Uzak Doğu Müslümanları

Babamı kaybedeli iki ay olmuştu ve ben hâlâ ne çalışabiliyor ne de onsuz hayata alışabiliyordum. Oysa hayat devam ediyordu… Yenilenmem ve onun dilekleri doğrultusunda yaşamı kavramam, kendi başınalığıma yeni bir soluk getirmem gerekiyordu…

Daha önceleri de öyle olmamış mıydı?.. Bütün keşiflerimi, kazançlarımı, kayıplarımı sentezleyip yine tek başıma bir çeşit düşünsel metamorfozla üstesinden gelmemiş miydim bunalımlarımın?..

Bir tek yardımcım olmuştu her seferinde… Benim kural tanımaz uzaklara gitme filozofluğum… Buna kurtarıcı‖da denebilir…

Benim için uzaklar; daha önce de Uzak Doğu olmuştu… Singapur ve Tayland kültürünü daha bizde moda olmadan evvel, herkesin delilik‖ diye baktığı yıllarda tanımıştım. Bu kez de uzak‖ olacağına göre, Müslüman uzakları (üstelik Ramazan ayında) incelemek, Uzak Doğu mistisizmi ile birlikte kaçınılmaz oldu.

Malezya Hava Yolları‘nın bir saati Dubai‘de olmak üzere toplam 12 saatte vardığı Malezya‘nın Kuala Lumpur Havaalanı‘ndan Bali‘ye ikinci bir uçakla üç saatte varılıyor. Bali, Endonezya‘nın yayılmış olduğu toplam 13677 adadan bir tanesi… Volkanik dağlardan oluşmuş, müthiş güzellikte 56 palmiye ormanları, kıyıları, nehirleri ile bölgenin en güzel ve turistik adası…

810 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip Bali‘nin hemen hemen tamamı Hindu dinine mensup. Her yer tapınaklarla dolu… Dans etmenin çok önemli bir yer tuttuğu Island of The God – Allah‘ın Adası olarak bilinen Bali‘de gerçek Tanrılar halen faal olan üç büyük volkanik dağ… (Mont Agung, 3142 metre, Mont Batukau, 2276 metre, Mont Batur, 1717 metre)

En son sırayla 1962, 1963 ve 1964‘te lav püskürmüşler… Bali halkı bütün gün tapınaklara yiyecek götürüp tapınmakla meşgul. İkinci meşguliyetleri de hayranlık duyulacak el sanatları… Özellikle ağaç oymacılığı ve batik üzerine görebildiğim en muhteşem eserler burada… Görebileceğim en büyük met-ceziri de Bali kıyılarında gördüm. Sabah yüzdüğüm yerlerde öğleden sonra yürüdüm… Ekvatorun 10 derece altında yeni yeni yağışsız mevsime giriliyordu; ama her öğleden sonra gelen sağanakları büyük bir zevkle bekliyorduk. 32 derece ve yüzde 90 nem taşıyan havada müjdeli ılık duşlardı onlar.

Balililer yumuşak başlı ve güler yüzlü insanlar. Alışveriş için her yerde pazarlık etmeniz gerekiyor. Pazarlık, Uzak Doğu‘nun karakteristiği hâline gelmiş. VII ve XIII. yüzyıllarda Çin, IX. yüzyılda Arap ve Malay denizcileri ticarete alıştırmışlar Bali ve diğer adaları…

Bali‘de hayatımın en güzel gününü rafting‖ ile yaşadım. Yani çalkantılı azgın bir nehirde özel şişirilmiş kürekli botlarla dünyanın en güzel bitki örtüsü arasından heyecanlı, tehlikesiz ve müthiş zevkli bir macera sporu… Bir dağın eteklerinde başlayıp kilometrelerce süren bu büyülü 57 gezi, bizde Antalya‘daki Manavgat Irmağı‘nda yapılıyordu. Şu anda Türkiye‘de bu spor için uygun çok bölge var.

Büyük otel ve tatil köylerinin muhteşem Bali mimarisi ile sentezledikleri tesislerin güzelliğini anlatmak çok zor tabii. Club Med‘de rastladığım Türk aile, sürprizlerden biriydi. İsmet ve Necmiye Sevim çifti, on iki yıl önce her şeyi bırakıp Avustralya‘ya yerleşmiş ve her şeye sıfırdan başlayıp zoru başarmışlar. Dünyanın öbür ucunda bu candan, sempatik dostlarla karşılaşmak benim için büyük bir şanstı…

Bali ve diğer Endonezya adaları kendi dilleri Bahaza, Endonezyan‘ın yanı sıra eski nesil Hollandaca, yeni nesil İngilizce konuşuyor. Bahaza, Endonezyan ve Malay dilinin değişik bir şekli…

Adanın her yerine turlar alabilir, kâh tropikal meyveler kâh acılı Endonezya yemekleri eşliğinde volkanik göllerde serinleyip (birazcık) upuzun palmiyeli kıyılarda cezir zamanı olağanüstü renklerde süs balıklarını yerli halkla birlikte avlayabilir, maymun ormanında maymunlarla şakalaşabilir, gece-gündüz denize ve havuza yağmur sağanak demeden girebilir, bu arada bulutlu havada yanabilirsiniz. Zira güneşte öyle uzunca kalabilmek biraz zor…

Pirinç tarlalarından tapınaklara tırmanırken adanın Hint Okyanusu kıyılarında sörf yapmayı planlayabilir, yollardaki bambuları bile abajur hâline getiren el ustası Balililer‘den çok ucuza ağaç işçiliği alabilir, akşam mesela Sanur‘da Pynuts Disko‘da güzel Balili kızlarla güzel bir gece geçirebilirsiniz…

Club Med ve benzeri tatil köylerinin eğlencelerine de katılabilir, başşehir Denpasar Havaalanı‘ndan diğer bütün adalara uçabilirsiniz…

İftarlık Eğlenceler

Endonezya‘nın yüzölçümü 1 milyon 919 bin 443 kilometrekare. Jakarta‘nın bulunduğu Jawa Adası ise ülkenin Sumatra, Sulawesi, Kalimantan, İrianjaya ve Bali ile birlikte en büyük altı adasından biri. Toplam 13667 adanın 3000‘inde insanlar yaşıyor. Bunlar da 4828 kliometrekarelik bir alana yayılmışlar. Bunların büyük kısmı volkanik dağlarla kaplı. Toplam 300 volkanik dağ var. Bitki örtüleri ise adadan adaya değişiyor.

Ve nihayet Müslüman Jakarta‘dayız. Şehrin merkez görüntüleri, Hollanda ve İngiliz sömürgesi oldukları zamana ait. Az zaman değil 1814 yılından 1914‘e. 1914 yılında Japon işgaline uğramışlar. 1945 yılında da bağımsızlıklarını ilan etmişler. Gelir kaynakları ise yağ, çay, lastik ve baharatlar.

Jakarta‘da herkes oruç tutuyor. İftar zamanı inanılmaz eğlencelerle kutlanıyor. Akın akın iftar yemeği şölenleri oluşturuluyor. Herkesin arabası olduğundan bizim İstanbul‘u aratmayan bir trafik oluşuyor. İftar şölenlerinde bol bol Endonezya yemeği yeme fırsatı buldum.

Bütün Endonezya‘da olduğu gibi Jakarta‘da da yüzde 90 Müslüman‘ın yanı sıra Budist, Hinduist ve Hristiyan (Protestan ve Katolik) bulunmakta ve bunların cami, tapınak, kilise yapılarına her yerde rastlanmakta.

―Pretty Woman‖ filminin çevrildiği Hotel Endonezya‘nın yanındaki otelim Wisata International‘a geldiğimde odamda tatlı bir kart bekliyordu beni. Arzu edersem ―Healty Massage‖ alabileceğimi, bedel olarak da 15 bin Rupiah ödeyeceğimi (1 USD = 1670 Rupiah) bildiriyordu.

Ramazan dolayısıyla akşam saat yediye kadar renksiz ve sinirli bir şehir olan Jakarta, bu saatten sonra şenlik şehrine dönüşüyor…

Karaoke denilen herkesin bant müziği ya da canlı orkestra eşliğinde şarkı söyleyebildiği barlar ve masaj evleri devreye giriyor. Bunlar Jakarta‘nın belli bir semtinde geniş bir alana yayılmışlar. Çoğunluğu oldukça pis görünümlü…

Halkın önemli bölümü sinemalara akın ediyor. Stüdyo 21 diye 6 salondan oluşmuş en ünlü sineması gerçekten görülmeye değer güzellikte ve rahatlıkta. En son Amerikan filmleri de vizyonda tabii.

İnanılmaz güzellikte National Park ve Bird Park yapmışlar. Sıcağa aldırmadan soluk soluğa geziyorsunuz. Teleferik ve su botları ile minyatür Endonezya‘yı büyük bir keyifle öğrenerek geziyorsunuz. Ah İstanbul!.. Jakarta kadar bile imar edilmiş olsaydın, dünyanın en müthiş kenti olurdun…

Ayrıca Disneyland‘ın bir benzerini de yapmışlar. Ve de 137 metrelik zafer anıtını da tam ortaya koymuşlar. Altına da bütün Endonezya tarihini anlatan son derece modern müzeyi oturtmuşlar. O sıcakta turistten geçilmiyor…

Yüksek binalar, oteller, bankalar diğer Uzak Doğu şehirlerinde olduğu gibi yabancı sermayenin güç gösterileri hâlinde. Bunlardan kaçmak ve tarihi yaşamak isterseniz güneydoğudaki Jog Jakarta‘ya gidip tapınaklardan oluşmuş muhteşem bir tarih şehrine kırk dakikada uçakla tur alabilirsiniz. Hayır, bunu da istemediniz; o zaman irili ufaklı adalar turu alıp denizi ve güneşi yaşayabilirsiniz.

Görünür yüzün arkasındaki sefalet Jakarta‘da hemen ana caddenin iki arka paralelinde fark edilmeye başlanıyor. Bu kadar yan yanalık, İstanbul gibi fazla kalabalık olmasından mı kaynaklanıyor acaba?

Bütün Uzak Doğu ülkeleri, Tayland hariç İngiltere, Hollanda ya da Fransa‘nın sömürgesi olmuşlar. Bir tek Tayland, Türkiye gibi kişiliğini korumuş ender ülkelerden biri.

Ve bütün Endonezya‘yı da Coca Cola ve blujin fırtınası sarmış. Üç kanallı (ikisi özel) TV‘lerinde bir yanda mevlit sesleri, diğer yanda tüketim sanayinin alkışları…

İşte Washington benzeri dizaynı, anıtı ve beyaz evleriyle Jakarta…

Malezya Oruç Tutmayanı Cezalandırılıyor

Ülke nüfusunun çoğu Müslüman. Geri kalanlar Budist, Hindu ve Hristiyan. Ekonomileri ve imarı Singapur‘u hatırlatıyor. 1 Amerikan Doları 2,54 Malezya Doları‘na eş değerdi ben oradayken. Malezya Doları ya da Ringit, gittikçe daha da güçleniyor.

VII ve VIII. yüzyıllarda Çin ve Sanserit halkından oluşan Malezya, daha sonra Thai ve Endonezya kültür etkisini almış.

Çeşitli kültürlerin bir karışımı olarak XIX. yüzyılda İngiliz sömürgesi olmuş. Ta ki Japonlar tarafından işgal edilene kadar.

1946 yılında İngilizlerin koruması altında Malaya birliği kurulmuş, daha sonra bu birlik 1948 yılında federasyon hâline gelmiş. 1957 yılında da bağımsızlıklarını ilan etmişler… Şimdi dönelim Kuala Lumpur‘a.

Yeşillik İçindeki Gökdelenler

Evet… Her biri başparmağım büyüklüğündeki damlalardan müteşekkil ekvatoral sağanak altında şehre girerken yemyeşil bitki örtüsünün teknoloji ile nasıl kaynaştırılabildiğini gözlüyorum. Karakteristik gökdelenler sanki Singapur‘la yarışıyorlarmış hissini veriyor.

Kuala Lumpur, 1890 yılında kurulmuş, mimarî olarak Malay, Hint, Çin ve Avrupa kültürlerinin bir karışımı olmuş.

Müslümanlar‘a oruç tutma zorunluluğu getirilmiş. Tutmayan cezalandırılıyor. Hâlbuki Müslümanlık zorlayıcı bir din değil; ama burada her şey kralın isteğine göre oluyor.

Karaoke barlar ve masaj yerleri akşam saat 19:00‘dan sonra burada da devreye giriyor. Ancak Jakarta‘ya oranla çok daha az ve pasifize edilmişler.

Akrep ve Kelebek Çiftliği

Kuala Lumpur‘da gördüğüm en ilginç yerlerden biri de hediyelik eşya üreten bir çiftlik. Bu, bildiğiniz çiftliklerden değil. Akrep, örümcek ve kelebek çiftliği.

Akrepleri, önce özel olarak yetiştirip üretiyorlar, sonra da özel olarak öldürüp kurutup çerçeveleyip hediyelik eşya yapıyorlar. Aynı şeyler tarantula örümcekler ve kelebekler için de yapılıyor. Tüyleri diken diken eden kuzguni siyah akreplerin vıcık vıcık, kıpır kıpır, üst üste bulunduğu havuza yaklaşmaya bile çekindim doğrusu…

Kafatası Müzesi

Burada çok ilginç bir de müze var: Kafatası müzesi. 62 Malezya, özellikle eyaleti bulunan Borneo Adası‘nın bir kısmı ünlü kafatası avcılarının vatanı. İnsanları özel ayinlerle kurban edip kafataslarını saklıyorlar ve bunları süsleyerek ya da içini doldurarak Vudu büyüleri yapıyorlar. İlkel Malaya kabilelerinin en kutsal eşyaları da kafatasları. Ünlü, korku klasiklerine geçmiş Vudu büyülerinin vatanı da Afrika‘da bazı bölgelerle birlikte burası… Museum Negara içinde ayrı bir ücret ödenerek girilen bu kafatası müzesinde kronolojik olaylarla anlatılan bu kafatasları ve hikâyeleri yer alıyor. Gördüğünüz gibi Malezya‘da oldukça iç açıcı şeyler var!..

Yalnız, City ve Country turlar aldığınız zaman göreceğiniz kesin bir şey varsa o da temizlik ve bakımlılık. Ünlü otellerin ihtişamında gezinirken, Doğu‘da Batı‘yı yaşayabiliyorsunuz. Bu insanı boğucu sıcaktan bir nebze olsun kurtarıyor.

Oruç Mecburi Olunca

Endonezya‘daki tapınak egemenliği burada yerini cami egemenliğine bırakmış. Cami ziyaretlerinde turistlere ihrama benzer bir giysi giydiriliyor. İçeri girince de ortalığa serilmiş yarı bitkin, yarı çıplak Müslümanları, namaz ve iftar saatini uyuyarak ya da uyuklayarak beklediklerini görüyorsunuz. Mecburi oruç tutma‖ bu kadar olur.

Kuala Lumpur‘a yakın bir dağın tepesine büyük bir kumar ve eğlence sitesi yapılmış. Hırkanızı alıp yapay bir gölde botla gezinmek, serinlemek ve kumarbazlar için casino sporu yapmak biraz tuzluya da gelse müşterilerinin çoğunun Arap olduğunu düşünürsek önemsiz bir detay olduğunu anlayabiliyoruz.

Örnek olarak bize gezdirilen bir Müslüman evini gezdikten sonra bu iklime bu kadar iyi uygulanmış düşünceyi doğrusu takdir ediyorum. Yerleşme şeklinin merkez dışında çoğunluk tek katlı şirin evler şeklinde olduğu Kuala Lumpur, küçük bir şehir olmanın avantajını yaşıyor. Bütün Malezya da öyle değil mi? Toplam 17 milyonu geniş topraklarda barındırıp organize etmek -hem de sultanlıklarla- birçok şeyi kolaylaştırmış. Böylece ekonomiyi düzeltmek kolay olmuş.

Eh… Ben artık İstanbul‘umu özledim. İyisi, kötüsü, doğrusu, yanlışı. Olsun, benim diyarım ya…

Dönüyorum… Yenilerimle… Edinimlerimle… Özlemlerimle…

Kırgızistan

Epeydir nereden nasıl başlasam diyorum, başlayamıyorum.. Ata yurdu deyip huzuru bulmaktan mı, o bozulmamışlığı bozmamak isteğimden mi, iki eski Türk boyundan Kıpçakların uzantısında ‘tüh’lerimin çokluğundan mı nedir bilemiyorum.. Başladım işte..

11 kişilik grubumuzun altısı (beş hanım ve bir ben) Pegasus’la diğer zengin beş erkek THY ile geliyor.. Ortalama dört buçuk saatlik yolculukla.. Dönüş beş buçuk saat tutuyor, ona göre..

Güler yüzlü tatlı Kırgız kızları karşılıyor.. Rehber Aygerim çok güzel Türkçe konuşuyor.. Zira Türkiye’de okumuş.. Bişkek’e yarım saat mesafedeki havaalanından şehre giderken bize epeyce Kırgızca’daki bizim Türkçe benzeri kelimelerden örnekler veriyor..

193 bin kilometrekarelik ve 6 milyonluk ülkenin SSCB’den sonra bocalayan ülkelerin başında geldiğini, 6 milyonun 1 milyonunun dış ülkelerde çalışıp okuduğunu, ilk bağımsız ve bocalama zamanlarında Türkiye’den giden üçkâğıtçı yatırımcıların onları ne kadar istismar ettiğini, aldattığını da öğreniyoruz..

Bu yüzden bozulan ilişkilerimiz 1995’te ülkenin ünlü halk destanı Manas adına ortaklaşa kurulan Türkiye Manas Üniversitesi ile düzelmiş.. Halen bütün Türk yatırımcılara açık bakir bir ülke durumunda.. Hatta Türkiye’de kapatılan Demirbank, burada en büyük banka..

Gezi rotamız Bişkek, Çolpan Ata, Issık Gölü, Karakol, Bakonbaev, Koçkor, Son Göl ve Burana Kulesi.

TARİHÇEDEN BİR DEMET:

840 yılında Uygur devletini yıkarak kendi devletlerini kuran Kırgızlar, topraklarında Göktürk Kağanlığı, Kırgız Kağanlığı, Karahanlı Devleti, Moğol İmparatorluğu, Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği hakimiyet dönemlerini yaşamışlar.. Karahanlılar döneminde (12. yy.) Müslüman olmuşlar.

1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanmışlar.

Etnik Gruplar: % 64.9 Kırgızlar,  %13. 8 Özbekler,  %12. 5 Ruslar .

% 76 Müslüman, % 18 Hıristiyan, % 2 Budist, % 4 Ateist var..

Çoğunluk Müslüman olduğu halde başı örtülü kadın yok.. “Biz Arap değiliz. Bizim kültürümüzde kadını kapatmak yok” diyorlar..

Ülkesi için çocuklarını feda etmiş KURMANCAN DATKA, Kırgızların manevi kadın lideri, hepsine örnek teşkil ediyor..

BİŞKEK (Bishkek):

Yaklaşık bir milyon nüfuslu Bişkek (Bishkek)’in kuzeyden güneye doğru zenginleşen 26 km.lik uzuuunn ünlü caddesinde ilerlerken sağda solda SSCB’den kalan binalar yine çoğunluğu teşkil ediyor.. Kahramanlık Meydanı ve etrafı dışında yeni yapılar, çarşı, avm ve de android telefon ilânları gözümüze çarpıyor.. Döküntü belediye otobüsleri dikkatimizi çekiyor. Bishkek’te fazla takılmak istemiyoruz..

Amacımız göçebe kültürüne sızmak ve yerinde yaşamak.. Ama tabii ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un müze evine gitmeden olmaz.. Özel izinle girdiğimiz evi, yenilenmiş olsa da Rus mimarisinin izlerini taşıyor.. Mesleği veteriner olan Cengiz Aytmatov, ülkemizde filmi de çekilen “Selvi boylum, al yazmalım” romanı ile çok sevildi.

Kırgızistan’ın Benelüx elçiliğini de yapan ünlü yazar bizim Gata’da tedavi olup Türkiye’de öldü. İki evlilikten dört çocuğu var.. Her bir evlilikten birer kız birer oğlu var. Evini ikinci evlilikten olan oğlu restore edip yenileyerek müze olarak düzenlemiş. Ev, özel arabasından çalışma masası ve kütüphanesine, yatak odasından film afişlerine kadar, duvarlar boyunca fotoğraflara kadar çok güzel döşenmiş.. Arada bizim Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli ile fotoğraflarını görüyoruz..

ÇOLPAN-ATA (Cholpon-Ata):

Çolpan, Türk kozmolojisinde Venüs gezegenine verilen isim. “Çoban Yıldızı” da deniyor. Çok eski mitolojik bir tabir olup ‘Çobanın Yıldızı’ demektir aslında.. Eski Türklerin sürüleriyle yol göstericisi ve koruyucu ruhu olarak göçebe kültüründe çok önemli yer almış..

ÇOLPAN-ATA ve ISSIKGÖL (ISSYK-KUL):

Bişkek’ten minibüsle 2.5  -3 saatlik bir yolculukla, ülkenin tek sayfiyesi Issıkgöl ve merkezi Çolpan-Ata’ya varılıyor.. Yamaçlardaki kaya yazıtları ve ilave odalı mezarlar, göl kıyısındaki plâj çadırları Tanrı Dağları eteklerinde bizi sarmalamaya başlıyor.. Yamaçlardaki kayalar üzerinde hayvan figürleri (keçi, dağ leoparı, kurtlar, kuşlar) dikkati çekiyor.. Keçi bu coğrafyanın en önemlisi imiş, hatta mevsimleri keçilerin yaşantısından esinlenerek tanımlamışlar.. İkinci Yaşam’a inandıkları için mezarların yanına kişisel eşyaların konduğu bir odacık eklenmiş..

Ülkenin kısa süren (40 gün) plâj mevsiminde, kasabanın kızları ellerinde ‘kiralık oda’ yazan küçük pankartlarla yollarda bekleşiyor.. Çadırlar ve küçük kasaba ev ve pansiyonları yanında betonarme işlemeli dev festival merkezi pek sırıtıyor doğrusu..

Neyse biraz Issık gölünden bahsedelim.. Peru-Bolivya sınırındaki Titicaca gölünden sonra dünyanın ikinci büyük dağ gölü. 1600 metre yükseklikte, Tanrı(Tengri) Dağları eteklerinde.. Issık (Issyk), sıcak demek..

180 km. uzunluğunda, 65km. genişliğinde.. En derin yeri 701 metre, ortalama 300 metre derinliğinde.. Levrek, Alabalık, İde balığı, Osman balığı ile çok çeşitli ördeklere, kuğu ve martılara, yazın pelikanlara ev sahipliği yapıyor..

Yolumuz uzun, ilerde Tepke Köyündeki bir çiftlikte ata binilecek, geleneksel çadırda (YURT) geleneksel lezzetler tadılacak.. (Salata, etli çorba, ev yapımı ekmek, ahududu reçeli, tereyağ v. s. )

KARAKOL:

1854’de Ruslar tarafından kurulmuş, 75 bin nüfuslu önemli bir şehri Kırgızistan’ın.. Karanlık yollardan sonra nispeten ışıklı bir yere geliyoruz.. Kalacağımız pansiyon bizi şaşırtıyor, ağaç döşenmiş her odada tuvaleti banyosu olan “guesthouse” iki katlı.. Bu bizim son sefamız olacak, zira daha sonra bu konfor olmayacak.. Hatta Son Göl’de çadırda yatıp tuvaletlerimizi dışarıda yapacağız..

Kırgızların göçebe kültüründen yerleşik düzene geçmesi Sovyetler döneminde köylerde kooperatif kurulması ile başlamış.. Karakol, Issıkgöl bölgesinin de merkezi olarak hayvan pazarlarına ev sahipliği yapıyor.. Çinlilerin inşa ettiği ahşap Dungan Camii ile yine ahşap Kutsal Ruh Katedrali görülesi yerlerden..

Tavuklu beşparmak yemeği yapmayı da öğrenip bu defa Kırıkkalp Kayası ve Yedi Öküz tepelerine doğru yollanıyoruz.. Issıkgöl’ün güneyindeyiz ama biraz dağlara doğru..

YEDİ ÖKÜZ TEPELERİ:

Yeşil, temiz bir doğa ve coşkulu ırmaklar bize eşlik ediyor.. Sonra farklı bir jeolojik oluşumla karşılaşıyoruz.. Hepsinin efsanesi var.. Önce ‘Kırık Kalp Kayası’ sonra yan yana yedi kırmızı tepeden oluşan Yedi Öküz tepeleri ve eteklerindeki at oyunları yapılan mer’a.. Hemen yanında köhne kaplıca tesisleri..

At oyunlarında ise kafası ve ayakları koparılmış bir oğlak için beş atlı genç, at üstünde oğlağı kapıp kuyuya atmak yani gol atmak için canhıraş bir düelloya giriyorlar.. Biri düşüp kolunu kırıyor, hastanelik oluyor.. Oradaki genç ve çocuklara hediyeler verip ayrılıyoruz..

BAKONBAEV:

Artık Issıkgöl’ün daha bakir olan kıyılarında yol alıyor ve kıyıya en yakın yerde tabii ki benim motivasyonumla göle girip ferahlıyoruz.. Sodalı bir göl, fazla soğuk değil.. Issık denmesi bundan sanırım.. Yola devamla yarım kalmış Manas Destanı parkına da uğrayıp ikinci konaklama yerimiz Bakonbaev’e ulaşıyoruz.. Buradaki “guesthose”ımız ikişer kişilik odalar ve ikinci katta iki tuvalet şeklinde.. Bahçesindeki “Yurt”ta akşam yemeği ve votka ikramı bütün grubu mest etti..

KARTAL (Kırgızca BÜRKÜT):

Chui vadisinde “Kartal şov” bizi bekliyor.. Çoğu zaman yavruyken yuvadan çalınıp eğitiliyor.. Bazen de tuzakla büyük olanlar avlanıp dört ay eğitime tabi tutuluyor.. Çiğ et yiyor ve su ihtiyacını kandan alıyor.. Haftada bir su içiyor.. Görme menzili 3 km.. Bu menzildeki tavşan, tilki, fare ve bazen kurtu hareket halinde görüp üstüne pike yaparak ağız ve burnunu kapatacak şekilde kapıyor ve onları nefessiz bırakarak yerde yemeye başlıyor. Yutarak yiyor. Sonra kursağında biriken kemik parçalarını kusuyor..

Kartal eğitmeninin üç ayrı şovu, sonuncusu canlı tavşanın sonu olduğundan kötü oluyoruz ve Chui vadisinden ayrılıp Kızıltuğ’a koyuluyoruz.. Çay ve yemek molasından sonra ‘Yurt’ yapımı öğrenilecek..

‘YURT’ (geleneksel Çadır):

Söğüt’e benzeyen “TAL” ağacının dallarından yapılıyor. Yazın dalların kabuğu soyulup fırında sıcak su buharıyla yumuşatılıyor ve istenen şekilde bükülüyor.. Çok büyük emek gerektiriyor.. Boyası, keçesi ayrı bir alem.. Ama o kadar sağlıklı ve sağlam ki içinde kalmayan bilemez.. Benim Moğolistan günlerim aklıma geldi.. Bitmiş bir ‘Yurt’un fiyatı yedi bin USD imiş..

KOÇKOR:

Üçüncü konaklayacağımız Koçkor’a gelirken yine göl kıyısında karpuzlu konaklama ve tarafımdan göle giriş kaçınılmaz elbet.. Artık Issıkgöl’ü geçtik ve yollar boyunca gündüz 30 gece 15 derece olan hava sıcaklığı azalmaya başlayacak..

Keçe yapımının ünlü olduğu bir kasaba burası..

Koyun yünü hallaçlanıp dövülüyor, üzerine motifler yapılıp sıcak su dökülerek bezli bir hasır ile rulo haline getirilip ayakla eziliyor.. Sonra daha bir sürü işlem.. Ömür törpüsü gibi bir şey..

Koçkor’daki konuk evlerimiz çok şekerdi.. Devletin katkılarıyla normal yaşanan aile evleri düzenlenip organize ediliyor.. Güler yüzlü ev sahipleri kadınlar hizmette kusur etmiyor..

          Burada da ikiye bölündük iki ayrı evde pek rahat ettik doğrusu.. Yine ortak tek tuvalet banyo vardı ama en azından odalarımızda tek kaldık..

SON GÖL (SONG-KUL):

Artık yükseklere doğru yol alıyoruz.. Yılan gibi dar engebeli toprak yollardan geçip 3700 metrede manzara molası veriyoruz.. Sonrasında birazcık daha dar ve engebeli toprak yollardan geçmeye başlıyoruz..

Ve işte SON GÖL.. 3100 metrede dünyanın en yüksek ikinci dağ gölü (Yine Titicaca’dan sonra).. Huzur veren uçsuz bucaksız yaylada öbek öbek çadır kampları.. At, sığır, tavuk, hindi ve ilerde Yak öküzlerinden oluşan bir doğa.. İlerdeki kamplardan soğuk göle giren gençleri görüyoruz.. Batayi Adası’na yakın kampımızda kalacağımız dört çadırdan biri yemek çadırı, diğer üçü 11 kişinin kalacağı çadırlar.. Hanımlar beş kişilik büyük çadırda, beyler üçer yer yataklı çadırda kalacak..

Mayıs sonundan Eylül sonuna kadar kalınan yaylada Temmuz itibariyle sıcaklık gündüz sekiz, gece sıfır derece.. Ama ne gam.. Sobalar kuruluyor.. Kurulmasa bile o yün yataklar ve yorganlarla üşümek imkânsız.. Güler yüzlü candan misafirperver Kırgız hanımları yine el pençe divan.. Çadırların uzağında, arkasında su bidonu bağlanmış bir alaturka tuvalet ve diğer uzağında etrafı brandayla çevrili, tepesinde su bidonu olan üstü açık “banyo” var..

Bu arada ishal olan ben elimde su şişeleri ve ıslak mendiller ve tuvalet kâğıdı rulolarıyla sürekli doğaya taşınıyorum.. Gündüz ata binme, at sütü sağma, kımız yapma etkinliklerinden sonra gece çadırda kalmayı gözü yemeyen dört erkek vatandaş Koçkor’a inince iki ayrı çadırda iki erkek olarak saltanatımızı ilân ediyoruz.. Hanımlar o kadar sağlam ve eğlenceli çıktılar ki, giden erkekler adına utandım doğrusu..

Neyse biz devam edelim.. Atlar, sığırlar ve koyunlar sürü halinde mutlu mesut yaylaya getiriliyor.. Atlar dışında diğer hayvanlar gece serbest bırakılmıyor, etrafları bir çitle kapatılıyor.. Erkek atlar gerekince kesiliyor.. Dişi atlar sağılırken arka ayakları bağlanıyor. At sütü sulandırılmış hafif şekerli süt kıvamında.. Fazla içilirse mideye dokunurmuş.. Hahhah benim halim zaten harap.. Artık ne dokunduysa.. Her türlü yemeği yiyip bir şey olmayan ben bütün soğuk sulara girmekten mi oldum bilemiyorum. Allahtan sempatik Kırgız rehberimiz İlyas (İliaz) kömürlü bir ilâç verdi de kendime geldim.. İlyas, Türkiye Manas Üniversitesinde okumuş, 28 yaşında evli, çok sempatik zeki bir çocuk.. Sevimli Türkçesiyle de bizi çok güldürdü..

Akşam yemek çadırında votkalı kutlama, gece yıldızların altında dans ve ilâhi bir huzur.. Hasta da olsam, tek başıma gece karanlığında ıssız yaylaya taşınırken bile hiç korkmuyorum.. Tuhaf bir kutsanma yaşar gibiyiz hepimiz.. Ana-baba sıcaklığında korumaya alınmış hissediyoruz.. Gece ayaz ama üşümüyoruz..

TOKMOK’TA BURANA KULESİ:

Bişkek’e bir saat mesafedeki Tokmok kentindeki Burana kalesine Son Göl’den üç saate yakın zamanda önce Tanrı dağlarından kıvrılarak, sonra aşağıda baraj gölü kıyısından hareketle daha düzgün yollardan varıyoruz..

Tokmok kenti, bir ara başkent olması düşünülen fakat sel tehlikesi nedeniyle vazgeçilen bir kent. Hüsnü Mübarek’in eğitim aldığı Hava Harb Okulu ile cam ve deri sanayi de burada..

Sekizgen tabanlı Burana Kulesi, Karahanlılar zamanında yapılmış.. Şehrin o zamanki adı Balasagun imiş. Depremde yıkılan minarenin 25 metrelik kısmı halen turist çekiyor.. Mezar yolu boyunca dizilen Balbal’lar, Arapça yazılı mezar taşları taşınma sonucu yıpranmış görünüyor..

1016 yılında Balasagun’da dünyaya gelen Yusuf Has Hacip; felsefe, tıp, matematik ve siyaset dallarında Kaşgar ve Buhara’da eğitim almış. Sonuçta Türk Edebiyatında bir ilk olan 6645 beyitli Kutadgu Bilig’i(Kutsanan Bilgi) yazmış..

KISA KISA:

  • Kırgızlar, 20. yüzyıla kadar Arap, 1928den sonra Lâtin, 1948’den itibaren Kiril alfabesini kullanmışlar.
  • Ülke 2005 ve 2010’da iki darbe görmüş. Halen parlamenter sistemle idare edilmekte.
  • Eğitim ve sağlık ücretsiz. Okuma yazma oranı % 93.. 16 Türk Okulu ve 2 Türk üniversitesi var. Maalesef Türk okullarında kız erkek ayrımı varmış.
  • Türk dünyasının belki de en fakir ülkesi Kırgızistan. Dağlık bölgelerde yarış atları yetiştiriliyor, tavşan besleniyor ve arıcılık yapılıyor. Ayrıca makine, otomotiv, gıda, çimento, cam ve konserve fabrikaları mevcut.
  • Para birimi SOM. 1 USD=69 SOM (Temmuz 2017)
  • Kalpak kültürü de önemliymiş. Renk ve şekillerine göre sosyal statü ve saygınlığı temsil ediyorlarmış..

YEME-İÇME:

  • Kısrak sütünün ekşitilmesiyle elde edilen KIMIZ ile deve sütünün ekşitilmesiyle elde edilen ŞUBAT Kırgızların millî içecekleri. Bunlar, bekletildikleri her gün alkol yüzdesi artan içecekler..
  • Biş parmaq (beş parmak), Kırgızların en meşhur yemeği olup çoğunluk at etinden yapılıyor. Kesme denilen ince kesilmiş hamurun üstüne çok küçük doğranmış et ve soğandan oluşan sosun ilâve edilmesiyle oluşuyor.. Özel olarak beş parmakla yendiği için bu adı almış..
  • Bunun dışında Kırgız pilâvı (pilof) ve şiş (şaşlık), en çok tüketilen yemekler.
  • Her fırın ekmeğinde ekmeği yapan fırının mührü var.
  • Kırgızlar, evlerine ilk gelen misafirlere tuz ve ekmek ikram ederlermiş. Bunlardan bir parça almazlarsa, ev sahibine düşmanca duygular beslediğine inanılırmış..
  • Çorbalar, kaşıksız direkt kâseden içiliyor.
  • Yemeklerde ‘Aksakal’ kuralı var. Diğer doğu bloku ülkelerdeki “Tamada” kültürüne çok benziyor. En yaşlı ve saygın kişi masa başına oturtuluyor ve ondan bir yemek konuşması yapması isteniyor.
  • Kırgızlar yemeğe gelen misafirlerine artan yemekleri paketleyip veriyorlarmış. Almamak hakaret sayılıyormuş. Bence güzel bir gelenek. Yemekler yabana gitmez.

Pakistan

Pakistan’da Miras Peşinde

Indiana Jones’a yakışır bir isim oldu ama gerçek bu. Evet “Dünya Mirası Gezginleri’nin” bir üyesi olarak katıldığım sürünme günlerinden yenisine hoş geldim(!).. Eee rahat batar bize.. Biliyorum başkanımız dünyada en çok Unesco Dünya Mirası görme rekorunu egale ederken bize de onun arkasından sürünmek düşecek.. Elbette çok önemli bu mirasları ve adayları görmek.. Ve birçok mirası da böyle görme öğrenme fırsatı da bulmuştum.. En zoru da Senegal Gambia arasında 17 saat toz toprak minibüs zıplamasıyla ulaştığımızdı (Sine-Ngayéne).. Göre göre on tane mezar taşı görmüştük ama olsundu.. Dünyada orayı gören sayılı güçlerdik ya o bize yeterdi.. Aman korkmayın sizi üzmeden yormadan buradakilere hafifçe değineceğim arkadaşlar.. Biz her telden bilgilerle eğlenmemize bakalım.. Hazır mıyız?..

BAŞTAN…

İnişte başladı sorun.. Başkanımız Amerikan vizesi olanlara girişte vize veriliyor dedi.. Biz de Pakistan kardeş ülke filan diye pişkin pişkin girmeye kalktık.. Ahahhahaa.. Ne kardeşliği yahu.. Neyse sonunda geçici vize kartı ve bir damgayla uzuuunn bekleyişten sonra içeri alındık.. O kartı da içeri geçerken geri aldılar.. Biz kaldık mı sadece bir damgayla.. Bundan sonra gittiğimiz bütün otellerde ille de vize denilip, tek damgayla yetinilmediğini görecektik.. Ve biz de tabii ki ol hikâyeyi baştan anlatmak zorunda kalacaktık..

THY’nin 20.25 uçağı.. (Bu uçak saatlerinin niye 25’li, 55’li, 05’li , 35’li olduğunu hiç anlamamışımdır.) Sabaha karşı 04. 00 civarında vardığımız İslamabat Havaalanında başta söylediğim zorlukları başarıyla (!) atlattıktan sonra bu defa iki saat kadar 18 kişimizin sığışacağı minibüs bekleme faslını da başardık (!)..

Daha durun, değerli başkanımız varış tarihini de başarıyla(!) tam da ‘Aşura’ gününe ayarlamış.. Yani ağıt günü. (2 gün sürüyor ama esas ağıt ve gösteri günü bizim vardığımız gündü; 29 Eylül 2017). Yani gösteriler dolayısıyla otellere gidilecek yolların çoğu kapalı.. Elde valiz yürüme filan.. Zaten bavullar bırakılıp uykusuz duraksız İslamabat’tan üç saat kuzeybatıdaki Unesco Dünya Mirası Takht-i Bhai’ye tırmanacağız..

Minibüsümüzde sallan çalkalan uyumaya çalışarak sıcağın en vurucu saatlerinde giderken arada açtığımız gözlerimiz toz-toprak-dökük köyler, burkalı kadınlar, erkek egemen çarşılar, süsü kendinden pahalı kamyonlar, otobüsler ve de burada Ato denilen tuktuklar görüyor..

Neticede Pakistan’a bir damga ile girebilmiş Türk Güçleri olarak bizi ne yollar, tepeler, kaleler, tapınaklar bekleyecek ve yılmayacaktık..

Bu arada indiğimiz ve dolaştığımız her yerde benimle fotoğraf çektirme yarışına giren yerel halk yüzünden “ulen burada da mı menşurum?” dedim bir ara ama acı gerçeği gördüm ki gruptaki herkesle çektiriyorlar.. Meğer uzaylı muamelesi görüp dururmuşuz.. Hah.. yine de sarı-sakallı-akça pakça benle daha çok çektirdiler ya oh olsun, kıskananlar çatlasın..

Başkan sadece miraslara yoğunlaşıp yolculuğumuzu ona göre plânladığı için ülkenin tarihi, sosyoekonomik yapısı, nüfusu, yüzölçümü, gayrı safi milli hasıla ve etnik özellikler gibi bir sürü lüzumsuz (!) bilgiyle uğraştırılmayacak, isteyen kendisi internetten öğrenecekti..

AŞURA

Muharrem ayının onuncu günü.. Arapça’da onuncu gün anlamına geliyor.. İmam Hüseyin’in bütün ailesiyle birlikte Kerbelâ’da katledildiği matem günü..

Şia inancında Aşura gününde eğlenmemek, çalışmamak, yas tutup ağlamak, öğle vaktine kadar bir şey yiyip içmemek, ev için bir şey biriktirmemek gerekiyor..

193 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık altıncı ülkesi olan Pakistan, İran’dan sonra en fazla Müslüman ve Şii bulunan ülke olarak da biliniyor.

İslâm %97 (Ağırlıklı Sünni, % 30 Şii, % 3 Ahmedî-İsmailî), gerisi Hindu, Hristiyan ve Sih..

Her yerde polis ve askerin olduğu Pakistan’da gösterilerin olduğu yerlere hiçbir yabancı alınmadığı gibi kendi halkı da izinle girebiliyor..

Benim tv’de gördüğüm gösterilerde siyah giymiş insanlar çok abartılı süslenmiş bir atın ve üstündeki temsili İmam Hüseyin takkesinin arkasında dövünerek, ağlayarak, dualar ederek ilerliyorlardı.. Omuzlarını ve sırtlarını zincir veya kayışa benzer şeylerle dövenler de vardı..

Bir alıntı:

’Yezd’in mükellef sofralar kurdurduğu ve kızının adının ‘AFİYET’ olmasından dolayı yemek yiyenlerin şükranlarını sunmak için ‘AFİYET’e OLSUN’ demeleri, zamanla bunu ‘afiyet olsun’a dönüştürmüş..

Yine görev verip İmam Hüseyin’in başının kesilip mızrağa takılıp kendisine getirilmesini söylediği komutanı İbn-i Ziyad’a mükellef bir sofra hazırlayıp onu beklediği ve İbn-i Ziyad gelince sofrayı gösterip ‘ZİYA’da OLSUN’ demişliği, ‘Ziyade olsun’a dönüşmüş..’’

BİRAZ TARİHÇE:

Yirminci yüzyılda kurulan genç bir devlet olan Pakistan’ın 15 Ağustos 1947 bağımsızlığından evvelki tarihi Hindistan ile aynı.. İngiltere’de öğrenim gören Müslüman öğrenciler tarafından 1940 yılında ortaya konmuş.. Pencap (Punjab), Afgan, Keşmir, (Kashmir) Sind ve Belucistan isimlerinin baş harflerinin yan yana gelmesinden oluşturulmuş.. Anlam itibariyle ‘Temiz Ülke’ demek oluyor.. Biz de inşallah diyoruz..

Hintliler İngiliz egemenliğinden kurtulmaya çalışırken Müslümanlar birleşerek, M. Ali Cinnah başkanlığında İngiliz milletler topluluğuna dahil bir dominyon kurmuşlar (1947).

Ancak 1956 yılında Cumhuriyet ile yönetilen Pakistan, iki yıl sonra M. Eyüb Han darbesiyle 1958’de ve tekrar tekrar seçilerek 1960 ve 1965’de onun başkanlığına girmiş.. 1969’da istifa etmesi üzerine Doğu Pakistan’da ayaklanmalar baş gösteren ülke, General Ağa M. Yahya Han darbesiyle, onun sıkıyönetimine girmiş. 1971’de oluşan yeni meclisi de feshedince olanlar olmuş.. Grevler, isyanlar, hükümet kuvvetleri taarruzu derken doğulular Hindistan’dan kuvvet desteği alarak Bangladeş devletini kurmuşlar. Binlerce insanın öldürüldüğü çarpışmalarda on milyonu aşkın doğulu Hindistan’a göç etmiş. Sonunda Pakistan-Hindistan savaşı gelmiş.. Doğu Pakistan’daki Pakistan birlikleri kuşatılınca ateşkes imzalanmış ve münasebetler 1976 yılında düzelmiş.. Bu esnada Pakistan başkanlığına Halk Partisi Başkanı Zülfikar Ali Butto gelir ve 1973’te yeni anayasa kabul edilir.. Artık ‘Federal İslâm Cumhuriyeti’ olan Pakistan’ın başbakanı da Butto olur..

Fakaaat sancıları bitmeyen ülke 1977’de Ziya-ül Hak darbesini, 1979’da Butto’nun idamını gördü.. ABD ile ilişkileri bozuldu.

1981’de Rusya’nın Afganistan’ı işgali üzerine ABD, Pakistan ile anlaşmak zorunda kaldı.. Oh olsun.. Fakaaattt işgal, iki milyon Afganlının Pakistan’a göç etmesine sebep olur.. 1988’de Ziya-ül Hak’ın esrarengiz uçak kazasında ölmesi üzerine yerine Gulam İshak Han geçer.. Ne ‘temiz’ (!) bir ülke..

Tekrar seçimler yapılır ve sol eğimli Halk Partisi kazanır veee Müslüman bir devletin ilk kadın başbakanı Benazir Butto olur.. Bazı yolsuzluk iddialarıyla 1990’da görevden alınır ama 1993’te tekrar seçimleri kazanarak başbakan olur.. 3 yıl sonra tekrar düşürülür.. Reformist politikaları Pencap bölgesindeki zengin toprak sahiplerinin işine gelmiyordu..

1999’da Pervez Müşerref darbesiyle yurt dışına(Dubai) yerleşmek zorunda kalır.. 2002’deki anayasa değişikliği ile 2007’de tekrar başbakan olma olasılığı doğunca El kaide tehdidine rağmen, Yüksek Mahkeme’nin af kararını beklemeden sekiz yıllık sürgünden sonra 18 Ekim’de ülkesine geri döner.. Yurttaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Benazir, bombalı suikast girişimine hedef olur.. Kendi kurtulur ama 130 kişi ölür..

Makus kader Benazir Butto’yu bu defa bir seçim meydanında yakalar ve 27 Aralık 2007’de mitingdeki saldırıda öldürülür..

Çalkantıların, darbelerin bitemediği ülkede son durum: (Ekim 2017) Bir ay evvel darbeyle görevden alınan Nevaz Şarif’in yerine Şahid Hakan Abbasi başbakan olmuş durumdadır.. Ömrü ne kadar sürer bilemiyoruz tabii..

Ülkedeki İslami cemaatlerin en büyüğü Cemaati İslamiye oluyormuş.. Diğer güçlü grup Tebliğ Cemaati imiş.. Tebliğ Cemaati’nin siyasetten uzak durup oy vermemeye yönelmesi 1993’te Benazir Butto’nun çok işine yaramış..

DİL-COĞRAFYA-NÜFUS-İDARE:

Resmi dili Urduca ve İngilizce olan Pakistan, kuzeyden Afganistan ve Çin, doğudan yine Çin, güneyden Hint Okyanusu uzantısı Umman Denizi ve batıdan İran ile çevrili.. Yüzölçümü 796. 100 kilometrekare, nüfusu 2016 sayımına göre 192. 826. 502.

Başkent (İslamabat) bölgesiyle 5 eyalet ve 17 ilden oluşuyor..

EYALETLER: Pencap (Punjab) (başkenti Lahor), Sind (başkenti Karaçi), Pathanistan (başkenti Peşaver), Belucistan (başkenti Keta), Azâd Kaşmir (başkenti Batı Kaşmir)

Para birimi: Pakistan Rupi’si (PKR)(Rs. ) 1USD=103(Rs. )( Ekim 2017)

Otuz kadar siyasi parti var..

EKONOMİ: Büyük ölçüde tarım ve hayvancılık.. Çalışan nüfusun %45’i bu alanlarda iş görüyor.. Pirinç, tahıl, jüt, çay, kauçuk, çeşitli meyve ve sebzeler başta gelen üretimler.. Sulama teknolojisine ağırlık verilen ülkede balıkçılık da yaygın.. Az miktarda petrol ve önemli miktarda da doğal gaz bulunuyor..

Eveeet, Pakistan ‘temiz ülke’nin (!) ahval-i şeraitini burada kesiyor ve sizi ülkedeki “Dünya Mirasları”na doğru bir yolculuğa çıkarıyorum arkadaşlar.. Sonra da iki büyük şehri(İslamabat ve Lahore) inceleyeceğiz.. Valla yoruldum yani.. Hadi hemen şimdi.. 

DÖRT DÜNYA MİRASI

1-TAKHT-İ BHAİ: Budist Manastırı.. Takht, “taht” ve Bhai, “su” ya da “bahar” anlamına geliyor.. Urduca ’Suyun Tahtı’, Farsça’da ‘Taht Bahçesi’ veya başka bir anlamda ’Kardeşlerin Tahtı’ anlamına da geliyormuş.. Bir tepenin üstüne inşa edildiği ve aynı zamanda su akımına bitişik olduğu için Manastır kompleksine Takht-i-Bhai adı verilmiş.

İslamabat’tan kuzeybatıya doğru minibüsle üç saat sürüyor.. Sarsıcı yollardan sonra önce varılan köyde toz toprak arasında burkalı kadınlar, erkek egemen dökük çarşılar dikkati çekiyor.. Tarihi alanda ise epey bir tırmanış sizi bekliyor.

1. Yüzyılda küçük bir taş manastır olarak inşa edilmiş ve gelecek 800 yıl içinde devasa bir komplekse dönüşmüş.. Mardan Kasabası’na 35 kilometre mesafede, aynı isimli köyün 152,4 metre yüksekliğindeki bir tepesine inşa edilmiş.. 1907’de gerçekleştirilen kazılarla bulunmuş.. Stupaların, hücrelerin, salonların ve kapalı pasajların karmaşıklığı, Budist tarihinin yanı sıra Pakistan’ın geçmişine de ışık tutmuş. Yakınındaki Sahr-i Bahlol kalıntıları ile birlikte 1980 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş.

İki kilometre doğusundaki Gandhara medeniyetinin kalbi Hayber Pakhtunkhwa ile birlikte dünya turistlerinin gözbebeği olmuş…

2-TAXİLA ARKEOLOJİK ALANI VE MÜZESİ: İslamabat’a 32 kilometre uzaklıkta.. Pakistan, İndus Nehri boyunca bu antik kentte yaşayan birden fazla medeniyetin büyüleyici etkilerini gösteriyor..

‘Buda’nın izinden, Neolitik mezarlara, Hint ve Grekoromen edebiyatıyla Taxila, geniş bir tarih aralığının explorable yürüyüş masalları yoluyla dış dünyanın odaklandığı , Güneydoğu Asya insan uygarlığının hayranlık uyandıran yükselişinin merkezi ve sembolü olmuş.. ’ deniyor..

Antik ticaret yollarının birleşmesiyle bölgede zenginliği kazandıran Taxila, arkeolojik varlıklarının boyutu ve kapsamı açısından dev bir devir. Üç ayrı duvar tekniği, siteyi üç ayrı zaman periyodundan ötürü üç ayrı “şehir” olarak bölmekte.. Buda’nın fiziksel temsillerinin geleneklerinden önce gelen ünlü Budist Stupa’lara ek olarak, Taxila’nın dünyanın ilk üniversitesi Takṣailiraya sahip olduğu kabul ediliyor.. Dahası, Sarai Kala’daki kalıntılar, M. Ö. 2900 yılına kadar uzanan Erken Harappan kalıntılarına da ev sahipliği yapıyor..

1980 yılında Dünya Mirası listesine alınan bu müze şehrin engin güzellikleri insan uygarlığının üç bin yıllık etkili bir rehberi olarak kabul ediliyor..

3-ROHTAS KALESİ: Lahor’a giderken görmeniz gereken muazzam bir yapı.. Rohtas Fort, Orta ve Güney Asya’da erken Müslüman askeri mimarisinin olağanüstü bir örneği..

16.yüzyılda Pakistan’ın kuzeyinde stratejik bir bölgede inşa edilen Rohtas Fort, Orta ve Güney Asya’da erken Müslüman askeri mimarisinin olağanüstü bir örneği.. 70 hektarlık, garnizonundan ana tahkimat çevresine dört kilometre uzunluğunda, 68 burç ve 12 muazzam geçitten oluşan kale şehir, delikli duvarcılık işçiliğinin harika örneklerini de sunuyor.. İslam dünyasının mimari ve sanatsal geleneklerinin bir karışımı olan bu mimarinin gelişiminde güçlü Mughal İmparatorluğunun derin bir etkisi olmuş..

Garnizon kompleksi 1707 yılına kadar sürekli kullanılıyormuş fakat sonra sırasıyla 18. ve 19. yüzyılda Durrani ve Sih hükümdarları tarafından işgal edilmiş.. Duvarlar içindeki köy de epeyce büyümüş..

4-LAHOR KALESİ VE SHALİMAR BAHÇELERİ: Lahor şehir merkezine yedi kilometre uzaklıkta bulunan Lahor Kalesi iki ayrı kraliyet kompleksi içeriyor.. Sur içi kuzey-batı köşesinde yer alan Lahor Kalesi, Babür mimarisinin formlarının olağanüstü örneği kabul ediliyor.. Şah Cihan (Shah Jahan (1627-1658) tarafından yaptırılan eser, içinde yaldızlarla süslenmiş caminin de olduğu Pers kökenli, coşkulu dekoratif motifli, lüks mermer ve değerli malzemelerle donatılmışlığı ve de mozaik kakma kullanımıyla karakterize..

1641 yılında Şah Cihan (Shah Jahan) tarafından inşa ettirilen Shalimar Bahçeleri ise, ortaçağ İslam bahçe gelenekleri üzerinde Pers etkileri taşıyan bir Babür bahçe..

Babür bahçe, su akan geniş alanları çevreleyen duvarlar ve yollarla doğrusal bir düzende karakterize ediliyor. 16 hektarlık bir alanı kaplayacak şekilde ve güneyden kuzeye inen üç teraslar şeklinde imar edilmiş.. Kırmızı kum taşı, üst ve alt teraslar ile daha dar ara teraslarda uzun bloklar üzerine kullanılmış. Kare yataklı dişli duvarlarla çevrili normal düzlem içinde, su ile uyumlu büyük havzalar yaratılmış.. Çok sayıda çiçekli bitkiler ile mango, elma, kayısı, armut, portakal gibi meyve ağaçları ile donatılmış, Kavak ve Selvilerle de denge tamamlanmış.. Üç ülkeyi (Hindistan, Pakistan ve Afganistan) bağlayan yol üzerinde Büyük Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından inşa edilen bu eserin, Tac Mahal ve Red Fort (Hindistan) gibi dünyaca ünlü binalarla beraber “Mimarlık Şaheseri’ olarak gösteriliyor..

ALTI DÜNYA MİRASI ADAYI

1-KATAS RAJ: Pencab (Punjab) eyaletinde, Lahor’a 269 kilometre mesafede 1500 yıllık Hindu tapınağı.. Tanrı Shiva’ya adanmış.. Pakistan’ın Punjab eyaletinde Chakwal yakınlarındaki tapınaklar arasında güzelliği en çok saygı gören komplekstir. Cennet gibi bir çevrede bulunan tapınaklar kompleksi Hindu mitolojisine tanıklık eder.

2-KHEVRA TUZ MADENİ: Himalaya tuzunun elde edildiği dünyanın en büyük tuz rezervine sahip bu madene tren ile giriliyor. 11 katlı madende her bir kattaki tuz tünellerinin uzunluğu en az bir kilometre.. Tüm çevre uzunluğu 300 kilometre olan madende yüzlerce kişi çalışıyor.. İçinde tamamen tuzdan mescit ve ilk yardım istasyonu da bulunuyor. Zaten bastığınız her yer, duvarlar ve tavan tamamen üç-dört renkte tuzdan oluşuyor. Bu değişik renkler, yöredeki bitki ve toprak yapısının alaşımlarından oluşuyor. Astım hastaları için ideal bir atmosfere sahip madende bir de bu tür hastalara hizmet veren klinik bulunuyor. O da tamamen tuzdan yapılma.. Madende ayrıca hava tünelleri ile 7 ila 17 metre derinliğinde göletler bulunuyor.. Bu göletlerdeki sudan soda yapılıyormuş.. Harika bir yer.. Burada dinlendiğimizi hissettik sonunda..

3-BADSHAHİ CAMİİ

4-WAZİR KHAN CAMİİ

5-HİRAN MİNAR: Lahor’a 43 kilometre mesafede, Mughal imparatorluğu zamanında 17. yy. başında yaptırılmış av yerleşkesi.. İçinde Cihangir tarafından yaptırılan 108 basamaklı geyik kulesiyle meşhur.. O dönemin merkezi Sheikhupura’ya 9 kilometre mesafede.. (Punjab eyaleti)

6-AKBAR SARAYI VE CİHANGİR MEZARI: Cihangir(Jahangir), Mughal imparatoru Şah Cihan’ın babası oluyor.. İSLAMABAT (İslâmâbâd) (İslâm Şehri demek):

60’lı yılların başında başkent olarak tasarlandı, zira Karaçi yükü kaldırmıyordu.. 1963’te açılana kadar 15 kilometre ötedeki Rawalpindi geçici başkent yapıldı. 1966’da resmen başkent ilân edildi.. Rakım’ı 503-610 metre arasında değişen Potvvar plâtosu üzerinde 65 kilometrekarelik ve yaklaşık 1, 5 milyon nüfuslu, bol yeşillikli, geniş caddeli, düzenli bir şehir.. Parklar, mesire yerleri, alışveriş merkezleri, sağlık ve spor merkezleri haricinde üç üniversite, milli arşiv ve kütüphanesiyle modern bir şehir görünümünde.. Ayrıca atom enerjisi dahil birkaç araştırma enstitüsü bulunuyor.. Modern ve İslami olarak iki kategori üzerine kurulan şehirde Başbakanlık, bakanlıklar ve meclis modern bölümde bulunuyor. İkinci bölümün sembolü ise ünlü mimarımız Vedat Dalokay tarafından plânı çizilen, dünyanın en büyük camilerinden olan Faysal Camii.. Kilometrelerce öteden görülen, heybeti, zarafeti ve ihtişamıyla Pakistanın ve başkentin sembolü olmuş..

Ayrıca Lok Virsa müzesi ve Pakistan anıtı görülecek yerler arasında..

LAHOR (Lahore): Pencap eyaletinin başkenti. Ülkenin kültür başkenti olarak kabul edilir. 12 milyona yaklaşan nüfusuyla Karaçi’den sonra Pakistan’ın ikinci büyük şehri oluyor (Karaçi 15 milyon).. Kalesi, Shalimar bahçeleri, Badshahi Camii(Kraliyet Camii), İngiliz koloniyal dönem gotik binaları ve banliyölerdeki savunma konakları ile meşhur.. Yerel pazarlar, alışveriş merkezleri de cabası..

1584 den 1598’e 14 yıl Akbar’ın başkentiymiş.. Babür imparatorları Cihangir ve Şah Cihan gelince genişletilmiş kale, saray ve mezarlar ve de inşa edilen bahçeler ile Lahore’u yeniden yaratmışlar.. Bugün Babür mimarisinin en önemli vitrini durumunda.. Cihangir ve sevgili eşi Noor Jahan Shahdara’nın mezarları da burada..

Sonraları Yeni Delhi genişletme çalışmaları sırasında Kuzey Hindistan’ın kültür başkenti bile olmuş..

Sanatçıların ve film endüstrisinin de merkezi olarak tarih, sanat, kültür kenti olmasının yanısıra birçok restoran ve barlara da ev sahipliği yapıyor.. Bar demişken hatırlatayım; Pakistan’da bazı beş yıldızlı oteller haricinde hiçbir yerde alkollü içki bulamazsınız..

Yassahk hemşerim.. Ona göre gidin gidecekseniz..

Ayrıca 4 ve 4, 5 yıldızlı denilen oteller ya da guesthouselar, ancak 2 yıldız ediyor bilginize. Ve de oldukça pahalı.. Siz siz olun guesthouse gibi yerlerde kalmayın.. Ben Lahor’da şehir ve hayatın içindeki 3 yıldızlı Panoramic otelde kaldım. O da en fazla iki yıldız eder ama mütevazi, temiz ve dediğim gibi yerel yaşamın içindeydi.. Daha iyi şehir manzaralı bir oda için fark vererek 3 gece için 113 Avro ödedim.. Dışarıda ise hayat çok ucuz..

Karaçi’yi yazmıyorum arkadaşlar, çünkü oraya gitmedim..

Öpüldünüz, sevgiler..

Özbekistan

ALTIN DİŞLİ ‘UZBEKISTAN’

Özbek Hava Yolları’nın tamamen dolu uçağına giriş için bekleyen bavul ticaretçi çoğu kadın, can havliyle ellerindeki fazla eşyaları bize paylaştırmaya çalışırken, altın dişlerini göstere göstere gülümsemelerini de ihmal etmiyorlardı.. Belli ki genellikle tombul orta yaş kuşağının halen kariyer göstergesi bu altın dişler.. Eee altın rezervinde dünya dördüncüsü ülkeden de bu beklenir.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin en zengini kabul edilen ülkenin uranyum rezervi dünyada 11’inci. Altın rezervi dünyada 4’üncü. Üretimleri de 7’nci sırada. Yine doğalgazda dünyada 11’nci. Ayrıca dünyanın en büyük pamuk üretimcisi ve ihracatcısı. Eeee bunlar niye bize geliyor çalışmaya o zaman? Hiç anlamadım bu işi ya neyse..

Nevruz’da başkent Taşkent’e vardığımızda (4,5 saat sürüyor), geniş caddeler,düz ayak bir şehir gayet trafiksiz bir şekilde karşımıza çıkıyor. Toprakları tuzlu, uçsuz bucaksız stepler üzerine itinayla oluşturulmuş yeşillikler, geçmiş tarihin izleriyle zenginleşmiş ve bütünleşmiş görünüyor.

Kırgızistan sınırına yaslanmış Taşkent, önce geniş caddeler açılarak imar edilmiş gayet ferah bir kent. Tabii Nevruz bayramı dolayısıyla tatilin sakinliği de vardı.

8. yüzyılda Müslümanlığın,1865’te Çarlık Rusya’sının,1917 Bolşevik devrimiyle Komünist rejimin geldiği ülke, yüzyıllar boyunca Timurlular, Harzemşahlar, Şaybaniler, Babürlüler ile Buhara Emirliği, Kokand ve Hive Hanlıklarına ev sahipliği yapmış.

31 Ağustos 1991’deki bağımsızlıklarıyla beraber hem dinlerine hem de birçoğu tahrip edilmiş tarihi miraslarına kavuşmuş.

Timur ve torunu Uluğ Bey’den kalan eserler ağaç ve mermer oymacılığının şaheserleri olarak Buhara ve ipek yolu kavşağındaki ünlü Semerkand’da hayranlık uyandırıyor.

Buhara, içindeki bozulmamış birçok İslâm medeniyetine ait eserleri ile şehir olarak Unesco Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.

Semerkand öyle değil. Günümüzde 600 bini geçen nüfusuyla bir büyük şehir haline gelmiş, içindeki eserlerle de oynanmış olduğundan listeye girememiş.

Ama ünlü Registan kompleksindeki Tilla Kari Camii kubbesiyle listeye girmiş. Ve elbette İpekyolu kavşağında olmasıyla önem kazanıyor.

Türkçe kelimelerin yakınlığı ve bolluğu “işte ata yurdumuz!” dedirtiyor. Ülkenin güneyi tarım ürünleri bakımından zengin. Kuzeybatıdaki Aral Gölü artık kuruduğundan ve de tuzlu olduğundan işe yaramıyormuş. Bu nedenle kuzey bölgeler sanayi için ayrılmış. Türkiye’den yatırımcıları bekliyor. Sanırım 20 yıl sonra çok şey toparlanacak. Şu anda bizim 60 yıl öncemizi hatırlatıyorlar.

Rus disipliniyle Türk-İslâm gelenekleri birleşince ortaya yerli yerinde, ölçülü, güleryüzlü, sempatik insan tipi çıkmış. Türkiye’ye vize kalkınca bizden çok şey bekliyorlar elbet. Şimdilik Kazak işadamları ve Rus tüccarlar duruma hakim görünüyor. Fakat Tv dizilerimiz burada da tavan yapmış. Özellikle ‘İstanbullu Gelin’. Türkiye’den olduğumuzu öğrenen genç yaşlı herkes fotoğraf çektirme yarışına girdi. Hepsinin içinde Türkiye’ye gelme arzusu var. Zaten dönüş uçağımız çalışmak için gelenlerle tıklım tıklım doluydu.

Kadınlar yani Özbekçe ‘Ayallar’, yurt dışında çalışanların başında geliyor. Erkekler yani Özbekçe ‘erkaklar’ ise daha sade, razı olmuş halleriyle ülkelerinde direnmeye devam ediyor.

GENEL:

Ülke, 447 bin kilometrekare yüzölçümünde. 32,5milyon nüfuslu (2017 sayımı). Komşuları Kırgızistan, Kazakistan,Tacikistan, Türkmenistan, Afganistan.

Başkent Taşkent 3 milyon dolaylarında, Buhara 300.000, Semerkand ise 600.000’i geçmiş.

Para birimi SUM. 1 Dolar (Mart 2018) 8200 Sum idi. Yine Mart ayında Taşkent 16-21 derece, Semerkand ve Buhara daha sıcaktı.

%70’i Özbek, %15 diğer Türk boyları, %10 Rus, %5 diğer.

% 93Müslüman, %7 Hristiyan ve diğer..

Türk nüfusunun tamamına yakını Müslüman ve ağırlık Nakşibendi.

İlk parlamento seçimi 1994’te yapılmış. Özbekistan Cumhuriyeti AGIK, BM ve diğer uluslar arası kuruluşlara üye. Bir devlet televizyonu ve yayın kuruluşu var.. Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede bağımsızlığından 2016’ya kadar Cumhurbaşkanlığını İslâm Kerimov yapmış. 2016’da ölünce yerine başbakan Şavkat Mirziyoyev gelmiş. Milletvekilleri ve cumhurbaşkanı 5 yıllığına seçiliyor. Son parlamento seçiminin 21 Aralık 2014’te yapıldığı ülkede, senato ve yasama meclisinden oluşan 2 kanatlı parlamento bulunuyor. Yasama meclisinde Liberal Demokrat Parti, Milli Diriliş Partisi, Halk Demokrat Partisi, Adalet Sosyal Demokrat Partisi’nin sandalyeleri bulunuyor.

Gayrı safi milli hasıla 2220 Dolar. Enflasyon %9 olarak kayıtlara geçmiş.

Halk yeni cumhurbaşkanlarını seviyor ve yenilikçi buluyor.

TAŞKENT’TE:

Deprem anıtı, Uygulamalı Sanatlar Müzesi, Emir Timur Meydanı ve Müzesi, Bağımsızlık Meydanı, Alişir Nevai Tiyatrosu, Burak Han Medresesi, Kaffal Şaşi Türbesi,  ve müzedeki Hz. Osman dönemine ait orijinal Kur’an-ı Kerim görülmesi gereken yerler. Sonra Özbek pilavlı yemekler sizi bekliyor.

BUHARA’DA:

Pers kahramanı Siyavuş’un köşe taşını diktiği, Pers Hanedanlığı Samanilerin Pers bilim, kültür ve sanat merkezi haline getirdiği Buhara’ya, Taşkent’ten yerel hava yollarıyla bir saatlik uçuşla varılıyor. Moğol istilâsından nasibini almış olsa da yeniden inşa edilmiş, güzel, pastoral ve de çoğunlukla Taciklerin yaşadığı bir şehir. Meşhur Samani Parkı’ndaki İsmail Samani Türbesinden, Eyyüb Peygamber çeşmesi ve de türbesine, Uluğ Bey Medresesinden, Bolo Havuz Camii’ne, surlarıyla meşhur, ’şehir içinde şehir’ Ark Kalesi’nden, Şah-ı Nakşibendi türbelerine, Buhara emirlerinin yazlık saraylarından, ünlü Buhara halılarının çarşısına gidilecek, imalâtlar yerinde görülecek, hayran kalınacak, özel incir ağaçlarıyla ipek böceği ve ipek üretiminin ne denli şaşırtıcı hikayesiyle nutkunuz tutulacak… Ee, sonra Leb-i Havuz’da bir gezinti yaptıktan sonra merkezi Chaikana’da bir çay molasını hak edeceksiniz artık. Daha bitmedi, Leb-i Havuz’un kuzeydoğusundaki Çar Minar’a (cehar minar-dört minare) geleceksiniz. 18. Yüzyılda yapılmış, her biri turkuaz kubbeli minareler Hristiyanlık ve Budizm gibi dünya dinlerinin felsefelerini de temsil eden mozaiklerle süslü.. Eh ben de dayanamayıp tepesinde bir arya attırıyorum.

Gün batımını izlerken sizi Özbek pilavlı ve müzikli restoranlar dinlendirecek. İçenler Buhara votkasını deneyebilirler elbette.

SEMERKAND’DA:

Buhara’dan kara yoluyla (265km.) vardığımız Semerkand, rehbere göre 600 bin nüfuslu koca şehir olmuş. Burada da dünyanın en etkileyici başyapıtlarından Registan Meydanı ve Uluğ Bey Medresesi ve Rasathanesi şaşırtıyor. Şirdar ve Tilla Kari Medreseleri de cabası. Medreseleri süsleyen detaylı mozaiklere hayran kalmamak mümkün değil. Ve İmam Buhari Türbesi ve Külliyesi, Şah-ı Zinde Türbesi, Bibi Hanım Türbesi, Hazreti Hızır Camii ve Hazreti Danyal Türbesi de sizi bekleyenlerden. Semerkand, Büyük İskender’in ‘zamansız güzellik’ deyimine o kadar uyuyor ki.

OL HİKÂYEDİR Kİ:

1370-1405 yılları arasında hüküm süren Timurlenk, dünyanın en korkulan fatih ve hükümdarlarından biri olarak biliniyor. Tarihçiler, Timur’un 14. Yüzyıl sonlarında Avrasya’da imparatorluk topraklarını genişletirken dünya nüfusunun yüzde beşinin ölümüne sebep olduğunu yazıyor.

Özbekistan, Timur’u milli kahraman ilân edip onun döneminden kalan birçok tarihsel anıtı restore etmiş.

Timur imparatorluk başkenti olarak Semerkand’ı seçmiş.. Bunun üzerine şehir gelişmiş, önemli bir kültür merkezi haline gelmiş. Kentteki saraylar, camiler, medreseler ve türbelerin çoğu mavi çinilerle kaplı devasa eserler. Bütün bu dev eserler orada yaşayanlara hükmeder gibi duruyor. Meselâ Şah-ı Zinde Türbesi 11. Yüzyıldan 19. Yüzyıla kadar ilavelerle büyümüş. Timur’un akrabaları ile Hz. Muhammed Peygamberin kuzeninin mezarları burada. Mesela 450 mermer sütunu olan Bibi Hanım Camii, Hindistan seferinin ardından (14. Yüzyıl) inşa edilmiş ve inşaatta 100 fil kullanılmış.

Aaa, bu arada size bi dedikodu vereyim; bu Bibi Hatun var ya Timur’un karısı. Timur seferdeyken ona sürpriz bir cami yaptırmak istemiş. Çok güzel bir kadınmış. Bu iş için ünlü bir mimarla anlaşmış. Fakat o da ne, mimar Bibi’ye aşık olmuş. Kendisine bir öpücük verirse camiyi çabucak bitirebileceğini, yoksa yavaşlatacağını söylemiş. Mimara bak sen. Korkulur bunlardan. Vermiş Bibi öpücüğü. Hehheh. Bibi’ye bak sen. Koskoca imparator karısı mimara mı taviz verecek? Belli ki o da gönüllü. Veriş o veriş. E, napsın, koca aylarca yok. Timurcuk başka yerleri fethedip hallederken Mimar da Bibi’yi halletmiş. Aralarında müthiş bir aşk yaşanmış gizlice. Dedikodu bu ya. Hiç kaçırmam evvelallah..

İmparatorluk sınırlarını bugünkü Hindistan’dan Türkiye’ye, Rusya’dan Suudi Arabistan’a kadar genişleten Timur’un hükümdarlık merkezi Semerkand’daki Registan meydanıymış. Bir zamanlar fermanların ilân edildiği, kafaların kesildiği meydanda bugün müzik festivalleri dahil birçok etkinlik düzenleniyor. 1405’te ölen Timur’un mezarı Gür-i Emir Türbesinde bulunuyor. Çok sayıda altın kaplaması olan türbede dünyanın en büyük yeşim taşlarından biri kullanılmış. Timur’un torunu ve imparatorluğun üçüncü sultanı Mirza Uluğ Bey, matematikçi ve şair kimliğiyle öne çıkmış bir kişi. 1428’de inşa ettirdiği rasathanesiyle ünlü. Oğlu, yerine geçmek için kafasını kestirmiş.

Bu arada belirteyim; Türk Hava Yolları 16 Mart 2018’den itibaren Semerkant’a direkt seferler başlattı. İpek Yolu kavşağının buğulu merkezi daha çok Tacikistan’dan gelenlerle doluydu.

FERGANA VADİSİ VE KHİVA:

İşte siz siz olun mutlaka Unesco Dünya Mirası tarihi ve antik kalıntılarıyla meşhur en batıdaki Khiva ile en doğudaki doğal zenginliklerle dolu Fergana’ya gitmeden dönmeyin. Biz maalesef gidemedik de.

BİRAZ DAHA TARİHÇE:

Özbekistan adı, tarihi kaynaklara göre Altunordu Beyi Özbek’in adından geliyormuş. Özbek Han 1313-1340’ta Altunordu Devletinin başına geçmiş ve bu devlete Özbekler denmiş.

Altunordu Hanlığı, Cengiz hanın torunu Batı Han tarafından kurulmuş. Bu Hanlık 1319’da Tuna boylarına ve Edirne’ye kadar gelmiş. Biz uçakla zor gidiyoruz yahu. Bazen şüpheleniyorum bunlardan, bilmediğimiz araçlar mı yapmışlar diye. 1335’de de Azerbaycan seferini yapmış. Bir de bize gezgin diyorlar. Uçakla trenle dedem de gider. Aman neyse, ünlü gezgin İbn Batuta da bahsetmiş bu Batı Han’ın ne denli güçlü olduğundan. Artık uçtu mu bilemiyorum arkadaşlar. Devam ediyorum:

O dönemde Kıpçak boylarının Türkçe konuştuğu ve 1428-1468 arasında Özbeklerin müthiş bir dayanışma içinde olduğu ve 1510’da da Maveraünnehir’i ele geçirdiği yazıyor. Ancak, 1740’da İran, Buhara’yı ele geçirmiş ve buradaki Özbek hanlığına son vermiş. Buhara’nın başına 1753’te Muhammed Rahim geçmiş ve bu dönem 1920’ye kadar sürmüş. 1924’te ise bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti kurulmuş. Öncesi sonrası başta anlattığım gibi.

BOYLAR: Kongrat,Nagman,Mangıt,Toyaklı,Savay,Barın,Uç,Urug,Burgut,Arlat,Kanglı,Baştaş,Karakalpak

NEHİRLER: Surhanderya, Serabat, Karaderya, Zerefşan, Kaşkaderya,Şah.

İKLİM: Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk karasal.

GÖL: ARAL (maalesef büyük ölçüde kurumuş, faydalanılamıyor)

DAĞLAR: Tanrı Dağları- Pamir Dağları

ÇÖL: Kızılkum Çölü.