Tasmanya

Tasmanya Canavarı ile Biliniyor

Bir yaz günü, odamda kaparken bavulumu

Çekecek koltuğumun parmakları kolumu

Her zamanki sesiyle bana “otur” diyecek

Sabri Esat Siyavuşgil

Ama ben hareket insanıyım. Oturamam! Tasmanya beni bekliyor.

Tasmanya Avustralya’nın güneyinde 12 bin yıl önce buzulların erimesi ile ana karadan Bas Boğazı ile ayrılan büyük bir “ada”. Ayrıca Avustralya’nın en ufak eyaleti. Başkenti Hobart “Lovely Planet’e” göre dünyanın en görülesi 10 kentinden biri seçilmiş. Avustrayalılar nedense ada halkını “taşralı”, hatta bir dönem “kendi aralarında evlenen iki başlı insanların diyarı” olarak tanımlamış.

Tasmanya Kristal göllerin, alpin platoların,  sarıçiçekli çalıların, yemyeşil kırların, fundalıkların, valabilerin (ufak kanguru), yumuşak kum tepelerinin, Tasmanya Denizinden kumullarla ayrılan lagün ve havzaların, iri granit kayaların, upuzun el değmemiş beyaz kumsalların, turuncu yosun kaplı kayalıkların, kalem ve huan çamlarının, vombatların (ufakça ayılar), sarı,  turuncu, yeşil, gri, siyah ve beyaz likenlerle örtülü kayaların, yıldız dolu lacivert gecelerin, turuncu karınlı papağanların ve elbette de koalaların ülkesi.

Melbourn’den Hobart uçakla 50 dakika yani,  Ankara ile İstanbul arası kadar sürüyor. Maalesef Tasmanya bu sırada orman yangını ile mücadele ediyordu,  çok kesif duman ile karşılaştık. Kuru olan çalılarda yıldırım alevi ile başlayan yangını bir türlü kontrol altına alamışlardı. Hatta bir köyü boşaltıyorlardı bile. 1967 yılında çıkan benzer bir yangında “siyah salı” diye anılan bir salı günü 62 kişi hayatını kaybetmişti.

Hobart Havalimanında “skybus” olarak isimlendirilen lüks otobüse kredi kartı ile 20 dolar ödeyince yarım saatte başkentin merkezindesiniz. Sydney’den sonra Avustralya’nın en eski ikinci kenti olan Derwent Nehri ile bütünleşen Hobart’ın turistik merkezi “Salamanca Meydanı”. Buradaki eski depolar şık mağazalara çevrilmiş. Gül, yüksük otu, çam karışımı hoş bir koku alıyorum.

Tasmanya tarihine Kısaca Bakalım.

Yıl 1642, 24 Kasım   Ünlü Hollandalı kaptan Abel Tasman buraya ulaşır.
Yıl 1803 Derwent Nehrinin geniş koyunda ilk yerleşim “Van Diemen Toprakları” adı ile  kurulur.
Yıl 1836 Charles Darwin buraya uğrar.
1803 – 1853 Arası  12500 mahkum İngiltere’den buraya gönderildi. Aralarında sadece bir gömlek çalan beceriksiz hırsızlar bile bulunuyordu.
1830 – 1840   Bilhassa kaptanlar, hapishane yöneticileri, tersane sahipleri, sahil boyunca güzel villalar inşa etti. Ünlü aktör Errol Flynn’da burada doğdu. Bu evlerin bugünkü değeri 2,5 milyon dolar civarı .  
1856 Ada artık “Tasmanya” adını aldı.  

Doktor muayene ettiği Hobartlı hastaya

– Size artık ilaçlar fayda etmiyor. Yaşantınızda değişiklik yapmalısınız. Bir sayfiye kasabasına gidip şöyle bir ay dinlenin. Bol bol et yiyip, su için. Sigarayı da günde bir taneden fazla içmeyin.

Bir ay sonra hasta, tekrar doktora geldiğinde yepyeni bir insan olmuştu.

– Doktor bey, bütün öğütlerinizi yerine getirdim. Bambaşka bir adam oldum. Erken yattım. Bol et yedim. Sürekli su içtim. Ancak her gün içmemi söylediğiniz bir sigaraya bir türlü alışamadım. Benim yaşımda bir insanın sigaraya başlaması pek kolay olmuyor. 

Kısa Kısa Tasmanya

  • Tasmanya’nın el yapımı çedar peyniri, leathewood balı ve kabuklu ekmeğini tadın derim.
  • Tasmanya’da gemi yapımı hep önemli bir iş kolu olmuş. Ada’nın % 20’si tarıma elverişlidir. Elma ve kiraz ağaçları bol. Ayrıca mikro iklimde böğürtlen, yemiş, zeytin, buğday,  yer mantarı, safran yetişiyor. Bağcılık gelişmiş.  Meyvesi bol, muz ve elma  çok ucuz. Bazı yöreleri Anadoluyu andırıyor.
  • Tasmanya’nın güneyinde Antartika’ya kadar hiçbir kara parçası yok.
  • Noel zamanı gerçekleşen Sydney – Hobart arası yat yarışı dalında çok ünlü.
  • Hobart Limanı dünyanın en büyük ve derin limanlarından birisi. Burada yatlar, tarihi yelkenliler, balıkçı tekneleri dışında sık sık yolcu vapurlarını da görüyorsunuz.
  • Bu adada evcil hayvanınızı ancak öngörülen belli saatlerde sokakta gezdirebiliyorsunuz.
  • Tasmanya’nın hemen hemen yarısı milli park olarak korunuyor. Tam 14 milli parkı var. Ağaç kesmek, avcılık, arazinin tarıma açılması tamamen “yasak”.
  • Hobart’ın en çok ziyaret edilen noktalarından birisi olan “Salamanca Pazarı” cumartesileri 9 ile 15 arası açılıyor. Zaten Hobart’ta yaşam saat 17 deyince bitiyor. Kahveler bile kapanıyor. Herkes nedense dükkanını,  işyerini kapatıp doğru evine  koşuyor.
  • Hobart ciddi bir otobüs ağı ile bütünleşmiş. Ancak otobüsler yarım saatte bir geliyor. Duraklar numara ile anılıyor. Örneğin “17 numaralı durakta ineceğim” diyorsunuz.  Biletinizi girişte şoförden satın alıyorsunuz. Şehir içi bilet ücreti 4 Avustralya doları gibi.
  • Tasmanya Üniversitesi üç farklı kampüsü ile önemli bir eğitim kurumu. Hatta Tasmanya’nın üçüncü büyük işvereni imiş. Kuruluş yılı “1950”. Deniz kıyısında yer alan IMAS (Institute for Marine and Antartic Studies) gençlerle kısa bir sohbet toplantısı yaptım.
  • Meralarda bol koyun var. Ne de olsa ot bol.
  • Richmond Village, Hobart’a 40 dakika mesafede ve Coal Nehri kıyısında. Kır kahveleri, bol çiçekli kahveleri ile koloni günlerini andıran sessiz turistik bir kasaba. Avustralya’nın en eski köprüsü ile en eski faal Katolik Kilisesi St Johns da burada.
  • Benorong bir hayvan bakım merkezi havasında ama bence kesinlikle hayvanların sömürüldüğü, turistik olarak kullanıldığı, gelen ziyaretçilerin eline yem verilen bir çeşit modern hayvanat bahçesi. Attila burayı  ziyaret etti, ben ise gitmedim.
  • Son Tasmanya kaplanı 1956 yılında hayvanat bahçesinde ölmüş. “Tasmanya canavarı” dedikleri siyah renkli,  domuzdan küçük, köpek benzeri, sinir bozucu bir sesi olan, sinirlenince kötü koku yayan bir “hayvancık”. Çenesi çok kuvvetli, en sert kemikleri bile kırıyor. Hayvanların kürkünü bile yiyor.  Geride hiç çöp bırakmıyor. Yani tam “çevreci”. Zaten her yerde fotoğrafını ve heykelini görüyorsunuz. En büyük et obur,  keseli hayvan imiş.
  • Okyanustan da istifade ediyorlar. Kral yengeçler, kerevitler, kaya istiridyeleri, deniz taraklarını tadabilirsiniz.
  • Tasmanya’nın yerlisi nazik, yardımsever yabancılara saygılı ve adada yaşlı nüfus fazla.
  • Hobart’ın en köklü ve en büyük tesisi “Cascade Brewey” bira fabrikası,  burayı organize bir turla gezebilirsiniz.
  • “Hobart’taki Tasmanya Müze ve Sanat Galerisi” de görülmesi gereken yerler arasında. Ayrıca Hobart’ın Postanesi, 160 yıllık Kraliyet Tiyatrosu (theater royal), 73 odalı, 150 dekar park içindeki Hükümet Konağı başta olmak üzere 90 tarihi yapı ulusal servet kategorisinde koruma altına alınmış.
  • Hobart sırtını Wellington Dağına dayamış. (1270 metre). Oraya kadar teleferik hattı kurulmasına halk hiç sıcak bakmıyor.
  • Port Arthur aslında bugün terk  edilen bir hapishane kampüsü enkazı. Zamanında İngiltere’den buraya  1100 mahkum getirilmiş. Unutmayın 1800’lü yıllarda İngiltere’de sınırsız suç ve fakirlik boy gösteriyordu. Bu hapishaneden kaçmak çok zor imiş. Dokuz kuyruklu kedi ve yüz kamçı cezası bile olağan kabul edilmiş. Son mahkum Port Arthur’u da 1877 yılında terk etmiş..
  • Buraya gelen ziyaretçiler doğal parklarda bir kaç günlük uzun yürüyüşlere de katılıyor. En ünlüsü Mount William Parkı’ndaki 60 kilometrelik overland track.

Perth

Batı Avustralya’nın Başkenti: Perth

Avustralya tek başına kocaman bir kıta. Geniş topraklar,  az da bir nüfus, bu nedenle bu farklı coğrafya daima insanda merak uyandırır. Artık Avustralya’nın görmediğim kısımlarını da keşfetmeye hazırdım. Ocakta okulların sömestr tatilini hesaplayıp programımı hazırlamaya başladım bile. Ne de olsa bu dönem Avustralya’da yaz oluyor.  İstanbul’dan Kuala Lumpur’a THY ile,  Kuala Lumpur’dan Perth’e ise özel bir Malezya Havayolu olan Malindo Havayollarını seçtik. Daha sonradan yol çağrıma uyan uzun yolların tecrübeli gezgini sanatçı Atilla Atasoy da bana katıldı. İyi bir yol arkadaşı insana daima güç katıyor. Zor yolculuklarda zaman zaman yalnızlık insanı ürkütebilir.

THY’nin Malezya uçağı artık kapanmak üzere olan Atatürk Havalimanı’ndan gece 02 gibi hareket ediyor. Uçuş tam 10,5 saat. Ne de olsa ikimizde böyle uzun yolculuklara alışığız. Uçağın arkasında üçlü boş yer bulup yatıp güzelce uyuyorum. Uyuyunca zaman hızla akıyor. Sürekli ekranda uçuş rotasına bakmıyorsunuz,  Atilla ise uyuyamamış ve beni kıskanmış!

Kuala Lumpur’da transfer süremiz sadece bir saat. Ama bizi kapıda  bekleyip diğer uçağa yönlendiriyorlar. Perth uçağı tam dolu, ne de olsa ucuz bir havayolu. Servis de  beklemeyin, tek ikram içine domates salçası sürülmüş bir tuhaf sandviç. Neyse 6 saat sonra Perth’e iniyoruz. Uzun bir pasaport ve gümrük kuyruğu bizi bekliyor. Ne de olsa tatil dolayısı ile çok kişi Batı Avustralya’ya koşuyor. Vallahi bravo ülkemize,  artık ne pasaportta ne de gümrükte bekletiyor.

Avustralya’ya, yaş meyve, tohum,  sebze veya herhangi bir canlı sokmak büyük bir suç. Hele doldurduğunuz formda yok işaretleyip de köpeklerin de yardımı ile bunlardan birini çantanızda yakalarlarsa cezası inanın hapse kadar gidiyor. Ama ekranda görülen yasakların arasında vallahi “fil” de var. Gümrük memuruna soruyorum. “Nasıl fil getiriyorlar ki ?” Yanıt ise şaşırtıcı  “yoksa senin bavulunda fil mi var ?”   

Perth,  Batı Avustralya eyaletinin başkenti. Perth aslında Asya Kıtasına Başkentleri Canberra’dan daha yakın. Yıllar yılı izole bir yöre imiş. İngilizler,  Batı Avustralya’yı Amerikalılar veya Fransızlar ele geçirecek diye korkup hemen harekete geçmiş.

Yıl 1827 İngiliz Kaptan James Stirling buraya keşfe gönderilir.  
Yıl 1829 İngiliz sömürge bakanı Sir George Murray’in İskoçya’da doğduğu kentinin adı ile yeni bir yerleşim merkezi kurulur.  
Yıl 1856 Perth “kent” statüsü alır.  
Yıl 1890 Perth civarında altın bulunur ve böylece göçle nüfus hızla artar.  
Yıl 1901 Fremantle Limanı hizmete açılır.  
 Yıl 1917 Demiryol hattı Perth’e kadar ulaşır.

Artık, katedral, kilise, arkeoloji müzesi ve sanat galerisi gezmek yerine yerli halkın ve yaşamlarının arasına katılmak ve onları izlemek beni daha mutlu ediyor. Perth’in en görülesi yeri olan Kings Park’a kadar uzanıyorum. Aslında burası bir botanik bahçesi ama sadece Swan Nehri ile bütünleşen kentin manzarasını seyretmek için bile gitmeye değer. Tam parkın ucundaki anıtın üzerinde bulunan kitabe tuhafıma gitti. Bir daha bir daha okudum “1914 – 1918 arası Büyük Savaşta halkların bağımsızlığı uğruna ölen Batı Avustralyalıların anısına”,  Yani kısaca Çanakkale Savaşını işaretliyor.

Peki kimse sormuyor mu? Sizin Türk topraklarında ne işiniz vardı? Taa Avustralya’dan gelip niye bizim yurdumuzu işgal etmeye çalıştınız ki?  Bir de şimdi bize demokrasi dersi mi veriyorsunuz. Bu soru onları şaşırtıyor. Parkın bahçesinde oturuyorum, kötü hazırlanmış soğuk kahvemi yudumluyorum.

Eriyen ruhumu yorgun bakışın doldursun!

Kumlar üstünde neşeli kız, yok mu yuvan?

Sen ki sahilde gezen kızların en solgunusun

Uhrevi beldene son yolcu dönerken beni an!

Faruk Nafiz Çamlıbel

Yanımdan boylu poslu bir Avustralyalı kız geçiyor. Yırtmaçlı, nar çiçeği elbisesi ile kuğu gibi bir kız. Yanındaki yaşlı bey ise ağzında pipo ve gözlüğü ile sıradan biri. Bu kez karşımdaki orta yaşlı beyi inceliyorum. Koyu renkli bir takım elbise giymiş. Kumaş ve işçiliğine dikkat edince vücuduna tam oturmadığı görülüyor. Kirpikleri uzun,  grafik eğrisi gibi duruyor, yukarı kalkık. Simsiyah deri ayakkabıları ise güneşte parlıyor. Avustralya günü kutlamaları için halk parka akın ediyor. Meğer akşam havai fişek gösterisi varmış. Yani ekolojiye bir darbe daha. O 10 dakikalık gösteri için harcanan para ile Afrika’da yüzlerce aile açlıktan kurtulur.

Kısa Kısa Perth

  • Perth’i ziyaret etmenin en uygun dönemi baharları yani Eylül ile Kasım veya Mart ile Mayıs arası.
  • Batı Avustralya Sanat Galerisinde Aborjin sanatının baş eserlerini izleyebilirsiniz.
  • Perth kentinin kuruluşunun 200. yıl kutlamaları çerçevesinde Swan Nehri ile bütünleşen 80 metrelik bir çan kulesi dikilmiş.
  • Perth deprem kuşağında olmadığından inşaat maliyetleri düşük.
  • Şehir Swan Nehri ile kucaklaşmış ancak Hint Okyanusu ile mesafeli kalmaya çalışmış.  Okyanusun öfke ve sertliğinden çekinmiş olmalılar.
  • Perth oldukça kozmopolit bir yerleşim merkezi ve burada  özellikle çekik gözlülerin sayısı fazla.
  • Trafik sorunu yok, şehir iyi planlanmış. Geniş caddeleri tertemiz,  her yere sık sık otobüs seferi var. Sokakta “kedi” olmasa da otobüsleri, sarı, yeşil,  mavi kedi (red cat, yellow cat) ismi altında ücretsiz ring seferi yapıyor. Ayrıca metro da var. AVM’lerin önüne çok geniş araç park alanları hazırlanmış.
  • Perth halkı mangal partisi ile biralarından vazgeçemiyor.
  • Perth’in kocaman bir de “akvaryumu” var. Ama lütfen para kazanma uğruna kurulan bu sömürü sistemine destek vermeyin ve oralara gitmeyin. Yunuslar hapiste, aslında hiç gülmüyor, ağlıyor.
  • Sydney ile Perth arasında tren seferleri var ama tam üç gün süren bir yolculuk.
  • Perth’in kargaları kocaman ve iyice evcilleşmiş. İnsanlarla adeta konuşuyorlar. Çift çift dolaşıyorlar.
  • Avustralya’nın en hızlı gelişen kenti Perth şu anda bu kıtanın en büyük dördüncü kenti olmuş bile.
  • Perth senede 3000 saat güneş gördüğü için yazın tatilcileri çekiyor.
  • Dünyanın son yıllarda en fazla dolar milyarderi çıkaran kenti Perth imiş. İyi mi ?
  • Perth halkı inanın çok misafirperver. Kime ne sorarsanız hemen ilgileniyor hem de hiç üşenmeden işini bırakıp çözüm arıyor.
  • Perth açıklarında dünyanın en büyük balıkları yaşıyor, “Balina köpekbalıkları.”
  • Türkler bu coğrafyada daha çok inşaat ve yiyecek sektöründe çalışıyor. Özellikle en fazla kebap ve döner dükkanlarında. Ama sayıları Melbourne – Sydney gibi fazla değil.
  • Perth civarında papağanlar toplu olarak geziniyor. Kangurular da akşam olunca evlere iyice yaklaşıyor ve rahatça otluyor. Bazen ışığa koşunca arabalara çarpıyorlar. Sık sık kanguru kazaları oluyormuş.
  • Perth Türkiye’den tam 5 saat ileride !
  • Avustralya’da trafik İngiltere gibi sağdan.
  • Batı Avustralya’da dışarıda yemek kültürü yaygın. Herkes lokantalara koşuyor.  Evde yemek pek hazırlamıyorlar.
  • Perth’de önem sırası şöyle imiş: önce kadınlar, sonra çocuklar, sonra köpekler, en sonda ise erkekler.
  • Avustralya’da Karavan kültürü çok yaygın. Hemen hemen her evin önünde veya bahçesinde bir karavan duruyor.
  • “Woolworth” bu kıtanın en geniş mağaza ağı.

Cairns

Avustralya’nın Tropikali Cairns

Avustralya’nın kuzey doğusunda bulunan Cairns, başkenti Brisbane olan Queensland Eyaletinin sınırları içinde yer alıyor. 1876 yılında buraya yerleşen İngiliz koloni birlikleri komutanı Wellington Cairns’in adını koymuşlar. Zaten böyle bir gelenekte buralarda yaygın.

Perth’ten Cairns’e uçuş 4,5 saat kadar sürüyor. Ne de olsa Avustralya Türkiye’den yüzölçümü olarak 8 kat büyük.

Havalimanlarında, otobüs terminallerinde hep bir hareket,  hep bir telaş vardır. Burası kocaman kalpli serüvencilerin oyun alanıdır. Bazıları yalnız, bazıları aileleri ile bazıları arkadaşları ile birliktedir. Çoğu uyuklar, buralarda pek konuşulmaz. Çünkü insanlar genellikle yorgundur. Hüzün, acı,  telaş, endişe korku karışımı hisler yaşanır. Karşımdaki bayanı inceliyorum. Yanakları iyice çökmüş, saçları kısa kesilmiş, göz çukurları büyümüş. Alnında derin kırışıklıklar oluşmuş, iri kulakları sanki yarasa kanadını andırıyor.

Özel Jetstar uçağı yolcularını kabul etmeye başladı bile. Uçak tamamen dolu olunca bana yer değiştirme imkanı kalmıyor. Yanıma şişman bir bay düşüyor. Tüm gece uyuyamıyorum. Nihayet Cairns’e iniyoruz. Burada bir haftadır durmadan yağmur yağıyormuş. Ne de olsa burası tropikal iklim.

Cairns denilince ilk akla gelen elbette Avustralya kıtası boyunca bir duvar olarak devam eden tam 2300 kilometrelik yeryüzünün en büyük canlı kütlesi olan “Great Barrier Reef Mercan Topluluğu”. Burada 2900 renkli bağımsız resif,  900 ada ve 400 mercan adası bulunuyor. Hatta bu muhteşem oluşum uzaydan bile görünüyormuş.

Tek hücreli polipler denizden aldığı kalsiyum karbonatı kireçtaşı kabuğuna dönüştürür. Böylece mercanların iskeleti oluşur. Canlı kırmızıdan sarıya, sarıdan siyaha, gök mavisine, çivit ile safire kadar, burada her renge rastlamak mümkün. Mercanların bazıları sert, bazıları ise yumuşak dokudadır. Yiyecek ve yer kapmak için bir mücadele bu ekosistemde sürekli  devam etmektedir. Hele geceleri resiflerde hareketlilik daha da fazladır. Yaşamın devamı için deniz sıcaklığı 20-25 derece arasında olmalı ve güneş ışığı resiflere ulaşmalıdır. Kironlar, salyangozlar, deniz tarakları, ahtapotlar, süngerler, deniz laleleri, deniz anaları, karidesler, deniz hıyarları, deniz yılanları, 1500 çeşit balık, 6  çeşit deniz kaplumbağası ve 240 çeşit kuş resiflerdeki o renkli yaşamın birer parçasıdır.

Kaptan Cook’un gemisi 1770 yılında resiflerin arasına sıkışıp, uzun süre orada kalmıştır. İnsanları tüketim hırsı, atılan naylonlar, sigara izmaritleri,  pet şişeler ve kullanılan suni gübre resiflere büyük zarar vermektedir.

Dünyanın en eski yağmur ormanları da Cairns civarındadır ve 9000 hektarlık alanı kaplamaktadır. En yükseğe en hızlı ulaşan ağaç güneşi yakalar fotosentez olayı sayesinde hayatta kalır.

1988 yılında dünya miras listesine giren yağmur ormanları içine maalesef “Kuranda” adı ile tamamen turistik tuhaf bir kasaba inşa etmişler. Ayrıca üç aşamalı 7,5 kilometre ile dünyanın en uzun havai hattı (skyrail) ve madencilik amaçlı 100 yıl önce inşa edilen 49 viraj, 15 tünele sahip tren hattı ile ziyaretçileri başarılı bir tanıtım ile Kuranda’ya götürmekteler. Maalesef, atılan her adım para kazanma hedefli. Yolda Barron Şelalesi ile 500 yıllık,  60 metre yüksekliğindeki kırmızı ağaç  türlerini ziyaretçilere gösteriyorlar. Ama bu gezinin ücreti hiç de ucuz değil. Hem teleferik,  hem de tren fiyatı 140 Avustralya doları civarı. Cairns’e en fazla ziyaretçi Çin ile Japonya’dan gelmekte.

“Tjapukai” turistik bir aborjin kampı. 25 bin yıl Aborjinler doğa ile barış içinde avcı ve toplayıcı olarak yaşamışlar. Daha sonra beyazlar buraya gelince hayatları alt üst olmuş, onları zorla madenlerde çalıştırmışlar, çoğu da  ölmüş. Her ne kadar günümüzde aborjinlere ve sanatlarına değer ve destek vermeye başlamışlarsa da çoğu mutsuz, şişman,  uyuşturucu ve içkiye başlamış bile.  Hatta genellikle sokaklarda yatıyorlar. Tjapukai Aborjin Kampında geleneksel sanatları öğretiliyor, resim yapma, iz sürme, bumerang kullanımı ve kendilerine has dansları gibi. Belli saatlerde ziyaretçilere dans gösterileri de yapıyorlar ama kampa giriş ücreti yine yüksek.

Kısa Kısa Cairns

  • Cairns merkezine yarım saat uzaktaki Palm Cove oldukça lüks bir kasaba. Avustralya’nın devamlı en güzel ve temiz plajı seçiliyor.
  • Cassowary başı miğferli bir çeşit devekuşu. Ormandaki meyve tohumlarını etrafa dağıtıp ormanı genişletiyor.
  • Denizi genelde dalgalı ve tatsız. Vücuda değince alerji yapan hatta bazıları için tehlikeli olabilen jelly fish ile köpek balıklarından korunmak için denizin bir bölümünü file ile kapatıyorlar.
  • Dükkanlarda aborjin sanat eserleri dışında opalden yapılmış süsler satılıyor.
  • Adı sık sık anılan “Dingo” bir çeşit yaban köpeği.
  • Bu yörede tavşan etine benzeyen kanguru eti ile timsah eti de tüketiliyor.
  • Kurnaz, yaramaz ve miskin kaloların dişileri sadece yavrularını yetiştirmek için büyük bir mücadele verirmiş.
  • Cairns civarında yaşayan Türk sayısı sınırlı. Ama elbette burada da  kebap dükkanı var. Değerli Handan Yıldız Roper ve İngiliz eşi Martin beni ve yol arkadaşım Atilla Atasoy’u bu coğrafyada doğrusu harika ağırladı. Bu arada Cairns Post gazetesinden Chris Calcino benimle röportaj yapıyor ve iki gün sonra yayınlanıyor
  • Günlük “Green Island” turunu almanızı öneririm. Cairns iskelesinden kalkan gemilerle adaya yolculuk 50 dakika kadar sürüyor. Ziyaretçilere para kazanmak amaçlı dalgıç kıyafeti ile dalıp mercanları incelemeleri öneriliyor. Ne kadar öğrenip ne kadar görüyorlar, bilemem. İsterseniz cam dipli özel motorlarla resiflerin üstünde gezdiriyorlar. Ama bence en doğrusu kumda biraz tembelce yatıp, denize girmek. Günde belki 10 sefer yapılıyor,  saat 16.30’da herkes son gemi ile Cairns’e dönüyor.