Utangaç ve Nazik İnsanların Ülkesi : Güney Kore

Kore; komik miğferli mızraklı askerleri, kırmızı giysili çalgı grubu, renk renk ipekten mamul milli kıyafetlere bürünen siyah peruklu kadınları, süslü perdeli otobüsleri, göz bebeklerine kadar sinmiş utangaçlıkları, yer masasında önünüze sunulan ufak tabaklarda bol acılı çeşit çeşit yemekleri, göğsü madalyalı Kore gazilerimiz, dünya kupasındaki maçımız ile hep Türk kamuoyunda hatırlanır.

         Kore’nin tarihi 5 bin yıl öncesine ulaşıyor. Mitolojiye göre bir dağa inen tanrının oğluna yaklaşan kaplan ve ayı, insan olmak istediklerini beyan ederler. Bir şartı vardır insan olmanın. Karanlık bir mağarada 100 gün sadece böğürtlen yiyerek yaşamak! Kaplan tahammül edemez, vazgeçer. Bu süreyi tamamlayan ayı hoş ve güzel bir kız olur ve tanrının oğlu ile evlenir. Çocukları “Dangun” işte ilk Korelidir. Ve ışık artık “doğudan” yükselmektedir.

         Kore hep başka ülkelerin tehdidi altında yaşamıştır. Çünkü Kore yarımadası Mançurya’ya yönelik askeri hareketlerin hep ileri karakolu olmuştur. Kore’yi en uzun süre (1892-1912) yöneten “Yi Hanedanlığı” Japonlar ve Ruslarla sürekli savaşmış. Elli yıllık Çin-Moğol istilası yetmiyormuş gibi arkadan 36 yıl süren Japon (1910-1945) hakimiyeti hüküm sürmüş. Japonlar bu sürede ülkenin tüm hammaddelerini kendileri için kullanırlar ve Korelileri “köle” statüsünde Japonya’ya çalışmak üzere gönderirler. Daha sonra tüm dünyada II. Dünya Savaşı tüm dehşeti ile yaşanır ve bitiminde savaştan mağlup çıkan Japonların yerini ülkenin kuzeyinde Ruslar, güneyinde ise Amerikalılar alır. ABD başkanı Truman, Güney Kore’ye bağımsızlık verse de 25 Haziran 1950’de kuzeylilerin güneye girmesi ile ABD ve beraberinde Türkiye dahil 16 ülke kendini üç yıl süren dünyanın en zor savaşlarından birinin içinde bulur. Sonuçta bu anlamsız savaş bittiğinde 5 bin Türk genci şehit olmuştur. Adnan Menderes ABD hayranlığı ile bu maceraya girmeden önce meclisten izin alma gereğini bile görmemişti. Başkent Seul bu savaş esnasında tam dört defa el değiştirmiştir. Milyonlarca insan ölmüş ve bir o kadarı da sakat ve evsiz kalmıştır. Herkes şu soruyu soruyordu 38. paralelinin güneyinde kalan “enkaz yığını”nın “geleceği” ne olacaktır? Evet gerçi 1953’de “Panmunsom Barış Anlaşması” imzalanmıştır ama Güney Kore dağlıktır, tarım arazisi yoktur ve her an Kuzey’in tehdidi altındadırlar. Ama, Kore çok kısa zamanda hasta yatağından doğrulur ve ayağa kalkar. “Kore Mucizesi” kitabının yazarı Woronoff’un sözlerine kulak verince, nasıl bütünlüklü bir atak başlattıkları daha da açıklık kazanıyor. “Bu başarıda ekonomistlerin yanı sıra teknotratların ve bürokratların payı da çok büyük”. İşçilik de çok ucuzdu Kore’de. Elbette eğitime verdikleri özel önemi unutmamak gerekir. Okuma yazma oranı şu anda %99. Çalışan kesim mutlaka teknik bir eğitimden geçmiş. Hatta büyük kuruluşlar, kalifiye teknik elemanlarını kendi okullarından mezun ediyorlar. Şimdi size bu gelişmede Konfüçyüs’un da parmağı var dersek yanlış olmaz. Konfüçyüs Dini, ulusal bir karakter yaratmış Kore’de: Disiplin, çalışkanlık, kanaatkarlık ve çevreyle uzlaşım.

         Hatırlarsanız, II. Dünya Savaşı sonrası dört ülke bölünmüştü. Vietnam uzun savaşlar sonrası birleşmiş, Almanya Berlin duvarını yıkarak barış için kucaklaşmış, Yemen yarı silahlı, yarı dostça tek bir vücut olmuştu. Peki Kore ne olacak ?

         Bugün Kore iki ayrı devlet, ancak kaçınılmaz bir biçimde adım adım birbirlerine yaklaşıyorlar. Olimpiyatlara beraber katılıyorlar. İş sahası bulmakta zorlanan Kuzey Kore’de, Güneyli iş adamları fabrikalar kuruyor. Güney Korelilerin kurduğu, Kuzeyin işçisinin çalışacağı fabrikaların yer aldığı bölgeye  ulaşacak yeni karayolu, demiryolu ve modern tren istasyonu şimdiden hazır.

         Han nehrinin ikiye böldüğü Başkent Seul bugün tüm nüfusun %25’ini barındırıyor. Yoğun ve yürümeyen trafiğini nehir üstündeki 27 köprü ve metroyu ile düzeltme gayreti içinde! Ama artık Seul “sakin sabahların ülkesi’nin” başkenti değil. Manhattan türü gökdelenleri, çok sayıda araçları ile gürültülü bir kent. Eski Seul’un güney, kuzey, batı ve doğu kapılarından bugün sadece ikisi ayakta! Yirmi yıl önce “Biz sizler için şehit verdik” diyerek Türk bayrağını direğine çektirdiğimiz siyah Hyatt oteli hala yerinde ama Seul her geçen gün daha fazla batıya yaklaşıp kültürünü ve geleneklerini hızla kaybediyor.

Kore Hakkında Kısa Kısa

  • Tekvando sporunun anavatanı Kore.
  • Kore Türkiye’den (6) saat geri. İklimi de Türkiye’ye benziyor. Burada da dört mevsim yaşanıyor.
  • Eflatun renkli kıymetli taş “ametistin” çıkarıldığı en önemli ülkelerden biri gene Kore.
  • Güney Kore’de konut bulmak sorun. Evin bedelinin %60’ını ev sahibi depozit olarak alıyor. Örneğin, 3-4 sene kira ödemeden oturuyorsunuz. Çıkarken tüm depozit size geri ödeniyor. Bu dönemde ev sahibi sadece paranızı kullanmış oluyor.
  • Kore alfabesini oluşturan Kral Sejong daha önce ülkesinde kullanılan Çince’nin zorluğundan halkı kurtarmak istemiş. Türkçe gibi “Altay lisanları” grubuna dahil olan ve grameri Türkçe’mize benzeyen Korece’de 10 sesli 14 sessiz olmak üzere toplam 24 harf var. Cahil halka okuma ve yazmayı kolay öğretmek için “basit” olması nedeni ile “Tuvalet lisanı” olarak anılan Korece’nin yaratıcısı Kral Sejong’un kağıt paraların üstünde resmi var.
  • Yıl 1953, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 150 USD, Kore’de ise 60 USD. Yıl 2004, Türkiye’de 3200 USD, Kore’de ise 12000 USD, yani dört kat fazla. Şu anda Kore dünyanın en büyük 12. ekonomisi.
  • Koreliler naziktir, kimseyi kırmak istemezler, Kore’de bahşiş yoktur ama pazarlıkta yoktur.
  • Bir Kore firması olan “Samsung”, Japon rakibi “Sony” ile tüm dünyada baş başa güreşiyor.
  • Kore’de “din dağılımı” sürekli değişiyor çünkü çok çabuk birinden diğerine geçiyorlar. Budistler %35 ile en önemli kesim. Budist oranı  Hindistan ile hemen hemen aynı. Sonra Konfüçyüs’un felsefesini benimseyenler var! Hıristiyanların sayıları da oldukça yüksek. Müslüman oranı ise %1’in altında… Müslüman olan Korelilere Suudi Arabistan tüm kapılarını başta ücretsiz eğitim olmak üzere ardına dek açıyormuş.
  • Assan alüminyum tesislerinin sahibi Hyundai’nin genel distribütörü benim öğrencim Ali Kibar Kore’nin  İstanbul Fahri Konsolosu!
  • Kore aslında ataerkin bir topluluk. Aileler sırf erkek çocukları olsun diye tıbbın tüm yeniliklerinden sonuna dek istifade ediyorlar. Sonuçta bu ülkede her geçen gün “kız çocuk” oranı azalıyor.
  • Kore halkı yeşili ve ağacı seviyor. Yol kenarında boynu bükülen ağaçları halk bezlerle sırıklarla bağlıyorlar.
  • Kore’de eskiden hem erkek çocuklar hem de kızlar saç uzatırmış. Bu yüzden aralarında ayrım yapmak çok zormuş. Ancak evlenen erkek çocuğu saçını keser, kız ise arkasına topuz yaparmış.
  • Türk şehitliği Birleşmiş Milletler bünyesinde güneydeki liman kenti Pusan’da. Uçakla başkent Seul’a 50 dakika mesafede.
  • Seul’daki Itaewon Caddesi civarındaki Amerikan üssü yüzünden oldukça hareketli. Esnaf çat pat İngilizce bile öğrenmiş. Otelimiz Hamilton işte bu cadde üzerinde idi.
  • Caddelerinde dolaşan 11 milyon arabanın %972si Kore yapımı. Hyundai, Daewoo, Kia gibi.
  • Koreli bir ailenin bütçesinin büyük bir bölümü çocukların eğitimine harcanır. Eğer eğitime bu kadar önem verilmeseydi, yurt dışına yüksek lisans ve doktora için öğrenci yollanmasaydı, herhalde bu başarı yakalanamazdı. İşte size eğitime verilen önemin bir örneği. Kore’de bir ilköğretim öğretmeninin maaşı hiçbir zaman bir albaydan az olmamış.
  • Koreli, Japon gibi bir çeşit “çalışma manyağıdır”. Mutluluğu çalışmakta bulur. Her Koreli dünyanın en önemli işini yaparcasına işini benimser. Bu ülkenin insanı 2000 yıllık Çin kökenli Konfüçyüs felsefesinin etkisi ile de itaatkardır, çalışkandır, kanaatkardır, çevresine uyum sağlar.
  • Seul’da bir yurttaki öğrenciler yemekten zehirlenip bir gün okula gidemeyince o yurdun müdürü o akşam intihar etmiş.
  • Genelde “pirinç ve çorba” Kore mutfağının vazgeçilmez iki elemanıdır. Sonra ünlü turşuları kimçi, tatlı, acı ve ekşi soslar ve tabii yararları saymakla bitmeyen Ginseng kökü!
  • Budizm Kore’ye Hindistan ve Çin üzerinden ulaşmış. Tabii her yeni din bir yeni topluma tanıtılınca o toplumun gelenekleri ile kaynaşıp bazı farklılıklar meydana gelmiş. Ayrıca bu yeni dini onlara tanıtan din adamı da yorumlarını eklemeyi ihmal etmemiş. Bunun sonucundan “tarikatlar” doğmuş. Kore’de 1700 yıllık mazisi olan Budizm bu ülkeden de Japonya’ya ulaşmış. Aslında Buda hayatta iken “sakın ha ben bir tanrı veya peygamber değilim, bana tapmayın ve heykelimi yapmayın” demiş ama şu anda şüphesiz dünyada en fazla heykel Buda’ya ait. Belki de bu bir özlem! Her toplum Buda’yı hayal ettiği gibi canlandırmış. Bazısı erkek, bazısı dişi, bazıları cinsiyetsiz, bazen ayakta, bazen ise yatarken. Budist tapınaklarında her sabah 6’da 10’da ve tam 18’de dört farklı davul çalınır. Bunlardan ilk üçü hava, su ve karadaki canlılar ve sonuncu davul “tüm evren” içindir.
  • Kore’de otomatlarda teneke içinde ısıtılmış sıcak çay ve kahve satılıyor. Ve tadı da çok hoş.
  • Kore’de nüfus Yeni Zelanda ve Türkiye gibi homojen… Etnik gruplar oldukça az. Ancak son zamanlarda Hindistan, Sri Lanka, Vietnam, Bangladeş, Filipinler gibi ülkelerden işçi getiriyorlar.
  • Güney Kore “Batı Standartlarını” yakalarken kendi kültür ve benliğini de korumaya çalışıyor. Ancak “batı tarzı” yaşama özenti gençler arasında hızla yayılıyor. İngilizce isimler, fast food dükkanları, saçı rengarenk boyalı ve jöleli erkekler, yerleri süpüren blue jean pantolonlar ve sokaklarda rap dansı.
  • Koreliler doğal olarak Japonlardan pek hoşlanmıyor ama istila yıllarında onlardan çok şey öğrendikleri bir gerçek!
  • Korelilerin yüzleri, giysi ve hareketleri sanki porselen bebek gibi. Bol pudra yüzdeki tüm mimikleri kapatıyor.

Yağmurlu günde bir binaya girecek olan Koreliler şemsiyelerini “su akmasın” diye muhakkak naylon torbalara yerleştiriyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir