PALAU

SU ALTI ZENGİNİ PALAU ADALARI

Palau, 700 çeşit mercanı, 1500 çeşit balığı, yağmur ormanları, vejeteryan timsahları, şelaleleri, çok sayıda denizanasının yaşadığı derin iç gölleri, taş adaları, yeşil dik dağları, tatlı su gölleri, kum tepeleri, 37 adet bazıları 4,5 tonu bulan ilginç taş sütunları, okyanustaki mavi delikleri, kuşları ve savaş kalıntıları ile eminim ilginizi çekecek.

Palau, 8 ana ve çoğu kaya ada olmak üzere 2500 adadan oluşuyor. Toplam alanı ise 458 kilometrekare. Nüfusu yüzde 45’i Filipinliler olmak üzere sadece 21 bin. Pasifik ile Filipin Denizi arasında ve Filipinlerin 900 kilometre doğusunda. Hemen hemen tüm yerleşim Mikronezya’nın ve Palau’nun en büyük adası olan Badeldaob Adası’nda toplanmış, güney sınırında ise Peleliu Adası bulunuyor.

Peleliu Adası II. Dünya Savaşı’ndan kalan tanklar, bombalar, makineli tüfekler, uçak ve gemi enkazları ile de tanınmış. Hayatını kaybeden binlerce kişinin anısına Peleliu Adası 1985 yılında Kuzey Amerika tarafından “ABD Tarih Anıtı” ilan edildi. Her sene Peleliu Adası’nda özel törenler tertip ediliyor.

Palau’nun, Pasifik Okyanusu kıyıları çok geniş bir coğrafyaya yayıldığı için kaçak balıkçılarla zaman zaman baş edemiyor. 2015 yılında, sularında profesyonel balıkçılığa ciddi sınırlama getirmeyi planlıyor. Zıpkınla avcılık ise zaten yasak. Sıcak sulara gelen köpek balıkları oksijen temin etmek için sürekli aşağı yukarı yüzmek zorunda! Balıklar, sıcak sularda bol plankton ve balık bulabilirler. Ayrıca bu sularda henüz yavru olduğu için ıstakozlarla, tuna balıkları koruma altında.

Palau Adasının Tarihçesine Göz Atarsak,

Bu coğrafyada değişik adalarda yaşayan kabileler sürekli savaş halinde imiş. Adalarına yaklaşan yabancılar görününce nöbetçi elindeki deniz kabuğu ile iki türlü ses çıkarırmış. Dost veya düşman. Dostlarını meyve ve çiçeklerle karşılarken, düşmanlarına hemen hazırlanıp saldırırlarmış.

Yıl 1543: İspanyol denizciler ilk kez bu coğrafyaya ulaştı.

Yıl 1700: Bir İngiliz gemisi Palau’da karaya oturdu.

Yıl 1710: İspanyol kaptan Francisco Padilla, Santissima Trinidad adlı gemisi ile Sansorol Adası’na ulaştı, yerlilerce iyi karşılandı. Ama daha sonra diğer adalarda ciddi saldırılara uğrayınca İspanyollar Palau’yu terk etmek zorunda kaldılar.

Yıl 1889: İspanyollar bu adaları nedense Almanlara sattılar. Almanlar hammadde gereksinimi nedeni ise fosfat madenini işletmeye başladılar. Hatta cevheri taşıyan gemilerin yolunu kısaltmak için “Alman Duvarı” denilen özel bir suyolu bile açtılar.

Yıl 1914: I. Dünya Savaşı’nda Japonlar tüm coğrafyayı ele geçirdi. Daha sonra çetin muharebeler ardından, Palau takımadaları ABD himayesine girdi.

Yıl 1994: Palau bağımsız bir ülke oldu.

Palau’da evlenme önemli bir ritüel değildir. Oysaki ilk çocuğun doğumu aile için çok çok önemli bir olaydır. Aileye yeni bir “can” katılmaktadır. Nesilden nesile geçen para boncuğunu (money bead) ailenin en yaşlı üyesi hamile gelin veya evin kızına törenle takar. Bu takı artık kesinlikle çıkarılmaz. Takıyı ancak ilk sahibi çıkarabilir.

Bu boncukların hangi malzemeden yapıldığı henüz tam bir açıklığa kavuşmamış. Komşu ülkelerden getirildiği sanılıyor. Müzelerde de bu para boncukları teşhir ediliyor. En ünlüleri Udoud ve Belgu.

Su Anası Gölleri

Dünyada 200 kadar deniz gölü bulunuyormuş. Bunların çoğu da Palau’da. Pleistosen jeolojik devirde oluşan bu göllerin beş adedi Mastigias – Papu alt türünden çok sayıda jölemsi naları içeriyor. Bu denizanalarının popüler bir diğer adı da “Karnabahar Deniz Anası”. Kapalı bir ekosistemde düşmanları da olmadığı için hızla çoğalan bu sevimli denizanaları daha sonra evrime uğrayarak korunmaya ihtiyaçları olmadığı için “çarpma ve zehirleme” özelliklerini kaybetmişler. Sarp ve ıssız bir adada bulunan Ongeim Tketau Gölüne doğru yola çıkıyoruz. Gölün boyutları (420×150 metre) derinliği ise 30 metre. Önce her biri oldukça yüksek inşa edilmiş 40–50 basamak çıkıp daha sonra da aynı sayıda basamağı iniyorsunuz. Bu gariplikler adasında yelpaze kuyruklugillerle, meyve kumrularının yaygaraları sessizliği bozuyor. Aslında her balık, her sürüngen, her bir salyangoz birer araştırma konusu. Acaba bu denizanaları göllere nasıl ulaştı. Bu konuda üç farklı teori bulunuyor.

1) Kuşlar ufak yavruları kanatlarının arasında göllere taşıdı

2) İç laguna bağlı kireçtaşı kayaçların arasındaki kanallardan göllere girmeyi başarmışlar. Büyüyünce okyanusa geri çıkamadılar.

3) İlk kez göl oluşurken onlar da içinde kalmışlar.

Kısa Kısa Palau

· Palau’da bariz bir Amerikan etkisi görünüyor. Zaten Amerikan Doları kullanılıyor. Herkes İngilizce konuşuyor. Eğitim İngilizce, ancak yaşlılar arasında Japonca ve İspanyolca bilenler varmış. Şişmanı bol, yerli halk televizyonlardan seyredip, bol bol kızarmış patates, hamburger ve kola’ya gönül verince, hareketli hayatlarını da terk edince, lüks arabalarla gezmeye başlayınca, ilkokul öğrencileri arasında bile çok sayıda şişko dikkati çekiyor.

· Türkiye’nin Palau Fahri Konsolosluğu’na Peleliu Eyalet Valisi Sayın Temmy Shmull atanmış.

· Palau’da arabaların önlerinde plaka bulunmuyor. Acaba bu bir tasarruf mu?

· Palau’nun ünlü kaya adaları Dünya UNESCO Miras Listesi’ne alınmış.

· İçinde hakiki bir yarasa ölüsü bulunan bir çeşit çorbaları varmış. Elbette ben görmek bile istemedim.

· “Halo Halo” olarak bilinen sütlü özel bir tatlıları var. Ben, şahsen çok sevdim. Üç gece üst üste sadece bunu yedim. İçinde anladığım kadarıyla süt, pirinç, Hindistan cevizi kremi, meyve ve parçalanmış buz bulunuyor. Deneyin.

· Halkı çok misafirperver ve güler yüzlü, hizmet sektöründe genelde Filipinliler çalışıyor. Nazikler ve biliyorlar ki, yılda 120 bin ziyaretçi gelmezse bu adalarda parasal sıkıntılar başlar.

· Palau ekonomisi başta turizm, tarım ve bir de ABD desteği ile ayakta duruyor.

· “Bais” köylerin halk meclislerinin toplandığı, geleneksel işlemeli ahşap yapılar. Bunları milli müze’de görebilirsiniz. Nyarachameyong Kültürel Merkezde bir grup gönüllünün gayreti ile yerel sanatları yaşatmaya çalışılıyor.

· Yollarda sık sık heyecanla sağa-sola koşuşan Hint tavuklarına rastlıyorsunuz.

· PNCC olarak bilinen postaneden bir telefon kartı alıp (10 USD) çok ucuza defalarca Türkiye’yi arayabilirsiniz. Ancak ses kalitesi pek iyi değil.

· Ollei Adası’nda Şili’nin ünlü Easter Adası’nda bulunan taştan yüz heykellerinin benzerleri bulunuyor.

· Palau, köpek balıklarını koruma altına alan ilk ülke olarak tarihe geçmiş. Bunu daha sonra Maldivler takip etmiş.

· Palau’da denize veya kumsala eliniz değecekse 100 USD verip özel bir kart almanız şart. Bu kart 10 gün için geçerli. Ayrıca ülkeden çıkarken havaalanında herkesten 50 USD ekolojinin korunması amacı ile toplanıyor. Bu amaçla alınan vergileri herkes seve seve öder.

· Adaların zengin çocuklarının devam ettiği şöhretli okulu “Community College” bir Amerikan kolejini andırıyor. Palau’nun tüm devlet başkanları bu okul mezunu imiş. Genellikle buradan mezun olanlar ABD’de ve bilhassa Hawaii’de üniversiteye devam ediyor.

· Nedense hediyelik eşyalar çok çok pahalı, basit bir Palau yazılı anahtarlık bile inanın 8 USD.

· Ziyaretimiz sırasında “Island Times” gazetesinde haberimiz çıktığı için, Ben, Selen ve Bilgehan o gün çok popülerdik, birçok adalı bizimle fotoğraf çektirdi.

· Nyerdok Gölü’nde yaşayan timsahlar koruma altına alınmış. Bu coğrafyada hem tatlı su hem de kısmen deniz suyunda yaşayan timsahlar geziniyor.

· Ngardman Şelalesi (yükseklik 2,7 metre) adaların en ünlüsü olarak biliniyor. Bu şelale bölgenin en yüksek dağı Ngerchlechuus’dan doğuyor.

· Evleri ve işyerlerini yollardan çok geriye inşa ettikleri için, her evin, her dükkânın önü geniş park alanı. Bu adalarda park etme zorluğu çekmiyorsunuz.

· Bu adalarda muhakkak bir “deniz turu” almanız gerekir. Elbette dalgıçlar için bu coğrafya tam bir “cennet”. Çok sayıda günümüze ulaşan gemi ve uçak batığı var. Dalgıçlar bu coğrafyaya gelince en az 10 gün kalıyorlar. Ama maske ve şnorkel ile de deniz altını seyretmek mümkün. Sabah 9 gibi yola çıkılıyor. Üç ayrı mola sırasında Drop off, Cementery ve Gökkuşağı olarak anılan mercan kayalıkları boyunca denize atlanıp, mercan duvarlarına paralel yüzülüyor. Yalçın kayalıklar kaya adalarına dimdik tırmanıyor.

· Filmlerde hayranlıkla izlediğimiz gibi kum plajlı ufacık bir adada yemek molası veriliyor. Yolcular için hazırladıkları yemek paketleri dağıtılıyor. Yanında da soğuk çay ikram ediliyor. Daha sonra uzun uzun anlattığım “Ongeim Su Anası Gölü” ziyaret ediliyor. Bir de “Milky Way” olarak anılan adalar arasında sığ bir kumsala motorlar uğruyor. Buradaki çamuru vücudumuza ve yüzümüze iyice sürüyoruz. Güya en az 10 yaş gençleştiriyormuş! Ama buradaki su anaları ayaklarımıza dokununca yakıyor. Çift motorlu sürat teknemizle eflatun renkli sahile dönüyoruz. Ama dikkat edin bir günde bile fark etmeden güneş çok yakıyor. Ben günlerce kendime gelemedim ve tüm vücudum soyuldu.

Ertesi gün araba kiralayıp Babeldoab Adası’nı keşfetmeye niyetliyiz. Arka arkaya eyaletleri aşıyoruz. Önce çok sayıda maymuna ev sahipliği yapan Airai, sonra sırası ile Ngehesar, Melekeok eyaletleri. Devlet Başkanının çalışma sarayı Kapitol, Washington DC’deki Beyaz Saray’ı andırıyor. Tek başına bir tepede inşa edilmiş. Elbette çok etkileyici. Binanın civarında tek bir polis bile yok. Bir de bizdeki koruma sistemini hatırlayın. Yağmurlu mevsim olduğundan sık sık sağanaklarla karşılaşıyoruz. Fakir bir aile bir parça toprağa mısır ekmiş. Bahçedeki ipte ise rengârenk çamaşırlar sallanıyor. Melekeak Sahilleri’nde mercanların kıyısında ufak, sevimli bir kahvede oturuyoruz. Sessizlik hakim. Daha sonra Ngiwal, Ngaraand ve Ngardmaa eyaletlerinden geçerek Başkent Koror’a geri dönüyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir