Aalborg’u tanır mısınız?

THY’nın uçuş noktaları arasında Aalborg ile Billund’u görünce “Burayı da görmeliyim” diye düşündüm. Yaşam aslında yollarla şekilleniyor. Yol daima yaşama bir zeytin dalı uzatır. Bazı yollar dümdüz, kimi zaman da belirsiz ya da çok engebelidir.

Uçak biletimi önceden almıştım. Ancak aniden ameliyat geçirince ceza ödeyip uçuş tarihini iki ay sonrasına erteledim. Aylardan şubat. Aalborg soğuk, yerler don ve karlı. Kent merkezine giden kırmızı belediye otobüsüne kendimi attım. Halkın tamamının sarışın olduğu Aalborg, Danimarka’nın en kuzeyinde yer alıyor ve bu ufak ülkenin dördüncü büyük kenti. Türkiye’de bu kent PKK’ya kucak açması ile de tanınıyor. Hatta Roj televizyonunun merkezinin de burada olduğu söyleniyor.

Otobüsün penceresinden geçmişe doğru bakıyorum. Dallarını savuran ağaçlar, dargın kayalar, sarı tüylü bozkırlar, huzursuz ovalar, intiharı çağrıştıran derin uçurumlar, gri renkli akan bulutlar! Uzaklardaki bir kahveden yükselen ezgiler yağan karın altında kayboluyor.

Tren istasyonunun önünde otobüsten inip iki elimde birer bavul alt geçitten geçip Kilde Park’a giriyorum. İki tarafı ağaçlı dar yol boyunca sağlı sollu beyaz heykeller dizilmiş. Park içindeki göl ise tamamen donmuş. Derin ve anlamlı bir sessizlik hâkim. Otelim Huide Hus dışarıdan Sovyet Dönemi binalarını hatırlatan yüksek ve çirkin bir beton yığını. Ama odamda kentin sislere sarılmış güzel bir manzara ile karşılaştım. Bavulumu bırakıp kendimi benim için yeni olan bu coğrafyanın sokaklarına atıyorum.

Aalborg Kuzey Avrupa’nın en eski liman kentlerinde biri. Ayrıca Aalborg bir üniversite kenti, kültürle iç içe. Ana Gade bu ufak kentin bar, lokanta, çeşitli dükkânları ile en hareketli sokağı. Kentin o güzelim Ortaçağ ve kuzeye has mimarîsini bozmamaya gayret sarf etmişler. Örneğin Hellingandklostrat (Kutsal Ruh Manastırı),  Budolfi Katedrali, Rönesans mimarîsini temsil eden eski bir zengin tüccar evi olan Jens Bang Malikanesi sizi bekliyor. Aalborghus Kalesi ve Aalborg Kulesi bu kentte gezebileceğiniz iki tarihî mekan. Denize bakan Utzon Sanat ve Kültür Merkezi, modern mimarîsi ile hemen ilginizi çekecek. Ayrıca Utzor’un kar altında bile harika görünen bir bahçesi var. Hayvanat Bahçeleri beni daima üzer. Onun için oralara hiç gitmem. Orada esir tutulan her türlü hayvan keşke Filipinler’in Cebu Adası’nda yaşayan el kadar bir maymun türü olan tersierler gibi tutsak olunca başına duvara vurup intihar edebilse. Aalborg Hayvanat Bahçesi’nde zürafalardan, kutup ayılarına kadar binin üzerinde hayvan hapsedilmiş.

Mayıs ayı sonlarında bir festival ile yöre halkı coşuyor. Konserler gerçekleşiyor, sergiler açılıyor, ilginç tiyatro eserleri sahneleniyor. Aalborg birçok müzayedeye ev sahipliği de yapıyor. Kuasten Modern Sanat Müzesi’nin binası bile ilginç… Ayrıca Tarih Müzesi de kapılarını her gün meraklılarına açıyor.

Lindholm Hoje Tepeleri yakınındaki Viking Mezarlığı’nda gemi şeklinde ilginç mezarlar var. Burası aslında Kuzey Avrupa’nın en iyi korunmuş Viking sahasıdır. Kentin 31 kilometre güneyinde Danimarka kökenli Amerikan vatandaşlarının armağanı olan Rabild Tepesi Ulusal Parkı içinde Göçmen Müzesi de (Udvandier) bulunmaktadır. Dokuz yüz Türk’ün yaşadığı bu kuzey kenti öncelikle karanlık basınca insana farklı bir hüzün veriyor. Aalborg halkı sessiz, saygılı, güler yüzlü ve çağdaş. Soğuk bir iklimde aileleri ile birlikte huzur içinde yaşamaya alışmışlar. Bu yörede salata barlar çok rağbet görüyor. Sağlıklı beslenmek istiyorlar ve sporu daima önemsiyorlar. Sonra bu düz kent kara ve dona rağmen bir bisiklet cenneti.

Maalesef bu yörede gerçek kürk giyen çok kadın var. Tek bir mazeretleri var. “Burası soğuk, üşüyoruz.” Ama senin bir kürkün için onlarca hayvanın derisi canlı canlı çıkartılıyor. Günümüzde sıcacık tutan her türlü kumaş çeşidi var. Sen kürk satın aldıkça yeni hayvanlar öldürülüyor. Nasıl bir bencillik bu? Birkaç kürklü kadına bunu söyledim. Türkiye’de kürk giyen hanımlara bu gerçeği hatırlattığımda bana kızıp tepki gösteriyorlardı. İnanın kürkle dolaşan hanımlarımızın tamamı hayvan severdir, sokaklarda kedi ile köpekleri beslerler. Aalborg’daki bayanlar ise bu uyarımı gayet olumlu karşıladılar. Hele aralarında birisi “Bunları bana anlattınız ya artık sabaha kadar uyuyamayacağım.” dedi.

Danimarka: porselenleri, tanınmış fizikçi Neil Bors, Shakespeare’in ünlü Danimarka Prensi Hamlet ve Kibritçi Kız, Çirkin Ördek Yavrusu eserleri ile dünya çapında ün yapan masalcı Andersen ile tanınır. Ama kozmopolit Kopenhag’ı bir yana bırakıp bu yöreye gelirseniz, işte bence ancak o zaman hakiki Danimarka’yı tanımış olacaksınız.

Babamın yakın dostu olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Yol Düşünce” adlı şiirinden bir bölüm ile bitirmek istiyorum.

Ne Akdenizde şafaklar, ne çölde akşamlar, Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehramlar. Ne Bâalbek’de latin devrinin harâbeleri, Ne Biblos’un Adonis’den kalan sihirli yeri, Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyar, Ne gül, ne lâle, ne zambak, ne muz, ne hurma ve nar Ne Şam semâsını yâlel’le dolduran şarkı, Ne Zahle’nin üzümünden çekilmiş eski rakı,

Acaba Yahya Kemal bu sessiz kuzey coğrafyasına gelseydi o hep özlemini çektiği zevk ve huzuru bulabilir miydi?