Polonya

Polonya’da hüzün, kasvet, doğa, afacanlık, naz ve sanat var. Zengin bir kent kültürü var. Görkemli bir tarihi var. Sefalet ve acının derin uçurumunda çırpınmış. Çok okuyan, üreten, hayat bilgisini yaşamına yaymış bir ülke. Saman sarısı saçları düzgün örülü, yanaklarından sağlık damlayan köy kadınlarının, kirpikleri mavi, ak boynu uzun kızların, milli kıyafetli Polonez bebeklerin, kıyıları geniş şapkalı, kara pantolonlu erkeklerin ülkesidir.

Yeşilin ve kırmızının hemen her tonunu görebileceğiniz bir bir coğrafya Polonya. Göz alabildiğine yeşille kaplı ovalara sahip olan gönül okşayıcı bu ülke, 860 yılında Plast adlı bir köylü tarafından kurulmuş. Halk Slav kökenli olmasına rağmen, Orta Çağ’da kendi aralarında didişen prensler yüzünden Katolik olmuşlar, Lâtin dilini benimsemişler. Ancak, ne yazık ki bu güzelim toprakların hem batıdan, hem doğudan saldırılar ve işgaller yüzünden hep başı ağrımış. Başta Ortodoks Rusya olmak üzere Avusturya, Prusya, İsveç gibi çok sayıda devlet egemenliği altına almak istemiş Polonya’yı. Ruslara karşı duydukları bu öfke yüzünden Komünizm’i en geç benimseyen ülkelerden biri olmuş.

II. Dünya Savaşı sırasında ise en büyük darbeyi Hitler’in Almanya’sından almışlar. Bildiğiniz gibi Yahudilere karşı büyük bir kıyım yapan vejetaryen Hitler, Polonya’yı bir ay içinde işgal etmiş ve üç milyon Polonya Yahudisi’ni sonuçta ölüme yolladı. Irkçılığın yaralarını sarmak yıllar almış bu ülkede. Bir Polonya atasözü de çok iyi anlatmış ülkenin sıkıntısını: “Vistul Nehri öfkeli ise, Polonya halkı o sene çok acı çeker.”

Polonya Ünlü Vatandaşları ile İftihar Eder!

Ünlü Polonyalılar listenin başında şüphesiz Varşova Havaalanına bile ismini veren müzik tarihinin en iyi piyano bestecisi olarak kabul edilen Chopen geliyor. Doğduğu köy Varşova’dan sadece elli kilometre uzaktaki Zelzowa Wola. Chopen babasının kontun hizmetinde Fransızca öğretmenliği yaptığı geniş bahçeli evde 23 Nisan 1810’da gözlerini açmış. Evinin üst katı bugün de  müzisyenlere açık. Chopen’in ruhu ve ilhamı ile birlikte müzik çalışmalarını devam ettiriyorlar. Sık sık bu binanın bahçesinde huzur içinde konser dinleyebilirsiniz.

Ünlü gökbilimci Kopernik’in ders verdiği üniversite de bugün de  ayakta. Mavi – kırmızı – beyaz adlı filmi ile ünlenen Kieslowski, ünlü film yapımcısı Roman Polaski ile “Mermer Adam” filmi ile dünyanın tanıdığı Andrej Wadja da ünlü Polonyalılar listesinde yer alıyor. Son papa II. Jean Paul’un Polonyalı olduğunu biliyorsunuz. Czeslaw Milos Nobel ödüllü ünlü bir şairleri. Madam Marie Curie ve eşi radyoaktif deneylerine sağlıklarını kaybedene kadar devam ettirdiler. İsterseniz Polonya kökenli Helena Rubistein’ı da bu arada hatırlayalım.  

Varşova Bir Kuşak İçinde Tekrar Yaratıldı!

Varşova, doğal yatağında akan Vilnius nehrini bağrına almış, Avrupa’nın tam ortasında yer alıyor. Bir gizemi var, çünkü hem kendi, hem de kendinden farklı bir kimliktir “Varşova”. Hitler’in ve Nazi Almanya’sının son günleri gelmiştir. Kızıl ordusu ile Mareşal Rokowski Varşova’da Vilnius Nehrinin öbür yakasındaki Prah Bölgesinde beklemektedir. Varşova halkı bir an önce hürriyetine kavuşmak istemekte! Sonuçta kadını ve çocuğu ile Varşova halkı ayaklanır. Yıl 1944. Hitler bu ayaklanmaya çok kızar, Varşova’yı “yok edin” emrini verir. Şehri yıkmak inşa etmekten bile zordur. Ayakta kalmış olan tüm binalar tek tek dinamit ile aşağıya indirilir. Kızıl Ordu ise nehrin öbür tarafından sadece bakar. Sonuçta Almanlar çekilir ve dünyanın her tarafından getirilen eski Varşova gravürlerine bakılarak büyük bir özverili ile kısa bir zaman biriminde Varşova eski haline dönüştürülür.

Gotik ve barok mimarisinin ortak özelliklerini taşıyan Varşova’da önce parke taşlarının üstünden yürüyerek eski şehir içinize sindirilerek gezilir. Pazar meydanında at gezintisi ilginizi çekebilir. Paris’te ölen Chopen’in kalbinin bulunduğu söylenen St. Cross Kilisesi, St. John Katedrali, Kraliyet Kalesi de görülmelidir. Bu arada eski şehirde ahşap kemerlerin altından yaşlı rahibeler, sanatçılar, göstericiler, müzisyen ile ressamlar ve daha niceleri sakin sakin geçiyor olacaktır.

Benzerleri Moskova’da çok sayıda bulunan Stalin’in Varşova halkına hediye ettiği taş binadan bahsetmek istiyorum. Halk bu yapıyı aslında  sevmiyor ve “Stalin’in Kazığı” olarak tanımlıyor. “En iyisi o binanın içinde yaşamak, hiç olmazsa seyretmek zorunda kalmazsınız” diyorlar. 1967 yılında ünlü Rolling Stone grubunun da konser verdiği bu saat kuleli bina bugün bir “Kültür Sarayı”. On dolar ödeyip en üst katında yer alan bir sergiyi gezip, Varşova’ya seyrederek bir kahve içebilirsiniz. Ama bana sorarsanız yeni yapılmış çimento yığınları bu tarihi binadan çok daha çirkin!

Varşova’da Wilanow Kral Sarayı ile bahçesini de görmek zorundasınız. Otobüsle eski şehirden hareket ettikten yirmi dakika sonra Wilanow mahallesine geliyorsunuz. Bu saray Brejnev ve De Gaulle gibi birçok ünlüyü de konuk etmiş. Bakımlı bahçesinde İstanbul’daki Ihlamur Kasrı’nda olduğu gibi yeni evliler burada  ha bire fotoğraf çektiriyor, ördek ve sincaplar çimler üzerinde rahatça dolaşıyor.

Açık tutulduğu saatlerine dikkat ederek 180 bin masum kişinin istirahat ettiği acı anılarla yoğrulmuş Musevi mezarlığını da adımlamanızı isterim.

Kısa Kısa Polonya ve Varşova

  • Polonya’nın Baltık Denizi kıyısında bilhassa Hel Burnunda gayet sevimli göller, milli parklar ve plajlar sıralanıyor.
  • Sekiz üniversitesi ile sempatik öğrenci şehri Lublin ile barok mimarisi ile Zamisc Beyaz Rusya sınırında sizin ziyaretinize açık.
  • Tren istasyonunun karşısındaki Mariott Oteli’nin kırkıncı katından bir çay içerek ova içinde yer alan Varşova’yı doya doya, özellikle de gün batımında seyredebilirsiniz!
  • Varşova’da da zaman zaman trafik sorunu yaşanmıyor değil. Polonyalılar Varşova’ya 500 kilometre uzaklıktaki Litvanya’nın baş şehri Vilnius’u kendilerine çok yakın bulup seviyorlar.
  • Avrupa Birliği ülkelerinin içinde işçiliğin en ucuz olduğu ülke Polonya olduğu için genellikle Polonyalı gençlerin Londra, Paris, Brüksel’de sıhhi tesisatçı olarak çalışmaları basını epey meşgul etmişti.
  • Polonya’da yaşayan iki bin kadar Türk var ama diğer Avrupa ülkelerinden farkları çoğunun patron mevkiinde bulunmaları… Genellikle de tekstil ile uğraşıyorlar!
  • Osmanlı ve Lehistan tarih boyunca hep birbirine çok yakın olmuştur. Lehistan’ın Prusya – Avusturya ve Rusya arasında paylaştırılmasını bir tek Osmanlı kabul etmemiştir. Ünlü Leh şair Adam Miskevic İstanbul’da uzun süre kalmıştır. Osmanlı kendisine sığınan Lehlere arazi vererek Polenezköy’ü kurdurmuştur. Diğer yandan Leh Kralı II. Jan Sobieski Hıristiyan dünyası adına Avusturyalıların yardımına koşmasaydı belki de Viyana düşmüş olacaktı.
  • Bizim “Polonez” olarak bildiğimiz Polonya halk müziği meğer bir zamanlar soyluların pek rağbet ettiği ağır başlı bir Fransız saray dansı imiş.
  • Polonya afiş ve pulları ile de ünlü. Birer tasarım harikası yaratmışlar. Pullarına anıt mimari yapıları, endemik bitkileri, yaban hayvanlarını tek tek işlemişler. Gezdiğim sergide en şaşırtıcı afiş yeşillikler içinde bir ahşap evi gösteriyordu. Altında şöyle yazıyordu. İstanbul’daki Polonya Köyü: Polenezköy. Varşova’da tasarımcıların yarattığı çılgın görünüşlü votka barlar da popüler.
  • Varşova metrosunda yolculuk edilirken şiir yazılır. Şiirde genel olarak istasyon sayısı kadar dize vardır. Bu esere de “metro-şiir” denir.
  • Varşova’da 1955 yılında NATO karşıtı bir pakt kuruldu. Eski SSCB’ne bağlı ülkeler bu anlaşmayı imzaladı. Bulgaristan, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Doğu Almanya, Polonya gibi. Varşova Paktı olarak anıldı ama bu paktın ömrü bildiğiniz gibi pek uzun olmadı.
  • Zolibor Varşova’nın “entel semti”. Yani ellili yılların İstanbul’da Levent’i, Ankara’da ise Bahçelievler’i. Zolibor’da bahçeler ve çiçekler içinde tek katlı şık evler sıralanıyor.
  • Varşova’da yılbaşında operaya gidip oyunun sonunda sanatçılar, dekoratörler, kostümcüler ve teknik ekiple birlikte kadeh kaldırıp yeni yıla “sanatla“ iç içe girebilirsiniz!
  • Polonya lisanında birçok sessiz harf bir araya geliyor. “Zçmbk” veya “dstry” gibi. Tabi bu da lisanın zor okunmasına ayrıca kulağa Fransızca veya Farsça gibi şiirsel gelmemesine neden oluyor.
  • Genellikle iş yaparken Polonyalılar yavaşlar. Bizim gibi tez canlı değiller. Çok önceden ve bir program doğrultusunda davranmak istiyorlar.
  • Nedense Polonya’da herkes “siyah rengi” tercih ediyor. Genellikle siyah tişört ve siyah pantolon kullanıyorlar. Tabii botları da siyah. Belki dünyanın bu kötü gidişine “hayır” diyerek matem tutuyorlar.
  • Sokaktaki insanın çoğu İngilizce anlıyor ve adres sorulunca da yardımcı oluyor.
  • Polonya’da bizim gibi otoyollara yatırım yoktu! İki şeritli yollarla idare ediyorlar. Ama demiryolu ile ülkenin her köşesine ulaşmak mümkün. Yeni yollar yapıp veya onları genişletip ekosistemi bozmuyorlar, otomobil sektörüne prim vermek istemiyorlardı.
  • İlk kez 1982 yılında Polonya’ya Aachen-Berlin hattı üzerinden trenle gelmiştim ve bir hafta kendi başıma bu ülkeyi gezmiştim. Kuzeyde, Danzig’de bazı arkadaşlar edindim. Son gün öğle vakti oteldeki odama boşaltıp bavulumu resepsiyona bıraktım, bu arkadaşlarla dışarı çıktım. Tren saati yaklaşınca bavulumu almaya gittiğimde resepsiyondaki görevli arkadaşlarımın gelip aldığını söyledi. Kısacası tüm  bavul gitti!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir