KARADENİZİN PIRLANTASI SOÇİ BİZE ÇOK YAKIN

Gezdiğim dolaştığım tüm kentlerde mutluluğu ve mutsuzluğu yaşadım. Sokaklarda, meydanlarda, kahvelerde parlak güneş ışığında, akşamın ayazında, çölün beyazında, denizin kıyısında, tren istasyonunda, kaldırımda, limanın soluk sokak lambasının ışığında, güneşin kızıla boyadığı dağın ardında mutluluğu ve mutsuzluğu aradım.

Bu kez Trabzon’nun kardeş şehri Soçi’deyim. Uçağımız Rusya coğrafyasının en önemli tatil yöresinin Adler Havaalanına doğru alçalıyor. Kuzeye doğru devam eden sahil yolu, Soçi’nin içinden geçtikten sonra Krasnadar üzerinden taa Moskova’ya kadar uzanıyor. Soçi’nin hareketli merkez bölümü Soçi çayının iki kenarındaki bol yeşilli Karadeniz manzaralı iki tepenin eteklerine kurulmuş. Kentin tamamı hastane, sanatoryum, misafirhane ve otellerden oluşuyor desem herhalde pek de  yanlış olmaz.

Deniz suyu bizler için soğuk ama Rus halkı böyle düşünmüyor olmalı. Çünkü sahiller epey kalabalık. Ne de olsa bu coğrafyaya her yıl 3,5 milyon yerli  ziyaretçi geliyormuş. Ancak Soçi kesinlikle yabancı turiste “hazır değil”. Bir defa hiçbir otelde,  hiçbir lokantada veya plajlarda tek bir  kelime İngilizce konuşan yok.  Ayrıca Soçi hiç de öyle  ucuz değil, sokaklarda havlu ve mayo ile gezinen Mayısta sezonu açan yüzlerce Rus burayı bir tatil beldesi haline dönüştürmeyi başarmış. Bir kahvede  dondurma ısmarlayıp batı dünyasının popüler kültürünün akıntısına kapılmış  Rus gençlerinin içki sohbetini takip edebilirsiniz.

Sırt çantam arkamda ana caddeye çıkıyorum, yaz insanları ile dolu aydınlatılmış caddeden kentin daha derinlerine inmek istiyorum. Bazıları sarhoş, bağıra bağıra konuşuyorlar,  sarhoşları hiç sevmem varlıklarına dayanamam, saçmalarlar.  Soçi’nin yarı aydınlık  sokaklarında sürekli  yürüyorum.

Bir gezinti tüm gününüzü ısıtabilir, sürekli hareket etmek istiyorum. Doğanın, güneşin, öten  ufak kuşun, dağların, nehirlerin, taş üstünde güneşleyen kertenkelenin, gökyüzünün, mavinin en güzel renklerini bize sunan gölün, insanı okşayan rüzgarın, sarı, pembe, mor, kırmızı, turuncu çeşit, çeşit kır çiçeklerinin, yağmurun, çürüyerek binlerce canlıya ekosistem yaratan devrilmiş ağaçların, kır çiçeklerin düşmanı kentleri oluşturan dev beton yığınları gözümün önünde.

Soçi de   bundan kısmetini almış.  Gökdelenler her yerde yükseliyor. Doğayı adım adım taşa dönüştürmüşler, insanı biçimlendirdikleri yapılar içine kilitlemişler. Dünya ısınıyor, virüs çeşitlerini, seller kuraklık ve çekirge istilaları takip ediyor.  

Büyük Soçi, üçü sahilde biri iç kısımda olmak üzere dört kesime ayrılmış. Kentin batı bölümü adını Lazereuskiya’dan alıyor. Kent merkezinin bulunduğu  bölüm ise Hostinskiy. Abhazya’ya doğru uzanan  kısım ise Adler, dağlık iç kesimler ise Krasnoya Polyana yani “kırmızı vadi”.

Kafkas Dağları sayesinde kuzeyin sert ikliminden  korunan Soçi’nin, trafiği çok yoğun, 145 kilometrelik sahil yolu boyunca yüzlerce turistik tesis sıralanmış. Belki de dünyanın en uzun şehirlerinden olan bu sahil kentine bence  toplu ulaşım ağı gerekiyor. Trafik çok yavaş ilerliyor !

Soçi’de görülmesi, ziyaret edilmesi gereken yerler arasında, tarihi gar, Sanat Galerisi, aziz Michael Katedrali ve kışlık tiyatro binası geliyor. Kentin simgesi ise deniz istasyonu olarak anılan liman binası. Kente hakim bir tepede yer alan 1892 yılında meraklılarına kapılarına açan Dendari Botanik Bahçesi Rusya coğrafyasının en büyüğü olarak ün yapmış. Zapolarye Sanatoryumu,  Sibirya’da kurulu ve  dünyanın en büyük nikel üreticisi olarak anılan maden şirketinin personelinin yaz tatilini geçirmesi  için hazırlanmış. Yeşiller içinde dev bir tesis.

Doyumsuz dünya üzerinde parlamaya devam eden güneşin altında sağa sola  dolanıyorum.

Adler – Soçi yolu üzerinde 500 metre yükseklikteki Ahun Tepesinden hem Soçi’nin hem Adler’in,  hem Kafkas sıradağlarının manzarasının keyfini seyir kulesinden şöyle bol sütlü  bir kahve içerken çıkarabilirsiniz. Sovyetler Döneminde iki kattan daha yüksek binalara müsaade edilmemiş ama para hırsı, doların yeşilinin doğanın yeşiline mağlup etmesi sonucu  bugün 15 – 20 katlı beton yığınları bu kentte de yükseliyor.

Bu Coğrafya Kafkas Coğrafyasıdır ve Kafkas yöresinde Banket Sofraları kurulur. Börekler açılır, kadehler dolar, uzun  masaların ucunda oturanlar konuşmalar yaparlar,  bu bir ritueldir. Soçi – İstanbul arası THY ile sadece  bir saat. Haydi bir hafta sonunu farklı yaşayın, unutmayın iki günü aynı olan birinin bir günü kayıptır. Hatta vize işlemini başarabilirseniz komşu ülke, can ülke Abhazya’ya da geçip bu topraklardaki manastırları, şelaleleri ve sayfiye kasabalarını gezebilirsiniz.   

Soçi’de adamın biri, telefon kulübesinin dışında beklemekten usanmıştı.

En sonunda dayanamayıp başını içeri uzattı.

  • Afedersiniz “acele işim” var. Tam yarım saattir telefonun başındasınız. Tek bir kelime konuşmadınız.

Adam

  •  Ne münasebet deminden beri karımla konuşuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir