PATTAYA’DAN GÜNEYE “KOH CHANG”

Tekrar Tayland’a uçmak zamanı geldi deyip değerli arkadaşım, opera sanatçısı Gülderen Kazmagil ile THY Bangkok uçağına kendimiz atıyoruz. Uçuş gidişte 9,5 saat kadar. Ama dönüşte bir saat uzun. Uzun yolculukta ilaç alıp en güzeli uyumak, hele birde uçakta yanınız boşsa!

Bangkok Havalimanın en alt katından Pattaya’ya her saat başı otobüs kalkıyor. Salonun ucunda da geniş bir yiyecek ve içecek bölümü bulunuyor. O kadar çeşit, meyveli, baharatlı, kakaolu, hindistan cevizli, kivili, naneli, tarçınlı, zencefilli içecek var ki! Keşke hepsini deneyebilsek, ama bizce en bilinen, en sorunsuz olan galiba “haşlanmış pilav”. Pattaya otobüsüne biniyoruz. Yol boyunca yeşil alanların arasına gecekondular sıralanmış. Yolculuk iki saat kadar. Pattaya’nın rutubetten siyah suratlı çirkin binaları bizi karşılıyor. Tüm kablolar üstten geçirilmiş ve inanın görüntü çok çirkin. Bir zamanlar Türkiye’de öyleydi, hatırlar mısınız,  fotoğraf çekemiyordunuz, Türkiye’nin en ilginç kentlerinden olan Mardin’de bu kabloların kalkması için ben mücadele vermiştim!

Pattaya Bangkok’un 150 kilometre Güneydoğusu’nda beş bin kişilik bir balıkçı kasabası iken Vietnam Savaşı esnasında Amerikan askerlerinin stres atmaları, dinlenmeleri ve ön tedavileri için burası merkez seçilmiş.

Dört kilometrelik uzun sahil şeridi ile gemilerin yanaşmasına uygun konumu, Tayland Körfezinin azgın dalgalarına da kapalı olması bu seçimde önemli bir rol oynamış.

Pattaya hızla gelişmiş ve büyümüş.  Savaş sonrası çok sayıda Amerikalı asker evlenip buraya yerleşmiş ve Pattaya Tayland’ın en önemli turistik merkezlerinden birisi haline gelmiş. Taylandlı kızların eşlerine bağlılığı, hizmet anlayışı, uysallığı, şefkati bu tabloda etkili olmuş.  Ama kentin yapılaşması maalesef “kötü.” Sahilde hemen hemen her yapı bir otel. Çok sayıda otelin bulunması nedeniyle rekabet yüzünden fiyatları düşürüyor. Mevsim dışı oda ücretleri sadece 20-50 dolar kadar.

Pattaya ayrıca uçuk eğlence merkezi olarak da ün yaptı. Maalesef sahil yolu akşamları yüzlerce genç kız ile doluyor. Müşterileri ise çapkın ve yaşlı Avrupa ile Amerikalılar. Ama manzara sahiden çirkin. Çocuklara acıyorsunuz.  Ortaya açıkça bir “et pazarı” sunulmakta. Doksan yaşında şişman bir Alman dede 16 yaşında ufak tefek bir kızla rahatça el ele yürüyor. Kucak kucağa oturuyor, daha ilginci buna devlet hiç ses çıkarmıyor. Hatta kızların aileleri de bu şekilde bir para kazanma yöntemini destekliyormuş!

Kanalizasyonların denize verilmesi, yakındaki petro kimya tesisleri sayesinde Pattaya sahilinde denize girmek artık çok zor. Pattaya’dan ancak 30 kilometre kadar uzaklaşırsanız sağlıklı ve temiz bir denize ulaşırsınız. Pattaya aslında iki ana caddeye sahip. Sahildeki “Beach Road” ve paralelindeki “Second Road”. Hintliler bu coğrafyada bilhassa ticarette oldukça önemli bir rol oynuyorlar. Ayrıca, Pattaya Çin, Japon, Rus ve Türkiye  dahil Avrupalı ziyaretçilere kapılarını açmış. Yollarda motosiklet hareketi fazla, buna paralel olarak trafik kazası oranı da yüksek. Alkazar Tiyatrosu’nda günde üç defa Saat 12, 15 ve 17’de uluslararası bir “Gösteri” sergileniyor. En kolay ulaşım aracı motosiklet ile.  Diğer ucuz ulaşımı sağlayan Tuk Tuk’ların güzergahı üstünde tarifesi sadece 10 baht. Ama ana yoldan uzaklaşırsanız işte o zaman taksi tarifesine dönüşüyor.

Tayland’ın her köşesinde 24 saat açık tutulan 7-11 dükkanları bulunuyor. Pattaya’ya yerleşen yüzlerce emekli Türk’ün bulunduğu söyleniyor. Elbette yaşam bu coğrafyada daha ucuz ama Türkiye’den gelen emekli maaşı ile burada konforlu bir hayat sürdürmekte bence hayal. Belki mutfaksız tek odalı bir evde ekonomik bir yaşam seçilebilinir.  Bu arada Pattaya’da Türk lokantaları da mevcut.

Gecelemek için Nautical Inn Otelini seçiyoruz. Sahibi bir amiral olan bu otel Pattaya’nın en popüler iki paralel cadde arasında geniş bir araziye sahip. Ana kapısı sahil yolunda. Güzel ve bakımlı bahçesinde çok sayıda kuş uçuşuyor.

 Gece hayatı dışında da Pattaya’da görülecek yerler elbette var.

  • İlginç bir mimariye sahip Vilharn Thip Çin Budist tapınağı Ang Silla koyu manzarası da sunuyor. Boyları 35 metreyi bulan kırmızı beyaz ejder figürleri doğrusu görülmeye değer.
  • The Sancturacy of Truth, Prasat Satchatham (Doğruluk Tapınağı) 105 metre yüksekliğinde 250 ahşap ustası tarafından yıllar içinde hazırlanmış. Tapınağın içinde yedi yaratıcının ahşap heykelleri yer alıyor. Cennet, dünya, baba, anne, ay, güneş ve yıldızlar.
  • Kültürel gösterilerin gerçekleştiği Nong Nooch Köyü’nde 9 bölümlü bir tropikal bahçe ile suni bir göl var. Ayrıca burada geniş bir orkide bahçesi, fil gösterileri, spor araba koleksiyonu bulunuyor.
  • Pattaya’ya yakın Xoh Lam Mercan Adası beyaz kumlu plajı ile ünlü.
  • Mini Siam Miniatür Parkında Tayland’ın ünlü yapıların 1:25 ölçeğinde maketlerini bulabilirsiniz.
  • Büyük Buda Tepesi’nde 18 metrelik dev buda heykeli ve Konfüçyüs’e adanmış Wat Phra Yol Tapınağı bulunuyor. Bu yükseltiden sahil ve okyanusun manzarası harika doğrusu.
  • Pattaya’nın gece hayatına ortak olmak isterseniz “Walking Street” lokantaları, dükkanları, go-go barları ve konser alanları sizleri bekliyor!

Pattaya’dan artık Güneye doğru yola çıkma zamanı geldi. Maalesef sokaktakiler İngilizce bilmiyorlar. Bilenler de sorduğumuzu pek anlamıyor. Yanlış bilgi verip sizi şaşırtıyorlar.  Bizi doğru Bangkok otobüslerinin kalktığı terminale götürüyorlar. Derdimizi anlatmak için iki saat kaybediyoruz. Sonunda Rayong-Chanthaburi-Trat ve Koh Chang istikametine kalkan minibüslerin bulunduğu ofisi buluyoruz. Minibüs rahat, şoförün eşi de yanında ve sürekli kocasını besliyor. Otoyoldan giderek 4,5 saat sonra Chanthaburi’ye varıyoruz. Hemen otobüs garının yakınındaki daha yeni hizmete giren Chanthaburi Central Otel’e yerleşiyoruz. Gülderen ile dışarı çıkıp seyyar satıcıdan bolca tavuk budu alıp sokak köpeklerini doyuruyoruz. Belediye Binası önünde yer alan kralın fotoğraflı panoları ve heykeli ile sahiden çok gösterişli. Her kente girişte kralın resminin bulunduğu kemerler dikkati çekiyor.

Sabah yine Chanthaburi Otobüs Terminalindeyiz. Bankta oturan fırça saçlı öğrenci ile yanındaki ihtiyar beni dikkatle süzüyorlar. Belki ikisi de diyalog başlasın istiyor. Tropik kuşların ve cırcır böceklerin sesi ortamda dalgalanıyor. Bir köpek sürüsü yaklaşıyor. Belli ki açlar, onlar için kahvaltıdan sosis almıştık, atıyoruz. Bazıları bizden çekinip yanaşmıyor. Siyah olanı diğerlerine hırlıyor. Seyyar satıcı bir köşede onlarca çeşit, paketlenmiş rengarenk yemiş ve kurutulmuş meyve satıyor. Ayçiçeğini bile balla karıştırmışlar.

Kırlangıç gibi özgürüm, çingene ruhlu bir yeryüzü tutkunu olarak hep yolda olmak beni yorulsam da mutlu ediyor!

Trat minibüsü hareket ediyor. Güneye gidildikçe yeşil artıyor. Trat’a giriyoruz ve başka bir tuk-tuk’la bizi Fil Adası’na (Koh Chang) götürecek feribot iskelesine doğru yola çıkıyoruz. Hanım şoför oldukça hızlı gidiyor. İskele çok hareketli. İlk defa  başta Japon ve Rus olmak üzere gezginler görüyoruz. Saat 06.30 ile 19.00 arası her yarım saatte bir feribot adaya hareket ediyor.

Birden yağmur bastırıyor ama hazırlıklılar. Hemen geminin önüne baştan başa naylon geriyorlar. Kırk dakika sonra “Koh Chang Adası” tüm sivri yeşil dağları heybeti ile görünüyor. Sevimli ve sakin bir ada.

İskelede arabalar tek tek adaya iniyor. Birden herkes gidiyor. Sırt çantalı Rus bir çocuk, elinde yeşil bavulu ile bir Japon kız ve biz öyle ortada kalıyoruz. İskelede bekleyen Tuk-Tuk dolmadan kalkmıyor. Yarım saat sonra bizi başka bir Tuk-Tuk’a geçiriyorlar, nihayet yola koyuluyoruz.

İlk durak olan White-Sand Beach’de iniyoruz. Burası adanın ilk kurulmuş en hareketli yerleşim merkezi. Adı üstünde beyaz, uzun bir kumsala sahip. Sahil boyunca oteller, pansiyonlar, barlar, dükkanlar, seyahat acentaları sıralanmış!

Sonrada dernek arkadaşımız Mete Darcan’ın tavsiye ettiği Banpu Tesislerini bulup yerleşiyoruz. Her yerde ahşap kullanılmış, zevkli bir ortam yaratılmış, odalar geniş, lobisi ve bahçesi güzel, sahilinde yüzmek de mümkün! Fiyatı da doğrusu ucuz idi!

Koh Chang, Tayland’ın en büyük ikinci adası ve beş bin kişiyi barındırıyor. Eskiden hippilere hizmet verirken bugün kıyıları lüks otellerle dolmuş ama plaja yakın çok ucuz kulübe ile bungalov tarzı konaklama bulmak mümkün! Özellikle de “Lonely Beach”de.

Koh Chang aslında elliye yakın adalardan oluşan bir adalar topluluğu. Bazılarına göre adanın biri file benzediği için adı “Fil Adası” (Koh Chang) olmuş. Ama adadaki filler buraya sonradan getirilmiş. Maalesef altı farklı kampta bu filler insanları taşımak,  eğlendirmek zorunda. Adanın %70’i bozulmamış yağmur ormanları ile kaplı. Adayı çevreleyen Andaman Denizi’nin mercan kayalıkları ile zengin deniz yaşamı dalış meraklılarını celbediyor.

Ulusal park statüsünde olan adada yerleşim daha fazla kumsala sahip batı sahilinde, doğu kısmı ise dağlık ve ormanlık. Yollar adanın coğrafyası nedeniyle dar ve kavisli ayrıca lunapark gibi yollar bir alçalıp, birden bire de yükseliyor. Önümüzü göremiyoruz. Kaldırım yok ve yolun kenarları çok yüksek. Motosikletliler ise başka tehlike! Birde en önemlisi trafik akışı bize göre ters! O yüzden çok dikkatli olmak gerekiyor. Hele yağışlı Haziran-Ekim arası ıslak yollarda araba kullanmak daha da zorlaşıyor!

Koh Mak, Koh Wai ve Koh Kood gibi çevre adalarına gerçekleşen günlük tekne turlarına katılmak mümkün. Adada ziyarete açık dört adette şelale var. Ama benzer tropikal adalarda şelale görmüşseniz bunları pek tavsiye etmem. Girişleri de ayrıca ücretli!

Koh Chang Adası 29 farklı memeli türüne sahip. Japon makakisa yaban domuzu, ufak asya kuyruksüreni, havlar gibi ses çıkartan bir geyik türü “barking deer”, gümüş renkli yaprak maymunu gibi. Timsah, fil ve yılan gösterilere katılıp bu hayvanların istismarına ortak olmanızı ve desteklemenizi istemem doğrusu.

Milli park ilan edilen adada ağaç boyunu geçen yapılanmaya izin verilmemesi çok yerinde bir karar! Dilerim hep uygulanır. Para karşılığında göz yumulmaz. Adanın yemek kültürüne elbette ızgara balık ile karides, çorbalar, balık topları, suşi, tavuk dürüm, noodle gibi deniz ürünleri yaygın.

Koh Chang’dan otobüsle 5 saatte Kamboçya’nın Siem Reap Kentine yani ünlü “Angkor Wat Ören Sahası’na” ulaşmak mümkün. Koh Chang’dan Bangkok’a gitmek için ise otobüsle 5-6 saatlik bir yolculuk gerekiyor.

Koh Chang Adası ile İlgili Bazı İzlenimlerim!

  • Dükkanlara girerken bile ayakkabı çıkartılıyor.
  • Adanın her yanında betondan ama renkli sevimli “fil heykelleri” var.
  • Her köşede bir lokanta var ama bir çoğu faal değildi.
  • Bence adanın en güzel tesisi Mercure Hotel. Öyle çok da pahalı değil. Issız bir körfezde ve mimarisi harika. Personeli de özenle seçilmiş. Ama tek mahsuru merkeze uzak oluşu. Tüm gün burada kalıp “Kum – güneş – deniz” üçlüsüne teslim olup keyif yapacaksınız.
  • Tüm sahili dolaşan tuk-tuklar var. Ücreti sabit ve 100 baht (10 TL). (2017 yılı)
  • Atık sular maalesef sokak aralarından denize akıyor.
  • Turistik eşya satan çok sayıda dükkan var. Tişört, filden anahtarlıklar, şapkalar, tahta heykeller gibi… Yine sık sık para bozdurma gişeleri mevcut. (1 USD = 32 Baht idi (2017))
  • Koh Chang’ın iki adet ilginç batığı var. En önemlisi LST-542 Amerika çıkartma gemisi, 22 Kasım 2012’de Koh Chan’ın güney doğusunda batmış. Otuz iki metredeki batık, dalgıçların her an ilgisini çekiyor.
  • Adada kimse sizi rahatsız etmiyor. Dükkan sahipleri üzerinize koşup yoldan çevirmiyor. Peşinizden ısrarla koşturmuyor.
  • Sırt çantalıların ve gençlerin tercih ettiği biraz bohem, biraz döküntü, biraz çılgın sahil “Lonely Beach” olarak biliniyor. Burada yaşam yavaş ve ucuz!

Dönüşümüzü Trat Havaalanı’ndan başkente Bangkok Havayolları ile yapıyoruz. Otelden sizi lüks bir minibüs ile alıyorlar, feribotla anakaraya geçirip havalimanına kadar bırakıyorlar. (Uçak 100 USD, transfer ise 12 USD idi). Bangkok’a günde üç sefer var. Trat Havaalanı çok sempatik, tertemiz. Bekleme salonunda tüm yolculara açık büfe  zengin ikram bile var. İlk defa böyle bir uygulama gördüm. Tüm personeli güler yüzlü. Uçağa kadar elektrikli golf arabaları ile götürüyorlar.

Bir saatlik uçuşta peynirli, tatlılı, meyveli mükemmel bir ikram bile var. Zaten dünyanın en iyi bölgesel havaalanı seçilmiş!