Makedonya Üsküp’süz Olmaz!

Vodno dağına başını dayayıp, Vardar Ovası’na yerleşen Üsküp her şeyden önce Yahya Kemal’in şehridir. Kentler aslında insanlar için bir bakıma “daha konforlu yaşamak” için planlanır, para kazanmak için betonlaştırılmaz. Üsküp, bir zamanların yeşil Bursa’sına benzetilirdi. Üsküp’te eski çarşıda çınar ağacı altındaki havuz başında oturulup sucuklu kuru fasulye ve turşu yenilip, Makedon bozası içilir. Atatürk’ümüzün çok sevdiği Vardar Ovası başlıklı Rumeli türküsü mırıldanılır. Üsküp’te eski Türk çarşısının kesme taş sokaklarında yorgan, terlik, hediyelik eşya, bakır, ipek, deri ve amber dükkanlarının arasından şöyle bir yürünür. I. Murat döneminde yaptırılan ve bir Koca Sinan eseri olan 13 gözlü taş köprü üzerinden iftiharla geçilir. Nobel ödüllü iyilik meleği Arnavut kökenli rahibe Maria Teressa’nın doğduğu evi işaretleyen tabelanın yanında bir fotoğraf çektirilir. İnsanı, çarşısı, köprüsü, hamamı, hanları, camileri ile Üsküp bize çok tanıdıktır. Osmanlı döneminde Avrupa’nın en önemli ticaret merkezi olan bu kent bahçeli evleri, yol boyunca dizilmiş tarihi çınar ağaçları, ince gümüş örgü el sanatı, Kapan Hanı, saat kulesi ile halen Osmanlı’nın izini devam ettirmektedir!

Cengiz Çandar’ın boşuna “Makedonya Vardarsız, Makedonya Üsküpsüz, Üsküp Vardarsız olmaz” dememiş. Yahya Kemal ise Üsküp’ü “Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir” olarak tanımlamış. Ünlü şairimiz Yahya Kemal 1884 yılında bu güzel şehirde doğdu. Babası belediye başkanı idi. Annesi ise Yahya Kemal 13 yaşında iken veremden öldü ve İsa Bey Camii’nin yanına gömülü.

Vardar akar hızlı hızlı

Kenarları karlı buzlu

Benim yârim kara gözlü…

Bulgarlar, Sırplar, Arnavutlar ve elbette Yunanlar bu karışık coğrafyanın topraklarına göz dikmiş. Büyük Bulgaristan, Büyük Makedonya, Büyük Arnavutluk hayallerini hep bu düz coğrafya süslemektedir.

Yunanlar halen ısrarla Makedonya Cumhuriyeti’ni tanımayıp sadece “Üsküp” olarak isimlendiriyor. Yunanistan “Makedonya Devletini” kendi topraklarının ileride bölünmesi adına ciddi bir tehdit olduğunu düşünüyor. Makedonya halkının %67’sini Ortodoks Makedonlar,%23’ünü Müslüman Arnavutluk oluşturuyor. Türklerin oranı ise sadece %4.

1958-1965 yılları arasında 35 bin Türk bu topraklardan Türkiye’ye göç etti. Ama, Slav kökenli Makedon dilinde bugün 3 bin de Türkçe kelime bulunmaktadır. Makedonya, Yugoslavya’nın 1991 yılında dağılması ile oluşan karışıklıktan ve iç savaşlardan uyguladığı akılcıl bir politika ile en az etkilenen ülke olmuştur!

Üsküp’e gelince elbette Osmanlı izini de takip edeceksiniz. XV. yüzyılda inşa edilip, bir mimari şaheser olarak kabul edilen bugünün sanat galerisi bakır kubbeli Davut Paşa Hamamı, bugün yine müze olan Kurşunlu Han, çok sayıda divan şairi yetiştiren İsak Paşa Medresesi, şehre hakim tepede inşa edilen Üsküp’ün ilk camisi Mustafa Paşa, kütüphanesi ve türbesi ile İsa Bey Camii, Bizans döneminde imparator I. Justiyen tarafından yaptırılan manzarası ve içinde hayallere dalabileceğiniz sakin parkı ile Üsküp Kalesi ve Tütünsüz Camii gibi. İki kardeş varmış. Biri yıllarca habire sigara içmiş, diğeri ise hiç denememiş bile. Sonra sigara içmeyeni oturup ince bir hesap yapmış ve biriktirdiği para ile bir cami inşa ettirmiş. Adı da “Tütünsüz Camii” olmuş. Tabii, bu olay benim çok hoşuma gitti ve sizle hemen  paylaşmak istedim.

Üsküp 1963 yılında ciddi bir deprem felaketi yaşar. Bin kişi ölür. Osmanlı eseri Bedesten bile çöker. Depremde yarısı yıkılan gar binası bugün bir “ibret müzesi”. Garın koca duvar saati depremin olduğu anda durmuş. En büyük ve popüler alışveriş merkezi ise Türklerin inşa ettiği “Ramstore”.

Makedonya geleneklerini gelecek kuşaklara taşır ve bu kültürel varlıkları devam ettirir. İşte size bu geleneklerden bir örnek!

“Genç kızlar akşamdan bir küpe, düğme, yüzük gibi kendilerini ‘anlatacak’ bir şeyi küpe koyup ağzını güllerle kapatır. Ertesi gün bir çocuğu odalarına alıp ‘mani’ söyleyerek bu çocuğa bir ‘çekiliş’ yaptırırlar, küpten eşyası çıkan ilk kızın kısmetinin açık olacağına inanılırdı. Bu manilerden biri şöyle: ‘Martufal başi misın / Cevahir taşi misın / Gel bir mani söyleyim / Cebinde taşir misın’ ”

İstanbul’un ölümsüz şairi Yahya Kemal bakın Üsküp’ün cinayetleri  ile ünlü Kurşunlu Han’ını bize nasıl anlatmış: “Üsküp şehrinin hapishanesiydi, bıçak ve tüfekle oynayan bu şehirde bütün sanatların fışkırdığı yegâne menbâ cinayetti. Cinayetin başlıca sebebi aşk ve alâka idi; türküler cinayetten doğardı; fermene, camadan, çakşır, trablus kuşağı, uzun püsküllü Tunus fesi, yüksek topuklu rugan kunduralar, gümüş köstekler cinayetin kisvesiydi. Kabzaları gümüş bıçak ve rovelverler cinayetin ince işlerindendi; evlerde, dükkânlarda, kahvelerde hikâye edilen en meraklı menkıbeler de cinayete dairdi; işte bütün güzelliğin menbâ cinayet olan bu şehirde cinayetin bir muazzam eseri vardı ki Kurşunlu Han’dı. Kurşunlu Han eski Üsküp’ün içinde dört köşeli, yassı duvarlı, kurşun kubbeli, tabiata bir külçe gibi muhkem yaslanmış, her türlü afetlere karşı pervasız bir dev eseriydi; bu binayı Murad Hudavendigar mı yaptırmıştı? Yıldırım Beyazıd mı? İkinci Murad mı, Fatih mi? İyi bilmiyorum”

Üsküp sizi bekliyor. Kaval çalan çocuğu, meyve dolu ağaçları, kahveye düşen kestane ağacı gölgesi, Balkan böreği, şuşka biberi, çarıkları, yeşil duvar gibi uzanan dağları, ince saz eşliğinde neşeli akşam yemekleri, Tito Meydanı, yadigâr köfteci dükkanları, Teskoto geleneksel kıyafetleriyle erkek dansçıları, ateşli Rumeli’nin vakurluğu ile sizi bekliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir