Tatarların Acıklı Öyküsü: Tataristan ve Kırım

Puşkin, türkülerin başlar başlamaz

Altın başlı sarayları çarların istemez seni,

Sanki sesin

Daha duyulsun diye

Sürüldün bir en karanlığa ki

İşte sessizliğin ağzı

Ağzınla kan

Ağzınla açık

Kafkas illerinde

Çok iridir kartallar hep

Çok iridir gökyüzü

Çok iridir sevişmeler

Ta kendi gölgeliğinde herkes

Ta kendine

Açık.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Kafkaslar” adlı şiiri ile başladığım Tatarların öyküsü, bir yeniden dönüş, aklanış, yeniden kavuşma, hatta ve hatta yeniden gömülmenin acıklı öyküsüdür.

Bölgeye hayat veren ve Tatarların “İdil”, Rusların “Volga” dediği özlem, acı ve sevinç dolu nehir bu coğrafyada çok geniş olup, Hazar Denizi’ne kadar ulaşmaktadır. Kazan kentinden yatına binen bir gezgin bu ırmak sayesinde İstanbul’a rahatlıkla ulaşabilir.

Eski Kazan, bu bölgeyi ikiye bölen Kazanka Irmağı’nın 45 kilometre kuzeyinde yer alıyordu. Bugünkü Kazan ise Kazanka Irmağı’nın bir büklüm yaparak Volga’ya karıştığı topraklarda kurulmuştur.

Tataristan dışında yaşayan Tatar nüfusunun 7 milyon civarında olduğu kabul ediliyor. Başta Türkiye olmak üzere, Finlandiya’dan Amerika’ya, Avustralya’dan Almanya’ya, dünyanın dört bir yanına dağılmış Tatarlar var.

Coğrafik konumunun sağladığı avantajlar ile Tataristan, 1950 yılından bu yana hızlı bir ekonomik gelişme içinde. Elmet bölgesinde önemli bir petrol üreticisi de olan Tataristan, ayrıca Niğnekansk Hidroelektrik Santralı, dünyanın en büyük otomobil tesisi Kamas ve bir uçak-helikopter fabrikasını da bünyesinde barındırıyor.

Tatarların geçmişi Bulgar Hanlıklarından Altınordu’ya, Kazan Hanlığı’ndan Çarlık Rusyası’na kadar uzanıyor. 1321 yılında Aksak Timur bu şehri de yerle bir eder. Tarih sayfalarına göz attığımızda, şimdiki Tataristan topraklarının bulunduğu bölgeyi de içine alan Kazan Hanlığı’nın, 1473 yılında Altınordu Hanlarından Uluğ Muhammet tarafından kurulduğunu görüyoruz. Kazan Hanlığı’nın zaman zaman Bulgarlar, Kıpçaklar gibi Türk hanlarıyla birleşerek Ruslara karşı birçok zafer kazandığını, Rus prensliklerini kendine bağladığını da hemen ekleyelim.

1527 yılında Kazan Hükümeti, Rusların karşısında yalnız kalmamak için Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’a elçi göndererek Osmanlı himayesine girdi. Bu durum 1552 yılına kadar sürdü. Ünlü Rus yönetmeni Sergei Eisenstein’in “Korkunç Ivan” filminde Çar Ivan Moskova’da şöyle bağırıyordu “Kazan’a, Kazan’a”. Sahiden de Rus ordusu Kazan’a doğru yola çıktı. 1552 yılı, Kazan Hanlığı’nın sonu oldu; çünkü Rus Çarı Korkunç İvan, Kazan’ı kuşattı ve taş üstünde taş bırakmadı. Kırk bin nüfuslu kentte sadece 6 bin kişi hayatta kaldı. Onlar da Ruslar’dı zaten. Kazan’daki bütün cami, medrese ve mescitler yıkıldı, yerlerine kiliseler inşa edildi. Kazan toprakları ise Rus beylerine dağıtıldı. Korkunç İvan’ın bu vahşeti bugün bile unutulmamış. Tabii, Tatarlar’ın kanlarının son damlasına kadar topraklarını savunduklarını ve kahramanca dövüştüklerini hemen belirtelim.

Ülkede XVIII. yüzyıla sessiz bir dönem yaşanmış. Bu tarihten sonra biraz rahatlayan halk, Gaspıralı İsmail ve Yusuf Akçura’nın milliyetçi faaliyetlerinden de etkilenip bilinçlenmiş. 1909 yılında, Rusya’daki bütün Türkler bir genel kongre yapma çabası, içine girmişler. Ruslar buna izin verilmeyince Volga’da bir vapur kiralanmış ve güçlükle de olsa kongre burada gerçekleştirilmiş. Kongrenin adı da “Bütün Rusya Müslümanlarının İttifakı” olmuş. Olay kongre, birer yıl arayla sürdürülmüş! 1920 yılına kadar milli idare tarafından yönetilen Kazan’da, 27 Mayıs 1920 tarihinde Tataristan Cumhuriyeti ilan edilmiş ve Lenin de bu yeni cumhuriyeti onaylamış. Ancak, bu durum da uzun sürmemiş ve Tataristan, Sovyetler Birliği’nde yer alan Rusya Federasyonu’na bağlanmış. Ne de olsa Moskova’ya yakın bir bağımsız cumhuriyete, hele doğal kaynakları çok zengin ve Sibirya ile Orta Asya ulaşım yolları üstünde ise, kesinlikle izin verilmemiş tabii.

 

Kuleleri Yağmurlu Bir Başkent: Kazan

Arabaya bir kazan koymuşlar. Kazana su doldurmuşlar. Altına ateş yakmışlar. Kazan nerede kaynarsa işte orada “Kazan” kenti kurulmuş.

Tarih boyunca bir bilim merkezi olan Tataristan’ın başkenti UNESCO dünya kültür miras listesinde yer alan Kazan, 222 kilometre karelik alan içinde yedi bölgeden oluşuyor. İstanbul ile kardeş şehir olan Kazan bininci yılını 2003 yılında muhteşem bir şekilde kutladı. Kazan’ın doğal kaynaklarının zenginliği sonunda halka kadar ulaşmış. Kazan Üniversitesinin mezunları arasında Tolstoy’un ve ünlü matematikçi Lobachevskly’in de bulunduğu, Lenin’in de sadece beş ay öğrenim gördükten sonra okuldan uzaklaştırıldığını da hatırlatalım. Şehri süsleyen heykellerin her biri sizi ayrı bir tarih dilimine doğru yolculuğa götürüyor.

Sıcaklığın kışın eksi 35 dereceye düştüğü Tataristan’da herkes börk (kalpak), batinka (ayakkabı) ve palto giymek zorunda kalıyor. Ancak, yeni bir palto, sağlam bir batinka ve güzel bir börkle kentin sokaklarında tek başınıza gezinirseniz, bir köşede sizi kıstıran bir çete, güzelce dövüp, soyabilir. Tevekkeli değil tüm evlerin çift demir kapısı var.

Genin, Volga (İdil) Nehri ve tembel tembel akan kolu Kazanka’nın ilginç bir görünüm kattığı Kazan kentinin, özellikle Mercani Camii çevresinde XIX. yüzyıl mimarisinin ahşap ve rengarek evleri epey dikkat çekiyor. Rengarenk ahşap binaların arasından yükselen, İslamiyet’le Ortodoksluğu birleştiren hilal ve haçlı kuleleri ile yağmurla karışık bir sisin hakim olduğu Kazan bize çok esrarlı bir tablo sunmakta!

Tatarlar, ülkemizde “Kazanlar” olarak tanınırlar. Milli Mücadele’ye katılmış ve Ziya Gökalp’i de etkilemiş olan Yusuf Akçura başta olmak üzere birçok Kazanlı, Türk bilim ve düşünce hayatına büyük katkıda bulunmuştur.

Özellikle Abdullah Tukay, Tatarlar için çok önemli bir isim. Fakir bir ailenin çocuğu olan Abdullah Tukay, 27 yaşında veremden ölmüş. “Ey Kazan, dertli Kazan!” diye başlayan ünlü bir dizesi vardır. Kısacık yaşamına (1886­-1913) çok önemli eserler sığdırabilmiş; şair, gazeteci, yazar ve bestekar Tukay. Kazan’da müzesini gezerken, hakkında pek çok kitap da yazılmış olan Tukay’ın, dünya çapında bir üne sahip olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Kazan’ın simgesi olan ve Kazan Hanlığı’ndan kalan tek eser olan Suyunbike Kulesi, 1552 yılında Kazan Hanlığı’nı istila eden Korkunç İvan’a karşı kahramanca direnen, Kazanlıların Jean d’Arc’ı, çok ufak olan oğlu yerine hanlığın başında olan kadın hükümdar Süyüm (Sevim) Bike’nin anısına dikilmiş. Yedi katlı 35 metre yüksekliğindeki, kırmızı tuğladan yapılmış bu ünlü minare, hala ayakta ama Pisa Kulesi gibi eğri duruyor.

Tatarların güzel, soylu, onurlu han bikesi (kraliçe) Ruslar tarafından kukla bir Han ile Moskova’da yani sürgünde evlendirilince kahrından ölür ve ölmeden önce mırıldandığı şu sözü tarihe geçer “Kazan kaygılı, kanlı şehir, başından tacın düştü, eski günlerini bayramlarını hatırlayıp benim gibi ağla artık”

Kazan’ın dar sokaklarına dizilmiş renkli ahşap evler boyunca ve buz tu­tan kaldırımlarında, alaca karanlıkta dikkatle yürürken kulağıma ulaşan Çuvalca, Rusça, Fince, Tatarca kelimelerden aldığım şiirsel tadı bugün bile unutamıyorum! Ama maalesef 2007 yılında dernek üyemiz Selman Arınç ile Kazan’a yaptığım ikinci ziyaretimde bu ahşap evleri pek göremedim. Ama Kazan hızlı bir değişimle alışveriş merkezleri, markalı dükkanları, fast-food lokantaları ile Avrupai bir yerleşim merkezi olmuş. Yani kısaca kimliğini kaybetmiş.

Rus ile Tatar kültürünün birleştiği, Bulgar, Altınorda ve Kazan hanlıklarını bünyesinde barındırmış, 150 yıl Ruslara direnen Kazan aslında yorgun ama bir yandan da inanın “dokuz canlı”. Avrupa’nın en uzun nehri olup bu topraklarda Tatar yayı gibi bükülen Volga, anaların gözyaşlarını, kıvrımına saklamış koyları, dipsiz kayın ormanlarını hep serin suyunda taşır.

Dev binaları ve meydanları, Kazan Kremlininin kubbeleri, Musa Çelik anıtı, Kazan üniversitesi taş ana binası, devlet müzesi, Tatar tiyatrosu, sirki, ak minareli camileri, Bogoyaulensky kilisesi, taşkömürü ile ısıtılan munça saunaları, kahveleri, Kremlin içindeki renkli-hareketli Boumana caddesi, katedrali, işçi sınıfı konutları, Türklerin işlettiği lunaparkı ve Viyana benzeri dev dönme dolabı, çok özel Kul Şerif Camii ile Kazan’da en az üç güzel gün geçireceğinize eminim.

Dörtyüzelli yıl önce Ruslar tarafından yıkılan Kul Şerif Camii, on yıl içinde bir Türk şirketi tarafından Suudilerin de maddi yardımı ile 10 milyon dolar harcanarak dört minareli ve Kremlinin çatıları ile uyumlu olarak tekrar inşa edildi. Sahiden etkileyici ve ilginç. Ruslar tarafından şehit edilen Kul Şerif, Kazan’ın dinî lideri olup yıkılmadan önce bu caminin son imamı idi.

Kazan için Gogol “Tanrım, ne kadar güzelsiniz” derken Tatarlar ise “Beyremi bar balık, bay balık” derler yani “Bayramı olan halk, zengin halktır” derler.

Ünlü Tatar yazar Tukay ise şiirinde “Ey kazan, dertli Kazan, Monli Kazan” şeklinde yazarken Gorki ise “Tatar mahallesinde ayrı ve temiz hayat yaşayan o yürekli, tatlı insanların yanına gitmek istiyorum” diye haykırmıştı.

Kazan’da öldüm ve dirildim

Melekler gördüm, ataları gördüm

Muhammed’i, Buda’yı, İsa’yı gördüm

İyiliği, kötülüğü gördüm

Tatar bölümünü bu coğrafyada yaygın bir inanışla bitirmek istiyorum “Rus’u kazıyın, altından Tatar çıkar”.

 

 

 

Kısa Kısa Tataristan ve Kazan

  • Kazan ve çevre yollarda çok sayıda trafik kazası ve buna paralel olarak ceza kesen polis gördük.
  • Ruslar bir dönem Tatar gençlerinin silah yapmalarını engellemek için demirci çırağı olmalarını yasaklamış.
  • Ünlü Kalaşnikof tüfeğini tasarlayan Rus onbaşısı Mikayil Kalaşnikof’un halen yaşadığı Ijevsk kentinde tabii bir de dev silah fabrikası bulunmaktadır.
  • Tatar okullarında sınıf öğretmeni her sene en az bir kere öğrencileri evinde ziyaret eder ve ayrıca hastanede yatan öğrencinin yatağının başında öğretmeni ona ders anlatır.

Altyapı sorunu olmayan Tataristan’da dördü başkent Kazan’da olmak üzere toplam yedi adet Türk Koleji var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir