Panama: Bir Geçiş Ülkesi

Biz gezginler, sabah mahmurluğu ile yeni bir geziye başlamak üzere  artık mazi olan Yeşilköy Atatürk Havaalanı’nda buluşuyoruz. Ülkemizde, gezmeye gönül vermiş ve bunu gerçekleştiren kişilerin sayısı yine de sınırlı.  Gönül arzu ediyor ki, bu sayı hızla artsın; çünkü gezgin bilgisini, görgüsünü devamlı artıran kişidir, bu yüzden gezgin hoşgörülüdür, gezgin samimidir, gezgin ekosistemi korumaya gayret eder, gezgin yaratıcı, problem çözücü ve aynı zamanda barışçıldır!

            Bazı sözcükler beraberinde “mutluluk” getiriyor, bazıları ise “duygu” yüklü oluyor. Bazı sözcükler ise bir anda sizi doğru bir başka mekâna götürür. Çocuk, kadın, erkek, genç, cesaret, korku, deniz, otobüs terminali, havaalanı, güneş, karanlık, samimiyet, ikiyüzlülük, bulut, seven, sevilen, bir melodi, giden, saat, gülen, ağlayan gibi…

            Uçakta beni anons ediyorlar. Meğer yanımda oturan havalı ve vazifeşinas bir hanım, çantamı görmüş, sahipsiz olduğunu sanmış ve uçak yetkililerine teslim etmiş. İçinde bomba olduğunu düşünmüş!

Evet, Panama’dayız. Bu ülke Fransa’dan yedi kat küçük ve “S” harfi şeklinde, Kolombiya’dan, Amerikalılar tarafından yapay olarak koparılmış,  kanalı ve bir de şapkası ile ünlü.

            Rehberimiz Simon, yaşlı mı yaşlı. Adını hemen koyuyoruz; “Hacivat”! 70 yaşında, dul ve çok sayıda çocuk, torun ve  hatta torun çocuğu sahibi!

            Panama, Kuzey ve Güney Amerika Batı ile Doğu ve Atlantik ve Pasifik Okyanusları arasında bir köprü. Bine yakın kuş çeşidine ev sahipliği yapıyor. İki yüz yirmi çeşit memeli, 1200 çeşit orkide ile 354 çeşit sürüngen; flora ve fauna zengini bu ufak ülkede yaşamını sürdürme gayretinde. Ayrıca Panama, büyük mavi kelebeği ile de ünlü ! Bu ülke dokuz eyalete bölünmüş.

Panama Tarihinden Kesitler !

            İsterseniz, bu ilginç ülkenin tarihçesine şöyle bir göz atalım:

Yıl 1501-1502: Rodrigo de Bastides, Portobelo’ya; Kristof Kolomb ise Panama’nın kuzey sahillerine ayak basar.

Yıl 1519: Pedro Arias Dávila, Pasifik Okyanusu kıyısında Panama Şehrini resmen kurar.

Yıl 1533: Panama, altın tüccarları için çok önemli bir geçit coğrafyası olur.

Yıl 1671: Ünlü İngiliz korsan Henry Morgan, eski Panama şehrini yerle bir eder. Köleleri, kadınları ve tüm altınları 200 katıra yükleyip beraberinde götürür.

Yıl 1821: Panama, İspanya Krallığı’ndan ayrılıp Simon Bolivar liderliğinde kurulan Büyük Kolombiya Devleti’ne katılır.

Yıl 1903:  Bolivar,  San Martin ile O’Higgins’in Orta ve Güney Amerika’da estirdikleri bağımsızlık rüzgârından etkilenen Panama, Kolombiya’dan ayrılıp bağımsız bir devlet olur. Bu arada Panama Amerika himayesine girer, böylece kanalın inşası Amerikalılarca  tekrar başlatılır.

Yıl 1914: Kanal en sonunda  tamamlanır.

Yıl 1984 – 1989: Ülke artık dikta rejimi kuran General Noriega’nın yönetimindedir!

Yıl 1989: Devlet Başkanı Noriega, Amerikan askerleri tarafından kaçırılır,  ABD’de yargılanır. Miami’de, uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tam 40 yıl hapse mahkûm olur.

Yıl 1994: Anlaşma gereği Panama Kanalı’nın yönetimi ve geliri tamamen Panama Cumhuriyeti’ne devredilir. Amerikan askerleri ise  bu bölgeden çekilir.

            Tarihini kısaca böyle özetleyebileceğimiz Panama’da, Maya ve İnkalardan etkilendiği kabul edilen yedi yerli kabile bulunuyor: Bribri, Bugle, Embera, Kuna, Ngobe, Teribe ve Wounaan. Hepsi de eski geleneklerine sahip çıkan, doğa ile dost,  barış yanlısı toplumlar…

            Unesco, Panama’da Portobelo Kenti’ni, Darien ve La Amistad Millî Parkları ile Panama Kenti’nin eski şehrini, “İnsanlık Kültürel Mirası” olarak kabul eder.

            1900’lü yıllarda Panama Kanalı’nın inşaatı sırasında, Afrika ve Karayipler’den getirilen zenci işçiler ile İspanyol ve Portekiz kökenli halkın karışımı sonucu oluşan “melezler” (Mestizo), bugün toplam nüfusun %70’ini oluşturuyorlar. Halkın %85’i Vatikan’a bağlı Katolik.

             Panama’nın para birimi “Balboa”, Amerikan Doları ile aynı değerde ve nedense Balboa kağıt para olarak basılmıyor,  bu coğrafyada Amerikan Doları kullanılıyor.

            Panama ekonomisinin önemli girdilerini Panama Kanalı Geçiş Ücretleri, Hong Kong’dan sonra ticaret hacmi olarak ikinci sırada olduğu açıklanan Colon Serbest Bölgesi gelirleri ile turizm sektörü oluşturuyor. Ayrıca balıkçılık, muz, kahve, şeker ile “maun” ağacının kıymetli kerestesi ve bakır cevheri, Panama’nın ihraç ettiği diğer ürünler!

            Bir de Panama Devleti oldukça düşük bir vergi karşılığında bandırasını kiraladığı gemilerden önemli bir kazanç sağlıyor. Bazı Panama Bandıralı tankerlerin İstanbul Boğazı’nda zaman zaman tehlikeler yarattığını hatırlıyor olmalısınız: “Panama bandıralı bir petrol tankeriyle bir Rus şilebinin çarpışması sonucu gibi” Dileriz bu türlü haberleri bir daha duymayız!

            Turizm Sektörünü canlandırmak için, Panama büyük bir gayret içinde. Hâlâ eski gelenek ve göreneklerini koruyan Kuna Yerlileri’nin yaşadığı San Blas Adaları, bakir Bocas Takımadaları ile flora ve faunası zengin olan yağmur ormanları, Panama’nın bu alanda en önemli “kozları”.  Bu arada tarihi Panama Tren Yolunu turizm için tekrar açmayı planlayan Turizm  Bakanlığı; ayrıca Colon’un sahil şeridine de yatırım yaparak bu önemli limanı yolcu gemilerinin programına ilave ettirme gayretinde.

Panama Kanalı ile Tanınır

Panama Kanalı’nın uzun, ilginç ve hatta oldukça acıklı bir öyküsü var. Kristof Kolomb öncesi bile, Panama, iki önemli okyanus arası geçit yeri olarak zaten kullanılıyordu. “Altına Hücum” yıllarındaki Kaliforniya’ya çabuk ve emniyetli varma isteği, Panama’nın önemini iyice artırır. Önce kara yolu, sonra tren yolu ile binlerce maceraperest sonuçta 77 kilometrelik iki okyanus arasındaki mesafeyi geçmek zorunda kalmış.

1880 yılında, Süveyş Kanalı’nı başarı ile tamamlayan Fransız Ferdinand de Lesseps, bir hevesle Panama Kanalı’nın inşasına girişir. Bu amaçla, Fransızlara hisse senetleri satılır. Ancak, sıtma ve sarı humma, 22 bin işçinin ölümüne neden olur. Ayrıca Mısır’da kumda çalışmaya alışan Fransız mühendislerin, sert granit ortamında ilerlemeleri teknik yönden de yetersiz kalmaktadır. Sonuçta, tam 20 yıl uğraşı sonrası  Fransızlar bu sevdadan vazgeçerler.

1903 yılında Panama’nın Kolombiya’dan ayrılması sonrasında ABD ile Panama arasında, kanal inşası için yeni bir anlaşma imzalanır, ABD 40 milyon dolar sermaye ile inşaatı devralır. Öncelikle  de sıtma ile mücadeleyi başlatır. Altı bin işçinin yaşamına mal olacak on yıllık çalışmadan sonra, Panama Kanalı sonunda hizmete açılır. Tarih 15 Ağustos 1914’tür.

Fransa’nın Panama’da uğradığı bu başarısızlık, dünya siyaset literatüründe “Panama Olayı” adıyla geçti. Fransa’da III. Cumhuriyet döneminde, 1881’de Ferdinand de Lesseps tarafından kurulan Panama Kanalı Şirketi, kötü yönetim yüzünden 1989 yılında iflas edince, yöneticiler hakkında çok sayıda  dava açılır. Bu davalar, Fransa’da hükümetin düşmesine bile neden olur. Lesseps beş yıl hapse mahkûm olur ama daha sonra affedilir.

Yetmiş yedi kilometre uzunluğundaki dar bir kanalın bir bölümü, zengin ekolojisi ile tanınan Gatun Gölü’nden geçer. Gatun Gölü, Atlantik ve Pasifik Okyanuslarından 28 metre daha yüksektir. Bu yüzden, gemiler bu yüksekliğe Pedro Miguel, Miraflores ve Gatun Kapıları ile yükseltilip, daha sonra da tekrar eski seviyey indiriliyor. Tabii ki, geçen her gemi için bir miktar göl suyu okyanuslara akıtılmış oluyor böylece gölün suyu azalmış oluyor..

Günde ortalama 35 geminin, tonajına ve taşıdığı yüke bağlı olarak en az 33 bin dolar ödeyip, dört ila altı arası zincirli lokomotif ile çekilerek, sekiz-on saatlik bir sürede bir okyanustan diğerine ulaşması sağlanıyor. Dizi dizi ağaçların arasından sanki  nazire yapar gibi bir geminin bacası nazlı nazlı süzülüyor. Milyonlarca gemi bu kanalı kullandı.

            Göle su sağlamak için yapılan Gatun Barajı’na rağmen, gölün suyunun azalması bir türlü önlenemiyor. Göle tuzlu su basılamıyor, basılırsa ekolojik bir felaket yaşanabilir. Atlantik ve Pasifik Okyanuslarının birleşmesi, her iki denizin ekosisteminde balıkların %60’ının ölümüne neden olabilir. Bunun gerekçesi de çok basit: İki okyanusun balıkları birbirini öldürür!

            Panama ziyaretimize, elbette önce Miraflores’e gidip gemilerin kademeli olarak havuzlarda indirilip çıkarılmalarını ikinci kattaki tribünlerden izleyerek başlamanızı öneririm.

Çiçek Adası Taboga !

            “Çiçek Adası” olarak anılan Taboga Adası’na gitmek üzere motora doluşuyoruz. Bir saat süren yolculuk sonunda, bir dönem korsanların kullandığı katkısız mavi gökyüzü eşliğinde bu güzel adaya varıyoruz. Ünlü aktör Errol Flynn’ın korsan filmlerini çektiği, ressam Paul Gauguin’in bir süre soluklandığı, Francisco Pizarro’nun Peru’yu keşif seferini başlattığı Taboga Adası, sevimli ve ufak evleri ile işte karşımızda. Kapıdan zor bırakmalarına rağmen Taboga Oteli’nin güzel bahçesinde şöyle bir tur atıyoruz. Motorla dönerken, kanalı geçmek üzere sıra bekleyen gemilerin ve cüzamlılar için inşa edilen Lepra Adası’ndaki Hastahanenin yanından geçiyoruz.

 

Başkent Panama City

            Fransızların kanal inşasına başladıkları sırada yerleştikleri, Fransız elçiliğinin de bulunduğu Fransız Meydanı, bugün Panama Şehrinin en ilginç ve tarihî bir köşesini oluşturmuş. Koloni döneminin bir veya iki katlı, çiçekli balkonlara sahip Panama’sının dar sokaklarında şöyle bir tur atıyoruz. Meydanda, rendelenmiş buzun üzerine farklı şerbetler dökülerek yapılan “şişirtme”yi tadarken, başarısızlıkla sonuçlanan kanal inşasında görev yapan Fransızların büstlerine bakakalıyorum.

            Zaman zaman, karşımıza “Amerika Köprüsü” ve yüksek binaları ile yeni ve modern Panama City’nin etkileyici görüntüsü çıkıyor. Koloni dönemi Panama’sında, Metropolitan Katedrali’ni, Millî Tiyatro’yu, altın sancaklı San Jose Kilisesi ile lüks Paitilla Semti’ni ve Atlapa Kongre Sarayı’nı gezebilirsiniz.

            Palacio de Laas Garzas (Kahramanlar Sarayı) olarak anılan beyaz renkli neo-klasik bina, devlet başkanının ofisi olarak kullanılıyor. Girişinde güzel bir çeşme var, çeşmenin başında turnalar oynaşıyor. Sarayın önünde dolaşıyor, kapıdaki görevlilerle fotoğraf çektiriyoruz. Türkiye’de olsa, bizi Devlet Başkanı konutunun yanına bile yaklaştırmazlar. Değerli büyüklerimiz ve politikacılarımız, halkından bu denli korkuyor ve onlardan kopuk yaşamak istiyorlarsa, politikaya bırakıp inzivaya çekilsinler derim!

“Kanal Müzesi” de bize daha önce kısaca anlattığım Panama Kanalı’nın uzun ve acıklı hikâyesini baştan sona kadar resim, maket ve filmlerle anlatıyor ayrıca canlandırıyor.

            Eski şehirde büyük bir faaliyet vardı. Binalar yenileniyor, yollar Arnavut kaldırımına dönüşmekte. Başkentte üç adanın birbirine bir yol ile bağlaması sonucu zevkli ve yeşil örtülü bir gezi alanı oluşturulmuş. Bu yol üstüne rengârenk bina bulunmakta! Burası “Ekoloji Müzesi. Üç yüz hektar alan içinde 15 bin bitki türünü barındıran, Amerikalıların kurdukları Summit Garden, doğrusu, biz gezginlere öyle pek enteresan gelmedi. Burası, ufak bir hayvanat bahçesi, çocuk parkı ve piknik sahalarından oluşmuş. Hayvanat bahçelerine karşıyız. Panama City’de ayrıca Sobernia Ulusal Parkı ile Metropolitano Parkı da var yer alıyor.

Atlantik Kıyısındayız !

            Boyd – Roosevelt Karayolu olarak anılan Atlantik – Pasifik arası 80 kilometrelik yolu, kanal boyunca katediyoruz. Önce, Gatun Kanalı’nın Atlantik Kıyısındaki kapılarını geziyoruz. Colon’a varınca rehberimiz Hacivat bizi korkutuyor: “İnmeyin, öldürürler”… Çünkü buranın halkının çok yoksul ve saldırgan olduğu söyleniyor. Biz de o kadar korkak olsak, böyle maceralı ve farklı bir seyahate çıkmazdık. Antalya’da bir tatil köyüne demir atıp magazin sayfalarını okuyup kertenkele gibi kuma uzanırdık!

Colon’da, gösterişli villaların yanında, her hâli ile perişan durumda ahşap evler ve fakir insanlar da vardı. Oysa ki, Colon Serbest Bölgesi’nde her yıl milyonlarca dolar para dönüyor. Montaj, paketleme, şişeleme ve depolama işlemlerine uygun olan Colon Serbest Bölgesi, Orta ve Güney Amerika pazarı için seçkin bir merkez konumunda. Ancak, günlerden cumartesi olduğu için her yer kapalıydı. Colon’da sadece 200 Müslüman olmasına rağmen büyükçe bir cami inşa edilmiş. Colon civarında korsanlardan korunmak amacı ile inşa edilmiş San Lorenzo Kalesi’nin topları ile sur kalıntıları ayakta.

            Unutmadan bu kentte yaşadığım bir festival anımı sizlerle paylaşayım. Tüm Panamalıların Balboa Caddesi’ne dolduğu bir festival gecesi, sağda ve solda orkestralar çalıyor, mahşerî kalabalık durmuş, seyrediyor ve biz o kalabalığı zorlukla yarmaya çalışıyoruz. Bir ara yol üzerindeki bir cebe giriyoruz ama buradan çıkış yok, mahsur kalıyoruz. Önümüzde sosis pişirilen bir ocak kurulmuş. Boğulmak da var işin içinde!

            O gece, kimliğim yanımda olmadığı için, karakolda noktalanıyor. Sevgili arkadaşlarım, zorla çıktığımız o daracık kapının öbür yanında, yarım saat beni bekliyorlar. Hatta büyük bir başarı ile orkestrayı susturup beni anons ettirebiliyorlar. Oysa ben o sırada uzaklarda bir karakolda kan ter içinde dert anlatmakla meşgulüm!

            Son gece yemeğimiz, Mi Puebleto adlı sevimli bir mahallenin ufak lokantasının ikinci katındaki balkonunda veriliyor. Ertesi sabahın erken saatlerinde de, İngiliz korsan Henry Morgan’ın 1671’de yakıp yıktığı Panama’nın ilk yerleşim merkezine geçiyoruz. İspanyolların 1519 yılında La Vieja adı ile bir balıkçı köyü olarak kurduğu,  altın ticareti yüzünden kısa zamanda gelişen bu başkent, Peru, Şili ve Kaliforniya merkezli altın ticaretinin kavşak noktası olarak korsanların iştahını kabartmış, sonu malum! O günden kalan en etkileyici eser ise katedralin çan kulesi!

            Copa Hava Yolları ile Kosta Rika’nın başkenti San Jose’ye uçarken, Panama’dan geriye kalan anıları bir bir düşünüyorum. İlk sırada elbette Panama Kanalı, Colon’un bir tarafta zengin villaları, Manhattan’ı aratmayan gökdelenleri ile tezat olan yoksul evleri, çocukları, Panama City’nin gözü tırmalayan gökdelenleri, kiliseleri, heykelleri, parklarla süslü çiçekli cici meydanları, homurdanan otobüsleri, üstüne hindistan cevizi ağacı gölgesi düşen bembeyaz sahilleri, mavi ve yeşile boyanmış Bodego’ları, ilginç kıyafet ve gelenekleri ile Kuna Yerlileri, sular çekilince kumsalında biriken korkunç çöp yığınları. İşte Panama!..

Ve bir de Panama söyleyişi:

“Düşmana ihtiyaç vardır, öldürmek için.”

 

Bocas Takımadaları’nın tadını çıkartıyoruz !

            Karayipler’de Kosta Rika sınırına yakın Isla Colon Adası’nda bulunan Bocas del Toro aslında sessiz, doğal, yüksek binalara teslim olmayan hoş bir sayfiye kasabası. Ufak ve sempatik. Civarındaki adaları motorla gezerek keşfetmek, yunuslarla birlikte yüzmek, bisikletle turlamak mümkün. Adalarda toplanan çöpler gemi ile getirilip kamyonlara katı atık sahasına götürülüyor. Katiyen denize atılmıyor. Buranın tek geçim kaynağı “turizm”. Bunun bilincindeler.

            Bentel İlkokulu’nda sınıfa girip çocuklarla sohbet ediyorum. Ahşap iskeleler üzerine kurulu teraslarda limonlu bir çay içmek bile çok zevkli!

Kısa Kısa Panama

  • Bugünkü Panama’da iki kutup var. Küçük bir Amerika’da yaşayan zengin kesim ve varoşlarda yaşam mücadelesi veren yerli halk.
  • Yerli halk Kuzey ve Güney Amerika kıtalarını 800 kilometrelik bir köprü ile bağlayan Panama’da 11 Ulusal Park ve 24 ekolojik koruma alanı bulunuyor.
  • Acun Ilıcalı’nın saçma bir yapımı olan “Survivor, Kızlar ve Erkekler” yarışması Panama’nın aslında kurak olan Contadora Adası’nda çekilmekteydi.
  • Panama’da 9 farklı yerli özerk bölgesi (Comarcas) bulunuyor. Bocas del Toro, Cocle, Colon, Chiriqui, Darien, Herrera, Los Santos, Panama ve Veraguai.
  • Panama’da Çinliler ticarette söz sahibi!
  • Aktör ve salsa üstadı Ruben Blades belki de diktatör Manuel Noriega’dan sonra en ünlü Panamalı. Bir ara da  devlet başkanlığına adaylığını bile koydu.
  • Panama’nın önceki  Türkiye Fahri Başkonsolosu Hatice Güleç Türkiye Gezginler Kulübü’nün üyesi ve çok faal bir hanımefendi. Panama ile Türkiye arasında vizelerin kaldırılması için büyük gayret sarf etti ve Panama Üniversitesi bünyesinde Anadolu Kültür Merkezi’ni kurmayı başardı.
  • Panama Baquete Kenti’nde 1840 yılında Teksaslı bir maceraperest Panamonte Oteli’ni kurdu. Bu otel zamanla çok ünlü oldu. Charles Lindbergh, Kuzey Kutbu Kaşifi Amiral Byrd, ABD Başkanı Roosevelt, İran Şahı ve ünlü yönetmen Ingrid Bergman bu otelde geceledi.
  • Panama’nın 365 adadan oluşan San Blas Takım Adaları’nda turkuaz renkli deniz ve bembeyaz kumsal ile özdeşleşen Kuna Yerlileri yaşar!
  • Panama – Kolombiya sınırına yakın coğrafyada ilginç bir kabile olan Kunalar’ın 49 farklı yerleşimi vardır.
  • Özel bir statüye sahip bu köylere giriş ancak şefin iznine bağlıdır. Bu köylerde sigara ve içki yasaktır. Kunalar hâlen geleneklerini koruyarak otantik yaşarlar. Kuna yerlilerinin giysileri özellikle dikkat çeker. Koldan dirseğe kadar bacaktan ise ayak bileğine doğru renkli boncuklar sıralanır. Başlarında kırmızı “bandana” vardır.
  • Güneşe ve suya karşı çok dayanıklı ve şık kemik renginde Panama Şapkaları W. Churchill, T. Roosevelt, Al Capone, Orson Welles, Gary Cooper, Tom Wolfe sayesinde tanındı. Aslında bu şapkalar Ekvatorda imal edildi. Ancak Panama Kanalı’nda çalışan işçilerce kullanıldığı için dünya ”Panama Şapkası” olarak bildi. Altın arayıcıları ve tarla işçileri bu şapkaları başından çıkartmadı.
  • Eğer hepsi birbirine benzeyen modern AVM’leri seviyorsanız Panama City’de “Mall Multiplaza Pacific” sizi bekliyor.
  • Amerikalıların bir dönem yerleştiği binalar bugün Panama yetkililerince devlet daireleri olarak değerlendirilmiş.
  • Panama’nın ulusal yemeği Sanchoco Çorbasıdır. İri parçalı tavuk, yam, soğan, sarımsak, kişniş, kekik, karabiberden oluşan bol parçalı bu çorba pilav ve çeşitli baharatlarla servis edilir. Ayrıca Latin ülkelerinin çoğunda karşılaştığımız Ceviche de Panama’ya has bir lezzetle yapılır ve geleneksel yemekleri arasında hatırı sayılır bir yeri vardır. Plantain denilen, Panama’da bol bulunan yeşil büyük muz haşlanarak sunulur.
  • Siyah kumaş üzerine kuş, çiçek, kelebek desenleri uygulanarak çanta, yastı kılıfı, masa örtüsü ve bluzlar yapılır. Bunlara  bu coğrafyada “molas” denir.
  • Bitkisel fildişi olarak bilinen ve tropikal yağmur ormanında bulunan iri tohumlardan, elde oyularak yapılan heykelcikler ise  taquars olarak isimleniyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir