Omo Vadisi

Omo Vadisi’nde İlginç Bir Yolculuk

Harel Dağları’nı yanımıza alıp Rift Vadisi boyunca ilerliyoruz. Yol genelde asfalt ve düz.

Bu savan coğrafyasında sarı bidonlarla nehirden su taşıyan insan ve eşekler, şemsiye ağaçları, artık bir ağaca dönüşmüş dev kaktüsler, gat toptancıları, yiyecek bekleyen babunlar bize yolda eşlik ediyor.

Bir ara bir yerel pazarda duruyoruz.

Etrafımız sarılıyor.

Bir anne ile baba kucaklarındaki çocuklarını gezi arkadaşlarımız Pakize ile Ayşin’e 20 avroya satmaya çalışıyor. “Alın götürün” diyorlar. Çocuk ağlıyor, sanki durumu anlamış gibi.

Öğlen yemeğimiz bu kez peynir ve yumurtalı sandviç ile muz idi.

İnekler sıska, eşekler sıska, keçiler sıska, insanlar da sıska. Kısacası bu coğrafyada şişman yok.

Dorze Köyü, Chamo Gölü tekne gezisi ve aşırı sıcak!

Babun ve yabani domuzların eşliğinde göl manzaralı kahvaltımızı alıyoruz. Bugün dağlık bölgede yaşıyan Dorzeleri ziyaret edeceğiz… 12 Dorze Köyü’nde toplam 7800 kişi yaşıyor. Guge Dağları’nın yamaçlarında Dorzeler teraslar oluşturarak tütün, baharat, yulaf, elma ve yalancı muz yetiştiriyorlar. Ancak esas meslekleri “dokumacılık”. Pamuğu pazardan satın alıp hanımları iplik haline getiriyor, erkekleri ise tezgâhlarda dokuyup şapka, kumaş, şal, eşarp ve kilim üretiyorlar. Devlet her 18 yaşına basan vatandaşına ücretsiz 175 metrekare arazi veriyormuş. Ancak bu ülkede arazi sadece devlete ait ve mirasla çocuklarına geçemiyor.

Rehberimizin adı “Geta”. Kıvırcık saçları ile tipik bir “rasta”. Yalancı muzun hem yapraklarından hem de gövdesinden istifade ediyorlar. Liflerinden ise iplik hazırlanıyor. Yapraklarını hayvanlar yiyor. Gövdesini iyice ezip havasız ortamda 3 ay bekletince peynire benzeyen bir ürün oluşuyor. Onu da hamur yapıp saçta kızartıp bal ya da acı sosla yiyorlar.

Zamanında dedeleri bu bölgedeki filleri avlarmış. Şimdi evlerini fil başı şeklinde inşa ederek belki de günah çıkartıyorlar. Bambudan evleri çok yüksek (12 metre) çünkü ufacık kırmızı karıncalar bunları hızla öğütüyormuş. Evlerinin içinde örümcek besliyorlar ki örümcek bu karıncaları avlasın diye! Gerekince 60 dorze genci evi daha sağlam başka bir araziye taşıyormuş. Yine de evlerin ömrü 120 yıl kadar sürüyormuş. Ne de olsa bambu dünyanın en sağlam yapı elemanı.

Çiğ etin yanında araki içiyorlar. Arkadaşlar da denedi. Sert bir içki. Buğday, anason, beyaz mısır ve sarımsaktan hazırlıyorlarmış. Dönüşte kalça hareketleri ağırlıklı ilginç dorze dansını yollarda çocuklar başarı ile uyguluyorlar. Çok farklı bir dans türü.

Yemekten sonra Chamo Gölü’nde tekne gezintisine gidiyoruz. Sazlıklarda daima farklı su kuşlarına rastlamak mümkün… Suyun olduğu coğrafyada yaşam devam eder. Sahilde ağzı açık yatan uzun timsahlar ve arada bir kafasını çıkartan bir su aygırına rastlıyoruz.

Ballı içkiler, mavi kuşlar, şemsiye ağaçları, koşuşan çocuklar, işte Güney Etiyopya!

Sessiz bir doğa…

Huzurlu bir ortam…

Bir gecenin daha sonu…

Arba Minch gezintisi – Animist Konsolar – Key-hfer Pazarı ziyareti, kıpkızıl bir yolculuk.

Konso Kabilesi yükseklerde yaşıyor, çalışkanlar, tarım ve hayvancılıkla geçiniyorlar. Konsoların 9 klanı köylerinde karışık olarak yaşıyormuş.

Tarımda devrim yaratıp verimsiz tepe ve vadilere teraslar yaparak yeşillendirmişler ve böylece bölgeye yağmuru getirmişler. Bu üretkenlikleri ve çalışkanlıkları ile 2013 yılında Unesco Dünya Kültür mirasına dâhil olmuşlar. Çoğu animist ancak bir bölümü protestan ve Ortodoks dinini kabul etmiş.

Biz konsoların “Amole” köyünü ziyaret ettik. Baş kentleri ise “Konso”. Birer sanat eseri olan “waga” diye anılan ürkütücü tahta oyma mezar totemleri çalınmaya başlanınca müzelerde korunma altına alınmış. Rehberimizin adı “Tesfay” yani “Ümit”.

Animist toplum atalarına ve yaşlılarına hürmet eder. Onları üzmek istemez çünkü ruhlarının geri dönüp evdekileri rahatsız edeceğine inanırlar. Cenaze törenleri önemlidir. Mezarların ihtişamı da önemlidir. Örneğin şefleri ölünce kokacağı için mide ile bağırsaklarını çıkarıp bir çeşit mumya hazırlayıp saklarlar ve ancak 9 yıl, 9 ay, 9 hafta, 9 gün ve 9 saat sonra şeflerini büyük bir törenle toprağa verirler.

Köyde yürüyoruz, ufak çocuklara para ve hediye vermemizi istemiyorlar çünkü dilenmeye alışıp okula gitmiyorlarmış. Köyde sokaklar dar ve taş duvarlarla sınırlanmış.Böylece köye hırsız ve düşmanların girmesini önlüyorlarmış.

Köy evinde 12 yaşından büyük bekar erkek çocukları ve misafirler kalıyorlar. Bu çocuklar köyü yangın ve diğer tehlikelerden koruyor. Eşi hamile olan erkekler de yaramazlık yapmasın diye çocukları doğana kadar burada yatıyor. Etrafı çitlerle çevrili olan köy evinde bir gölgelik, bir mutfak, bir yatak odası ve bir de kiler bulunmakta.

Kahveyi satıp kabuklarını farklı baharatlarla pişirip kendileri içiyor ayrıca köyün erkeklerinin toplanıp yerel birayı yudumladığı kahve benzeri özel mekânlar göze çarpıyor.

Köyün ana meydanındaki 60 kilogram ağırlığındaki oval taşı evlenmek isteyen delikanlılar kaldırıp omuzunun üstünden atmak zorunda… Yemin taşının önünde ise şüpheli kişi köyün şefinin huzurunda suçsuz olduğuna dair yemin edermiş.

“Nesil ağacı” (Generation Tree) çok sayıda koparılmış ağaç kütüğünden oluşuyor. Her kütük bir nesil olarak kabul edilen 18 yılı temsil ediyor. Böylece köyün yaşı ortaya çıkıyor.

Key-hfer (kızıl toprak) pazar yerinde fotoğraf çekmek pek öyle kolay değil! Önce fotoğrafını çekmek istediğiniz şahısla pazarlık etmek gerekiyor. Pazarda Tsemay ile Benna kabileleri ile karşılaşıyoruz. Giysileri, takıları ve davranışlarıyla sahiden çok farklılar. Benna erkekleri küpeli ve boyalı. Gayet havalı. Aşağı Omo vadisinde 20’ye yakın kabile var. Omo Nehri neticede Turkana gölüne dökülüyor. Güney Sudan sınırına yakın Turmi’de Buska Lodge’a ulaşıyoruz. Şu anda gezimizin en güney noktadasındayız.

Ve bir gecenin daha sonu!

İşte Mursiler ve Tarih öncesine bir yolculuk,

Araçlarımızla Mogo Millî Parkı’na giriyoruz. Aslında ismi dışında pek ortada millî park kalmamış. Bu bölge meğerse şeker kamışı ekimine açılıyormuş. Onlarca iş makinesi ve kamyon sürekli hareket halinde. Başaran hayvanlar komşu Gambella Millî Parkı’na kaçabilmiş. Kaçamayanlar yolda ölüsünü gördüğümüz ufacık dig-dig gibi yollarda eziliyor. Dönüşümüzde etrafına akbabalar toplanmıştı. Akbabalar doğanın çöp toplayıcısıdır. Ama buna rağmen yolun kenarında yatan bir leopar gördük. Onun da sonu hiç iyi değil.

Mursilerin ortalama nüfusu 6 bin civarı. Maso ile Omo nehirlerinin buluştuğu alçak topraklarda kavurucu bir sıcak altında hayvancılık ve tarımla uğraşarak yaşamlarını ve geleneklerini korumaya çalışıyorlar. Bu göçmen kabile yağışlı ve kurak mevsimlerde nehrin çekilmesine paralel olarak yer değiştiriyor.

Yol boyunca ormanlık alanlar maalesef yakılmış. Böylece hayvanları için taze ot elde etmeye çalışıyorlar ama bu arada eko-sistem de yok ediliyor. Binlerce böcek, hayvan ve faydalı organizma yanıyor.

Yağışlı mevsim olan Eylül ayında hasat aldıktan sonra Mursiler bir şenlik yapıyorlar. Evlenmek isteyen delikanlı elindeki sopa ile diğeri pes edene kadar dövüşüyormuş. Sonra devlet şiddet içeren bu uygulamayı yasaklamış. Vücutları beyaz çizgili çocuklar ve sırım gibi bedenleri ile mursi erkekleri hemen hemen çıplak. Hanımların göğüsleri de ortada. Meğerse mursiler bizler gibi üstlerine kıyafet giyenlere bu yükü niye taşıyorlar diye şaşarlarmış. Yanlarında köpekleri eksik olmuyor. Mursiler aslında cengaver ve agresif bir toplum. Hayvan hırsızlığı veya kız kaçırma kabileler arası bir savaş nedeni oluyor. Ellerinden kalaşnikof ve AK47 eksik olmuyor. Düşmanını öldüren Mursi bugün bile kahraman kabul edilir.

Ziyaret için bir grup gelince koni şeklindeki sazdan kulübeleri önünde toplanıp bir sıra oluşturuyorlar. Daha süslü ve ilginç olan 20 adet kadın, 20 kadar erkek fotoğraf için seçiliyor. Hediyesi 80 dolar civarı. Bu para karşılığı onlarla 10 dakika kadar fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Aslında bir mursi köyünü ziyarete ortalama günde 3 grup gelse bu bir günde 300 dolar eder. Etiyopya standartlarında iyi para! Bu parayı yiyecek, tarım aleti ve hayvan satın almak için kullanıyorlarmış. Daha sonra bir tanesi ile özel kişisel fotoğraf çekeyim derseniz, hediyesi 10-20 bıır.

Bu kabilenin en büyük özelliği kulaklarına ve dudaklarına taktıkları “levi” denen kilden tabaklar. Bize ne kadar itici ve tuhaf görünse de bu tabaklar sosyal statü ve bir çeşit zenginlik göstergesi. 12 yaşına ulaşan her mursi kızının iri bir dikenle kulağı deliniyor. 20 yaşına gelen kızın ise öndeki 4 dişi çekiliyor. Sonra dudağı kesiliyor ve yaranın kapanması bir odun parçası ile önleniyor. Genç kız kendi hazırladığı tabağı uzayan dudağına yerleştiriyor. Tabağın büyüklüğü gittikçe artırılıyor. Sonunda tabak 6cm çapına kadar ulaşıyor. Tabağın boyutu büyüdükçe genç kadının başlık parası da artıyor.

Bu bölgeye yakın yaşayan Bodi Kabilesi’nde her ailenin seçtiği bir bekâr çocuk bal-süt ve hayvan kanı ile beslenirmiş. Sonra bu çocuklar tek tek tartılırmış. Birinci gelen aile onurlandırılırmış.

Safari parkının terasında otururken bir bağrışma, bir tezahürat duydum. “Nedir?” diye sordum; “müsabaka var” dediler. Bakayım belki ilginç pozlar yakalarım diye elimde fotoğraf makinem bir garsonla beraber yola koyulduk. Dereye geldik. Köprü yok. Ayakkabılar elde karşıya çıplak ayak geçtik. Meğer stadyumda bir lig maçı oynanıyormuş. Tribünlerin önünden yürüyünce herkes orada tek beyaz olan bana bağırmaya başladı! Bazıları taş gösteriyor, bazıları ise ayakkabı gösteriyor. Ne söylediklerini anlamıyorum. “Beni linç mi edecekler acaba” diye korktum! Futbol seyircisi cidden tehlikelidir. Ne de olsa Romalılarda olduğu gibi içlerindeki şiddet ve kötülüğü buralarda sergiliyorlar. Ben de havayı yumuşatmak için orada şöyle bir dans ettim, onlar tekrar maça konsantre olunca hemen kaçtım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir