Vladivostok: Trans-Sibirya Treninin Son Durağı

Rusya’nın Uzakdoğu’sunun merkezi, Doğunun İstanbul’u ve Primorsky Eyaletinin merkezi olan Vladivostok herşeyden önce çok önemli bir doğal liman. Kore, Japonya ve Çin’e açılan bir kapı durumundadır. Uzun bir yarımadanın tam ucunda yer alıyor.

İlk olarak 1860 yılında General Muraviev Amursky tarafından askeri bir üs olarak kurulmuş ve 1880 yılında ise  şehir statüsüne geçmiş.

Simon adlı bir maceracı Rus buraya yerleşen ilk sivil olup Çin’e yosun satarak kısa zamanda zengin olmuş ardından da ilk belediye başkanı seçilmiş.

Kore ve Çinliler buraya işçi olarak getirilmiş ve onları şehrin dışında kurdukları mahallelerde yaşamaya zorlamışlar. Çünkü bu insanları pis ve hastalık kaynağı olarak değerlendirmişler. Aralarına almamışlar !

Doğal limanı sayesinde hızla gelişmiş. Alman, İtalyan mimarların inşa ettiği binalarla kent Avrupa havasına bürünmüş. Bu yarımadayı Rus adasına (Russky) bağlayan asma köprü ve Rusların daima İstanbul Boğazından sıcak denizlere inme isteği birleşince boğazlarına bizim İstanbul gibi “Golden Horn” adı adını takmışlar.

Kışın sıcaklık -35oC’ye kadar düşüyor ve deniz donuyor. Bir metrelik buz tabakası üzerinde araçlarla bile dolaşmak mümkün. Yazın ise sıcaklık +35oC olabiliyor.

Stalin, 1958 yılında Vladivostok’u ancak özel izinle girilen kapalı bir yerleşim olarak ilan etmiş. Bu yasak ancak  1992 yılında sona ermiş.

Kapalı bir ekosistem olan bu yarımada buz çağında tropikal iklimden yavaş yavaş soğuk bir iklim kuşağına geçmiş. Ancak bu süreçte bazı hayvan ile bitkiler kendilerini bu yeni iklime adapte etmiş. Örneğin dünyada bulunan altı çeşit kaplanın en irisi “Amur Kaplanı”, leopar ve ayılar bugün de bu topraklarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu yörede 300 “Amur Kaplanı” ve 30 civarı leopar olduğu sanılıyor şehrin sembolü zaten “Amur Kaplanı.” Amur Kaplanın erkeği 180 kilo,  dişisi ise 130 kilo geliyor ve 15 yıl kadar yaşıyorlar. Soylarını korumak için Amur Kaplanı Araştırma Merkezi kurulmuş. Bu bölge ayrıca 250 çeşit kuşa ev sahipliği yapıyor.

Primorsky Bölgesi kesinlikle “Sibirya” değil. Sibirya’ya taa 5000 kilometre uzaklıkta. Lütfen karıştırmayın, unutmayın Rusya dünyanın en geniş toprağa sahip ülkesi. Rusya’yı, Kanada, Çin, ABD ve Avustralya ve Hindistan takip ediyor.

Vladivostok ayrıca “APEC”,  yani Asya – Pasifik Ekonomik İşbirliği Konseyi’ne de ev sahipliği yapıyor. İki ay önce Putin bu nedenle burada imiş. (Eylül 2019)

Vladivostok Havalimanı 7 yıl önce tamamlanmış. Beş kilometre demiryolu ile kente bağlanmış. Daha önceki gelişimde eski havalimanı tam anlamı ile dökülüyordu.

Birinci Dünya Savaşından sonra Türk, Alman, Avusturya ve Macar esirler Vladivostok’a 280 kilometre uzaklıktaki bir esir kampına getirilmiş. Orada hayatını kaybedenler için bir anıt inşa edilmiş. Bu arada ünlü aktör Yul Brynner de Vladivostoklu.

İlk başta enerjisi düşük ve bir gri şehir görüntüsü veriyor. Şehir merkezi de öyle pek cazip değil. Bir çok inşaat yarım kalmış, terk edilmiş binalar var. Özellikle, tayfun, fırtına ve rüzgara açık konumu ve soğuğu insanları kaçırıyormuş. Buraya yerleşenlere devlet bazı avantajlar sağlıyormuş. Moskova’ya çok uzak olması merkezi federal hükümetçe kısa zamanda desteklenmesini engelliyormuş !

Veliaht Çar Nikolay’ın (Son Çar) buraya uğraması nedeniyle bir zafer takı hazırlanmış. Ayrıca sahilde müzeye dönüştürülen Japonlara karşı savaşmış, dünyanın etrafında ilk dolaşan denizaltıyı da ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Arsenav Müzesi bölgenin antropolojisi ve tarihsel gelişimini sergiliyor.  

Her gün geleneksel olarak saat tam 12’de sahilde bir top ateşlenerek Rus bayrağı direğe çekilirken,  marş da çalınıyor.

Savaş yıllarında savunma adına bir yeraltı kenti hazırlanmış. Bunun başka kentlerde de örneği var.  Bugün bile bu ilginç mağaraları gezmek mümkün.

Ayrıca 40 dakika uzaklıktaki Sovyet dönemini yansıtan kömür madeninin bulunduğu terk edilmiş bir kasaba var.

Vladivostok’a gelince ilk önce ünlü tren istasyonu gezilir. Moskova’dan kalkan bir trenin 7 gün sonra 9200 kilometre yol alarak vardığı son istasyon burası. Bu anlamda perona bir taş anıt dikilmiş, istasyon binasında bir de müze hazırlanmış.

Özellikle son senelerde Çin, Japonya ve Kore’den çok sayıda ziyaretçi çekiyor. Ne de olsa kent bütünü ile bir Avrupa kentini andırıyor. Pasifik Donanmasının burada bulunması nedeni ile önemli bir askeri nüfusa sahip, lokantalarda herkes bol bol yengeç, istakoz ve karides tüketmekte.

Ayrıca Kamçatka ve Sakharin gibi ada ve yörelere gemiler yine Vladivostok Limanından kalkıyor.   

Boris Slutski’nin Yılkovan adlı şiirinden alıntı ile bu bölümü bitirmek istiyorum. (Çeviren Ataol Behramoğlu)

İlk ücretimle, kazandığım ilk parayla

Bir saat aldım ve o günden beri

Bakışlarımı ayıramıyorum ondan

O aceleci akrep ve yelkovandan

Bilmiyorum nedir acelesi onların:

Kendi sonları değil, benim sonumdur koştukları

Çalıyor çıngırak

Acımasızca anımsatarak

Zamanın dönülmezce aktığını

Akrebi daha çok seviyorum

Yelkovandan ve saniye göstergesinden daha çok

Ölçülü tutkuyla ilerliyor çünkü

Fazla acelesi yok

Zengin olursam

Öyle bir saat satın alacağım ki yılkovanı olsun…

Yılkovan – yani öyle bir ibre ki

İlerlesin yavaş yavaş Güneş ya da bir gemi gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir