Yetmiş Dilin Konuşulduğu Ülke: Filipinler

Güneş, ufukta ağır ağır denizin sularına gömülürken, dev uçağımız, denizin üzerine serpiştirilmiş gibi duran sayısız adalardan birinin üzerine doğru süzülmeye başlıyor.

Asya’nın tek Katolik ülkesi olan Filipinler, bu kıtaya bağlı, 300 bin kilometre kareyi bulan 7 bin 100 dolayında ada ve adacık üzerine kurulu bir ülke. İnce, uzun bir yer kaplıyor dünya haritasında. Zira adaların konumu bu şekilde. Adalar içinde en büyüğü başkent Manila’nın da üzerinde bulunduğu 108 bin kilometrekarelik Luzon. Diğer iki önemli ada grubu Visayas ve Mindanao. Luzon ve Müslümanların çoğunlukta olduğu Mindanao toplam nüfusun 2/3’ünü barındırıyor. Adalar volkanik. Ülkenin adı, diktatör Ferdinand Marcos ve karısı Imelda’nın dillere destan yaşamları ile sık sık dünya basınında gündeme gelmişti. 1973 Anayasası ile birlikte ABD’den örnek alınan baş­kanlık sistemine son verilmiş. Parlamentoya dayalı bir sistem kurulmuş; ama Başkan Marcos 1972-1982 yılları arasında tam bir diktatör olmuş. Ne kabine kurulmuş, ne başbakan seçtirilmiş. Üstelik 1976’da da anayasada yapılan değişikliklerle Marcos’un gücüne güç katılmış.

1986’da Marcos’un devrilmesinden sonra bu kez vurulan eşi Ninay Aquino yerine geçen Başkan Bayan Aquino’nun yürekli tutumuyla dikkatleri üzerine çekti. Yeni bir anayasa hazırlandı ve başkanlık sistemi yeniden benimsendi. Ancak, sık sık iç savaşlar patlak verdiğinden, ülkedeki istikrarsızlık devam ediyor. Filipin tarihi de zaten baskı, ayaklanma ve savaşlarla dopdolu. Üç yüz otuz üç yıl süren İspanyol egemenliğine karşı yürütülen şerefli bağımsızlık mücadelesi, tarihe Filipinler Devrimi olarak geçmiş. 1898 yılında bağımsızlığını kazanıyor. Daha sonra 44 yıl Amerikalılar ve 4 yıl Japonlar bu coğrafyada kalıyor.

Birdenbire söze Marcos’la başladım, bağışlayın; ama Filipinler’i anlamak için bu çok gerekli. Aslında Filipin­ler’de siyaset hep kadınların elinde… İpek hışırtıları arasında attıkları her adımda, saçlarının her telinden topuklarına kadar parfüm kokusu saçan kadınların… Filipinler’in demir kelebeği İmelda Marcos, o efsane kadınların son temsilcisi; diktatör kocası ile birlikte terk ettiği ülkesine bir tanrıça olarak döndü. Filipinler’in seçkin ve zengin kesiminden destek görmezken, Manila çöplüklerinde boğaz tokluğuna çalışan kadınlar arka çıktı İmelda’ya. Belki de kendilerini çocukluğu yokluk ve sefalet içinde geçen İmelda Marcos’la özdeşleştirdikleri için!.. Yıl 2012, Imelda Marcos’un oğlu ve gelini hâlen meclis üyesi. İki yıl önce vefat eden Bayan Aquino’nun bu kez oğlu Noy Noy devlet başkanı, Bayan Aquino’nun eşi ve devlet başkanının babası Ninoy’un vurulduğu 21 Ağustos Filipinler’de resmi tatil.

Filipinler 7 bin 100 adadan oluşuyor dedim ya, peki bu adalarda hangi dillerin konuşulduğunu biliyor musunuz? Sorum, lafın gelişi… Bilinmesi biraz güç çünkü. Nedenini anlatayım: Yaklaşık 70-75 tane farklı dil ve lehçe konuşuluyor bu adaların yerlileri arasında. “Filipin Dilleri” deniyor bunlara. Polonezya dil ailesinin Endonezya koluna bağlı hepsi de. Yine de Filipinler’de iki resmî dil var: Biri İngilizce, öteki Filipino. Filipino dili, Malezya kökenli Tagal dilinin gelişmesiyle ortaya çıkmış.

Metro Manila

Metro Manila’nın nüfusu 18 milyonu bulduğu söyleniyor çünkü Filipinler’de pek nüfus sayımı yapılmıyor. Manila hem eski ve kirli hem de yeni ve zengindir.

Kentin en zengin ailelerinin yaşadığı bölge ise Ayala Bulvarı. Burada evlerin hemen hepsi İspanyollar tarafından inşa edilmiş ve birer mimari harikası. Muhteşem bahçeleri ve yüzme havuzları var. Sokaklar ve bahçeler mango, ananas, Hindistan cevizi ve muz ağaçlarıyla dolu. Burası Manila’nın Beverly Hills’i. Tüm evler yüksek duvarların arkasında saklanmış ve sıkı bir koruma altında.

Manila’ya ayak basın yeter… Uçaktan iner inmez, taksi şoförlerinin hücumuna uğruyorsunuz önce. Tabii uyanık olup, onlara yüz vermemeniz gerekiyor. Yakındaki bir taksi durağından taksiye binmek, en akla yatkın olanı. Manila’da Mabini ve Del Pilar Caddeleri’ni görmeden geçemezsiniz. Çünkü dünyaca ünlü bir eğlence merkezi burası. Mabini ile Del Pilar İspanyollara karşı direnen birer Filipinli ulusal kahraman.

Geniş bir düzlüğe yayılmış olan kalabalık caddeleri, dev boyutlu kültür merkezi, eski şehir duvarları, ilginç gece yaşantısı ile zengin çelişkiler sunan bir başkent Manila. Oldukça hareketli bir ticari merkez olması dışında, zengin tarihi de dikkat çekiyor. Eski ile yeninin ilginç bir armonisi yaşanıyor Manila’da! Şehrin can damarı Makati. Burası aynı zamanda gökdelenleri ile ekonomik dinamizmi yakalamış iş ve alışveriş merkezi. Makati’de 56 bin iş yeri, 84 otel ve 3255 lokanta bulunuyor. Gündüz nüfusu 3,7 milyonu bulan Makati’de gece nüfusu ise sadece 450 bin.

Filipinler ayrıca bir “Seks Cenneti”. Turistler ülkenin bu yönüyle de çok yakından ilgili. Uzak Doğu’da seks turizmi, başta Tayland olmak üzere birçok ülkede yaygın. Ama buranın özel bir yeri var. Çünkü bu sektörde daha çok çocuklar kullanılıyor. Manila limanının arkasında “Kırmızı Işık Mahallesi” Ermita var. Çok çocuklu, fakir Filipinli ailelerde geçimin ailenin genç ve güzel kız veya oğlan çocuklarınca sağlanması artık “doğal” olmuş. Ermita bu yüzden birer seks işçisi olan küçük fahişeler ve batılı yaşlı erkeklerle dolu.

Ülkede örgütlenmiş “Çocukları Koruma Konseyi” harıl harıl çalışıyor; hem halkı, hem turistleri uyarmak için çeşitli yayınlar yapıyor; ama yine de başarılı oldukları söylenemez. Bu başarısızlıkta, bu işleri yapan, örgütleyen mafyanın olduğu kadar, ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarının da payı var. Zaten Filipinler’deki seks skandallarını ­ -ve dramlarını- inceleyen yabancı uzmanlar da özellikle bu son neden üzerinde duruyorlar ve ülkede sefalet oldukça bu sorunun kökünden çözümlenemeyeceğini söylüyorlar. Onlara göre, Filipinler’in koyu Katolik bir ülke olmasına rağmen günaha bu kadar kaymasının asıl nedeni “ekonomik”. Birçok anne-baba “ihtiyaç”tan dolayı feda ediyor çocuklarını.

Sembolü bir “Manda” olan Manila kentinin civarındaki kasabalara çeşitli geziler yaparak farklı zevkler tadabilirsiniz. Dünyada bir eşi olmayan “Bambu Örgü”yü görmek istiyorsanız Las Pinas kasabasındaki kiliseye gitmeniz gerekiyor. Ya da sönmüş bir volkan krateri ilginizi çekerse, Alaminos kasabasını tavsiye ederim.

Filipinler’de en yaygın taşıma aracı, kendilerine özgü “Jeepney” denilen taşıt. Bu coğrafyada ulaşım sıcak, dumanlı ve kalabalık. Bir çeşit dolmuş ve bizim bildiğimiz cipin daha uzunu. Taşıttaki yolcular aslında diz dize oturuyor. En çarpıcı özelliği ise Jeepney’lerin aşırı süslenmiş olması. Bazılarının pencerelerinde tığla örülmüş perdeler var. Her biri sanki birer sanat eseri. Önlerinde at heykelleri, ejderha resimleri bulunuyor. Antenler şoförün çocuk sayısını, ayna ve far sayısı şoförün kendine güvenini ve yakışıklılığını, at sayısı ise yine şoförün medenî durumunu gösterirmiş. Jeepney’de bir at heykeli varsa şoför evli, iki at heykeli varsa hem evli, hem de bir metresi var; ama hiç at yoksa o zaman arabaya binen bayanlar için durum tehlikeli demektir. Çünkü şoför her türlü ilişkiye hazır demektir. Filipinler halkı zorluk ve fakirlikle boğuşurken yine de geleceğe ümitle bakıyor.

Bohol Adası, Tarsier ve Çikolata Tepeleri:

            Bohol’un sayfiye adası olduğunu havaalanında bile belli ediyor. Filipinler farklı ulaşım araçları oluşturmakta doğrusu çok başarılı. Manila’daki Jeepney’den sonra burada da üç tekerlekli bisikletler var. Yeşili cömert sunan bir yolda ilerliyoruz. Yol boyunca gördüğümüz evler gelir düzeyinin düşük olduğunu gösteriyor. Toprak bir yoldan otelimiz Bohol Bee Farm’a varıyoruz. Sahiden farklı bir ortam. Serada naylon üzerinde yetiştirilen bitkiler, kovanlarda şişman arılar, müşterisi bol organik yiyecek satan koca bir dükkân, akşamüstü çekilmiş bir deniz, sahilde böcek toplayan yerli halk. (Ancak Balı nedense acı.)  Odalar tatil köyü havasında hazırlanmış. Kahvaltıda sunulanlar  bizim damak tadımıza uymuyor. Çim çayı dışında çay tanımıyorlar.

            Evet, Orta Visayas Bölgesi’nde yer alan oval şeklindeki Bohol Adası 3300 kilometrekare yüzölçümü ile Filipinler’in onuncu büyük adası. Dağlık iç bölgelerin tam ortasında büyük bir ovası var.

            Bohol Adası’nın 27 köyü çevresinde 72 adası ve tek büyük kenti var. O da başkenti Tagbilaran. Plaj, deniz, kum için gelip kumlarda tüm gün kertenkele gibi yatanları hariç tutarsanız bizim gibi “gerçekten” görmeye gelen hakiki gezginlerin Filipinler’de en çok ziyaret ettikleri ada “Bohol”. Bohol’un en iyi plajı beyaz kumu ile ünlü “Bohol Beach”. Ancak giriş ücretli (400 peso) bu ödediğiniz para ile de öğlen balık yiyorsunuz.

            Adada yavaş yavaş Türkiye’de olduğu gibi ateşböcekleri kayboluyor. Özellikle sivrisinekleri yok etmek için sıkılan zehirler aslında tüm ekolojik dengeyi bozuyor. Yine de Bohol nispeten doğal güzelliklerini ve ekosistemini koruyor.

            Daha önce motosikletlerin arka camlarına “çıplak kadın fotoğrafları” yapıştırılırmış. 1997’de bu adanın Katolik valisi gelen tepkiler yüzünden bu uygulamayı yasaklamış. Şu anda yasa gereği hepsinin camlarında İncil’den cümleler var. Bir kaçını okudum: “Lord is my Saviour.”, “Give for the Glory of God.”, “God will make a way for me.”

            İspanyollar’dan kalan bir köprü üstünden esas adaya ayak basıyoruz. Başkent Tagbilaran’ın ana caddesinden geçip gururlu Tarsierler’i görmeye gidiyoruz. Tarsier kimilerine göre dünyanın en küçük maymun türü. 20 – 25 yıl yaşıyorlar. Olgun bir insanın elinden büyük değiller. Ancak gerçek şu ki onların da hızla nesilleri tükeniyor.  Böcek, solucan, kertenkele yiyorlar ve ancak geceleri hareketli oluyorlar. Altı ay hamilelik döneminden sonra sadece bir yavru yapıyorlar. Uysal oldukları için hem yırtıcı hayvanlar hem de meraklı insanlardan çok çekmişler. Katiyen kafese ve eve kapatılamıyorlar. Tutsak tutulurlarsa ya kafalarını duvara vurup ya da aç kalarak intihar ediyorlar. Prens Charles’ın desteği ile oluşturulan 7,4 hektarlık bir alanda korunuyorlar. Ancak insanların dokunması ve eksik besleme nedeni ile yine de aralarında ölenler oluyor. Yerli halkın “Mago” dediği tarsierlerin gözleri beyinlerinden büyüktür. Spielberg’ün ünlü E.T. filmine ilham kaynağı olan Tarsierler genelde yalnız yaşıyor. Sadece çiftleşme döneminde erkek, dişinin bölgesine ziyaret ediyor. Onları çok çok sevdik. Zaten bu adanın sembolü olmuşlar. Tişörtlerde, anahtarlıklarda, magnetlerde, şapkalarda, tablolarda hep “tarsierler” var.

            Bu kez istikamet Carmen Çikolata Tepeleri. Önce Tik ağaçlarından oluşan suni bir ormandan geçiyoruz. Yol tavuk bağırsağı gibi virajlı (Bu terimi ilk kez duydum). Yağmur ormanları etkileyici bir manzara sunuyor. Yol kenarına park etmiş olan 10 adet lüks Porche araba bizi şaşırttı. Bu adada bu arabayı satın alan zenginler acaba nerede oturuyor?

            Bir tepeciğin üzerine kurulan platformdan Çikolata Tepelerine bakıyoruz. Hepsi aynı jeolojik deformasyon süresinde oluşmuş. Harry Potter filminde sık sık gösterilen eş 1268 Kalker Tepecik. Yükseklikleri 30-120 metre arası, çevreleri ise 40 metre kadar. Otlar kuruyunca kahverengi bir renge bürünüyorlar. Üstü ağaçla kaplı olan tepeler bu gruba dahil değil.  O yüzden bu adada görev yapan bir Amerikalı öğretmen bunları “Çikolata Tepe” olarak adlandırmış. Sanki bu tepeler bir sepet yumurtayı da andırıyor. Bu tepelerin oluşumu hakkında 2 hatta 3 efsane var. Aruga adlı iyi huylu bir dev köyün en güzel kızına aşık olur. Kız aslında nişanlıdır. Bir gün bu dev  kızı derede yıkanırken onu yakından görmek amacı ile avucunun içine alıp kaldırır. O sırada kız heyecandan ölür. Dev Aruga çok üzülür ve ağlamaya başlar. İşte tüm bu tepeler aslında onun gözyaşlarıdır. İkinci efsaneye göre iki dev kavgaya tutuşur ve birbirlerine çamurdan yapılmış toplar fırlatırlar. İşte size tepeciklerin meydana gelişi.

            Bohol Denizi’ne dolan Loboc Nehri üzerinde müzikli yemeğimiz sahiden zevkliydi. Zaten Loboc müziğin başkenti kabul edilir ve şarkı söylemeden Loboc Nehri’nde karşıdan karşıya geçilmezmiş. Bir ara bir iskeleye yaklaşıyoruz. Gotozon ve Loctop Spring köylüleri bize pembe kıyafetleri ile iki harika gösteri sunuyorlar. Zaten Loboc Çocuk Korosu Avrupa’da birçok ödül kazanmış. Bu kez sıra Kelebek Çiftliğinde. Atilla Atasoy’dan bir özdeyiş: “Her erkek bir kelebektir.”

            Bu arada iki de köye uğruyoruz. Köyler her cins hayvan dolu. Domuzlar, inekler, keçiler, kediler, köpekler, sıkıca ipe bağlı dövüş horozları. Fırsat bulunca ipleri kesip horozları serbest bırakıyorum. Zavallılar kaçamıyorlar. Bir kumar olan horoz dövüşünde 75-100 horoz kapıştırılıyormuş. Elbette horozların bazıları kavga sonunda ölüyor veya yaralanıyor Bazen de hayvanların ayaklarına jilet bağlıyorlar. Bu nasıl bir eğlencedir ki?

            Bohol Eyaleti Valisi Avukat Edgar M. Chatto ile sabah erkenden görüşüyorum. Sempatik biri. Valiyi Filipinler’de halk seçiyor. Bohol Adası’ndaki madencilik faaliyetleri, turizm politikası ve çevre konuşuluyor.

Cebu Adası Acaba Niye Meşhur?

            Supercat diye anılan deniz otobüsü ile 2 saat yolculukla Bohol’dan ünlü Cebu Adası’na geçiyoruz. Casiano Country Mall’un arkasındaki Montebello Villa Oteli’ne yerleşip daha sonra Cebu Kentini tanımak için yola çıkıyoruz.

            Cebu birbirine yakın 9 ilçesi ve  4500 kilometrekarelik yüzölçüme sahip uzun bir ada.  Civarında 167 adacık var. Cebu City adanın en geniş yerine kurulmuş. Ada kuzeyden güneye 300 kilometre. Adanın %70’i dağlık. 3,5 milyon insan adanın geri kalan %30’una yerleşmiş.

            Nüfusun %20’si Çinli, Çinliler genellikle varlıklı. Buraya İspanyollar Manila’dan bile önce yerleşmişler. Cebu City tam 3000 yıllık bir yerleşim. Aslında Cebu City bir liman, bir endüstri ve ticaret kenti, bence bu kent hiç de öyle güzel değil. Fazla beton yığını. Niye Cebu City “Güneyin Kraliçesi” olarak isimlendirilir bilmiyorum. Adada bakır madenciliği, gemi inşası, demir-çelik, balıkçılık ve turizm geliri var.

            Başta Koreliler olmak üzere turistler herhalde ucuz diye burayı tercih ediyor olmalı. Ayrıca burada 3 ay İngilizce kursuna gidiyorlarmış. Cebu aslında  önemli bir eğlence ve kumar merkezi. Filipinler’de genç kızlar da yaşlı bir yabancı ile evlenmeye ve ona bu coğrafyada ev aldırmaya can atıyorlar. Yabancılar tapu sahibi olamadığı için ev hanımının üstüne yapılıyor. Bey ölünce de hanımı mirasa konmuş oluyor. Resmi lisan İngilizce yanında yerel bir lisanları da var. “Cebinoa.”

            Taksilerin üzerinde mavi bir lamba var. Şoför bir saldırıya uğrarsa bu lambayı yakıyor. Hemen diğer taksi şoförleri ve polis olaya müdahale ediyor. Tehlikedeki aracın yolunu kesiyorlar. Bunu İstanbul’da da uygulayabilir miyiz? Cebu’da trafik pek de iç açıcı değil.

            Önce Portofino Halk Plajı’na gidiyoruz. Hiçbirimizin hoşuna gitmiyor. Kalabalık ve hiç de temiz değil. Hemen buradan çıkıyoruz. Turistik Mactan Adası’nda yolumuza devam ediyoruz. 1521 yılında Macellan’ın öldürüldüğü yer,  bugün Macellan heykeli, anıt taş ve adına dikilen abide ile şekillenmiş. Macellan’ın vücudu parçalara ayrılıp adanın farklı yerlerine dağıtılmış. Daha sonra Maribayo Blue Water Resort’u tanımak istiyoruz. Elbette çok daha lüks ve seçici bir tesis. Ama ücreti de yüksek. Yemek dahil bir günlük giriş ücreti 18 bin peso.

            Ertesi gün adadaki ilk durağımız Tao Tapınağı. Taoizmin kurucusu Lao-Tzu hani “Balık verirsen o kişiyi bir gün doyurursun ama balık tutmayı öğretirsen hayatını değiştirirsin.” diyen zat.  Tao Felsefesi, Hinduizm ve Budizm’e oldukça yakın. Bu mabed sahiden etkileyici. Zengin Çinlilerin bağışları ile inşa edilmiş. Mabedin yönetimini üstlenen vakıf izlediğimiz kadarıyla yararlı çalışmalar yapıyor. Tüm merdivenler 7 basamaklı. (7 x 7 = 49) 49 gün insan ruhunun yeni bir bedene ulaştığı süre olarak kabul ediliyor.

            Pani-Ani eski pazar yeri. Bugün bu meydanın ortasına metalden dev bir heykel dikilmiş. Her yüzünde Cebu Tarihi ile ilgili başka bir olay anlatılmış. Tabii başrolde Macellan ve şef Lapu Lapu.

            Filipinler ilk kilisesi Minore del Santo Nino’nun içine giriyoruz. Ancak o kadar fazla kilise gördük ki… Ardından Macellan’ın haçının bulunduğu Metropolitan Katedrali’ni ziyaret ediyoruz. Macellan 1521 yılında buraya haçını dikerek yerlileri vaftiz edip, Hristiyan yapmış. Ama yavaş yavaş ellerindekileri kaybettiğini fark eden zeki yerli lider kasten Macellan’ı kandırıp Hristiyan olmak istiyor diye Mactan Adası’nda beyazlardan nefret eden savaşçı Opon Kabilesi Şefi Lapu Lapu’nun yanına götürür. Sonuçta beyazların hayatlarına girdiği için kızgın olan Lapu Lapu da Macellan’ı hemen öldürür. Macellan’ın adamları dünya turuna devam eder.      

            Fort San Pedro, İspanyollar’ın Filipinler’de ilk yerleşim merkezi. Macellan’ın başına gelenlerden 40 yıl aradan sonra buraya gelen İspanyollar kendilerini korumak için hemen ahşaptan ufak bir kale inşa etmiş. Sevimli bir yer. İçinde Ylang Ylang çiçekleri açıyor.

Kısa Kısa Filipinler:

  • Filipinler Endonezya’dan sonra dünyanın ikinci büyük takımada ülkesi.
  • Filipinlerin ulusal kuşu “Filipin Kartalı” ülkenin güneybatısındaki ülkenin ikinci büyük kenti Davao’daki özel bir merkezde koruma altında tutuluyor. Dünyanın en güçlü ve büyük kuşu olarak bilinen bu hayvanları öldürmenin cezası 12 yıl hapis.
  • Bohol Adası’ndaki Taluksangay Köyü yakınlarında yaşayan Bajoeller “Deniz Çingeneleri” olarak tanınır. Sadece tayfun ve siklon dönemlerinde yakın koylara sığınıp tüm teknelerini birbirine bağlayıp ortak bir yaşam mücadelesine girerler. Denizden çıkarttıkları agar yosununu özellikle Japonya’ya ihraç ederler.
  • 2012 yılı Ağustos ayında Manila’da Muson Yağmurları’nın yol açtığı sel ve taşkınlarda 20 bin kişi evini terk ett ve 53 kişi öldü. Eğitime ara verildi. Bazı mahallelere elektrik verilemedi. 2,5 milyon kişi bu taşkınlardan etkilendi. Günlerce evine gidemeyenler oldu. Özellikle kanalizasyon ve katı atık sisteminin yeterli olmaması bu doğal afetleri etkiliyor.
  • Mindoro Filipinler’in turizm ve su sporları ile ün yapan bir adası. Dünyanın en ucuz dalış merkezi olarak biliniyor. Palmiye ve muz ağaçları ile çevrili adada 24 dalış okulu var. Adanın tüm koyları “banca” adı verilen teknelerle gezilebilir.
  • Filipinler’de 800 kadar orkide yetişiyor.
  • Güleryüzleri, İngilizceleri, nezaketleri ile olumlu bir puan alan ev hizmetlerinde çalışan Filipinli hanımların sayısı Türkiye’de de epey fazla. Unutmayın 11 milyon Filipinli, Filipin dışında çalışıyor ve yaşıyor.
  • Filipinler büyük bir Pazar olmasına rağmen Türk işadamları bu coğrafyada aktif değil. THY’nın Manil’ya uçması iki ülke arasında ticaretin artması için olumlu bir adım olabilir. Filipinler’de çoğu öğrenci olan 250 kadar Türk yaşıyor. Türkiye’nin buraya ihracatının 2/3’ünü un oluşturuyor. Yakında bir de un fabrikası kurulacak. Paşabahçe ürünlerini de Manila dükkânlarının vitrinlerinde görmek mümkün.
  • Sadece Manila’da bazıları yüksek okul olmak üzere 2 bine yakın yüksek eğitim kurumu var.
  • “Dünyanın Sekizinci Harikası” veya “Cennetin Merdivenleri” olarak adlandırılan Luzon Adası’nın Benau (Ifugao Kasabası) civarında olan pirinç tarlaları 2000 yıl önce sarp kayaların çıplak ellerle, ilkel aletlerle kesilip dere yataklarından taşınan taşlarla örülerek yapılmıştır. Pirinç tarlarının boylarının uzunluklarını toplarsak Ekvator Çizgisin’nin yarısına eşit oluyormuş. Teraslarda suyun akışı doğal olarak sağlanmakta.
  • Dağlık yörede bulunun yazlık başkent Baguiyo kentinde her yıl şubat ayının 3. haftası çiçek festivali gerçekleşir. Yaklaşık 500 bin kişi bu rengârenk çiçekleri seyretmek için buraya koşturur.
  • Filipinler dünyanın bir numaralı afet bölgesidir. Tayfunlar, depremler, volkanik püskürmeler, seller, taşkınlar, heyelanlar bu coğrafyada hiç eksik olmaz.
  • Filipinler bayrağında maki eşitliği, kırmızı cesareti, beyaz saflığı, üç yıldız üç takımadasını, sekiz ok ise İspanyollar’a karşı ayaklanmayı başlayan ilk sekiz eyaleti simgeliyor.
  • Filipinler dünyada yılbaşının en gürültülü kutlandığı yer olarak ün yapmış.
  • Filipinler’de halk eğlenceyi pek seviyor. Birahaneler, gazinolar, kafeteryalar ve dans salonları ağzına kadar dolu. Buralara giremeyenler doğruca parklara koşuyor. Erkekler kısa kollu, nakışlı, şık spor gömlekler giyerken kadınlar ise çok parlak renklerde dekolte, ince elbiseleri tercih ediyorlar. Müzik ve dans ise, halkın asla vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç Filipinler’de.
  • Bu coğrafyada “Maganda”, “Güzel” demek. Farklı meyve, yoğurt ve sütle karıştırılarak hazırlanan meyve suları çok çok lezzetli ve ucuz. Sigara tüm kapalı mekanlarda yasak, bazı adalarda sokaklarda bile tütün kullanmak yasak ediliyor.
  • Filipinlilerin millî kahramanı Dr. Jose Rizal tahsilini Avrupa’da yapan zengin bir ailenin oğludur. Tıp tahsili dışında mühendislik okumuş ve yirmi lisan bildiği iddia ediliyor. Bağımsızlık ücadelesine yazıları ile destek verdiği için İspanyollarca kurşuna dizilmeden önce kendini hapishanede ziyaret eden kızkardeşine gizlice verdiği “Adio mi ultimo adios” adlı Filipin halkına veda mektubu çok ünlüdür.
  • Ünlü ABD’li General Mc. Arthur’un şöhreti Manila Otel ile bütünleşmişti. Japon istilasında buradan ayrılan general savaş sonunda bir kahraman olarak yine Filipinler’e dönmüştür.
  • Bu takımadalar ülkesinde benim gençlik yıllarımın İngilizce parçaları hâlen popüler. Örneğin “A Man Without Love”, “Delilah” gibi.
  • Kurban ve Şeker Bayramları’nda Filipinler’de birer gün resmi tatil ilan edilmiş. Oysa ki Müslüman oranı sadece %6.
  • Filipinler’e varınca havaalanından bir yerel cep telefonu hattı alın. Çok pratik. İadesi yok ve ucuz. Herhangi bir dükkândan 100 pesoya bir kart alıp yükletiyorsunuz.
  • Filipinler güzeli ve sinema yıldızı Ruffa Gutierrez Yılmaz Bektaş isimli bir Türk işadamı ile evlenmiş ama sonra ayrılmışlar. Bu sayede Türkiye burada tanıtılmış. Bu hanım çok çok meşhur ve hâlen sürekli film çeviriyormuş.
  • Her ocak ayının üçüncü pazarı Cebu’da Sinulog Festivali tüm renkleri ile kutlanıyor.
  • Filipinler’de çok sayıda sokak kedisi var. Bazılarının kuyrukları genetik olarak kısa ve kıvrılmış. Genelde açlar. Hatta bir tanesinin bir gözü yeşil bir gözü mavi idi. Veterinerler kedi ile köpekleri binanın önünde tozlu bir ortamda kısırlaştırıyorlardı.
  • Filipin Mutfağını’nın en önemli tabakları pansit ile adubu. Pansit çok ince noodle ağırlıklı iken Adubu’da domuz eti ve pirinç bulunuyor.
  • Filipinler’de askerlik hizmeti yok. Sadece okullarda üç hafta Millî Savunma dalında bir uygulama yapılıyor. Nasıl olsa ABD Filipinleri kanadının altına almış.
  • Bu coğrafyada da karşınıza Çin Mafyası çıkıyor.
  • Filipinliler sabah erkenden işlerinin başında oluyor. Sabah saat 4’te sokaklarda yoğun bir trafik dikkati çekiyor.
  • Eğer amacınız plaj, deniz ve sualtı sporları ise Borocoy Adası size göre.
  • Filipinliler güleryüzlü, kolay kolay kızmıyorlar gülümsüyorlar ama gülmeleri sizin söylediklerinizi yapacakları anlamına gelmez.
  • Bu adalar ülkesinde kendi annesi, babası ve öğretmeni dahil kimse bir çocuğa vurmaz. Vurursa cezası 6 ay hapis. Elbette bu da bir çelişki.
  • Filipinler’de 3 adet başarılı Türk okulu var. İkisi Manila biri ise Mindanao Adası’ndaki Zomboanga’da. Zomboanga’daki okulun çok geniş bir kampüsü var. Ayrıca Filipin – Türk Ticaret Odası ve Pasifik Dialog Vakfı da çok faal.
  • Viva Mall içinde yer alan inci-mercan çarşısı ile üst katındaki 2. el cep teleonlarının satıldığı bölümü gezin. İnciler sahiden ucuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir