçağa kabul ediyor, bizim bavulların her biri için 23 dolar ek para ödetiyorlar. Son anda uçağa biniyoruz. Murmansk uçuşu tam 2 saat, diğer yandan uçak yeni ve rahat!

            Murmanks’a doğru alçalmaya başlıyoruz, bulutların içerisinden yüzlerce göl ve çam ormanları seçiliyor. Havalimanın çıkışı çok iptidai, sanki kulube gibi, kendinizi bavulunuzla bir anda dışarıda bulunuyorsunuz. Ama giriş terminali daha modern idi.

            Şehre gitmek için “taksi” tek seçenek. Yolumuz tam 40 kilometre, nihayet artik daire içinde kurulan en kalabalık kentteyiz. Bu kentin burada olmasının esas nedeni elbette “limanı”, burada deniz donmuyormuş. Rusya’nın Atlas Okyanusu ve diğer denizlere serbestçe açılan tek kapısı!

            Soğuk, karanlık ve 9 ay süren bol karlı kışlarına rağmen çok işlek limanı burada yaşamı devam ettirmiş. Ama açık kış geceleri yollara kadar inen rengarenk “kuzey ışıklarını” da unutmayın.

            Aslında Finlandiya’nın Laponya’sında İsveç ve Norveç’in kuzeyinde binlerce ziyaretçiyi çeken kış aktiviteleri burada daha ucuza gerçekleşebiliyor. ,

            Ancak alt yapı ve turizm tanıtımları yetersiz. Örneğin Sami Köylerini ziyaret, Husky köpekleri ve geyiklerle kayak gezintisi. Diğer yandan henüz çok fazla turistin gelmemesi,  bu coğrafyada otobüs dolu turist görmeden gerçek yaşamın incelenmesi açısından Murmansk bir fırsat! Sonra halkı ziyaretçilere çok değer veriyor. Hele bir şey sorun, işini bırakıp sizinle geliyorlar.

            Murmansk Norveç ile Finlandiya sınırlarına yakın. Barents Denizine ise sadece 12 kilometre. Eski adı “Romanov Murmane.” II. Dünya Savaşında Amerikalıların Ruslara yardımı bu liman kanalı ile yetkili mercilere ulaştırılmış.

            Airbnb sayesinde bulduğumuz daire yine o tipik Sovyet binalarından! Ama bu apartmanlar eski Sovyet kentlerinde sıra ile yenileniyor. Apartman tepelik bir konumda olduğu için başta liman olmak üzere  balkondan harika Murmansk manzarasına sahip.

            Aylardan Ağustos,  hava ancak gece 02 gibi şöyle bir kararıyor. Nesrin ile kendimizi hemen dışarı atıyoruz. Halkın ekonomik durumu pek parlak değil, Yaşlı insanlar, bakkaldan ancak günlük ihtiyaçlarını satın alıp ellerinde fileleri yüzlerce basamak tırmanıp daha ucuz olan tepe üstündeki evlerine çıkıyorlar. Zaman zaman basamaklara oturup dinleniyorlar.

            Her taraf yeşil, rengarenk kır çiçeklerini görmek ayrı bir mutluluk. Çocuk parkının yanındaki banka çöküyorum. Etrafım güvercin, karga ve mantı ile dolu. Kuşlar her an yaşamın içindeler. 

            Bir yaşlı adam kalın bastona sarılmış. Belli ki baston oldukça sert ve ağır bir ağaçtan yapılmış olmalı.

            Göğü pembe ve mor aydınlatan akşam güneşine karşın hava serin. Gökyüzündeki değişik  renkler beni şaşırtıyor. Dağların arkasındaki yangın alevi gibi kızıl kahverengi ışıklar pastel renkli binaların pencerelerinde parıldıyor.

            Sabah 6’dan beri ayaktayız. Macera ve endişe dolu bir gün yaşadık. Ertesi sabah tanıştığımız Kırgız şoförümüz Mira bizi alıyor, kenti tanımak üzere yola koyuluyoruz.

            Murmansk aslında 1915 yılında kurulmuş, stratejik önemi nedeni ile II. Dünya Savaşında Almanlar bu kenti ele geçirmek için çok gayret etmişler ama başaramamışlar. Murmanks sürekli bombalanmış yerle bir edilmiş ama halk direnmiş bu yüzden Sovyetlerin en kahraman 10 kenti arasına alınmış.

            Gelelim kentin ziyaret edilmesi gereken noktalarına! Lenin Nükleer Dalga Kıranı dünyada bir ilk. Yıllarca Rus kargo ve artik araştırma gemilerine yol açmış. 1989 yılı sonrası ise emekli olmuş. Bugün ise limanda ziyaretçilerini bekleyen sessiz bir müze!

            Kentin ana caddesinde yer alan Sovyet Kahramanları’nın adına yapılan etkileyici asker anıtının önünden ana meydana ulaşırsınız. Yeşil tipik binası ile Murmansk Tren İstasyonu da burada. Buradan St. Petersburg trenle tam 24 saat sürüyor.

            Rusyanın ikinci en uzun heykeli 35 metrelik dev Alyosha,  gemilerle dolu tablo gibi Kola Körfezine bakıyor. Önünde ikinci Dünya Savaşının isimsiz kahramanları adına bir meşale sürekli yakılıyor.

            Daha sonra sempatik Semyonovskoe Gölü önünde bir mola verin. Göle bakan bir kuş heykeli sizi selamlayacak. Kışın donan Gölün üstünde buz pateni yapan Murmansk halkı kayak ve kızaklar ile gölü dolduruyor. Hatta buzu delip balık avlayanlanlara rastlanıyor.

            Saviours Ortodoks Kilisesi’ni gezmenizi hararetle  öneririm. Bir defa Semyonovskoe Gölü’ne hakim bir tepede, bir park içinde, küçük çok sempatik,  her ortodoks kilisede bulunan ikonoların dışında tavanlara kadar ortodoks inanışı  içerikli tablolar asılmış. Bir köşeye oturup ziyaretçileri izliyorum. Hemen hemen tamamı yaşlı kadınlar, bir tanesi elindeki bezle tek tek çerçeveleri temizliyor, böylece de  “sevap” kazanıyor. Zaten Rusya’da hemen hemen her işi kadınlar yapıyor!

            Biraz ilerisinde Deniz Fenerini andıran tuğla bir kule bulunuyor. Kursk Denizaltı kazasında hayatını kaybeden 118 denizcinin anısına dikilmiş.

            Teriberka Barents Denizi kıyısında ilginç bir kasaba. Murmansk’a 140 kilometre. Çarlık Rusyası’nda burada çok zenginlerin evleri hatta şatoları varmış. Sovyet Döneminde hepsi terk edilmiş. Şimdi ise bu coğrafyadaki tuhaf yerleşim turizme kazandırılmaya çalışılıyor. Yolunu yeniliyorlar.

            Norveç sınırındaki Nikel Kasabasında Ruslarca terk edilen bir sanayi tesisi ekolojik kirlilik yüzünden Norveç ile Rusya’nın arasını iyice açmış.