UKRAYNA’NIN GÖNLÜ PORTAKALDADIR

Ukrayna bayrağındaki sarı “buğdayı” mavi ise “göğü” gösterir. Bu düz yeşil ve mümbit topraklara doğudan Tatarlar batıdan ise Polonya ve Litvanya orduları göz dikti. 300 yıl kaldılar. Sonra Rusya’nın Çar İmparatorluğu kendi bünyesinde eritti. Batı bölümü yüzünü Avrupa’ya dönmüş Katolik bir toplum doğu ise Ortodoks olup Rusya’ya daha yakındır. Sovyetler döneminde yetiştirdiği buğday ile Dinyeper boyunca kurulan yüzlerce fabrika ile Sovyetlerin en önemli cumhuriyeti’dir. Ağır sanayi, nükleer ve roket üretimi, kimya endüstrisi ve tersaneler hep Ukrayna’dadır. 1930’larda suni bir krizle kıtlık yaratıldı. Tüm buğday rezervi Rusya’ya taşındı. Sekiz milyon kişi öldü. Stalin’nin amacı bağımsızlık isteyen Ukraynalılara diz çökertmekti ve bu başarıldı. Leonid Kuçma yönetimine karşı genç bir ses hem ülkenin doğusundan yükseldi. Bu şahsiyet Victor Yuşçenko idi. Turuncu devrimi başlattı.

Taraftaları günlerce Kiev’in meydan ve ana caddelerinde günlerce turuncu bayrak, tişört ular ve balonlarla kamp kurdu. Yeni bir renk yeni bir ümit doğmuştu. Birden bire Yuşçenko hastalandı, yüzü şişmiş ve solgundu. Hem de yüzünde çok sayıda yaralar oluşmuştu. Doktorlar teşhisi koydu. Dioksin zehirlenmesi. Bu suikastı kim yapmıştı belli olmadı. Sonuçta Yuşçenko az farkla seçimi kazandı. Ukrayna şu dört kelime ile moral buldu. “Ya Stoyav Na Maidani” “yani meydanda ve dimdik ayaktayım.” Yuşçenko hoş ve akıllı bir hanımı başbakan yaptı. Yulia Timoşenko. Ama işler beklenildiği gibi maalesef düzelmedi. Başbakanla Yuşçenko aşk söylentileri üzerine Timoşenko görevden alındı. Batı söz verdiği desteği yeni hükümete gösteremedi. Sahip oldukları eski teknoloji ve bozuk çevre standartları ile batıya mal satamadılar. Gücenen Rusya’da Ukrayna’dan mal alımını durdurdu. Yani tam anlamıyla arada kaldılar.  Fransa kadar toprakları ve 24 eyaleti, eğitimli halkı ile bu ülkede çok zor günler yaşanıyordu. Ukrayna bir bakıma Avrupa’nın “dikiş makinesi” olmuştu. Ayda 120 Dolara çalışan işçilerin çalıştığı fabrikalardan üretilen bluz, elbise ve pantolonlar Avrupa Birliği’ne ucuza pazarlanıyordu. Ukraynalı hoş hatunlar artık seks endüstrisinin birer parçası olmuşlardı. Yedi milyon Ukraynalı yut dışında çalışmak zorunda kalmıştı. Gençler gemilerde iş bulurken, doktorlar Portekiz’de zeytin toplayıp İstanbul’da ise ev işlerinde çalışıyorlardı. 1958 yılında kuzey Ukrayna’da yaşanan Çernobil Nükleer Santral faciasında yaraları bile hala tam sarılmış değil.

Diğer taraftan Ukrayna’nın kömür bölgesi olan Donetsk’de 39 yaşında Rinat Ahmedov eski ortağı Başkan Kuçman’ın damadı ile bir çelik fabrikasını 800 milyon dolara satın alıp daha sonra gene kendi devletine 4,8 milyar dolara geri satıyordu. Kendi kentindeki 114 aktif kömür ocağında 1991 yılı sonrası 4300 işçi kazalarda ölürken, hava kirliliğinden zor nefer alınırken Ahmedov’un elektrik santralleri, ağı sanayi, bira fabrikası, tabii birkaç radyo, gazete, televizyonu dışında, halkını uyutmak için bir de futbol takımı var.

Avrupa’da en düşük doğum oranı Ukrayna’da. Nüfus gittikçe ve hızla azalıyor. Devletin doğum teşvik primleri de pek işe yaramış değil. Hani bazı Rus filmleri vardır. Yakışıklı bir genç asker, buğday başaklarının yanında köylü güzel kız arkadaşına veda etmektedir. Kız ağlamaktadır. Genç şaşkındır. Şimdi de Ukrayna ağlıyor ve herkes şaşkın. Ellerinde yanık sesli bandura ile köyleri dolaşan kör ozanlar da şaşkın olmalı.

Şair Taras Şevçenko (1814–1861) köle olarak doğmuştu. Öksüz olarak büyüdü, on yıl Kazakistan’a sürgün yedi. Gene de hep savaşları, yıkımları, kara sevdayı ve ezikliği anlattı. Ukrayna edebiyatını kurucusu sayılır. En ünlü eseri “Kobza”dır. Ukrayna onla iftihar ediyor. Her köşede ismi geçiyor, her parkta heykeli var.

Kiev neden sevdalısın?

Kiev’i söylentilere göre Dinyeper kıyısına gelip yerleşen dört kardeş kumuş. İsimleri de belli. Üçü erkek: Kyy, Shchek, Khongu; kız ise LYbid. Kiev 882 yılında prens Oleg tarafından “Kiev Prensliği”nin merkezi yapılır. Uzun süre kara veremeyen Prens Vladimir domuzu da çok sevdiği için 988’de halkını vaftiz edip Ortodoks yapar. Zeki Yaroslav 1019’da başa geçer ve sahiden de zeki olduğu için Kiev Prensliği en parlak dönemini yaşar. Gogol’un ünlü “Taras Bulba”sında bozkırda kazaklar dörtnala at koşturur ya. Kiev’in yeşil bozkırlarından Peçenekler, Moğollar, Litvanya ve Leh Kuvvetleri, Ruslar ve Naziler geldi geçti.  

“Cengiz Han’ın oğlu Batu Han hareketliliği ile nam salan başkomutanları Cebe Noyan beraberindeki kumandanları toplanmış konuşuyor. Yıl 1240. Konu:  Ukrayna’nın istilası ve Kiev şehrinin ele geçirilip tahrip edilmesi idi. Cebe Noyan ayakta, yönünü Kiev tarafına dönmüş, çakmak çakmak kıvılcımlar saçan gözlerini kumandanlarının üzerinde dolaştırarak ve adeta ulurcasına: “Kiev şehri alınacaktır. Tahrip ve yok edilecektir. Kiev çok zengin ve büyük bir memleketin merkezidir ve son derece muhteşem bir şehirdir. Orada, içlerinde dua edilen muazzam binalar vardır. Bu binaların yuvarlak kubbeleri som altından yapılmıştır. Şehri aldığımız zaman bu binaları yerlerinden söküp çıkaracağız. Bu altınlardan dökeceğimiz at heykellerini büyük hakanımız Cengiz Han’a ganimet olarak götüreceğiz.” diyordu.”

Evet, Cebe Noyan Kiev’i gerçekten aldı ama Kiev gene de barok altın kubbeleri, mavi çini ve mavi-beyaz çan kuleleri, çok sayıda heykelleri, meyve bahçeleri, arka arkaya dizilen parkları ile geniş, yeşil ve ferah.

Kiev’i ikiye bölen Dinyeper burada deniz gibi iyice genişliyor ve kendinden emin akıyor. Kiev de 1500 yıldır alımlı ve mağrur. İnancını Slav ırkından ve Ortodoks dininden almış olmalı. Elinde bir kılıç tutan elli metre uzunluğundaki titanyumdan yapılmış Ukrayna’nın yani “anavatanın annesi” anıtı aynı inançla halkına yukardan bakıyor. Peçenek zaferi anısına inşa edilen ve bir külliye olan “Ayasofya” barok kubbeleri ile ayrıca mağaralar manastırı (Peçhersk Laura) Kiev’in birer simgesi olmuştur. Mikhail Bulgakov “Beyaz Muhafızlar” adlı romanında 1918 yılının Kiev’ini tüm acıları ile çok güzel anlatır.

nı belki de Kiev’in vitrinidir. Meydanlar şehirlerin buluşma noktalarıdır. Mitinglerin yapıldığı, sevgililerin randevu verdiği, kitapların tezgâhlarda satıldığı, çeşmelerden suların aktığı yerler hep meydanlardır. Onun için en iyisi Kiev’de Andriyevski Meydanı’na şöyle bir 2–3 saat ayırın.

Nazım hikmet de 1500 yıllık Kiev’e gelir ve anında ö güzel kızlarına tutulur. “tek kırışık yok yüzünde” şeklinde ifade eder hislerini bu değerli yazarımız.

“Kapısından girer girmez

 O dakka, o saniye

 Gözlerini Görür görmez

Birden sevdalandım Kiev şehrine

Kat be kattır yamaçları

Gelinlere benzer ağaçları/

Al topuklarını döğer saçları

Birden sevdalandım Kiev şehrine

Yaşı bin iki yüzden artık

O mu yanıp yıkılmadık?

Yüzünde ne buruşuk, ne kırışık

Birden sevdalandım Kiev şehrine”

“Kiev’de parklar bulunur” demek hatalıdır çünkü

Başkentin görülmesi gereken önemli bir manastırı var. Çok geniş bir alana yayılmış olan “Mağaralar Manastırı” (Pechersk Laura). Kendi elleri ile kazdıkları mağaralarda ilk Hıristiyanlar tam 40 yıl zor şartlarda yaşadılar. Mağaraların uzunluğu 800 metreyi buldu. Dışarı çıkınca da bu mağaraları papazlar için mezar yaptılar. Bazı cesetler bozulmadan günümüze ulaşmış. Oysaki 12–15 derecede, rutubetli bir ortamda cesetlerin hiç bozulmamasını bir “mucize” olarak kabul ediyorlar. Bilim de açıklayamıyor. Kiliselerde ve müzelerde hep altar, ikona, büyüdarlık, ikona muhafazaları, papaz giysileri görüyoruz. Ama manastır içindeki minyatür” müzesini muhakkak gezin. Adamcağız pirenin ayağına bile nal takmış. Siyah papazlar her yerde dolaşıyor. Ortodoks papazları evlenebiliyormuş. Ama evlenirse meslekte “yükselme” şansı kalkıyormuş. Buradan hemen bir hatırlatma yapayım. Eğer bu mağara-mezarları görmek isterseniz önce 25 dakika yokuş yukarı yürümeyi göze alın.  Sonra hanımlar başörtüsü takmak zorunda, ayrıca kapalı yerden rahatsız olanlar hiç gelmesin.

Bir de açık alan savaş müzesi var. Devlet Ana Heykeli’nin dibi. (Babiy yar). Çok ilginç değil ama zamanınız varsa gezin derim!

Ukrayna Kısa Kısa

  • Çocuk sayısı artsın diye her çocuk için anneye devlet 1500 USD ödüyormuş. Yakında çok sayıda sokağa terk edilen çocuk bulacaklar. Sosyal yapı çok daha derinleşecek!
  • Ukrayna’daki Türklerin çoğu tekstil işi ile uğraşıyor.
  • Çok küçük bir binada görev yapan Türk Elçiliği Ukrayna hükümetinin hediye edeceği arazide güzel bir binaya kavuşacakmış.
  • Ukrayna’daki boşanma oranı da çok yüksek ayrıca gençler fazla sigara ve alkol tüketiyorlar.
  • Kiev metrosu derin mi derin. Moskova metrosunu andırıyor. Herhalde o da sığınak olarak planlanmış.
  • Kiev havaalanından her gün THY İstanbul’a uçuyor. Ayrıca yazın günde 3-4 uçak da Antalya için havalanıyor.
  • Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Kiev’deki taksi şoförleri “yabancı müşteri” görünce kazıklama niyetinde. Aynı adres için dört taksi şoförüyle konuştum. 45, 60, 75, 90 Gravni istediler. Normali 30 imiş.
  • Kiev kesinlikle tüm Ukrayna’yı temsil etmiyor. Zengin ve modern bir kent. Ama biz yemek yerken 15 centlik kır çiçeklerini satmak için güneşin alnında 2 saat bekleyen onlarca köylü nineyi unutamıyorum.
  • Şu anda kirada ve küçük olan Kiev büyükelçiliğimiz satın alınan arazide yeniden inşa edilecekmiş.
  • Ukrayna’nın Rohantin köyündeki 15 yaşındaki Roksalana Osmanlının en kuvvetli döneminin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili eşi Hürrem Sultan olur. Sultan acımasız, eli kanlı, entrikacı, şuh ve vahşi bir güzelimizdir. Hürrem Sultan adeta bir Avrupa Kraliçesidir. Elli sekiz yaşında öldüğünde dünya edebiyatında, romanlarda, tiyatrolarda, manzumelerde, eleştirilerde yaşadı ve yer buldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir