Tahran

Tahran’ı Tahran yapan, güneyden kuzeye, doğudan batıya yaygın olan genişliği ve bu büyüklük içinde yaşayan insanların renkliliğidir. Duvar, duvar, duvar Tahran’da yol boyunca hep yüksek “duvarlar” vardır. Beyaz tuğladan evler, çinko damlar ve teraslar vardır. Üç şeritli geniş yollarına rağmen Tahran’da trafik inanın tam bir keşmekeş. Bazen başkentliler trafikte günde dört saat kaybediyorlar. Hemen hemen her aracın bir vuruğu var. Tahran’da hem hava kirliliğine çare bulmak, hem de trafik sıkışıklılığını önlemek için ancak özel izni olan araçlar şehir merkezine girebiliyor. Eh, İstanbul’da da durum pek farklı değil. Hatta başkenti taşımayı bile düşünüyorlar.

Millet parkı, Tahran’ın açık hava eğlence merkezi. Aslında İran halkı suyu çok sever,  muhakkak su ile  fıskiye görmek ister. Tahran’ı şöyle bağrına basmış bir nehir, göl veya deniz yok. Onun için kent güller, parklar, meydanlar ve havuzlarla donatılmış. Cetvelle çizilmiş gibi düz caddeler gece İran bayrağının renkleri ile ışıldar. Aslında Tahran’ı ikiye ayırmak mümkün. Lüks evleri, siteleri ve sarayları ile “Kuzey Tahran” ve gecekonduları ile “Güney Tahran”.

Ünlü İranlı şair Furuğ “bir pencere bana yeter” demiş, elbette Tahran’ı görmek İran’ı tanımak değil ama başkentin görülmesi gereken yerlerini tanıtmaya devam!

Eğer açık olduğu saatleri yakalarsanız “Milli Mücevher Müzesi’ni” muhakkak gezin derim. Şaşıracaksınız. Zümrüt, yakut, son İran Şahı Rıza Pehlevi’nin eşi Farah’ın tacı ve tahtı burada. Tavuskuşu tahtı, müzenin en nadide parçası.

Tahran Milli Arkeoloji Müzesi’nde Pers medeniyetine ait Persepolis’den gelen heykelleri ile İslam eserlerini görebiliyorsunuz. Halı halı, ayna ayna, kristal kristal, porselen porselen, her bir zenginlik var.

Bakın Cengiz Çandar “benim şehrim” olarak tanıdığı Tahran’ı nasıl anlatmış;

“Tahran’da ne Tebriz, ne Mehşed, ne İsfahan ne de Şiraz’ın kişiliği bulunur ama bu şehirlerin her birinden bir şeyler “çaldığı” için Türkiye’yi terk ettikten sonra tartışmasız biçimde girilen; hatta daha Ağrı Dağı’nın yanından İran içlerine kıvrılmadan önce dahi esintilerini Ankara’dan başlayarak tüm doğuya saçan Şark’ın, insana başka bir şeyle kıyaslanması mümkün olmayan bir dinginlik, derinlik ve sonsuzluk aşılayan o “ebedî” Şark’ın ilk dev şehridir. Ve “devrimci” şehridir.

Çürümeyi, yozlaşmayı, ardından görkemli bir başkaldırıyı, katliamları yaşayan bu şehirdir. Ve kahır ve çileden süzülen muzaffer bir şehirdir Tahran. Pek eski bir şehir değildir ve bunca zengin tecrübeyi genç ömrüne sığdırıvermiş, olgun bir şehirdir. Tarih yazan, efsaneler yaratan şehirlerdendir. Gariptir; tepeden tırnağa Şark’tır ama mistizmden hiç nasibini almamıştır. Olsun, o, bir başkaldırı şehridir. O katliamları alt edip muzaffer olmuş, gururlu bir şehirdir. Kibiri yoktur. Onuru yerli yerinde, ayaktadır…

Ben bu şehri nasıl sevmeyeyim!…”

 Başkent yakınındaki Elbruz Sıradağları’ndan dolayı Tahran sokaklarında çok sayıda “dağcı” görmek mümkün!

Şah’ın Tahran’ın kuzeyinde bulunan üç sarayı Gülistan, Sadabat, Niyevaren sizleri bekliyor. Etrafı çeşitli ağaçlarla çevrili bu mekânlar, bir zamanlar dünyanın en önemli konuklarını ağırlamış. Sadabat Sarayı 400 hektarlık yeşil alan içinde beşi açık, üçü kapalı sekiz müzeye sahip. En az buraya üç saatinizi ayırın ve Behzad Hüseyin’in ilginç minyatür çalışmalarını da görün.

Tahran’ın Azad Meydanı’ndaki Hürriyet Anıtı, görkemli bir yapı. Üzerinde lokantalar ve kütüphane var. Burası o unutulmaz büyük yürüyüşlerin ve gösterilerin toplanma noktasıymış!

Tahran’da kapalı çarşıya Büyük Çarşı adı veriliyor. Çarşı, adı gibi gerçekten de büyük. Bir ucu şehrin içinde iken, diğer ucu varoşların dar sokaklarına açılıyor. Dar ve otantik sokakları oldukça karışık. Size bir hatırlatma; burada alış veriş yaparken mutlaka pazarlık etmek şart. Eski bir Türk hamamı olan geleneksel bir çay evinde tarçınlı, safranlı ve takuleli çaylarını güzel fincanlarda sunuyorlar.

Değerli Arkadaşım Nevval Sevindi “İki ülke, İki Devrim, Türkiye-İran” adlı eserinde Tahran ile ilk tanışmasını şöyle anlatıyor:

“Tahran garına giren tren, büyük bir hararetle karşılandı. Kızgın mangala düşen yağ damlaları gibi insanlar peronda kaynaşıp yok oluveriyorlardı. Bu insan hercümerci bana eski bir tanıdık gibi geldi. Benim bildiğim sesler, kucaklaşmalar, ağlamalar. Bir sıcaklık ve yoksulluk. Doğu bölgemizin uzantısı üstünde yürüyordum sanki. Taksiye bindik. Müthiş merakımı gözlerimde topladım. Tahran’ın bu en güney ucundan kuzeye gidecektik. Tahran’ın çirkin yüzü: Güney. İrin dolu yaraları sarmaya, cüzamlı ellerini saklamaya çalışan birinin acemi tavrıyla düzeltmeler vardı. Üstünkörü. Bu çarpıcı manzara Şah’la ilgili yargılarıma denk geldi. Kuzeyde yaşayanların ve eşimin ailesinin anlattıkları Tahran bu değildi elbette. Tahran onlara göre, Avrupa ile yarış hâlinde, çağdaş bir kentti. İthal malı her şey vardı. Toprak damlı, yan yana dizili evler, küçük dükkânlar kuzeye doğru yok olmaya başladı. Ağaçlıklı, geniş yollar, asfalt bulvarlar. Trafik sıkışıktı. Şık bir kalabalığın çoğunluğunu oluşturduğu insanlar, masal devleri gibi yükselen süper marketler. Yüksek duvarlı villâlar.”

Otobüslerden döküldükten sonra Toksal tepesinden şöyle Tahran’ı seyredip demli bir çay içebiliyorsunuz. Tahran’ın en gözde ve zengin semti Derbent’te Elbruz Dağı’ndan doğan çayların ve derelerinin yanında kurulmuş çayhanelerde yer yatakları üstünde nargile yanında Şiraz hurması, kurabiye, salamura cevizi ve çay sunuluyor.

Tahran’ın kuzeyinde, bir dar sokağın ucunda tek katlı, camekânlı, hemen yanında bir camii bulunan bir ev vardır. Burası Humeyni’nin evidir. Odanın zemininde bir şilte, pencerelerde şık perdeler vardır. Humeyni son günlerinde halka buradan hitap etmiştir.

Kısa Kısa İran

  • İran’da benzin ve mazot çok ucuz olduğu için taksiler de aynı derecede ucuz. Ancak artık tüm araçlara karne ile belli miktarda yakıt veriliyordu.
  • İran’da Şeker Bayramı sadece bir gün olarak kutlanıyor. Bayramın başlangıcının hangi gün olduğu da ancak ayın durumuna göre “ulema” tarafından son anda ilan ediliyor.
  • Her yerde Humeyni ile Hameniy’in birbirine benzeyen sakallı birer fotoğrafı yan yana dostça duruyordu.
  • Uzun savaşlardan sonra Kasr-ı Şirin Antlaşması ile İran sınırlarımız bugünkü durumunu almış,  Tarih 17 Mayıs 1639
  • İran parası Tümen ile riyal arasında bir sıfır farkı var. Dikkat edin; örneğin 1 USD = 900 Tümen = 9000 Riyal.
  • Türbelere girerken sadece başörtüsü yeterli olmuyor. “Çador” denen uzun pardösü benzeri ince üst giysisini de size giydiriyorlar.
  • İran “zaman” olarak Türkiye’den sadece “yarım saat” ilerde!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir