Zamanın Durduğu Güneyin İncisi: Marakeş

Kapılar vardır; yeşil, mavi, kahverengi, siyah, beyaz. Kapılar hep bir “merak” içerir. Acaba bu kapının ardında neler var? Bazı kapılar dişi, bazı kapılar ise erkektir. Kimi tahta, kimi demir, kimi sade, kimisi ise  süslüdür. Acaba açılan bir kapının ardında sizi nasıl bir sürpriz bekliyor? Bir avlu, bir bahçe, ağlayan bir kız çocuğu, hasta bir dede, kurulu bir sofra, bir kuyu  

            Marakeş, Fas Sultanlığı’nın ilk başkenti. Kuruluşu 1068. Atlas Okyanusu’ndan Kızıl Deniz’e kadar uzanan dünyanın en büyük çölü Sahraya giden kervan yollarının kuzey kapısı olan bu kentte bina­larından yollarına, duvarlarından toprağına kadar her yer kırmızı tonları ve “kızıl”. Marakeş diğer Fas şehirlerinden daha Afrikalı, daha Berberi, aslında daha da  hareketli. Sanki bir renk, ses cümbüşü. Kervan molaları arasında gelişen bir kültür bu coğrafyada kökleşmiş. Palmiyelerle çevrili kilden yapılmış düz çatılı evleri, 15 kilometre uzunluğundaki surlarıyla Kızıl Kent olarak adlandırılan Medina, Marakeş’ in “eski kent”i olarak biliniyor.

            Kral ailesinin golf merakından dolayı golf kulüpleriyle de ünlenen Marakeş’e Dört Renkli Kent diyorlar. Çünkü binalar kırmızı, gökyüzü mavi, Atlas Dağları’ndaki kar beyaz, parklar ve bahçeler ise yeşil!

            Mara­keş’in en önemli meydanı kentin tam ortasında yer alıyor: Cami’ül Fena Alanı. Batılılar burayı “Sonsuzluk Meydanı” veya “Zamanda Asılı Kalmış Yer” olarak tanımladılar. Sanki Spielberg’in film seti! Bin bir gece masalları görünümünde bir panayır alanı olan Cami’ül Fena, yılan oynatıcılarından Marakeş büyücülerine, şifalı ot satıcılarından köçeklere, boksörlerden, kaval çalanlara kadar değişik bir yelpaze sunuyor. Masalcılar, çalgıcılar, akrobatlar, sokak bahisçileri, ateş yutanlar, kına yakanlar, seyyar dişçiler, maymunlar, bukalemunlar, koni kırmızı şapkalı-ilginç kıyafetli seyyar su satıcıları, hikâye anlatıcıları, güneyden gelen zenci dans grupları, fal açanlar, hasır şapkaları fayton sürücüleri, sufi ezgiler, ezan sesi ve hiç eksik olmayan bir  Endülüs teması…

            Sonra, saat 18:00 gibi meydanda kocaman yemek kazanları ile bir Açıkhava Lokantası kuruluyor. Yeter ki siz siparişinizi verin. Yemeğiniz en çok on saniyede önünüzde. Her biri numaralı olan tezgâhların etrafına masa ve tahta sıralar konuluyor. Gaz lambalarının ışığı altında kesif bir duman bulutu oluşuyor. Bir de Mc Donald’s, motosikletlerin gürültüsü ile kola reklamları kaldırılsa ne iyi olur!

Kimyonlu ızgara köfteler, portakal suyu satan bir dizi standlar, acı bir sivri biber ile bol yağlı bir balık kızartmasını sıcacık pide ekmeğine sararak satanlara kadar aklınıza ne geliyorsa her çeşit insan bir arada, iç içe ilginç bir karmaşa yaşanıyor burada.

            Ancak, bu ünlü meydanda pek rahat dolaşamıyorsunuz. Anında çevrenizi kuşatıyorlar. Her kare fotoğraf için ısrarla da  para talep ediliyor. Sizden yeterli “dirhem” alamayan bir yılan oynatıcısı öfkelenerek yılanı üstünüze atabilir. Tabii işin içinde yankesicilere çarpılmak da var. Ama en iyisi, Argana veya Cafe De France gibi teras kahvelerin birine çıkarak bu panayırı kuşbakışı izlemek. Akşamüstü güneşin batışını buradan bol naneli çay içerek seyretmek ise doğrusu pek keyifli!

Endülüs Bahçeleri,

            Zeytin ağaçları ile çevrilmiş Menara Bahçeleri de Marakeş’in ilginç köşelerinden biri. Fas zeytini, doğal yöntemlerle yetiştirildiği için dünya piyasalarında oldukça revaçta idi. Bahçenin içindeki 200 x 150 metrekare boyutlarındaki bir havuzun çevresinde bulduk kendimizi. XII. yüzyıldan kalan bu havuz meğer Fas askerlerine yüzme ve deniz koşullarını öğretmek amacıyla yapılmış.

            Fas’ın turizm ve kış sporları merkezi de sayılan turunç ağaçları ile süslü Marakeş, kışın kayak yapmak için gelen turistleri de heyecanla karşılıyor. Canınız ille de Atlas Dağları’nda dolaşmak istiyorsa taksi dolmuşlara binip 60 kilometre uzaklıktaki Urika Vadisi‘ne gitmeniz yeterli. Atlas Dağlarının en yüksek tepesi 4165 metre ile Cebel Tubkal.

Marakeş’in Eski Kenti Medina’da Bir Ortaçağ Panayırı,

            Marakeş’in eski kenti Medina’dan biraz daha söz etmek istiyorum size: Kapalı Çarşısı, her türlü baharatçı, halıcı ile seramik dükkânlarıyla bizim Mısır Çarşısı’nı andırıyor. Kırmızı bir şemsiyenin altında kaldırıma oturup dua eden sakallı bir yaşlı adam, hemen karşısında ise eli kerpetenli sokak dişçisi ile hasır üstüne işlenmiş Berberî kilimi satıcısı gibi kareler dikkati çekiyor. Çarşının hemen girişindeki küçük dükkânlar tam birer hazine. Raflarda yarasa kanadından âdemotuna, bin bir çeşit buhurdan, bedevi maskesine kadar ne ararsanız var.

İsterseniz büyü yapmak, cin çağırmak ya da ruh­larla konuşmak için gerekli malzemeyi de bulabiliyorsunuz! Medina’da neler yok ki: aynalar, ağaç kutuları, oyuncaklar, rengârenk hasır sepetler, baharatlar, gül aromalı sabunlar, kına, dev kuskus kazanları, geleneksel kaftanlar, pembemsi çöl toprağı renginde kaplar, “babuş” olarak isimlendirilen ucu sivri terlikler, kazanlarda haşlanan salyangozlar, berberi takıları, fenerler, çaydanlıklar, sürmeli kapkara gözlü kızlar, kesif nane kokusu. Led Zeppelin’in Marakeşli müzisyenlerle birlikte hazırladığı No Quarter çalışmasından sunulan ritimler ortama uyum sağlıyor.

Marakeş sokakları tozlu ve pis olabilir ama “riad” denen çoğu bugün butik otel olarak hizmet veren geleneksel evlere girince karşınıza temiz, ferah, havuzlu veya bahçeli insanın içini serinleten bir avlu çıkıyor. Her pencere çok ince işlenmiş göz alıcı detaylar içeriyor. Sanki Paulo Coelho’nun ünlü eseri Simyacı’nın kahramanı Santiago her an köşeyi dönecek gibi.

            Medina’nın içine doğru dar sokaklarda yürüdükçe gerçek Marakeş yüzünü yavaş yavaş size göstermeye başlıyor. Örneğin seyyar kasaplar kestikleri hayvanların parçalarını oracıkta satıyor. Ne bir kontrol var, ne temizlik kurallarına uygunluk!

            Ama yolunuz Marakeş’e düşünce Medina’da bulunan Bahia Sarayı‘nı mutla­ka görün. XVIII. yüzyılda Vezir Ahmet bin Musa tarafından yaptırılan saray, en gözde eşinin adını taşıyor (Bahia = Bahi­ye, güzel demek). Sekiz hektar alanda, 3 bin işçinin emeği ile, on bir yılda tamamlanan sarayda Moğol, Berberi ve Fas mimarisinin izleri görülüyor. Vezir, her bir eşi için ayrı bir avlu yaptırmış. Özellikle harem odaları ile dikkat çeken bu yapı; Ali Baba ve Kırk Haramiler, İngiliz Hasta, Harem, Şehrazat gibi filmlerde plâto olarak da kullanılmış. Enfes bahçesindeki incir ağacı ise özel olarak korunuyor. Çünkü o bölgedeki tek erkek incir ağacıymış!..

      Sarayın o ufak havuzunun başında soluklanmaktan kendilerini alamıyor hanımlar. Çünkü, parmaklarını batırarak dilekte bulunurlarsa bu dilek mutlaka gerçekleşiyormuş.

            Bugün, şehri çevreleyen ve dimdik ayakta duran 20 kapılı, 200 kuleli, 10 metre yükseklikteki 16 kilometrelik kerpiç sur duvarlarının yapılış yılı 1200. Marakeş aslında duvarlardan oluşmuş bir şehir. Hep merak ederim: Acaba duvarlar neyi saklar, yüksek duvarların arkasında hangi sırlar vardır?

            Dünyanın ilk üniversitesi olan Teoloji Medresesi de Medina’da. 1341 yılında Merinid Sultan Ebu el Hassan tarafından kurulmuş. İslam kültürü, Kur’an ve cebir öğretilen bu tarih kokan binanın ufacık tahta odalarını gezerken, içindeki ranzalara bakarken insan ister istemez bir zaman yolculuğuna çıkıyor.

            Cami’ül Fena Alanı’nın hemen ucunda Sultan Yakup’un yaptırdığı 1190 yıllık Fas’ın ilk camisi Kutubiye‘nin 77 metre uzunluğundaki köşeli minaresi Marakeş’in her noktasından göze çarpıyor. Hatta caminin imamı minareye zamanında atla çıkarmış. Bu minare bir bakıma Marakeş’in Eyfel’i sayılır.

            Merakeş şehrinin tam ortasındaki portakal ve zeytin ağaçlarıyla çevrili küçük bir köşk, düğün hediyesi olarak Prens El Mamun’a armağan edilmiş. Sonra bu köşkü ünlü mimarlar 1923 yılında lüks bir otele çevirip prense hürmeten “La Mamonia” olarak isimlendirmişler. Bu otel, Avrupa’da büyük ün yapmış. Otelle beraber Marakeş de ünlenmiş. Eski ABD başkanının daha sonra Dış İşleri Bakanı olan eşi Hillary ile kızı bile Mamonia’nın ününü duyup burada beş güzel gün geçirmişler.

            Sonra, Kasbah Camii civarındaki Saadi Kral Mezarlarını da görün. Ressam Majorelie’nin oluşturduğu egzotik çiçekleri, sarmaşıkları ve havuzları ile ünlü Maroselle Bahçelerini ünlü modacı Yves Saint Laurent satın alıp tekrar düzenlemiş. Evet, Merakeş bozulmamış şark’ı yaşıyor. Dileriz daha uzun yıllar bu zevki gezginlere tattırır.

            Faslı şair Tahar Ben Jelloun ülkesini bakın nasıl tanımlamış.

Benim ülkemde

sevgisiz sever kadını erkek

kille doldurur ağzını kadın

ve çocuk doğurur

bir sözdür her çocuk

geceye tutkun

bir okşayışı zamanın

küçük sonsuzluğudur tanyerinin

köle bir karından çıkmış

bir iyilik

tıpkı eli gibi ırmağın

yalnızlıkların ufku üzerine

Türkçesi : Özdemir İnce

Marakeş’te Chez Ali’ye de Gitmek Gerekir,

            “Chez Ali” (Ali’nin yeri) ise özellikle ziyaretçilerin rağbet ettiği bir gösteri merkezi. Saray kapısını andıran girişinde atlılar bekliyor. Siz halının üzerinde adımlarınızı atarken, çeşitli mahalli grup­larca selamlanıyorsunuz. Bu yol sizi bir meydana getiriyor. Meydanı çevreleyen çadırlarda salata, et yemekleri ve elbette tabaklar dolusu kuskus sunuluyor. Yemek sırasında yerel giysili gruplar tek tek yöresel dans ve gösterilerini sergiliyorlar. Dansçıların kimi genç, kimi yaşlı, kimi kısa, kimi uzun. Aynı  gerçek yaşamda olduğu gibi…

            Yemekten sonra futbol sahası büyüklüğündeki bir alanın etrafındaki tribünlere oturuluyor. Çöl yaşantısı, atlı savaşçılar ve at üzerinde akrobasi hareketleri izleniyor. On iki atlı aynı anda tüfeğini ateşliyor. Çelik halat üzerindeki uçan halı ve havai fişek gösterisinden sonra gece bitiyor. Bu olanaklarla daha profesyonel bir gösteri organize edilebilirdi, diye düşündüm otele dönerken.

            Gösteri sırasın­da tanıştığım Faslı bir dostumun anlattığı fıkra aklıma gelince, karanlık çöl serinliğinde kendi kendime gülümsedim. Sizlerle de paylaşayım Faslıların çok güldüğü bu fıkrayı. Çok zengin bir Arap Emiri 80 cariyesini karşısına toplamış ve,

“Size şunu haber vereyim ki,” demiş,

“Hepinizi artık terk etmek zorundayım”. Kadınların bozulup sustuklarını görünce, başını öne eğip, eklemiş. “Çünkü ben Şeyh Abdül’ün haremindeki kadınlara âşık oldum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir