Rüzgârlı Ural Kenti Ekaterinburg

Sabahın 06:00’sı Ekaterinburg’da ilk saatlerim. Kenti gözlüyorum; Caddeler, bulutlu gökyüzü, eski yapıların cepheleri, pencere kepenkleri, giriş katında yer alan klasik vitrinli dükkânlar, şehri ikiye bölen İset Nehri, yağmurlar yağdıran rüzgâr,  elinde ufak bir naylon torba ile yürüyen yaşlı adamlar, küçük inci küpeli şık kadınlar, boynunda ince bir zincirle asılı küçük bir haç taşıyan koyu güneş gözlüklü genç bir kız, tek tük yolda süzülen lüks arabalar…

Yolculuklar daima ilginçtir. Sürprizlere  her an açıktır. Yaşamın sürekliliği içinde daima unutulmaz kareler oluşur. Dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir. İnsanlar izlenir, yeni ve ilginç kişilerle tanışırsınız,  kalabalık ya da bomboş istasyonlarda soluklanılır!

Evet, ikinci  kez Ekaterinburg ya da Rusça okunuşu ile “Yakaterinburg’tayım”.

Urallar bizim boğazımız gibi Avrupa-Asya kıtalarını birbirinden ayırır. Rusya Federasyonu’nun üçüncü belki de Kazan’dan sonra dördüncü kalabalık kenti Ekaterinburg ise Sibirya’dan Batı Rusya’ya geçiş noktasıdır. Büyük Petro’nun emri ile 1723 yılında Çar’ın yakın dostları Kaptan Tatischev ve mühendis Gennin tarafından Iset Nehri kıyısında “sanayi devrimi” için çok önemli olan demir ve bakır izabe tesislerinin bir an önce hayata geçmesi amacı ile kısa bir zaman aralığında kurulmuştur!

Kent, ismini Türk halkının tarihten iyi tanıdığı “Büyük Petro’nun” kıymetli eşi “Katerina”dan almış. Sonuna eklenen “burg” eki de iki yüz yıllık bu modern şehrin Alman ve Avrupalı mimarlarca yepyeni bir “Avrupa Kenti” yaratılma düşüncesi ile 300 yıl önce eklenmiştir. Burası Urallardaki maden endüstrisinin başkenti oldu. Kaplıca ve maden suları bakımından zengin.  Bakır paralar burada basıldı. Uralların yarı değerli taşlarından hazırlanan vazo, heykel, sütun ve mermerler Rus saraylarını süsledi!

1735’te ilk “Madencilik Okulu” yine Ekaterinburg’da açıldı. Daha sonra Sibirya’dan gelen altın burada işlendi, ardından bankacılık faaliyetleri de bu coğrafyada hızla gelişti.

Uralların iklimi bir kadın gibi çok “değişkendir.” Yetmiş gün sıcaklık -20 santigrat derece civarında seyreder. Aynı gün güneş ile şiddetli kar fırtınası bu coğrafyada birlikte çılgınca yaşanır. Kent merkezinde hazırlanan buz heykellerinden oluşan açık hava müzesini kış ayları boyunca ziyaretçiler hayranlıkla ziyaret eder. Urallarda yaz mevsimi ise kısa ve kış ise bol karlı olur.

Sverdlovsk Bölgesinin başkenti de olan Ekaterinburg aynı zamanda bir kültür ve sanat merkezidir. Zaten 1924-1991 arası Lenin olan ismi daha sonra Sverdlovsk olarak bir kez daha değişmiş. Bilhassa yer altı kaynakları ile Uralların kıymetli taşlarının sergilendiği küçük ve büyük onlarca müzesi her gün kapılarını sanatseverlere açar. Modern Rus drama tiyatrosunun ve Rusya’da büyük ses getiren “Ural-Rock” müziğinin merkezi de işte burasıdır!

Ünlü Ural Teknik Üniversitesi’nde eğitim gören Rus Lider Boris Yeltsin politika hayatına yine bu coğrafyada atılmıştır. Bir ara St. Petersburg örneğinde olduğu gibi, ismi Çarlık Rusya’sı ile ilintili olduğu için  daha önce belirttiğimiz gibi “Sverdlovsk” olarak değiştirilen bu güzel şehir ancak 1991 yılında Ekaterinburg adına tekrar kavuşmuş.

Ekaterinburg’un civarı “tayga” olarak adlandırılan bataklık ve uzun beyaz gövdeli ağaçlarla çevrilmiştir.

Bu kent aynı zamanda Rus ve dünya tarihinin çok önemli bir olayına tanık oldu. 1917 Bolşevik İhtilali’nden sonra devrilen son Çar II. Nikolay ile kalabalık ailesi önce Sibirya’daki tarihi Tobolsk Kentine, daha sonra da Ekaterinburg’a sürüldü. Mühendis Ipatiev’in evinde bir süre evinde hapis tutulan soylu aile ile yanındakiler 17 Temmuz 1918’de bu evin bodrumunda kurşuna dizildi. Bu olayın izlerini yok etmek için yıkılan Ipatiev Baba Evinin yerinde bugün duaların kentin alaca renkli semalarına karıştığı ahşap, sevimli bir ev kilisesi inşa edilmiş.  Bu ufacık samimi mekânın ziyaretçisi hiç eksik olmuyor. 2003 yılında yanına beyaz boyalı dev bir kilise inşa edildi. Adı da “Kanlı Kilise”. (Hiramna Kirova)  Kocaman bahçesinde de kurşuna dizilen çar ve ailesinin boy boy fotoğrafları ibret olarak teşhir ediliyor.

Bir ülke tarihini inkâr edemez. Çar II. Nikolay, eşi Alexandra ve çocukları Olga, Tatiana, Maria, Alexei, filmlere konu olan ünlü kızları Anastasia’nın cesetleri daha sonra civarda terk edilmiş bir maden ocağında asitle eritilmiş. Kalan kemikleri ise üç kent arası mücadele sonrası  en son kararla St Petersburg’a taşındı. İşte bu madenin yer aldığı ağaçlık coğrafyada bugün 7 adet kilise, anıt ve  heykelleri ile süslenmiş çok özel ve yapay  bir “ziyaret alanı” oluşturulmuş. Çan ve dua sesleri hiç eksik olmuyor. Rus halkı, Çar ve ailesini sürekli özlüyor ve anmakta!

Ağırlıklı olarak orta ve zengin sınıfın oluşturduğu iki milyon kişinin yaşadığı Ekaterinburg, THY’nin tarifeli uçağı ile İstanbul’a sadece 4 saat uzaklıkta ve 5 bin Türk işçi ve mühendis Uralların yeniden yapılanmasına hizmet etti.

Ekaterinburg’da Ne Var, Ne Yok!

  • Yirmi senede ancak tamamlanan ve zaman içinde teknolojinin değişip gelişmesi ile hiçbir zaman hizmet veremeyen 250 metre yüksekliğindeki televizyon kulesini suni gölün etrafında, solmuş yaprakların eşliğinde gezinirken fotoğraflayın !
  • Uralmash Mahallesindeki “Jules Verne Kahvesinde” çikolatalı leziz bir neskafe içerken dekorların eşliğinde Jules Verne’nin yarattığı, bugün birçoğu gerçekleşen hayal dünyasına dalın !
  • Tiyatro, sinema, lokanta, müze ve mağazaların sıralandığı kentin nabzının attığı Lenin Caddesi boyunca içinize manzarayı sindirerek yavaş yavaş yürüyün !
  • Beş yüz çeşidi ile zengin geleneksel bir Rus yemeği olan Borç Çorbasını bir kez de bu coğrafyada tadın !
  • Tipik bir kahvede oturup kendinize elmalı kek ile şık bir porselen fincanda bir çay ısmarlayın !
  • Şık ve sevimli opera evinde Ekaterinburg Senfoni Orkestrasının muhteşem konserini dinlerken veya bir opera seyrederken sokaklardaki kuru yaprakların ve güvercinlerin neşe dolu dansını hayal edin!
  • Kent dışında kurulan ve sayıları gittikçe artan zengin evlerini inceleyin. Her biri farklı, bazıları ise fazla paranın getirdiği şımarıklık ve özenti ile sanki birer Mısır piramidi, Aztek Tapınağı veya Louvre Müzesi kopyası oluvermiş. Vallahi bir arkadaşımın evinde bir gece kaldım. Evde yolumu bulamıyordum. İki adet havuzu vardı, belki de 50 odası. Aslında ev içinde yol gösteren tabelalara gerek vardı. Maalesef bu arkadaşın babası son gittiğimde iflas etmişti.
  • Ama sokak aralarında yeşil veya mavi pencereli, şirin ahşap evler bugün bile ayakta kalmaya çalışıyor.
  • Ekaterinburg Mokova’dan 2 saat ileri.
  • Bu coğrafyada yeşilin tadını çıkarın, bol bol sokaklarında dolaşın. Her ev muhakkak yeşil ile buluşmuş. Evin doğu-batı-kuzey veya güney istikametinde herhangi bir penceresinden şöyle dışarı bakın, muhakkak size gülümseyen bir ağaç göreceksiniz !
  • Bölge insanı arabasının bagajında portatif bir masa ile iki sandalye taşıyor. Hava güzelse bol ördekli bir göl kenarı bulunca hemen oraya yerleşip vodkalarını yudumluyorlar. 
  • Şehrin simgelerinden olan Visoskiy Gökdeleni’nin özel balkonundan Ekaterinburg’u seyredin.
  • Pembe ile sarı renklerin hâkim olduğu Ekaterinburg’un yayalara özel alışveriş sokağında yürürken Rusların yaratıcı gücüne de  şahit olacaksınız. Plastikten heykeller, dev balonlar, metal antika arabalar, direkte kendi ekseni etrafında dönen bir maket sakın ha sizi şaşırtmasın.
  • Ekaterinburg halkı genellikle kurallara saygılı, sessiz ve naziktir. Gelenek ve kişiliklerini Batı dünyasının hırsı ile çılgın tüketim reklamlarının sihirli gücünden kurtarmaya gayret ediyorlar !
  • Bu yöre tam anlamı ile henüz turizme açılmamış, bu yönde ciddi  bir hazırlık da yoktu, aslında biz gezginler için iyi bir haber! Ziyaretçiler için hazırlanmış özel turlar, otobüs dolusu fotoğraf makineli şapkalı Japonlar, hediyelik eşyalar, koca koca reklam panoları, kırmızı neon ışıklı döviz büroları henüz yoktu !  İşte esas onlar boy göstermeden bu coğrafyayı keşfedin derim!
  • Tipik Nisora Özbek Lokantası’nı tavsiye ederim.   
  • Avrupa ile Asyayı ayıran çizginin geçtiği sembolik anıtı seyredin, burada dilek tutuluyor. Ağaçlara binlerce rengarenk kurdela bağlanmış. Bir de aşıklar için özel bir koltuk hazırlamışlar.
  • Perm yolunda Mafya Mezarlığı (Şirokereshenskay). Genelde mezarlığın bir köşesinde hazırlanmış hepsi de siyah mermerden yanyana dizilmiş,  hatta siyah kıyafetli bir mafya ağbinin elinde Mercedes anahtarı vardı!
  • Suvakiş Köyü yakınındaki Ganini Yama Manastırını da  programınıza alın.
  • Yat Kulübü aktif, Pazar günü bir yat yarışı vardı. Bir de Dmitri ile aralarına karıştık. Bir yandan canlı müzik eşliğinde dans ediliyordu
  • Yerel meyvelerden yapılan soğuk günlerde Ruslara enerji veren vitamin deposu “morsu” deneyin.
  • Kışın tamamen donan kent gölü üzerinde (Garoskoy Prud) üzerinde yürümek mümkün. Noelde hazırlanan Buz Heykelleri ayrı bir ilgi kaynağı oluyor!

            Ünlü Rus şair Andrey Beliy bakın bu coğrafyada vatan sevgisini nasıl dile getirmiş:

 Ağlayın ağlayın kudurmuş unsurlar

Uğuldayan ateş sütunları, ağlayın!

Ve sen Rusya, sen Rusya, Rusya sen,

Beni de yak kavur çılgınlığında!

Ses işlemez sağır derinliğinizde

Ve taşlarınızda, ey meşum harabeler,

Başıboş dolaşan ruhların kanatlarıÇiçekten düşler saçıyor dört yana.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir