Tiran

Tiran: İki Cumhurbaşkanı Önünde Ecel Terleri

Yıl 1998. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e özel danışmanlık yaptığım yıllar… Onunla Arnavutluk, Tiran ziyaretindeyiz. İki günlük program bitti, Tiran’dan dönüyoruz. 150 kişilik Türkiye heyetiyiz.

O yıllarda fakirin fakiri bir ülke Arnavutluk. Türkiye’den 40 yıl geri.

Bizi havaalanına götürecek otobüsler, ülkenin beş yıldızlı tek otelinin önünde bekliyor. Otel odasında bir şey unuttuğumu hatırlayıp hızla otobüsten indim, kapısını açık bıraktığımdan odada unuttuğum şeyi alıp döneceğim. İki valizimi de elime aldım.

Üç dakika içinde indim çıktım, bir de baktım ki otobüsler hareket etmiş. Koştumsa de yetişemedim. Mercedes taksilerden birine atladım hemen.

Ancak, bütün az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi abartılı güvenlik uygulaması yüzünden 50 metre sonra yolu kesmişler, devlet büyükleri geçiyor diye. Etraf polis kaynıyor. Başka bir yola mecburi istikamet verdiler. Polislere derdimi anlatamadım.

Bereket şoför, kolay pes edecek biri değil. Ne de olsa Arnavut inadı! O yol senin bu yol benim, dere tepe aşarak beni havaalanına ulaştırdı.

İyi de dış hatlar bölümüne nasıl geçeceğim? Ne pasaport var, ne uçak bileti! Cumhurbaşkanlığı görevlisinde hepsi. Son paralarımı da taksiciye verdim. İki elimde iki valiz oraya buraya seğirtip duruyorum. Kan – ter içinde ve çıldırmak üzereyim… Uzaktan bizim THY uçağının kanatlarını görebiliyorum ama oraya ulaşmak Everest’e tırmanmak gibi bir şey benim için. Derdimi anlatamıyorum kimseye…

Burada kalırsam nereye giderim parasız pulsuz! Aklıma buradaki Mehmet Akif Türk Koleji gelince biraz rahatlıyorum.

Tek çare, kalkmak üzere olan uçağın önüne atmak kendimi, özel koruma timine aldırmadan! İnanamayacaksınız ama bunu deniyorum ve uğurlamaya gelen Arnavutluk cumhurbaşkanı Recep Meydani’nin de bulunduğu grubun önüne atıyorum kendimi. O anda onlarca silahın üzerime doğrultulduğunu hissediyorum.  Korkmak ne kelime, ödüm kopuyor.

Bütün çareleri tüketmiş bir insan, ne çılgınlıklar yapabiliyormuş!

Cumhurbaşkanı Meydani ile göz göze geliyorum, büyük şans eseri dün akşamki resepsiyonda ayak üstü iki lâf etmiştik. Türk kolejinde görev yaptığını bile söylemişti. Onun işaretiyle herkes sakinleşiyor.

THY uçağının gövdesinden ayrılmış seyyar merdiven benim için geri getiriliyor. Uzaktan beni fark eden askeri yaverimiz Reha Taşkesen albay işaret edince beni uçağa alıyorlar.

Süleyman Demirel’e bakmamaya çalışarak pancar gibi bir yüzle yerime geçerken çok uzun  sürmüş bir sürgünden kurtulmuş gibiyim.