Newfoundland – Labrador Eyaleti ve St John’s ile Deer Lake

Son akşamı kısa tatilin

Okyanusun kıyısında duruyoruz;

bulutlar birikiyor ufkun üstünde,

büyük daireler çiziyor martılar.

“Gel artık”,  diyorsun, “gün bitti”

ve ansızın geri geliyor

uçsuz bucaksız ovaları Kanada’nın,

insanın tenini yakan soğuk,

donmuş küçük göl uzakta

ve ahşap verandada duran kadın,

elindeki feneri sallayarak çağıran

kanatlı buz patenlerinin üstünde

hayatı sonsuz sanan çocukları

Bu şiiri ben yazmadım, ama doğrusu şairini de bulmadım. Kendisinden özür dilerim.

Halifax’tan ufakça bir uçakla kuzeye doğru havalanıyoruz. Air Canada ikram konusunda çok cimri. Sadece, o da lütfen tek bir içecek veriyorlar. Oysa uçuş neredeyse iki saat, yanında bir kurabiye bile yok.

Kanada,  Rusya’dan sonra dünyanın en çok araziye sahip ikinci ülkesi. Kilometre kareye üç kişi düşüyor. Elbette ülkenin kuzeyine gidildikçe bu oran iyice düşüyor. Zaten Kanadalıların % 75’i ABD sınırına yakın,  Lawrence Irmağı ve göller yöresine yerleşmiş. Kanada’nın bir ucundan diğer ucuna uçakla tam 8 saat sürüyor.

Uçak yalpalayarak St. John’s Havalimanına iniyor. Bu arada şaşırmayın, karıştırmayın. Kanada’da “Saint John” diye New Brunswick eyaletinde bir yerleşim daha var. Burası ise “St John’s”.  Havaalanı tabelasında ikisini arka arkaya görünce bir mana verememiştim.

Çam ormanları ile kaplı yeşil bir örtü yolculara “hoş geldiniz” diyor.   St. John’s ayrıca Kuzey Amerika’da İngilizlerin kurduğu en eski kent. Airbnb kanalı ile bulduğum eve taksi ile gidiyorum. Ev sahibim İranlı Aydın,  Aydın’ın anne babası Türk kökenli imiş. Aydın anlamasın diye aralarında Türkçe konuşuyorlarmış.  Doğrusu bana her konuda yardımcı oldu.  Apartman zilindeki isimlerin tamamı “yabancı.” Belli ki, üniversite öğrencileri !    

St. John’s’u ekonomik olarak ayakta tutan, New Foundland Memorial (mun) Üniversitesi öğrencileri, akademisyenleri ve personeli.

St. John’s eylülden hazirana kadar tamamen “kar altında.” Ama daha önemlisi dünyanın en çok rüzgar alan üçüncü kenti. Her an hava şaşırtıyor, güneş, rüzgar ve sis yer değiştiriyor. Ama sert rüzgarın meğer bir de yararı varmış. O da bölgede  sık görülen “Sivrisinekleri uzaklaştırmak.”

St. John’s yeşille bütünleşmiş, dağınık bir kent,  evlerin çoğu tek katlı ve bahçeli. Araba bol, alışveriş merkezlerinin park yerleri maşallah kocaman araçlarla dolu. Yine şişman ve yaşlılar çoğunlukta. Vallahi spor da yapmıyor değiller.  Ama engelli ve yaşlılara her yerde öncelik sağlanıyor, daha doğrusu yaşanmış yaşa saygı var. Hani bir zamanlar dekanımız Cengiz Kuzu “bana artık zamanının geldi, emekli oldun, evine git ölümü bekle” dedi ya !  

“Signal Tepesi” aynı zamanda bu tarihi limanın başlangıcı. Kanada’nın en doğu noktası. “Cape Spear feneri” de,  “Cabot Tower” olarak anılan yuvarlak,  tuhaf şekilli kule de hepsi burada. Tepeden balinaları da seyredebilirsiniz,  aman rüzgara dikkat. Çok sayıda ziyaretçi balinaları denizde ararken kendini uçurumun dibinde bulmuş.

“Sinyal” adı da nereden geliyor diyeceksiniz. Efendim radyonun mucidi İtalyan G. Marconi ilk kablosuz mors sinyalleri 12 Aralık 1901’de burada resmen  kayda almış. Çift ikiz kuleli St. John’s Bazilikası 46 metre yüksekliğinde tamamen taş bir bina ve yeni gotik tarzında ve  latin hacı şeklinde.

Şehirde ulaşım uzun otobüslerle sağlanmış. Sistem kurulmuş ve işliyor.  Ama otobüse binerken bozuk olarak 2,5 dolarınız elinizde olmalı !

Kentin en hareketli caddesi rıhtıma paralel olan “Water Street”. Siyaha boyalı publar, kahveler, butikler, istakoz sunan lokantalar ve oyun salonları hepsi burada. Defalarca bu caddeyi arşınladım.

Gelelim, Kidi – Vidi’ye,

Bu ismin kökenini sordum kimseden ciddi bir cevap alamadım. Bir balıkçı köyü imiş. Bugün ise çok sayıda su kuşu ve ördeği ile su kenarında sevimli bir park. Dar bir kanalla Kidi-Vidi Gölüne bağlanıyor. Halk gölün çevresinde dolaşıyor, spor yapıyor, koşuyor. Her sene o gün hava müsaade ederse 7 Ağustos’ta geleneksel “Regatta” yarışı burada gerçekleşiyor. Hanımlardan oluşan 6-7 kişilik ekipler kürek çekip tüm güçleri ile yarışıyor. St. Johns’a özel bir karnaval yaşanıyor.

Bir de Kidi-Vidi Birası var. Kışın sıcak tutsun diye alkolü daha yüksek siyah bira, yazın ise beyaz bira üretiliyormuş. Sahildeki özel bir imalathanede hazırlanıyor ve yine sadece orada cam şişelerde satılıyor.

Ve Deer Lake Doğru 12 Saat Otobüs Yolculuğu

St. John’s’dan her sabah 8’de,  5 o’clock Lodge olarak anılan bir bardan “DRL” otobüs şirketinin upuzun bir otobüsü hareket ediyor. Ücreti, yolda yaşları epey ilerlemiş hostes hanımlar topluyor. Halifax – Deer Lake arası tam 90 Kanada Doları. Beklerken tüm saatlerin 5’i gösterdiği bu lodge’da zevkle kahvemi yudumluyorum, otobüste en fazla 20 yolcu oluyor. Sık sık benzin istasyonlarında veya farklı noktalarda yolcu alıp bırakıyor. Goobies, Claronville, Gander istikametinde ilerliyoruz. Hatta Gander Havaalanına bile uğradık. Otobüste wi-fi veya herhangi bir ikram yok. Sadece ekranda alt yazılı bir film dönüyor, o da insanı zaten yoruyor.

Yaşlı, sempatik ve şişman Debbie arada bize mola yeri ve kalkış sürelerini anons ediyor. Beni nedense çok  sevdi “otobüsten inme,  gece burada uyursun” bile dedi.

Yaz olduğu için ana yollarda sık sık bakım çalışmaları var, bekliyoruz. Ama asfalt kalitesi çok iyi, zaten kış şartlarına dayanmalı.  İki tır çarpıştığı için 40 dakika kadar durduk. Yol dümdüz, manzara hep aynı, göller, akarsular ve bol çam ormanı. Hava sık sık değişiyor. Sağanak yağmur, sis ve ardından güneş.

Otobüste bir üniversite öğrencisi ile sohbet ediyoruz. Mutluluk ufak detaylardadır, seyahat etmek ve bilgiyi paylaşmaktır diyorum.

“Ne kadar, nereye kadar alışveriş yapacaksın.” diye soruyorum. “Şimdi utandım” diyor genç. “Gardırobum kullanmadığım,  hatta unuttuğum onlarca giysi ile dolu. Şimdi eve gidince onları ilgili kuruluşlara dağıtacağım” diye ilave ediyor.

Nihayet Deer Lake’a varıyoruz. Bir taksi ile Airbnb kanalı ile bulduğum eve gidiyorum. Ev sahibi arka kapıyı açık bırakmış. Koskoca iki katlı bahçeli bir ev. Önce evi keşfediyorum, mutfakta kahvemi yapıyorum. Morgan adlı genç ev sahibini ancak son anda gördüm. Bana pek samimi gelmedi. “Sırf para düşünüyor olmalı diye tahminde bulundum.”  

Deer Lake, dağınık bir yerleşim. Burada her kişinin kocaman bir jipi var, kimse yürümüyor. Yürüyenlere de tuhaf ve şüphe ile bakıyorlar. Herhalde uzun süren kış şartlarına uygun araçlar almışlar. Ama hangi işyerine gitsem kapısı “kapalı.” Kimse sanki çalışmıyor. Kütüphaneye gittim, haftada sadece 6 saat açık !

Evler sanki birer maket, önleri çim, arkaları da çim,  farklı çiçek kompozisyonları ile bahçelerini süslemişler. Deer Lake aynı zamanda bir kavşak ve sporcularım buluşma coğrafyası. Özellikle dağcıların hareket noktası.

Buraya ilk ulaşan Avrupalılar boynuzlu “Woodland Caribou” göl kenarında görüp “ bildiğimiz geyik sanmışlar. Woodland Caribou soğuk iklimde yaşayan uzun yolculuk yapabilen dişi ve erkeği boynuzlu iri özel bir geyik türü. Boynuzları her gün 25 santimetre uzuyor.

Deer Lake kıyısında olan kasaba aynı zamanda Humber Nehrinin  üst bölümünde yer alıyor. Göl kenarında uzun bir plaj da bulunuyor ama itiraf edeyim, pek yüzen görmedim. Acaba ne zaman bu soğukta suya giriyorlar ki ?  

Yörenin en önemli tesisi “Deer Lake Hidroelektrik Santrali” bu tesis tüm eyalete, sanayi tesislerine ve kentlere 1924’ten beri elektrik temin ediyor.

Bu yöre sahip olduğu flora ve faunayı korunma çabasında, kuşlar, balıklar,  moose, caribou,  siyah ayı gibi. Ayrıca bu coğrafya böcek koleksiyoncularının buluşma noktası imiş. Böcek müzesi de var.

Ve bir fıkra: St John’s da müşteri lokantada listeyi inceledikten sonra garsona çağırıp sorar

-Taze balık var mı ?

-Vallahi bir şey diyememeyeceğim, ben restorana geleli henüz bir hafta oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir