SAKİN, DURU, İDDİASIZ AMA GÜZEL: LYON

Fransa’nın nüfus olarak üçüncü önemli şehri olan Lyon nedense hep Paris’in gölgesinde kalmış. Oysaki Lyon, bir lezzet ve zarafet merkezi, içinden bir değil iki nehir geçiyor; Rhone ile Saone, ayrıca Asteriks’in ülkesi Galya Eyaletinin başkenti “Lugdunum” burası. Lyon

Sinop’un kız kardeşi, tarih boyunca önemli bir ticaret ve moda merkezi olmuş. 

Yıllarca Venedik ile ticarette ciddi bir rekabete girmiş. Fransız Devrimi sırasında ise krala karşı gelen 2 bin Lyon’lu bu coğrafyada asılmış, Rönesans’ı çok sayıda meydanı ile yoğun yaşayan güzel bir kent Lyon.

Lyon’u tanımak için üç tam günümü ayırıyorum. Daha önceleri bu “aslan şehrinden” transit geçip sadece iki üç saat kadar kalmıştım.

THY,  Lyon’a günde iki defa uçuyor. Hatta bunu günde üç defaya çıkarmayı düşünüyorlar. Yolculuk ortalama 3 saat kadar sürüyor. Beni havaalanında MÜSİAD’ın Lyon Başkanı Adil Dönmez Bey karşılıyor. Bu önemli iş adamımız bizimle üç gün boyunca ilgilendi. Lyon civarında yaşayan 250 bin Türk’ün aileleri ve gençlerinin sorunları ile ilgileniyor,  onları bir çatı altında toplayıp Türklerin bu yörede daha güçlü olup geleneklerini sahiplenmeleri için gayret ediyor. İçinde bir Fransız resmi ilkokulu da barındıran “Milli Görüş Lyon” tesislerini gezip MÜSİAD’da iş adamlarına kısa bir brifing veriyorum. Lyon Başkonsolosumuz ise çok önceden haberdar olmasına rağmen maalesef hiç ama hiç ilgilenmedi.

Aylardan kasım, her yer kahverengi, kırmızı, sarı yapraklarla dolu. Bazen hava açıyor, bazen yağmur geliyor, bazen ise birden bire şiddetli bir rüzgâr esiyor. Her mevsimi yaşıyoruz. Aniden ortama bir hüzün çöküyor, sonra doğa tekrar gözlerini açıyor, diriliyor. Kestane ağaçlarından sincaplar fırlıyor, karabakal kuşlarının sesleri rüzgârda kayboluyor. Parkta annesinin yanında oturan, sapsarı bir kız çocuğu görüyorum, saf, çekingen ve utangaç.

Gitsem ne kadar gitsem de

Bir yalnızlık bir yalnızlığı bekler

Yollar, yolları gizler.

(Ali Hikmet – 1971)

Ama diğer yandan yola çıkan kimse yolda kalmaz. Hakiki dostlar zor yollarda bulunur.

“Fresque des Lyonnais” olarak anılan giydirilmiş 7 katlı binanın (2 Rue de la Martiniere) balkonlarında ünlü Lyonluların yer aldığı ilginç bir resim yerleştirilmiş. Aralarında, modern psikolojinin babası kabul edilen Claude Bernard (1813 – 1878 ),  Lyon Botanik Bahçesi’nin kurucusu Antoine de Jussieu (1686 – 1758), modern sinemayı ilk kez bu coğrafyada ekrana düşüren Lumiere Kardeşler (Auguste (1862–1954) ve Louis Lumiere (1686–1758),  Galvanometreyi bulan ve elektrik akımının birimine adını veren André Marie Amperé (1775–1836) ve elbette tüm dünyanın hayran olduğu “Küçük Prens”in yaratıcısı Antoine de Saint Exupery bulunuyor.

Herhangi bir yerleşim merkezini en iyi tanıma yöntemi şüphesiz “yürümektir.” Öğrencim Ersan ile Lyon’u yağmur altında adımlıyoruz. Karşımıza yirmi dört sütunlu beyaz dev bir bina çıkıyor. Burası “Adalet Sarayı”. Adalet Sarayları kentlerde önemli bir anlam taşır. İnsanlar saygı duymalı ve çekinmeli. Hukuğu temsil ederler.   Daha sonra da dar bir sokaktan çıkar çıkmaz Avrupa’nın en büyük meydanı ile karşılaşıyoruz. “Place Bellecour”. Meydanın ortasında Fransa’nın belki de en ünlü kralı XIV. Louis’in at üzerinde heykeli bulunuyor. Dev bir dönme dolapta koca meydanı rengârenk ışıkları ile süslüyor. Renkler su birikintilerinde dans ediyor. 

“Places des Terreaux” Meydanındaki Fontaine de Bartholdi Çeşmesi New York’un simgesi ünlü Özgürlük Anıtının yaratıcısı Frederic Auguste Bartholdi’nin bir eseri.

Rhone ile Saone,  yorgun, ancak uyumlu iki arkadaş sessizce Lyon’a mutluluk dağıtıyor. Bu iki nehir bu coğrafyada birleşip 280 kilometre sonra Marsilya yakınlarında Akdeniz’e dökülüyor. Kentin çok sayıda edebiyatçının, öykü,  şiir ile romanlarına bu iki nazlı nehir hep ilham kaynağı olmuştur.

Lyon aynı zamanda bir lezzet durağı ve bu özelliği ile UNESCO Dünya Miras Listesi’nde. “Bouche” aslında “kapılarda asılı bir demet ot” anlamına geliyor ama bu coğrafyada leziz tatlara odaklanan,  geleneklere sahip çıkan, yirmi yıldır mutfağını değiştirmeden keyif dağıtan mekânlar anlamına geliyor. Ama son yıllarda ticari ve turistik endişelerle bu tanımın da sulandırıldığı anlaşılıyor. “Canut” ile biten tüm yemekler bu yöreye ait tatlarmış. Ocak ayında dünya mutfakları yarışması yine Lyon’da gerçekleşiyor.

Lyon’un bir tepesi “Croix Rousse” olarak anılıyor. Burası Barok havası ile bugün de sanatçıların uğrak yeri. Ama bir dönemde Fransa’nın ipek üretim merkezi imiş. Büyük emekle hazırlanan ipekler, miraboules ve traboules olarak adlandırılan “dehliz, tünel, geçit” karışımı spiral merdivenli,  yüksek kuleli özel yollardan ıslanmadan,  satılmak üzere nehir kıyısına götürülürmüş.

Lyon’a gelip de Fourviere’ye (Dua Tepesine) çıkmamak olmaz. Zarif dört kulesi ile kentin simgesi olan Notre Dame Bazilikası (1872–1848)  buradadır. Görkemli bazilikanın üstündeki altın gibi parlayan Meryem Ana heykelinin Lyon’u vebadan koruduğuna inanılmaktadır. Bu ünlü bazilikanın içinde rengârenk vitraylar, savaş tabloları ile azizlerin melek heykelleri yer alır.

Savaş tablolarının konusu Osmanlıya karşı kazanılan çok kanlı deniz zaferlerdir. Oysaki tüm dinler hoşgörü ve sevgi üzerine kurulu değil midir? Savaşlar ise “yalanlar düzenidir.”

Notre Dame Bazilikası’nın hemen altında St. Jean Katedrali (1180–1480) yer alır.  Katedral, Roma stilinden gotik tarzına geçişin tipik bir örneğidir.

Bu tepede antik Roma kenti kurulmuştur. Altmış yıl önce manastırın bahçesinde bulunan Roma Tiyatrosu ile farklı Roma yapıları ancak on yıl önce açığa çıkarılmıştır.

Kısa Kısa Lyon 

  • Sinemanın ilk doğduğu şehir olan Lyon’da bir sinema müzesi de bulunmaktadır. Ama bu ilginç müzeyi gezmek için en az üç saatinizi ayırmalısınız.
  • Fransa, enerjisinin yüzde 80’inini nükleer santralden elde ediyor. Lyon’un yakınında da bir nükleer santral var.
  • Renault ve Elf-Total bu yörede üretiliyor.
  • Confluence Mahallesi petrol zengini Körfez Ülkelerinin iş adamlarına başarı ile pazarlanmış böylece 15 milyar dolar yatırımla bir zamanlar kaderine terk edilmiş bu bölgede modern binalar ile birer tüketim mabedi olan AVM’ler yükselmeye başlamış.
  • İllaki müze diyorsanız, (artık günümüzde tüm müzeleri internette geziyorsunuz)  Güzel Sanatlar Müzesi (Places des Terraux) Fransa’nın Louvre’den sonraki en önemli müzesi olarak anılıyor. “Ben illaki Alışveriş Merkezi isterim, onsuz yapamam” derseniz dev Part Dieu sizi bekliyor.
  • “Musee de Confluences” içinde teşhir edilenlerden çok binanın kendisi çelik ve cam mimarisi ile dikkati çekiyor. Lyon Ulusal Operası (1993) ise metal çatısı ile size kendini uzaklardan gösterecektir.
  • Lyon’da tüm kahve ve lokantalar hep ama hep dolu. Dükkânların içi çok zevkli, sanki her biri birer sanat eseri. “Coussin de Lyon”   dışı çikolatalı bir ezme,  deneyin derim.
  • Şehrin Kitaplığı (La Bibliotheque de la Cité) geceleri başarılı aydınlatması ile öne çıkıyor.
  • Lyon Belediyesinin bisiklet ve elektrikli araçları desteklemek için gösterdiği özel çaba da takdir edilmeli.
  • Lyon aynı zamanda Interpol’ün merkezi,  önemli bir Musevi topluluğuna da ev sahipliği ediyor.
  • Bu coğrafyada kapılarını her gün meraklılarına açan tam 650 antikacı bulunuyor.
  • Lyon aynı zamanda bir üniversite kenti. Farklı eğitim kurumlarında 100 bin üniversite öğrencisi öğrenim görüyor. Ama gençlerin fazlalığı şehrin gece ve eğlence hayatına pek yansımamış.
  • Yaptığım araştırmada Lyon’un 1193 yılında bir dönem bağımsızlığını ilan ettiğini okudum.
  • Ve Küçük Prens hepimizin defalarca okuduğumuz, okudukça daha da derinlerine indiğimiz, insanoğlunun hakiki yüzünü tanıtan Küçük Prens’in yaratıcısı Antonine de Saint Exupery bir Lyonlu. 
  • Evlerin damlarında yan yana yükselen çok sayıda bacanın nedenini bulamadım, kimse bilmiyordu. Ama bir dönem vergiler baca sayısı esas alınarak toplanırmış:
  • 1643’ten beri her sene 8 Aralık’ta Lyon’da “Işık Festivali” kutlanır. Fener alayları sokaklarda sürekli tur atar. Her ev, her kat kendi ışığını penceresine yerleştirir. Bu günler çok hoş bir şölene şahitlik eder. Binlerce meraklı o gün Lyon’a akar. 1643 yılında kenti veba salgınından kurtardığına inanılan Meryem Ana’ya aslında bir şükran göstergesidir bu.
  • Lyon’un da diğer Avrupa kentleri gibi geniş yeşil alanı vardır. Parc de la Tete d’Or (Altınbaş Parkı). Bu parkta gerçekte “altınbaş” yok ama 40 hektar alanı kaplayan suni gölü, botanik ve gül bahçesi,  gizli yolları ile dikkati çeken bu parkı hava güzelse gezmenizi hararetle tavsiye ederim.
  • “Presqu’ile”  iki nehrin arasında yer alan uzunca ince bir yarımada. Az kalmış tam bir adaya dönüşüyormuş. İşte eski Lyon, Presqu’ile’de yer alıyor. Uzun caddeler, müzeler, opera binası, tiyatrolar, St. Pierre Manastırı, Gotik St. Nizier ile St. Bonaventure kiliseleri burada. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir